SELEUCIA PİERİA - SAMANDAĞ


Esa
11.3.2012

SELEUCIA PİERİA VE SAMANDAĞ

 

Samandağ ın 5 Km. kuzeyinde denize hâkim yamaçlarda M.Ö. 300 yıllarında Seleukos Nikator tarafından kurulan ve kurucusunun adı ile anılan şehirdir. Şehir eski medeniyetlerin kent kurma stratejisine göre aşağı kent ve ve yukarı kent olarak iki parça halindedir. Musa Dağı’nın denize uzandığı yüksek bir sırttan limana kadar uzanan bir alan üzerinde kurulmuştur. Limandan yukarıdaki şehre kadar uzanan şehri koruyan surların çok büyük bir bölümü yıkılmış durumdadır. Yukarı şehir limana ve aşağı kente çok hâkim bir tepe üzerindedir.  Limanın hemen yanındaki kıyıdan tepeye doğru yükselen korunmaya müsati bie tepe üzerinde inşa edilmiştir. Kıyı kentinden kalan çok sayıda yıkıntı şehrin şaşalı günlerini haber vermeye devam etmektedir. Seleucia kenti önemini çok önemli bir yerde kurulmuş olmasına borçludur. Yüzyıllar boyunca Antakya'nın kilit limanı olma özelliğini korumuştur. Seleucia Makedonyalılar tarafından kurulmuş olmasına rağmen doğu inançlarını benimsemiş, 526 yılındaki depremden sonra kendine gelememiş Pers ve Arap istilalarıyla tarih sahnesinden silinmiştir.

Seleucia Pieria'nın Kurulması

Issos Savaşında Darıus'u yenen İskender ve Hindistana kadar ilerleyen İskender çok kısa bir süre sonra, arkasından varis bırakamadan öldü. Bu yüzden devlet, generalleri tarafından paylaşıldı. Bu generallerin genel adı olan diadokilerden biri olan Selevkos, Balkanlar'dan Hindistan'a kadar olan bölümü aldı. MÖ 320 yılında yapılan bu bölünmeye Triparadisus Bölünmesi denir. Ama Perdikkas'ın altında MÖ 323 yılına kadar "Kamp Kumandanı" olan Selevkos, Perdikkas'tan sonra gelen hükümdarın öldürülmesine yardım etmiş, Babil'in elde tutulmasını sağlamış ve hükümdarlığını zalimce genişletmiştir. ( https://tr.wikipedia.org/wiki/Selevkos_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu)

İ.Ö 312 yılında İpsos'ta meydana gelen çarpışmada Anadolu’da büyük karışıklığa neden olan Antigonos savaş meydanında öldürülür. Bu çarpışmada Seleucos’un Hindistan’dan getirdiği savaş filleri önemli rol oynadılar. Bu önemli çarpışmadan sonra Seleucos Anadolu’dan Hindistan’a kadar olan bölgede İskender’in mirasına konmuş oluyordu. İpsos savaşı sırasında Seleucos’un yönetim merkezi Tigris (Dicle) kenarındaki Seleucia, Antigonos'un yönetim merkezi ise Antakya'nın 8 km. kadar kuzeyindeki Antigonia isimli kentlerdi. İSMAİL ZUBARİ,https://www.angelfire.com/sd/samandag/yenitarih2.html

    Seleucos akıllı, enerjili, müstesna bir askerdi. Doğu seferi sonunda “Nicator” (Muzaffer) unvanını alan Seleucos devletin yönetim yerini Dicle üzerindeki Seleucia’dan Orantes (Asi) yakınındaki Seleucia’yı kurarak buraya taşır. Bundan kısa bir süre sonra Antiochia'yı kuran Seleucos, Seleucia Pieria'yı her zaman başkent olarak görmüştür.   Samandağ, M.Ö. 310'da Selefkiler'in kurucu kralı Seleucos I. Nikador'un Pieria Seleucia adıyla kurduğu bir liman kentidir. Seleucos, 312'de rakibi Antigonos'u yenip Seleucides Devleti'ni kurmuş, daha sonraları Antiocheia bu devletin başkenti olunca, Pierria-Seleucia'da bölgenin en önemli limanı durumuna gelmiştir.


 Yukarı Selecuıa


Dış liman

 
Seleucia Pieria, Şehri ve Limanı

Bu amaçla Akdeniz’in en güzel limanlarından biri olan Seleucia Pieria’nın bulunduğu yer, topoğrafyası, deniz ulaşımına açık oluşu, zapdedilmesi zor bir akropole sahip olması gibi özellikleri nedeniyle uygun bulundu ve İ.Ö. 300 yılı nisan ayında Seleucia Pieria (bugün Antakyanın kazası olan Samandağ, daha eski ismi ile Süveydiye) başkent olarak kuruldu. Krallığın yönetimi Tigris (Dicle) kenarındaki Selaucia'dan, deniz kenarındaki Seleucia'ya taşındı.

Seleucia Pieria başkent olur. Al-Mina ve Sabuni'nin sakinleri buraya taşınır. Fakat çok geçmeden buranın çok güvenli olmadığı anlaşılır. Çünkü Seleucia Pieria deniz kenarında kurulmuştu ve gelebilecek deniz saldırılarına karşı açıktı. Ayrıca Seleucos'un kendine ait bir donanması yoktu. Seleucos Nicator kısa bir süre sonra babasının ismini taşıyan Antiochia (Antakya)'yı kurar. Yönetim merkezi yeni kurulan bu şehre taşınır.

Yukarı şehir ve aşağı şehir olarak adlandırılan bu bölümler şehrin kurulduğu bölgedeki arazi yapısı bunu mecburi kılıyordu. Yukarı şehir dağın üst yamacında yer alıyordu. (Bugün Kapısuyu köyünün bulunduğu bölge) Denizden yaklaşık 30 metre yüksekliğinde imalathaneler, mabetler ve resmi binalar burada kurulmuştu. Dağın güney-batı tarafında dik kayalıklar şehri aşağıdaki bölümden ayırıyordu. Aşağı şehirle buradaki bağlantıyı dik kayalıklara oyulmuş ve 7-8 kişinin yanyana yürüyebileceği muazzam merdivenler sağlıyordu. (Merdivenler hala sapa sağlam durmaktadır ve görülebilecek durumdadır. Merdivenden biraz önce sol tarafta kayanın içine oyularak yapılan, bekçi odası olarak kullanılmış olması muhtemel bir mağara vardır. Burası daha sonra rahiplerin oturduğu yer olarak kullanılmıştır.)

    Aşağı şehir liman çevresinde kurulmuştu. Liman tesisleri yanında pazar, çarşı, dükkanlar ve zanaatkarlar burada bulunmaktadır. Aynı zamanda büyük bir hamam ve küçük bir tiyatro yer almaktadır. Burası şehrin en canlı en hareketli yeridir. İhracat ve ithalat merkezi olduğu için büyük depolar, ayrıca gemi onarımı için küçük bir tersane inşa edilmişti. Teraslarda zemini mozaikle kaplı lüks Roma villaları yer alıyordu. Şehrin surları içinde yer alan liman bir boğaz ile denize bağlıydı.

    Aşağı şehirle, yukarı şehir arasında bulunan kapı dahilen iki burçla dar bir geçidi ihtiva etmektedir. Bunu burcun kalan izlerinden anlamak mümkündür. Surun kalınlığı 4 metre'dir. Şehrin tamamı bir surla çevrilidir. Bu surun uzunluğu 12.5 km.’yi bulur. Bu duvarlardan günümüze çok az bir kısmı kalmıştır. Bazı yerlerde kalıntı izleri durmasına rağmen duvarın büyük bölümünü oluşturan taşlar eski evlerde kullanıldığından bugün sadece izi kalmıştır. Uzaktan bakıldığında rahatlıkla sur izleri görülebilmektedir. Çevre duvarları içerisinde kalan liman 16 hektardır. (160 dönüm)

    Şehrin 3 büyük kapısı vardır. En güneydeki kapı şehrin pazar kapısı olarak adlandırılmış, surların dibindeki kapı orta kapısı olarak kullanılmıştır. Bu kapı surların dibindeki kapı olarak Bab el- Kils (kireç kapısı) ve kral kapısı olarak bilindiğine dair görüşler vardır. Şehrin içinden geçen suyun surlardan çıktığı yerdeki kapıya Bab el-Mina (liman kapısı) denmektedir. Bu kapının pazar kapısı gibi şimdi yıkılmış olan iki büyük kulesi vardı. Biraz daha kuzeyde üçüncü bir kule inşa edilmiş ve şehrin iç tarafında uzun bir yapı savunma için yapılmıştır. Yukarı şehrin uzun duvarında yalnız bir kapı (Bab el-hava) yapılmıştır. El Kabusiye ( Kapısuyu ) köyüne giden yol buradan başlamaktadır.

         Kuzey-doğu şehir duvarından ayrılan çapraz şeklindeki duvar şehrin içine doğru kıvrılmış ve orada kesilmiştir. Şehir duvarı batıdaki suya kadar gelir, öbür uçtan devam edip limana kadar ulaşır ve orada son bulur. Bu liman şimdi Minat el- Atiga (eski liman) ve Minat el-Cedide (yeni liman) denilen yerden dış limana açılır. Kanal kuzeyde kalenin duvarları, güneyde liman duvarlarıyla korunmuştur. Boğazın denize açılan yerinde iki bekçi evi yapılmıştır. Güneydeki bekçi evi kalenin içinde 3x12 metre büyüklüğünde bir oda şeklindedir. Limanın doğu tarafındaki eski liman, duvar izleriyle tespit edilmiştir. Limandan denize bir kanalın gittiği, kanalın etrafındaki sıra kulelerle tespit edilmiştir. Dış binanın genişliği 130-140 metre olarak saptanmıştır. Güneydeki iskele 100 metre uzunlukta 9 metre genişlikte olup yapısını kısmen koruyabilmiştir.

    Kanalın üzerindeki bir köprüden tünel ağzına yakın bir yerden batı Nekrapoline (Mezarlık) geçilir. Yakınlarında uzun bir yeraltı su tüneli dağdan kıvrılarak geçer. Tünel ağzının 200 metre kadar güneyinde hanedan üyelerinin gömüldüğü taş mezarlar (şimdiki Beşikli Mağara) vardır. Bu mezarlara aynı zamanda “kral mezarları” da denmektedir.Pazar kapısının 500 adım güneyinde büyük bir kare şeklindeki düzlük bir agorayı* andırır. Burası eskiden limanın bir bölümü de olabilir.

ROMALILAR DÖNEMİNDE SELEUCEİA VE TİTUS TÜNELİNİN İNŞASI

İ.Ö.64 yılında Seleucoslar krallığı’na son verip bölgeyi İmparatorluğa katan Romalılar için Seleucia Pieria önemini korumaya devam etmiştir . Çok ilgi çeken bir liman olduğundan hellenistik dönemden beri diğer şehirlerle olan ilişkileri sürmüştür .  Pavlos ile Barbanas misyonerlik gezisine çıktıkları zaman sonraları Petros'un sekreteri ve yoldaşı olacak olan Markos'ta onlara eşlik ediyordu. Hareket noktaları yine Seleucia idi.

Seleucia'nın kurulmuş olduğu dağın ortasından geçen sular geniş ve derin üç yarık açmışlardır. Bunlardan ikisi şehir surlarının dışındadır. Suların açtığı üçüncü yarık şehrin ortasından geçmektedir. Buradan doğan su kaynağı yarığı takip ederek tünellerden geçer ve denize kavuşur. Bu kaynak günümüzde dağ eteklerindeki bahçelerin sulanmasında değerlendirilmektedir. Suyun bollaştığı dönemlerde çevreye zarar vermemesi için çıkış yerinden 1330 metre batıda bir tünel açmak ihtiyacı doğmuştur. Tünelin üst tarafındaki yapı bir barajdır. Liman kirlenipte temizlenmediği zaman yukarıdan gelen suları durdurmaya yaramıştır. Böylece suyun düzenli bir şekilde kanala ulaşması sağlanmıştır. Su biraz batıdaki dönemeçten sonra ani bir dönüşle Çevlik köyüne ulaşır.

    Şehir için çok önemli olan limanın sellerin getirdiği kum ve çakılların doldurmasına karşı koymak için Roma döneminde 130 metrelik kısmı dağın altından geçen 1380 metre uzunluğunda 6x7 metre genişliğinde muazzam bir kanal inşa edildi. Bu limanın iyi bir durumda kalması yalnız Antiochia için değil aynı zamanda diğer liman şehirleri içinde gerekli idi. Tünel yapılmaya başlanmadan önce Orontes'in ağzının küçük tonajlı gemilerin girmesine müsait bir duruma getirildiği zannedilmektedir. Chapot, bu konuda imparator Tiberius (İ.S 14-37) zamanında çalışıldığını tahmin etmektedir.

Şehrin, dağın hemen bitiminde , dağdan gelen derelerin ağzında bir iç limanı vardı. Sellerin bu limanı Doldurması tehlikesi ortaya çıkmıştı. Seleucıa o zamanlar Dünya'nın üçünü büyük kenti olan Antakya'nın denize uzanan limanı olarak çok önemliydi. Artık bugün dolmuş olan ve sadece dış limanının kalıntıları kalan ve iç limanı toprak altında kalan Selucıa limanının toprak ve alüvyonla dolmasının önüne geçmek için bir tünel yapmak gerekiyordu. Romalılar  imparator Vespasianus zamanında dağ delinerek bir tünel açılması kararlaştırıldı. 

Roma İmparatoru Diocletion (284-305) zamanında Seleucia’da tıkanan limanın temizleme işlerine başlanmıştır. Temizleme işlerinin sonlarına doğru işçilere verilen yemek az ve kötü olduğundan işçiler bunu protesto için önlerine çıkan yerleri yağma etmişler ve Antiochia’ya kadar yürümüşlerdir. İşçiler Antiochia’ya varınca halk onları cezalandırmak için hepsini öldürmüştür. İhtiyar İmparator olaylar üzerine Atiochia ve Seleucia'yı ağır bir şekilde cezalandırmıştır.

    İmparator Constantius II (337-361) Seleucia yönetimini eline almış ve liman temizleme işlemleri çok ilerlemiştir. Limanın dolma tehlikesi olduğundan tünelin ağzı ile eski limanın çıkış yerlerinin orta yerinde yeni bir liman kurma ihtiyacı doğmuştur.346 yılında burada yeni limanın yapımı tamamlandı. Bu liman Antiochia için çok önemliydi. Çünkü bir yanda seyahat, haberleşme ve ticari eşya naklinde, diğer yanda malzeme ikmaline büyük imkanlar sağlıyordu. Antiochia’nın ekonomisinin gelişmesine, zenginliğinin artmasına da hizmet ediyordu. Özellikle İ.S. 4. yüzyılda Asi Nehrinin büyük gemiler için elverişsiz hale gelmesinden sonra Seleucia Pieria limanının önemi daha da arttı. Yeni limanın kurulması için dağa kadar olan taşlar kırılarak temizlenmiştir. Böylece limana yakın olan tünelin ağzından gelen çöplerin suyun akış kuvvetiyle denizin içlerine kadar sürüklenmesi sağlanmıştır. Bu çöp akışının sağlanması için 800 metre uzunluğunda bir kanal açma ihtiyacı doğmuştur. 4 nisan 372'de o sıralar İmparator olan Valens limandaki işleri kontrol etmek için Seleucia’ya gelmişti.

Bu tünel Titus zamanında tamamlandı ve derenin önü bir duvarla kapatılarak sel suları , yüksekliği 7 mt. genişliği 6 mt olan bu tünel vasıtası ile iç limandan biraz daha uzaklara akıtılması sağlandı  ve böylece limanın dolması engellenmiş oldu. 130 mt si tünel , kalanı açık kanal halinde olan tünelin uzunluğu girişten Çevliğe kadar 1380 mt. dir.Romalılar zamanında Titus Tüneli inşa edilerek dolması engellenmeye çalışılan liman o günden bu günlere yine dolmuş ve dış liman dışında kalan kısımları toprak ve alüvyonların altında kalmıştır.

Tünelin deniz tarafındaki girişine göre sağ tarafta , 100 Mt. kadar uzaklıkta kaya mezarları vardır burada kayalara oyulmuş mağaraların içinde bulunan çok sayıda mezarın en çok ilgi çekeni , çukurun tabanındaki geniş mağaradır. içinde çok sayıda mezar bulunan bu mağara diğerlerinden farklı yapılmış yüksek ve gösterişli bir mezar yüzünden halk arasından ''Beşikli Mağara'' olarak anılmaktadır

       Süveydiye (Samandağ), 1. Dünya Savaşı'ndan sonra da Fransızlarca işgal edilmiştir. 1938-39 yılları arasında, bağımsız Hatay Devleti'ne bağlandıktan sonra 1939'da Türkiye Cumhuriyeti yönetimine girmiştir. Daha önce Antakya'ya bağlı bir bucak olan Samandağ, 1948'de ilçe olmuştur. Aynı tarihte Süveydiye adı, ilçe merkezi yakınındaki dağdan esinlenerek Samandağ olarak değiştirilmiştir.

St. Simone Manastırı:

     Milattan sonra 6. Yüzyılda yapılmış olan bu Manastır Antakyalı St.Simone ’un bir sütun üzerinde 40 yıl yaşadığı yer olarak ün yapmıştır. Antakya-Samandağ yolu ile Asi Irmağı arasında bir dağ üzerinde bulunan St.Simone Manastırı kalıntılarına , Değirmenbaşı Beldesi’nden ayrılan yoldan gidilir. Yol manastır kalıntılarına kadar ulaşır. Manastır kalıntıları Aknehir Beldesi sınırları içinde 479 m. Yüksekliğindeki bir tepe üzerindedir.

     St.Simone Stilist Manastırı ve eklentileri kısmen kayalar üzerine oyulmuş ve kesme taşlardan yapılmış bir yapı olup,132x160m.ebatlarında dikdörtgen biçiminde bir alan üzerine yerleşmiştir. Birbirine paralel iki duvarla çevrilmiş ve üç yönden girişi olan ( halen iki girişi mevcuttur)  Doğu-batı ekseni bir haç şeklindedir. Bu alan üzerinde Stilist ’in sütununun bulunduğu merkezi sekizgen avlu çevresinde düzenlenmiş çeşitli manastır yapıları ile ve üç kilisenin kalıntıları bulunmaktadır. Halen 4 m’lik kaide bölümü mevcut olan sütunun gerçek yüksekliğinin 9.50 m ya da 12.50 m olabileceği tahmin edilmektedir. St.Simone Stilist e ömrünün 45 yılını bu sütunun tepesinde yaptırdığı örtülü ve korunaklı bölümde geçirmiş ve bu süre  Guinnes Rekorlar Kitabı’nda yer almıştır. St. Simeon buraya M.S. 541’de gelir ve 592 yılında ölür.

     Manastıra,birbiriyle kesişen doğu-batı ve kuzey-güney eksenleri üzerine oturtulan yapılarla bir haç şekli verilmiştir. Bu alan üzerinde üç kiliseden başka vafziteryum,misafirhane,mutfak,kiler odaları ve sarnıçlarda bulunmaktadır.Manastıra en yakın su kaynağı 2,5 km uzaklıkta bulunduğundan su ihtiyacı yağmur suları ile,yani sarnıçlarla karşılanmıştır. Burada hacimleri 50 m3’ten 582m3’e ulaşır ki bu, manastırda yaşayanlarla buraya gelen ziyaretçilerin çokluğu hakkında bir fikir verir.


Antik Liman Genel görünüm.

ŞEHRİN SÜVEYDİYE ADINI ALMASI

    St. Simon zamanında Seleucia'nın çevresindeki yerleşim merkezleri ad olarak geçmektedir. Bu bölge Arapların istilasından önce son defa Seleuceia bölgesi olarak anılmıştır. Araplar Seleuceia adını unutmamışlar ve onu “SALUKİYA” olarak anmaya devam etmişlerdir.Sonraları Seleucia adından çok bahsedilmişse de söz konusu olan Seleucia Pieria değil St. Simon’dur. Seleucia zamanla Süveydiye olarak anılmaya başlayacaktır.12 Aralık 1084 yılında Anadolu Selçukluları hükümdarı Kutalmışoğlu Süleyman Bey Bizans hakimiyetindeki Antiochia’yı fethederek şahre hakim olur. Ancak büyük Selçuklu hükümdarı Sultan Melikşah’ın kardeşi Dımışk (Şam) Meliki Tutuş’la yapılan bölgeye hakim olma mücadelesinde Halep yakınlarında meydana gelen savaşta Süleyman Bey yenilir ve ölür.

    Bu kanlı olaylar sonucu bölgeye bir düzen sağlamak üzere Aralık 1086 sonlarında Antakya’ya gelen Sultan Melikşah oradan Süveydiye'ye gelir. Süveydiye’de Akdeniz sahiline ulaşan genç sultan denizi derin bir şevk ve heyecanla seyrettikten sonra atını dalgalı denize sürerek kılıncını üç kez suya daldırıp çıkarır. Burada Tanrıya şükreden Melikşah kıyıdan bir miktar kum alarak geriye döner. İleriki bir tarihte babasının (Alparslan) mezarını ziyaret edecek ve fethettiği yerler adına dua edecektir.Antakya Hıristiyanlar için çok önemli bir merkezdi. Şehrin Müslümanların elinden alınması için toplanan haçlı orduları Suriye Selçuklularının karşılık içinde bulundukları bir sırada 21 ekim 1097'de şehri kuşattı. Uzun süren bir direnmeden sonra şehir 3 Haziran 1098 tarihinde Haçlılar tarafından zapt edildi. Bu tarihten sonra Müslümanların yaptıkları savaşlarda başarı sağlanamadı. Selahaddin Eyyubi 1186 yılında Antakya’yı kuşatıp dış dünyayla ilişkisini kesmesine rağmen şehri alamadı. Bu arada Antakya şehri El-Mina limanı vasıtasıyla deniz yolundan ulaşım sağlayarak ayakta kalmayı başardı.

    Memlük Sultanı Baybars 1268'de şehri zapt edip Seleuceia limanını da tahrip etti.  Hatay ve çevresi 1517 yılında Osmanlı yönetimine girdi. Bu tarihte Mısır seferine çıkan Yavuz Sultan Selim tarafından zapt edildi. Osmanlı döneminde Antakya’ya uğrayan tek Osmanlı padişahı ise Kanuni Sultan Süleyman’dır. 

KAYA MEZARLARI VE BEŞİKLİ MAĞRA

Beşikli Mağra

Vespasianus-Titus tünelinin yakınındadır. Roma dönemine ait olan ve kalker oyulmuş 12 kaya oyulmuş 12 kaya mezarı vardır. Bunlardan Beşikli Mağara adıyla anılan mezarın bulunduğu mağara en geniş ve en ünlüsüdür.

Tünelin deniz tarafındaki girişine göre sağ tarafta, 100 Mt. Kadar uzaklıkta kaya mezarları vardır burada kayalara oyulmuş mağaraların içinde bulunan çok sayıda mezarın en çok ilgi çekeni, çukurun tabanındaki geniş mağaradır. İçinde çok sayıda mezar bulunan bu mağara diğerlerinden farklı yapılmış yüksek ve gösterişli bir mezar yüzünden halk arasından ''Beşikli Mağara'' olarak anılmaktadır

Antik şehrin yerleşim yerinin yukarı kısımlarında tapınak kalıntılarına da rastlanır, bunlardan başka, Mağaracık köyü civarında da çok sayıda mağara vardır.

 

  • İSMAİL ZUBARİ,https://www.angelfire.com/sd/samandag/yenitarih2.html
  • https://en.wikipedia.org/wiki/Seleucia_Pieria
  • https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/Mesaj.aspx?id=49, SELEAUKOSLAR VE ROMA DÖNEMİNDE ANTAKYA VE İSSOS- KINIK – OVASI TARİHİ



SELEUCIA PİERİA'nın yukarı kentinden bir görünüm



Yukarı Seleucıa- Mağralar 




Titus Tüneli
 




Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış