Kastamonu İli Tarihi,Kültürel ve Doğal Güzellikleri


25.5.2013

https://www.google.com.tr/search?q=kastamonu&source=lnms

Kastamonu hakkında genel bilgiler:


Türkiye Cumhuriyeti'nin Karadeniz bölgesinde yer alan ve Sinop, Çorum, Çankırı, Karabük ve Bartın ile sınırı bulunan Karadeniz kıyısında bulunan bir ildir, merkez ile birlikte toplam 20 ilçesi mevcuttur.[1]

 

Coğrafi şekilleri:

 

Kastamonu ili Batı Karadeniz bölgesinde 41 derece 21' kuzey enlemi i!e 33 derece 46' doğu boylamları arasında yer alır. Deniz seviyesinden yüksekliği 775m.dir. Yüzölçümü 13.108,1 km²dir. Bu ülke topraklarının %1,7’sini oluşturur.

 

Kastamonu İli çoğunlukla engebeli arazilerden oluşmaktadır, ilin kuzeyinde Batı Karadeniz Dağları bulunmaktadır. Karadeniz sahiline paralel olarak İsfendiyar (Küre) Dağları il merkezinin kuzeyinde, güneyinde ise yine doğu batı uzantılı Ilgaz dağları yer alır.

 

Türkiye’nin Karadeniz’e doğru uzanan çıkıntısının büyük bölümünü kapsar. Doğuda Çatalzeytin ilçesinin Sinop ile birleştiği noktadan, batıda Kerempe burnuna kadar kıyı düz bir şerit halinde uzanır. Kerempe Burnunda bariz bir çıkıntı meydana getirerek güney batı doğrultusunda Bartın il sınırına kadar kıyı devam eder. Karadeniz’e olan bu kıyının uzunluğu 170 km’dir [2]

 

Kastamonu  adı nereden geliyor:

Şehrin eski adı “Tumana”dır. Buraya daha sonra Gas-Gas isimli bir kavim yerleşti. İşte Kastamonu Gas ve Tuman’ın birleşmesinden meydana gelmiştir.[3]

 

Etnik yapı:

 

Malazgirt’ten hemen sonra fethedilen Kastamonu’nun ilk dönemleri, kaynak kıtlığından 

dolayı tespit edilememiştir. Candar-oğulları devrinde başkent olmanın verdiği özellikle genişölçüde imar edilen şehrin nüfusunun arttığı ve 5000’den aşağı olmadığı kabul edilmektedir. 

Bu nüfusun içinde gayrimüslim yoktur. Kastamonu bu yönüyle tamamen bir Türk şehri 

görünümündedir. Osmanlı idaresine geçtikten sonra ve bir müddet sonra Kuzey Karadeniz bu 

arada Kırım’ın fethi şehre daha büyük canlılık getirmiş, yapılan büyük imar faaliyetleri 

sonucu nüfusu artarak 10.000 civarına ulaşmıştır. Osmanlı duraklaması ve gerilemesi bütün 

şehirleri olduğu gibi, Kastamonu’yu da olumsuz yönde etkilemesine rağmen nüfusunda 

önemli bir kayıp olmamıştır. Nitekim 1898’de şehir nüfusu 16.961 olarak görünmektedir. 

Osmanlı’dan Cumhuriyet Devri’ne geçiş döneminde ise bilhassa I. ve II. Cihan savaşlarından 

etkilenerek nüfus kaybına uğramıştır. Cumhuriyet devrinin ilk düzenli sayımında nüfus 

13.791’dir. Bu nüfus 1965’e kadar aynı kalmış, bu yıldan itibaren artarak devam etmiştir. 

2007’de Adrese Dayalı Nüfus Sayımında 80.000 civarına ulaşarak günümüze intikal etmiştir. [4]

 

 

  

İnebolu


Kastamonu  ilçeleri:

 

Abana:

Abana, deniz ve dağ arasındaki 150 metrelik alana kurulmuş Karadeniz kıyısında bir yerleşim merkezi... Kastamonu'nun sahildeki 4 ilçesinden biri olan Abana, aynı zamanda en fazla da turist çekeni... Abana'nın kışın 3 bin olan nüfusunun yaz aylarında 15-20 bini bulması da bunun en iyi kanıtı... Abana, yaklaşık 6 km uzunluğundaki kumsalları, yemyeşil doğası ve bölgenin en canlı gece hayatı ile herkesin zevkine hitap edebilecek nitelikte bir turizm merkezi. Kastamonu'ya 100 km. uzaklıktaki Abana'da konaklama için çeşitli alternatifler mevcut. İsterseniz çadırınızı alıp Camping'lerde kalabilir, ya da konaklama tesislerinden yararlanabilirsiniz.[5]

 

Ağlı:

Ağlı Türkiye'nin batı Karadeniz Bölgesi'nde Kastamonu ili sınırları içindedir. Karayolu ile Başkent Ankara'ya uzaklığı 300 Km, İl merkezine uzaklığı 50 km dir. Ağlı İlçesi ormanlık bölgededir. Dağlar arasında bulunan dar bir vadide kurulmuştur. Etrafı yüksek tepelerle çevrilidir. İlçe genelinde engebeli bir arazi yapısı mevcuttur. Deniz seviyesinden yüksekliği 1100 m.dir.[6]

 

 

Araç:

Araç Türkiye'nin kuzeyinde Karadeniz Bölgesi'nin Bati Karadeniz Bölümünde Kastamonu-Karabük arasında kurulmuş 1878 km2lik bir yerleşim birimidir. Araç'a yakin yerler; doguda Kastamonu Merkez ve İhsangazi, batıda Safranbolu, kuzeyde Daday ve Eflani, güneyde Ilgaz ve Ovacık’tır. Ilçe genelde ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlarda bulunan baslıca ağaç türleri: Mese, Köknar, Çam ve Kayındır. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği (rakım) 641m'dir.[7]

 

Azdavay:

Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Azdavay, güneyde Daday ilçesi, batıda Pınarbaşı ilçesi, doğuda Küre ilçesi ve kuzeydoğuda İnebolu ilçesi ile çevrilidir. İlçe toprakları engebeli ve ormanlık bir arazi yapısına sahiptir. Azdavay’ın toprakları Küre Dağlarının 1000 m. yüksekliğindeki uzantıları ile engebelenmiştir. Bu dağların üst kesimlerinde düzlükler çöküntü olukları ile yarılmıştır. İlçenin güneydoğusunda Ballıdağ, kuzeyinde de Karyatağı ve Kart Dağı bulunur. Azdavay’ın batısından Ilıcaköy’e kadar uzanan geniş kesim Devrekâni Ovasını oluşturmaktadır.[8]

 

Bozkurt:

İlçe, Kastamonu ilinin kuzeyinde ve Karadeniz kıyısında yer alır. İlçe merkezi denizden 2 km içeride Ezine Çayı vadisinde kurulmuştur. Kuzeyde Karadeniz ve Abana, güneyde Küre ve Devrekani, doğuda Çatalzeytin, batıda ise İnebolu ilçeleri ile çevrili olup, yüzölçümü 296 km² rakım ise 30 metredir. Ezine ve İlişi çayları ilçenin önemli akarsularıdır. Ezine çayı’nın uzunluğu 60 km, İlişi Çayı'nın uzunluğu ise yaklaşık 40 km dir.

Başlıca dağları Yaralıgöz dağı (2018 metre), Göynük dağı (1770 metre) dir. İlçenin bilinen başlıca tepeleri ise Belen, Hene, Yılmaz, Karabalçık ve Irmalıdır. Tepelerin yüksekliği 1300 metreye kadar çıkmaktadır.[9]

 

Cide:

Cide İlçesi Batı Karadeniz Bölümünde Kastamonu İl sınırları içinde yer alan Kastamonu'ya bağlı bir ilçedir. İlçe Topraklarını kuzeyde Karadeniz, kuzeydoğuda Doğanyurt, Doğuda Şenpazar, güneyde Azdavay ve Pınarbaşı ilçe topraklarıyla batıda Bartın iline bağlı Kurucaşile ilçe topraklarıyla sınırlıdır.

İlçenin doğusunda Gemi Dağı'na ulaşır ve Gölboğazı Deresine' ne kadar uzanır. Güneybatıya yönelen sınır Himmet Çayı vadisi takip ederek Valay Çayını enine keserve Şehriban deresi vadisinden aynı yönde ilerler. Bu doğrultuda ilerleyen sınır Karakuş dağının kuzeyinde Zeytinlik Tepeye (1282m) ulaşır. Ve batıya yönelerek dolinlerle delik deşik olmuş Şeh dağını geçerek Devrekâni (Kocaçay) Çayını enine keser. Batıya doğru Kaleburnu Tepesi (1078m), Halla Tepesi (1231m), Ayıcık Tepesi üzerinden geçen sınır Kulaksız geçidini aşarak kuzeybatıya sapar, Karakaya Tepesi (1443m) kuzey batısından Kez boğazını geçerek kuzeye yönelir. Kemrelik Tepesi (1220m) doğusundan itibaren Yol Deresi vadisini takip ederek İnce Burun batısından Karadeniz' e ulaşır. Bu sınırlar içersinde yer alan Cide İlçesi toplam olarak 85 köyden oluşur. Bu köyler Aydos Çayı, Fakaz Çayı, Devrekani Çayı ile kolları tarafından parçalanmış olan arazide, birbirinden uzak fakat yarı dağınık halde kurulmuştur.[10]

 

Çatalzeytin:

Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Çatalzeytin kuzeyi Karadeniz, güneyi Taşköprü ve Devrekani, doğusu Sinop ili Türkeli ilçesi, batısı Abana ve Bozkurt ilçeleri ile çevrilidir. İlçe toprakları dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir.İlçe topraklarını Küre Dağları engebelendirir ve bu dağlar derin vadilerle parçalanmıştır.[11]

 

Daday:

İl merkezine uzaklığı 32 km. dir. Atatürk 23 - 31 Ağustos 1925'te "Şapka ve Kıyafet İnkılabı" dolayısıyla Kastamonu'ya geldiğinde ilçeyi ziyaret etmiş ve Köpekçioğlu Konağında misafir edilmiştir.[12]

 


Devrekanı:

Devrekani İlçesi, Batı Karadeniz Bölgesinde Kastamonu sınırları içinde ; doğuda Taşköprü, batıda Seydiler ve Küre, kuzeyde İnebolu, Bozkurt ve Çatalzeytin güneyde Kastamonu merkez ilçe ile komşudur. Devrekani’de bir adet sun’i baraj gölü (Fakılar Köyünde) ile iki adet gölet (Bozkocatepe ve Örenbaşı Köyünde), Bir adet baraj gölü (Kınık Köyünde) . Söz konusu baraj ve göletler tamamen sulama amaçlı olup ördek ve angut türleri ile sazan, aynalı sazan ve tatlı su kefali gibi balık türleri yaşamaktadır.[13]

 

  

Doğanyurt:

Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Doğanyurt, doğusunda İnebolu, batısında Cide, güneybatısında Şenpazar, güneyinde Azdavay ilçeleri ve kuzeyinde de Karadeniz ile çevrilidir. İlçe toprakları sahil kesiminde kurulmuş olup, dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. İlçe topraklarını Küre Dağlarının uzantıları engebelendirmektedir. Ormanlık ve dağlık bir bölge olması nedeniyle bir çok derelerin oluşturduğu Meset Çayı ilçe merkezinden geçerek Karadeniz’e dökülmektedir. İl Merkezine İnebolu İlçesi üzerinden 121 km. uzaklıktadır. [14]

 

 

Hanönü:

İl merkezine uzaklığı 69 km. dir. Kastamonu' nun en önemli yatırlarından, türbesi şehir merkezinde bulunan Şeyh Şaban-ı Veli İlçenin Çındar Köyünde M.1471 yılında doğmuştur. İlçede Mayıs ayı ilk haftasında "Şeyh Şaban-ı Veli Anma Haftası" Ekim ayının ilk haftası Panayır düzenlenmektedir.[15]

 

 

İhsangazi:

İhsangazi ilçesi Ilgaz dağlarının kuzey eteklerinde kurulmuştur.  Kastamonu ilinin Çankırı ile sınırını  oluşturmaktadır. Güneyinde Çankırı ili Ilgaz ilçesi bulunmakta ve ILGAZ dağlarının zirvesi doğal sınır olarak iki ili ayırmaktadır. İlçeye bağlı köylerin büyük bir kısmı dağların eteklerinde ormanlarla kaplı alanlarda kurulmuş olduğundan bu bu kesimde kalan yerleşim alanlarında tarıma elverişli alanlar kısıtlı ve sulanabilir tarım arazisi yok denecek kadar azdır. Köyler ve küçük çaplı yerleşim alanları ormanla iç içedir. Ilgaz dağı eteklerinde oluşan akarsuları birleşerek oluşturduğu ILGAZ ÇAYI İlçe merkezinden geçerek Araç ilçesi istikametine akmaktadır.[16]

 

 

inebolu:

 

Kastamonu iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 563 kilometrekare, nüfusu 40 bin 403 dür. İlçenin kuzeyini Karadeniz kıyıları meydana getirmektedir. Yüzeyi Karadeniz kıyılarına bakan dik meyilli yer yer aşılmaz, çoklukla ormanlarla kaplı sırtlardan ve bunların arasında kalan vadilerden meydana gelmiştir. Başlıca geçim kaynağı bahçecilik ve meyveciliktir. İlçe merkezi Karadeniz kıyısında bulunan 5.882 nüfuslu İnebolu kasabasıdır.[17]

 

Küre:

İl merkezine uzaklığı 61 km.dir. İlçede bulunan Doğanlar Kalesi M.Ö. 1700 - 1100 yıllarında yapılmıştır. Küre orman içi yayla turizmi için elverişli ve tabii güzellikleri olan bir ilçedir. Yaralıgöz Dağı eteklerindeki kanyon görülmeye değerdir.[18]

 

Pınarbaşı:

Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Pınarbaşı’nın kuzeyinde Cide, batısında Bartın, güneyinde Karabük ve Daday, doğusunda Azdavay ilçeleri yer almaktadır. İlçe toprakları dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Küre Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Ormanlık alanların alçak bölümleri yapraklı bitki örtüsü bakımından zengindir. Ormanlık olan ağaçlar ve maki türleri ile , yüksek bölümleri ise iğne yapraklı ağaçlarla kaplıdır. Ormanlık alanlarda göknar, çam, ardıç, kayın, meşe, karaağaç, kavak, ıhlamur, gürgen, dişbudak, fındık, çınar, kızılağaç, söğüt gibi ağaçlar bulunmaktadır.[19]

 

Seydiler:

Seydiler: Batı Karadeniz Bölgesinde Kastamonu İli sınırları içinde olup, doğusunda Devrekani, güney batısında Daday, kuzey batısında Ağlı, kuzeyinde Küre ve güneyinde Merkez ilce ile çevrilidir.

          Arazi yapısı olarak ilce merkezi düzlük olup, köylerimizden Cerciler, Ercek ve Karaçavuş köyleri ormanlık, diğer köylerimiz genelde düz ve tarımsal arazi ile çevrilidir. Toplam arazi miktarı 24100 hektar olup; 5300 hektarı ormanlık alan, 12100 hektarı ekilebilir tarımsal alan, 2950 hektarı tarım dışı alan ve 3750 hektarı cayır-mera alanı olarak kullanılmaktadır. [20]

 

Şenpazar:

Şenpazar, Kastamonu ilinin kuzeybatısında, Karadeniz Bölgesi'nin Batı Karadeniz bölümünde yer almaktadır.

Kastamonu il merkezine 100 km mesafede olup, Karadeniz kıyısına uzaklığı 37 km dir. İlçe kuzeyde Cide, güneyde Azdavay, kuzeydoğuda Doğanyurt ilçeleri tarafından çevrilmiştir. İlçenin denizden yüksekliği 335 metredir.[21]

 

Taşköprü:

İlçe, Kastamonu il merkezinin kuzey-doğusunda ve il merkezine 42 km. uzaklıktadır.İlçe merkezinin rakımı(denizden yüksekliği),yaklaşık 500 metredir. İlçe antik Pompeipolis şehrinin civarında, Gökırmak kenarında ve Kastamonu-Boyabat(Sinop) yolu üzerinde kurulmuştur. Kastamonu merkez, Tosya, Devrekani, Boyabat, Hanönü ilçeleriyle sınırdaştır. Kastamonu merkez ile "çifte (duble) yol"; Hanönü, Ayancık, Boyabat ve (Çiftlik üzerinden)Tosya ile asfalt geliş-gidişli karayolu bağlantısı vardır.[22]

 

Tosya:

Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu İli’ne bağlı bir ilçe olan Tosya, batısında Çankırı iline bağlı Ilgaz (Koçhisar), güneyinde Çorum iline bağlı İskilip, doğusunda yine Çorum iline bağlı Kargı ve Osmancık, kuzeyinde Kastamonu ili Merkez ilçeleri ve kuzeydoğuda da Taşköprü ile çevrilidir. İlçe merkezi Devrez Çayının 6-6,5 km. kuzeyinde Ilgaz Dağlarının devamı olan Tosya Dağı (Gavurdağı)’nın güneydoğusu arasındaki düzlükte kurulmuştur.[23]

 

 

 

https://www.google.com.tr/search?q=kastamonu&source=lnms&tbm=isch&sa=


TARİHÇESİ


 

Eski bir yerleşim yeri olan Devrekani höyük ve harabeleri,han ve hamamları,çeşme ve camileri ile arkeolojik yönden zengin bir yerleşim yeridir.

     Coğrafi durum itibariyle dağlık bir Bölge olan KASTAMONU   ve çevresi prehistorik çağlardan zamanımıza kadar pek çok kavim ve devletin istila sahası olmuştur. Yazılı belgelerden öğrenilen bu tarihi devir ve çağlar sırası ile;

 

A) GAŞKA’LAR ÇAĞI : (M:Ö.2000-1300)

 

    Prehistorik (Yazının icadından önceki tarih öncesi çağ) çağlardan sonra havalinin en eski sakinleri Sümerlerin bir kolu olan GAŞKA (Kaşka) Türkleridir.

     Bunlar hakkındaki mevcut bilgiyi Hitit yazılı tabletlerinden öğreniyoruz. Yine bu belgelerden öğrendiğimize göre GAŞKA’lar sert karekterli ve cengaver kişiler olarak gösterilmektedir.


HİTİT HAKİMİYETİ : (M.Ö. 1330-1200)

 

     Gaşka’ lar ile Hitit ler arasında savaşlar olmuştur.

Neticede 1329 da hakimiyet Hitit idaresine geçmiştir. Daha sonra Firigler in akınlarına dayanamayan Hitit' ler M.Ö.1200 yıllarında yıkılmışlardır.

 

FRİG HAKİMİYETİ : (M.Ö.1200-700)

 

     Bu halkın bölgesel ismi Paflagonyalılar diye de bilinir. Anadolu’nun kuzeyindeki dağlık bölge de yaşamışlardır. Kastamonu ve çevresi de Friglerin iskan merkezlerindendir. Bir müddet Firig lerin idaresi altında yaşayan Paflagonyalılar M.Ö. VII. Y.Y. başlarında Kimmer lerin Frigleri bu bölgeden çıkarmaları üzerine Kimmer’ lerin hakimiyeti altına girdi. Bölgedeki Kimmer hakimiyetine Asurlular tarafından son verildi . Daha sonra Anadolu’nun büyük bir kısmına hakim olan Lidya Kralı Krezüs Paflogonya yı dolayısıyla Kastamonu ve çevresini idaresi altına aldı.(M.Ö.564-561)

 

İRAN HAKİMİYETİ

 

     M.Ö. 547 yılında Kurus idaresindeki Pers ordusuna yenilen Krezüs’ün toprakları bu arada Kastamonu ve çevresi İranlıların (Persleri) idaresi altına girdi. Paflagonyalılar Perslere bağlı kalarak kendi hallerinde yaşamışlardır. Anadolu' nun Pers hakimiyetine son veren Büyük İskender M.Ö.332 yılından M.Ö.301 yılına kadar Kastamonu ve çevresini hakimiyeti altında tutmuştur. Bu bölge son müstakil devlet olmuştur.


PONTUS HAKİMİYETİ

 

     Kastamonu ve çevresinde Paflagonya nın diğer kentlerinde olduğu gibi müstakil idare uzun müddet yaşamadı. M.Ö.279 yılında Pontus Kralı Ariobarnes tarafından tüm Paflagonya işgal edildi. Daha sonra Kastamonu havalisi Galatya Kumandanı Mursias tarafından işgal edildi.Fakat M.Ö.120 de Pontus lar Galatya hakimiyetine son vererek bu bölgeyi Bitanya Krallığı ile paylaştılar.

 

ROMA MAKİMİYETİ

 

     Romalılar,Pontus Krallığını yenilgiye uğrattı ve M.Ö.73-72 yılları arasında idareyi ellerine geçirdiler. Sekiz asır gibi uzun bir devri Bizans idaresi altında devam ettiren Kastamonu ili ve çevresi bu zaman içerisinde kısa aralarla Türk, İran ve Arap ordularının istilasına uğramıştır.

 


DANİŞMENDLİLER DEVRİ

     Alp Arslan’ ın kumandanlarından Ahmet Gazi' nin oğlu Melik Gazi Gümüş Tekin Çankırı ve Merzifon'u Bizanslılardan almıştır. Sonra Rumlar Sinop’a çekildiler Kastamonu havalisi Danişmend Ahmet Gazi' nin oğlu Gümüş Tekin tarafından 1105 yılında alınmıştır. Çeyrek asır sonra Bizanslılar Kastamonu'yu almışlarsa da bir yıl sonra Gümüş Gazi Bizanslılar ı tekrar buradan kovmaya muvaffak olmuştur.100 yıla yakın bir zaman Danişmend idaresinde kalan şehir ve çevresi 15 yıl sürecek olan Bizans idaresine geçmiştir.


Selçuk Kumandanlarından Hüsamettin Çoban, Selçuk Hakanı Alaiddin Keykubat tarafından Kastamonu bölgesini zapta memur edilmiş ve çeşitli mücadelelerden sonra 1213 yılında bu vazifeyi gerçekleştirmiştir. Bir müddet sonra Sinop Kastamonu Beyleri arasında geçimsizlik baş göstermiş bunun üzerine Moğollar Kastamonu'yu zapt etmişlerdir. Bu kumandanın adı Yaman Candar dır.1309 dan itibaren 96 yıl süren bu hakimiyetle süren çeşitli imar faaliyeti olmuş ve Çobanlı'lar hakimiyetine son verilmiştir

 

CANDAROĞULLARI HAKİMİYETİ : (1249-!460)

 

     1309 yılında Şemsettin Yaman Candar ın yerine geçen oğlu Süleyman Paşa Kastamonu ve çevresini devirin kültür ve bilim merkezi haline sokmuştur.

     Bilginler ziyaretgahı haline gelen Kastamonu,Hz. Mevlana' nın torunlarından Arif Çelebi ile birlikte pek çok yabancı alimin uğrak yeri olmuş kendi bünyesinde çıkarmış olduğu Müfessir Alaiddin, devrinin en büyük alimleri arasına girerek büyük kumandan destek görmüştür.

     İdare daha sonra sırasıyla Kötürüm Beyazıt, Süleyman Paşa , II. Yıldırım Beyazıt,Timur’un taltif ettiği İsfendiyar Bey’in (Bu bey,Ankara Savaşın da Timur a yardım ederek galip gelmesini sağlamıştır.)Oğlu İsmail Bey ile Fatih Sultan Mehmet zaptetmiş ve bu suretle Kastamonu ve çevresi kesin olarak Osmanlı idaresi altına girmiştir.

     İkinci Süleyman Paşa’ nın Osmanlı kuvvetleriyle girdiği savaştan mağlup ayrılarak Yıldırım Beyazıt tarafından idam ettirilmesinden sonra tahta İsfendiyar Bey geçti. Babasının vefatından sonra Sinop’ a gitti ve Candaroğuları' nın Sinop şubesinin hükümdarı olo oldu. Daha sonra Yıldırım Beyazıt ile arası açıldı ve Ankara savaşında Timur Leng ‘in yanında yer alarak Candaroğulları Beyliğini Osmanlı idaresinden çıkararak yeniden bağımsızlığını kazandı. Bu süre zarfında sınırlarını da genişletti. Timur, İsfendiyar Bey’ e İnebolu, Kastamonu, Çankırı ve Kalecik bölgelerini verdi. Osmanlı Şehzadelerinin taht kavgalarından sonra İsfendiyar Bey Çelebi Mehmet’e karşı düşmanca bir tutum takındı.

     İsfendiyar Bey’ in oğulları arasında da taht kavgaları devam etti. Çelebi Mehmet’in 1421 yılında ölmesinden sonra yerine ikinci Murat geçti.

İkinci Murat’ ın hedefi bütün Anadolu’yu Osmanlı topraklarına katmaktı. 1424 yılında Bolu yakınlarında karşılaşan Osmanlı ve Candaroğlu kuvvetlerinin savaşından İsfendiyar Bey yenik ayrıldı ve Sinop’ a çekildi.

     Osmanlı ordusuna karşı gelmekten pişmanlık duyan İsfendiyar Bey Sultandan affını isteyerek oğlu Tacettin İbrahim Bey’ in güzelliği ile ünlü kızını (HATİCE ALİME HUMA HATUN) şerri nikahla kabulünü rica eder. Bunun üzerine İkinci Murat mektup ve hediyeleri kabul ederek düğün hazırlıklarının yapılmasını ister.[24]

 


FATİH’İN ANNE VE BABASININ DÜĞÜNÜ

 

     İsfendiyar Bey’in mektup ve hediyelerinden memnun kalan İkinci Murat kırgınlıkları unutarak Candaroğulları topraklarına dokunmadı. Çaşnigir başı Elvan Bey başkanlığında bir heyeti birçok hediye ve mihr ile birlikte 1423 yılında Kastamonu’ya gönderdi. Devrekani’ye geçen heyet Çayırcık Köyüne geldi. Sultan Murat ile Hatice Alime Hüma Hatun’un düğünü Çayırcık köyünde yapıldı. Devrekani’deki düğün töreninden sonra gelin yükte hafif pahada ağır pek çok hediye ile Bursa’ya gönderildi. Bursa’da ise İkinci Murat’ın kız kardeşlerinden biri İbrahim Bey’in oğlu İsmail Bey ‘e ,birisi Anadolu Beylerbeyi Karaca Paşa’ ya ,üçüncüsü de Candarlızade Halil Paşa’nın oğlu Mahmut Çelebi’ye verildi. Düğünlerin hepsi 1424 yılında aynı anda yapıldı. İkinci Murat ile evlenen Hüma Hatundan 1431 yılında Sultan Mehmed Han (Fatih) dünyaya geldi.

*  Bu olayın anısına her yıl Mayıs ayının son haftasında Çayırcık Mahallesinde fetih şölenleri düzenlenmektedir. *

Bundan sonra Osmanlılarla Candaroğulları arasında sıkı akrabalık bağları gelişti. Daha sonra Fatih’in kız kardeşi de Candaroğulları Bey’ i İsmail Bey’le evlendi. Birtakım huzursuzluklar ve kardeş kavgalarından sonra Candaoğulları Beyliğine son vermek isteyen Fatih, Mahmut Paşa komutasındaki orduyu Kastamonu ve Sinop’ u almak üzere gönderdi. Kardeş kanı dökülmesini istemeyen İsmail Bey teslim olarak Fatih’in huzuruna çıkarıldı. Saygı ile karşılandı. Fatih’ten büyük hürmet gördü. Candaroğulları Beyliğine getirilen Kızıl Ahmed Bey Bir süre Osmanlı Valisi gibi görev yaptı ve 1461 yılında Beylik fiilen sona erdi.[25]

 

 


OSMANLI DEVLETİ İDARESİNDE KASTAMONU

 

     (1460-1923) 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Candaroğulları devletine son verilmiş ve Kastamonu’da Osmanlı Devletine bağlı sancak haline getirilmiştir. Bu süre de Kastamonu istilaya maruz kalmamıştır. Pek çok imar faaliyetlerinde bulunulmuştur. Bir daha istila görmeyen Kastamonu ve İlçemiz Devrekani bu dönemde Kastamonu’ya bağlı bir köy olarak kaldı. Bu durum Tanzimat' a kadar devam etti ve 1906 yılında çevre köylerin kendisine bağlandığı nahiye haline getirildi.

 

 

 


Tarihi mekanlar:


Türbeler

 

Abdülfettah-I Veli Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. 13 Y.Y. eseri olduğu tahmin edilmektedir. 672/1273 yılında vefat eden Abdülfettah-ı Veli Efendi ve (iki sanduka hariç) çocukları metfundur.

 

Âşıklı Sultan Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Mimari uslüp açısından Selçuklu dönemi eseridir. Türbenin içinde beş adet sanduka vardır. İskeletler sandukaların içindedir.2. Sandukada Mağripli Mehmet ağa, 3. sandukada Âşıklı Sultan metfundur. Diğer sandukalardaki zatlar bilinmemektedir. Türbeye de ismini veren Âşıklı Sultan’ ın çürümemiş bedeninin ayak tarafı camekân içersinde gösterilmektedir.

 

Atabeygazi Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Atabey camii’ nin doğu bitişiğindedir. İçinde üç adet tahta sanduka vardır. Diğerlerine göre daha büyük olan sanduka Kastamonu Fatihi Atabey Gazi’ ye (muhtemelen Hüsameddin Çoban Bey) aittir. Diğerlerinin kimlere ait olduğu bilinmemektedir.

 

Deveci Sultan Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Deveciler Mahallesinin aynı isimli sokağında ve aynı adla anılan caminin harimi dâhilindedir. İçinde 12 tane tahta sanduka vardır. Diğerlerine göre daha gösterişli olanı Deveci Sultan’ a ( Yusuf el-Horasani) aittir. Diğer sandukalardan birisi Kastamonu Mutasarrıfı Nakıp zade Hacı Kadem Efendi’ ye, bir diğeri Elyakut Hoca’ ya, birisi de Miralay Mehmet Ali Bey’ e aittir. Diğerlerinin kimlere ait olduğu bilinmemektedir.

 

Hepkebirler Türbesi (Batı)

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Aynı isimle anılan caminin batı bitişiğindedir. İçinde dört adet ahşap sanduka vardır. Sandukalardan ahşap şebeke içersine alınan Sahabeden Kays’ ül-Hemedani Asgar Hazretlerine, diğerlerinin ise sahabe veya tabiinden zatlara ait olduğu sanılmaktadır.

 

Karanlık Evliya Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. İbn-i Neccar (Yavuz Selim) Mahallesi Karanlık Evliya Sokağındadır. Karanlık Evliya olarak anılan zatın ve türbenin içersinde bulunan sandukanın içine toplandığı tahmin edilen iskeletlerin kimlere ait olduğu bilinmemektedir. Fakat Selçuklu mimari tarzında ve Hükümdarlar için inşa edilen türbe tipindedir. Tahminen Çobanoğulları hükümdarlarından birisine aittir.

 

Maden Dede Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Atabey Gazi Camii’ nin karşısındadır. İsa Dede Türbesi’ nin kuzey bitişiğinde medfundur. Günümüzde sadece baş ve ayak şahideleri sayesinde fark edilebilmektedir. Bu zatın adı Ebu Salih el-Münci’ dir. Nakşibendî Şeyhi Hemedanlı Yusuf Efendi’ nin halifelerindendir.

 

Muzaffereddin Gazi Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Saraçlar (Muzaffereddin) Mahallesi Sanat Okulu Caddesi üzerindeki yıkılmış Muzaffereddin Camii’ nin batı bitişiğindeki hazirede bulunmaktadır. Cami ile beraber türbe de yıkılmıştır. Değişik üslup ve tarzdaki mezarın Muzaffereddin Yavlak Arslan’ a ait olması kuvvetle muhtemeldir.

 

Müfessir-İ Alaaddin Efendi Türbesi

 

Banisi bilinmemektedir. Bina tarihi 688 / 1289 yılı veya daha önceki bir tarihtir. Honsalar Mahallesi Türbeyolu Sokak başındadır. 1. sanduka Müfessiri Alâeddin Efendi’ ye aittir. Diğer sandukalardan biri Sırtlı Hoca Ali Senai Efendi, bir diğeri İzbeli zade Mehmet Efendi’ ye aittir. Diğer sandukaların kimlere ait olduğu bilinmemektedir. Hangi mezarda yattığı bilinmeyen KURBAN RİSALESİ müellifi Mumcu zade de bu türbede metfundur.

 

Şeyh Ahmet Türbesi

 

Banisi bilinmemektedir.1206 yılından önce inşa edilmiştir. Gölköy Orta Mahallede aynı isimle anılan caminin yanındadır. Türbede yedi adet işaret sandukası vardır. Türbede Şeyh Ahmet Efendi ile Alparslan’ ın komutanlarından ve bölgenin fatihlerinden birisinin de yattığı bilinmektedir. Diğer sandukaların kimlere ait olduğu belli değildir.

 

Vehbi Gazi Türbesi

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Saraçlar Mahallesi Sanat Okulu Caddesindedir. Bu gün sadece mezarın yeri bellidir. Muzaffereddin Yavlak Aslan döneminde yaşamış bir komutana ait olduğu rivayeti vardır.

 

Adil Bey Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Terzi Köyündedir. Alt katında 6 tahta sanduka vardır. Sandukaların içinde iskeletler durmaktadır. Kıble tarafındaki sandukada bulunan cesedin kefeni bile solmamış, eti ve kemiği ile kâmilen mevcuttur. Türbedeki zatların kimlikleri bilinmiyor. Ancak, Candaroğlu Adil Bey’ in bu türbede metfun olduğu kesindir.1980 yılında Vakıflar, 1997 yılında da Kültür Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.

 

Ahi Şorve Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Beyçelebi Mahallesi Hacı dede sokaktadır. Son zamanlarda betonarme olarak yapılmıştır. İçinde üç tahta sanduka vardır. Sandukalardan birinin Ahi Şorve’ ye ait olduğu kesindir. Diğerleri hakkında bilgi bulunamamıştır. Ahi Şorve Candaroğulları döneminin başlarında yaşamıştır.

 

Cemaleddin Ef. Ve Kargaş Sultan Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Hisarardı Mahallesi Gümüşlüce Caddesi Kargaşık Sokaktadır. Burada yan yana sıralanmış üç mezar bulunmaktadır. 1. mezar, 855/1451 yılında vefat eden Kargaş Sultan isimli şeyhe aittir. 2. mezar, 851/1447 yılında vefat eden Cemalleddin Efendi’ ye ve 3. mezar da ilmiye sınıfından isimli bilinmeyen bir zata aittir.

 

Harmankaşı Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. İsmail Bey Mahallesi İnebolu Caddesi batısından, Arslanlı Çeşme önünden Harmankaşı mevkiine inen sokaktadır. Türbenin ne zaman inşa edildiği ve türbede kimin yattığı bilinmemektedir.

 

Hatun Sultan Türbesi

 

Hatun Sultan tarafından 840 / 1436 yılında yaptırılmıştır. Kırkçeşme Mahallesi, Selçuk Sokak, Selçuk Camii önündeki meydanın köşesindeki şahsa ait evin bahçesindedir. Türbede sekiz adet mermer lahit vardır. 1.Lahit; 840/1436 ‘ da vefat eden İbrahim Bey’ in kızı Paşa Melek Hanım’a aittir. 2.lahidde de Paşa Melek Hanım a ait bilgiler vardır. Her iki lahit de bu hanıma atfedilmiştir.3. lahit; Orhan Bey, 4. Lahit; Emir Yusuf Bey8. Lahit; Hafese Hatun’ a aittir. Ve bunlar İbrahim Bey’ in çocuklarıdır. 5. Lahit; Murat kızı Sitti Nefise Hanım’ a, 6. Lahit; kimliği bilinmeyen bir zata ve 7. lahit de; ulemadan Lütfullah oğlu Mehmet’ e aittir. 1997 yılında Kültür Müdürlüğü tarafından türbe restore edilmiştir.

 

İsmail Bey Türbesi

 

Candaroğlu İsmail Bey tarafından 865 / 1460 yılından önce yaptırılmıştır. Türbede bulunan üç mezardan ikisi ahşap sanduka, birisi şahideleri yazısız bir lahit olup kimlere ait oldukları belli değildir. Diğer beş lahdi ise; Ulemadan Seyyid Ali Acemi, Ulemadan Safiyyüddin Efendi, İsmail Bey’ in oğlu İshak Bey, Ayşe Hatun ve İsmail Bey’ in kızı veya kız kardeşi olan Azade Hatun’ a aittir.

 

Musa Fakih Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Hisarardı Mahallesi Gümüşlüce caddesinde aynı isimli camiinin batı bitişiğindedir. İhata duvarı ile çevrili olan hazirede 12 – 13 kadar mezar bulunmaktadır. Kıble tarafındaki köşede bulunan ve sadece baş şahidesinin kavuk kısmı kalmış olan mezar Musa Fakih’ e aittir. Sağlam durumdaki tek mezar; 1198/1783 yılında vefat eden Hacı Ali Efendi’ ye aittir. Ayrıca türbede, Hafız Zeynelabidin Efendi isimli bir zatında medfun olduğu, bir mezar taşındaki yazıdan anlaşılmaktadır.

 

Abdülcebbar Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Abdülcebbar Mahallesinde aynı isimli caminin batı bitişiğindedir. Türbeden günümüze beton bir mezar kalmıştır. Caminin banisi Abdülcebbar Efendi’ nin 1600’ lü miladi yıllarda vefat etmiş olması muhtemeldir.

 

Abdürrezzak Türbesii

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. İsfendiyar Mahallesi Beğen Sokağında, saat kulesi altında bulunan aynı isimli caminin batı bitişiğindedir. İçinde iki adet makbere vardır. Bunların üzerine ahşap sanduka konmuştur. Kapıdan girince sağdaki; 918/1513 yılında vefat eden Recep bin Turanî adlı zata aittir. Diğer sanduka; 918/1512 yılında vefat eden Osmanoğlu Hoca Veli’ ye aittir.

 

Açıkbaş Sultan Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Honsalar Mahallesi, Gökdere Caddesi Açıkbaş Sokağındadır. Türbe ve Açıkbaş Sultan hakkında bilgi ve belge bulunamamıştır.

 

Ahmet Dede Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Kırkçeşme Mahallesi sonunda kendi adıyla anılan mezarlıkta metfundur. Medfeni üzeri açık ve demir şebeke ile çevrilidir. Burada yatan zat, 1012 – 1026 H. Yıllarında sağ olduğu bilinen Ahmet Dede Sultan’ dır. Vefat tarihi bilinmemektedir.

 

Ali Asgar Efendi Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Kalenin doğu eteğinde metfundur. Hz. Hüseyin (R.A.) neslindendir. 924 / 1518 yılında Kastamonu’ ya gelmiş ve 940 / 1533 yılında vefat ederek kalenin eteğinde Kırk Kızlar Türbesi olarak bilinen yere defnedilmiştir. Medfeni basit ve sade bir mezardan ibarettir.

 

Bayraklı Sultan Türbesi

 

Kale burcunun dibinde ve batı tarafında metfundur. Adı Yunus Mürebbi’ dir. Türk askerlerinin kaleyi kuşatması esnasında sancaktarlık vazifesini alan ve burca bayrağı diken yunus Mürebbi, kale kapısının açılmasını teminle fethin gerçekleşmesinde büyük rol oynamış, vücuduna saplanan onlarca oka rağmen sancağı düşürmeden şehit olmuş ve bayrağı diktiği burcun üzerine defnedilmiştir.

 

Benli Sultan Türbesi

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Türbenin içinde yedi ve ön tarafta üç olmak üzere toplam on adet sanduka vardır. Sandukalardan biri Halveti Şeyhi Mehmet Muhittin Efendi’ ye,biri Demirci ustası ve Benli Sultan’ ın müritlerinden Mehmet isimli bir zata, bir diğeri Şeyh Mehmet Şani Efendi’ ye ve bir diğeri de Benli Sultan’ dan sonra yerine Şeyh olan oğlu Mahmut Efendi’ ye aittir. Diğer sandukaların kimlere ait olduğu bilinmemektedir.

 

Cevkani Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Akmescit Mahallesi Çankır Sokakta Cevkani Camii’ nin batısındaki kabristanda, demir parmaklıkla çevrilmiş mezarlardan birisi Cevkani Sultan’ a aittir. Osmanlılar döneminde 1890 yılları civarında yaşadığı tahmin edilmektedir.

 

Dai Sultan Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Honsalar Mahallesi Hızıroğlu Sokaktadır. 1101 / 1689 yılından önce yapılmıştır. Türbede üç adet ahşap sanduka vardır. Birinin Dai sultan’ a ait olduğu kesindir. Diğerleri hakkında bilgi yoktur.

 

Dede Sultan Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. İsfendiyar Mahallesi Tabaklar Mevkiinde ve Süleyman Paşa Türbesi bölümünde zikredilen Mevlevihane bünyesinde yer alıyordu. 920 / 1514 yılında vefat eden Dede Sultan’ın adı kayıtlarda Celaleddin olarak yazılmaktadır. Günümüzde Dede Sultan Türbesi olarak bilinen türbe, aynı isimle anılan hamamın doğu bitişiğinde sığıntı bir binadan ibarettir. İçindeki lahdin altı boştur.

 

Ferraş Sultan Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Saraçlar Mahallesi, Saraçlar Camii haziresinde metfundur. Mezarı demir parmaklıkla çevrilmiş olan bu zat Ferraş Sultan olarak bilinir. Ferraş; hizmetçi demektir. Hz. Pir’ e hizmet eden velilerden birisi olduğu için bu lakabı almıştır.

 

Geyikli Sultan Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Akkaya nahiyesinin Geyikli Köyündedir. Ahşap türbe, 1982 yılında cami ile beraber betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir. Türbede iki ahşap sanduka vardır. Birisi Benli Sultan Hazretlerinin halifelerinden Bayrami Şeyhi Mustafa Efendi’ ye, diğeri de oğluna aittir.

 

Hacı Dede Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Beyçelebi Mahallesi Canlı Sokakta Hacı dede Camii’ nin doğu bitişiğindedir. Esas bina, 1850 M. yılında yanmıştır. Bu günkü haliyle son zamanlarda yapılmıştır. Türbenin ve caminin yapılış tarihi 1590 M. yılları civarıdır. Türbedeki üç adet sandukadan birisi Hacı dede’ ye aittir. Diğerlerinin kimlere ait olduğu bilinmemekle beraber; birisinin Benli Sultan’ ın oğluna ait olduğu türbede asılı bir levhada belirtilmektedir.

 

Hacı Hamza Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Hisarardı Mah. Kerpiçlik Sokakta, yıkılmış olan aynı isimli caminin bahçesindedir. Tek bir mezardan ibarettir. Saki oğlu Derviş Ahmet Ağa isimli bir zat metfundur.

 

Halife Sultan Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Topçuoğlu Mahallesi Saçaklı çeşme Sokakta aynı isimli caminin önünde ve kuzeydoğu köşesindedir. Türbe, demir parmaklıkla çevrilmiş bir mezardan ibarettir. 1994 yılında üzeri beton bir kubbe ile örtülmüştür. 1068 / 1657 yılında sağ olduğu bilinen Halife sultan hakkında malumat elde edilememiştir.

 

Hayran Efendi Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Honsalar Mahallesi Gökdere Caddesi üzerinde bulunan Hacı Gevrek Camii ile aynı duvar içindedir. Türbede yedi adet mezar bulunmaktadır. Mezarların kimlere ait oldukları belli değildir. Sadece kıble tarafında dördüncü mezarın şahidesinde 1125 / 1713 tarihi okunabilmektedir.

 

Hepkebirler Türbesi (Doğu)

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Aynı isimle anılan caminin doğu bitişiğindedir. İçinde dokuz adet ahşap sanduka vardır. Sandukalardan birisinin Samur Dede isimli bir zata ait olduğu söylenmektedir. Diğerlerinin kimlere ait olduğu bilinmemektedir.

 

İsa Dede Türbesi

 

Banisi bilinmemektedir. 800 / 1400 yılında yaptırılmıştır. Atabey Camii’ nin kapısının karşısındadır. Türbenin içinde üç mezar vardır. Sandukalar lahitlerin hemen üzerine konulmuştur. Mezarlardan birisinin Maden Dede’ nin halifesi olan Veli Dede’ ye ait olduğu söylenmektedir. İsa Dede’ nin ve kendisinden sonra Bayrami Tarikatı şeyhi olan zatların çoğunluğu da aynı hazirede metfundur. İsa Dede 937 / 1530 yılından sonraki bir tarihte vefat etmiştir.

 

Karabaş-İ Veli Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Aycılar Mahallesinde Aycılar Camii’ nin güneydoğu köşesinde yer almaktadır. Türbe, etrafı demir parmaklıkla çevrilmiş taş duvarlı ve aş şahidesi kavuklu bir mezardan ibarettir. Bu türbede metfun olan şahıs, Karabaş-ı Veli olarak bilinen Ali Alâeddin Etfal isimli âlim ve şeyh değildir. Bu şahıs ya1501 yılında vefat eden Müderris Alâeddin Ali Efendi, ya da caminin banisi Hacı Abdullah Efendi’dir.

 

Karabaş Efendi Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Aycılar Mahallesi Yeni Yol Sokağı sonunda, etrafı demir parmaklıkla çevrilmiş olan türbe Karabaş Efendi adıyla bilinir. Bu zatın kim olduğu bilinmemektedir. Bu zatın iki kardeşinden birisi, Aycılar Camii haziresinde; diğeri de, Tosya Caddesi Dua Yolu Mevkiinde metfundur. Her üçü de ziyaretgâhtır.

 

Kara Mustafa Paşa Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Topçuoğlu Mahallesi Reşit Esen Sokak Yeni Hamam mevkiinde, Kara Mustafa Paşa mescidi doğu bitişiğinde yer almaktadır. Faal olmayan mescit ile birlikte ahşap çatı ile örtülüdür. Kime ait olduğu bilinmemektedir. Fakat 1226 / 1811 yılında vefat eden, mescidin banisi Kara Mustafa paşa olduğu yolunda rivayetler vardır. Ayrıca, bu şahsın Kara Meşe lakabı ile bilinen ve Müfessir-i Alâeddin Efendi’ nin çağdaşı bir müderris olduğu da rivayet edilmektedir.

 

Molla Said Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Beyçelebi Mahallesi Satı Kâhya Sokakta Molla Said Camii’ nin haziresi dâhilinde ve kıble tarafındadır. Türbe 1245 / 1829 yılında vefat eden Molla Mehmet Said Efendi’ ye aittir. Türbede altı ahşap sanduka vardır. Üçünün kime ait olduğu bilinmemektedir. Diğer üçü ise, bitişik camide irşat eden Rufai Tarikatı Şeyhi Seyyid Mehmet Efendi(Ö: 1245 / 1829), kardeşi Seyyid Ahmet Rufai Efendi ( Ö: 1277 / 1860 ) ve babaları Molla Mehmet Said Efendi ( Ö: 1245 / 1829 )’ dir.

 

Nasrullah Kadı Türbesi

 

Bina tarihi bilinmemektedir. Caminin banisi Nasrullah Kadı vefatında şadırvanların kuzey ucuna defnedilmiştir. 1960 yıllarında yıkılan türbenin yerinde, 1995 yılında Belediyece sembolik bir alan ayrılmış ve yeşillendirilmiştir.

 

Nevruz Sultan Türbesi

 

Banisi bilinmemektedir. 1286 / 1869 yılında yaptırılmıştır. Akkaya Nahiyesine bağlı Yunus Köyündedir. 1992 yılında tamir edilmiştir. Türbede dört adet ahşap sanduka vardır. Kimlere ait olduğu bilinmemektedir.

 

Sacayaklı Sultan (Hasan Efendi) Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Topçuoğlu Mahallesi Karanlık Camii Sokakta kain hasan Efendi (Karanlık) Camii’ nin doğu bitişiğindedir. Caminin haziresi konumundaki üç adet beton lahit son tamirler sırasında betonarme olarak yapılmıştır. Üzerleri açıktır. Üç lahidden birisi; 945 – 1015 / 1538 – 1606 arasında yaşayan, caminin banisi olan ve Sacayaklı Sultan olarak bilinen Hasan Efendi’ ye aittir. Diğerleri hakkında bilgi yoktur.

 

Seyfi Dede Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Cebrail Mahallesi Uzun Sokakta Ferhat Paşa Camii haziresinin doğu bitişiğindedir. Bir duvarla çevrili olan iki mezardan güneydeki Seyfi dede’ ye, diğeri ise 1195 / 1780 yılında camiyi tamir ve ihya eden Hacı Kadı adlı zata aittir. Daha önce mamur bir türbe iken yıkılmıştır. Mezarlar 1978 yılında yenilenmiştir. Seyfi Dede 967 / 1559 yılına yakın bir tarihte vefat etmiştir.

 

Seyyid Sünneti Efendi Türbesi

 

Ömer Kethüda ve halk tarafından 1020 / 1611 yılında yaptırılmıştır. Sultan Ahmed’ in şehzadesi Sultan Osman zamanında Ömer Kethüda yapımına başlamış, ancak yersiz harcama ve israf bahanesiyle Nasuh Paşa tarafından idam edilince inşaat yarım kalmıştır. İki yıl sonra ulema ve halkın katkıları ile tamamlanmıştır. Türbeye doğu tarafından açılan tali kapı, Vezir Kurşuncu zade tarafından 1028/1618 yılında yaptırılmış ve harem denen bir bölüm eklenmiştir.

 

Sükuti Sultan Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Merkez Karamukmolla Köyü Tekke mahallesindedir. 1975 yılında yenilenen iki bölümlü kargir küçük binanın kıble tarafında metfundur. Sukuti Sultan olarak bilinen bu zat, aynı mahalledeki caminin banisidir. Daday’ ın Sorkun Köyünde metfun Sükuti hasan efendi’ nin oğlu veya torunudur. Adı, Hacı Davut Hilmi’ dir. Sükuti soy lakabıdır.

 

Şeyh Mehmed Efendi Türbesi

 

Banisi bilinmemektedir. 1073 / 1662 yılında yaptırılmıştır. Kuzyaka Nahiyesinin Şeyh köyü Akçasu Mahallesindedir. Akçasu Camii’ nin önündedir. Türbe1371 / 1951 yılında Hedanizade Hacı Mehmet Kamil Efendi tarafından tamir edilmiştir. Türbede altı adet ahşap sanduka bulunmaktadır. Sağdan üçüncü ve bir şebeke ile çevrilmiş olan sanduka 1073 / 1662 yılında vefat eden Şeyh Mehmet efendi’ ye aittir. Diğerlerinin kimlere ait oldukları bilinmemektedir.

 

Şeyh Mustafa Efendi (Pişküri Zade) Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Atabey Camii’ nin kuzey bitişiğindeki hazirede metfundur. Hakkında pek fazla bilgi yoktur. Kastamonulu olduğu ve Bayrami Tarikatı şeyhi olduğu bilinmektedir.

 

Şeyh Mustafa Efendi ( Resul Zade ) Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Kırkçeşme Mahallesi Selçuk Sokak başındadır. Ahşap olan çatısı 1994 yılında şahsa satılarak yıkılmıştır. Üzeri açıktır. İçinde bulunan 15 adet tahta sanduka kaybolmuştur. Serçeoğlu Türbesi ve Seyyid Serçe Mustafa Efendi Türbesi diye de bilinir. Türbede metfun olanlar; 1061 / 1650 yılından sonra vefa etmiş olan Şeyh Mustafa Efendi ile onun halifeleridir. 2004 yılında Seyyit Serçe Camii ile beraber yeniden inşa edilmiştir.

 

Taraklı Sultan Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. İsmail Bey Mahallesi Tenekeci sokakta Hasan Çelebi Camii’ nin harimi dâhilindedir. Türbenin kıble tarafında demir çerçeveli, cam şebeke içinde iki adet tahta sanduka vardır. Birisi, 937 / 1530 yılından sonraki bir tarihte vefa etmiş olan Tarakçı zade Abdurrahman Efendi’ ye, diğeri de oğlu Mahmut efendi’ ye aittir.

 

Topçuoğlu Türbesi

 

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Topçuoğlu Camii’ nin kuzeybatı köşesi bitişiğindedir. Batı yönünde iki adet mezar şahidesi vardır. Türbede bulunan iki adet ahşap sandukadan kıble tarafındaki, 1259 / 1843 yılında vefat eden Nakşibendî Tarikatı Şeyhi Emir Efendi zade Mehmet Hulusi Efendi’ ye, diğer sanduka ise Melek Hanım’ a aittir. 919 / 1513 yılından önce mamur vaziyette mevcut olduğu bilinen türbede daha önceleri başka mezarların da bulunduğu belgelerden anlaşılmaktadır.

 

Şeyh Ahmet Siyahi Efendi Türbesi

Banisi ve bina tarihi bilinmemektedir. Kırkçeşme Mahallesi Ahmet Dede Camii’ nin batı karşısında ve Seyid efendi Sokak ile Kuyulu Sokak köşesindedir. Demir parmaklıklı ihata duvarı ile çevrili bölmenin kuzeydoğu köşesindedir. Bahçede beş adet lahit vardır. Ahmet Siyahî Efendi’ nin vasiyeti üzerine üzerleri kapatılmamıştır. Sağdan birinci mezar; 100 yıl yaşayan ve 1291 / 1874 yılında vefat eden Ahmet Siyahî Efendi’ ye aittir. 2. Mezar; Ahmet Siyahî Efendi’ nin ikinci oğlu olan ve 66 yaşında 1888 yılında vefat eden Şeyh Ahmet hicabi Efendi’ ye, 3. Mezar; 41 yaşında 1300 / 1882 yılında vefat eden Ahmet Hicabi Efendi’ nin oğlu Mehmed Necmeddin efendi’ ye, 4. Mezar; Hicabi Efendi’ nin damadı Keskinzade Ahmet Rıza Efendi’ ye aittir. Babası meşhur müderris Keskin zade Ahmet Erib efendi’ dir.5. Mezarın kime ait olduğu bilinmemektedir.

 


Kaleler

 

Kastamonu Kalesi

 

Kentin görkemli anıtlarından olan Kalenin ilk kez Bizans döneminde yapıldığı düşünülmektedir. Sağlam olan iç kalenin temel kısmı Bizans, üst bölüm Candaroğulları dönemine aittir.

 


Mezarlar

 

Ev Kaya Mezarı

 

İl merkezinin güneyinde bulunan bu kaya mezarları M.Ö. 7. yüzyıl başlarına tarihlenmektedir.

 

Zımbıllı Tepe Höyüğü (Pompeipolis)

 

Taşköprü ilçe merkezi yakınındaki bulunan bu antik kent M.Ö. 64 yılında Romalılar tarafından Paphlagonia eyaletinin merkezi olarak kurulmuştur. Yapılan arkeolojik kazılarda birçok eser ve mozaikler ortaya çıkarılmıştır.

 

 


Cami Ve Külliyeler

 

Atabey Camisi

 

Kent merkezindeki bu cami, 1273'te Candaroğulları döneminde yapılmıştır. Kapıdan mihraba doğru uzanan ahşap sütunlar nedeniyle halk arasında 140 direkli diye bilinen yapının kesme taştan kısa minaresi Selçuk dönemi özelliklerini taşımaktadır.

 

İbni Neccar Camisi

 

Kent merkezinde bulunan bu cami 1353 yılında yaptırılmıştır ve çeşitli onarım ve eklerle günümüze gelmiştir. Sivri kemer içindeki kapısı ahşap oymacılığının güzel örneklerindendir.

 

Mahmut Bey Camisi

 

Kent merkezinin 20 km. kuzeybatısında Kasaba Köyündedir. Selçuklu ve Beylikler dönemi ahşap camiler geleneğinin güzel örneklerindendir. 1388'de Candaroğlu Mahmut Bey tarafından yaptırılmıştır. Ahşap kapı kanatları eski yazı ve bitkisel motiflerle süslüdür. Düz ahşap üzerine renkli boya ile yapılan kalem işleri de çok başarılıdır.

 

İsmail Bey Külliyesi

 

Candaroğlu İsmail Bey (1443-1480) Kastamonu'da 1451 yılında cami, türbe, hamam, medrese, imaretten oluşan bir külliye yaptırmıştır. Türbenin ön yüzündeki taş işçiliği ilginçtir.

 


Hanlar

 

İsmail Bey Hanı (Kurşunlu Han)

 

Kastamonu'da, Aktarlar Çarşısında bulunan bu hanın kuzey ve güneyinde olmak üzere iki kapısı vardır.

 

Deve Hanı

 

Kastamonu'da, İsmail Bey Külliyesi arkasındadır. İsmail Bey'in vakfiyesinde külliye ile birlikte inşa edildiği yazılıdır. Yapının ön yüzü kesme taş, yan duvarları moloz taştan yapılmıştır.

 

Urgan Hanı

 

Kastamonu'da, Nasrullah Camisi yanında bulunan Urgan Hanı, 1748 yılında yaptırılmıştır.

 

Gökçeağaç Hanı

 

Hanönü ilçe merkezinde bulunan bu hanın Jüstinyen zamanında kilise olarak yapıldığı, daha sonra Türkler tarafından kervansaray olarak kullanıldığı ileri sürülmektedir.-7-

 


Müzeler:

 

Kastamonu Arkeoloji Müzesi:

Kastamonu Arkeoloji Müzesi 1941-1943 yıllarında Antik Pafllagonya bölgesinde ele geçen eserlerin bir araya toplanması ile müze deposu olarak kurulmuştur. Müze Kastamonu Cumhuriyet Caddesi’nde Mimar Kemalettin Bey tarafından planları çizilen İttihat ve Terakki Cemiyeti binası (1914-1917) olarak yapılan binada kurulmuştur. Bu yapı daha sonra Kurtuluş Savaşı’nda Kastamonu Gençlik Teşkilatı, Türk Ocağı, CHP Parti binası ve İstiklal Mahkemesi binası olarak da kullanılmıştır. Ayrıca Atatürk’ün Kastamonu’ya 1925 yılında yaptığı ziyaret sırasında “Şapka ve Kıyafet İnkılabı” ile ilgili tarihi söylevini de burada vermiştir. 

 

Kastamonu Arkeoloji Müzesi 1952 yılında yapılan tadilat ve düzenlemelerden sonra ziyarete açılmış ve müdürlük haline getirilmiştir. 1980 yılında yeni bir onarım geçiren Kastamonu Müzesi yeni düzenlemelerden sonra 23 Ağustos 1981 tarihinde yeniden ziyarete açılmıştır. 

 

Müzede, Kastamonu, yakınındaki Çankırı ve çevredeki diğer yerlerden toplanan Hitit, Frig, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli eserler bulunmaktadır. Ayrıca Candaroğlu Beyliği ve Osmanlı dönemine ait eserlerin yanı sıra yöresel malzemeye de müzede yer verilmiştir. Müzenin belli başlı eserleri arasında pişmiş toprak tabak çanaklar, figürinler, heykeller, cam eserler, mezar stelleri ve lahitler bulunmaktadır. Müzenin küçük bir bölümü Atatürk’e ayrılmış, 1925 yılında Atatürk’ün Kastamonu gezisinde kullandığı çeşitli eşya ve araçlar burada bir araya getirilmiştir. Müze bahçesinde Roma dönemine ait mimari parçalar, aslan ve boğa heykelleri ile Osmanlı dönemi mezar taşları sergilenmektedir. [27]


Kastamonu etnografya müzesi:

Sivil mimarlık örneği olan Livapaşa Konağı, 1870 yıllarında Mir Liva Sadık Paşa tarafından özel olarak yaptırılmıştır. Konak 1979 yılında Kültür Bakanlığı'nca kamulaştırılmıştır.

Onarım ve restorasyon çalışmalarına 1985 yılında başlanmış, 1997 yılında Livapaşa Konağı Etnografya Müzesi olarak hizmete açılmıştır.

Müze ev olarak, gelin yatak odası, oturma odası, baş oda, günlük oda (erkek), misafir odası, günlük oda (kadın) olarak düzenlenmiştir. Salonlarında ayrıca etnografik eserler sergilenmiştir.[28]

 



 DOĞAL VE TURİSTİK MEKANLARI


Ilgaz Dağı Milli Park:


Kastamonu-Çankırı illerinin sınırlarında bulunmaktadır. Milli Park’ın içinde bulunan Ilgaz Kayak Merkezi’nde kış sporlarıyla ilgilenebilir ve aynı zamanda çevreyi gezerek yeni keşifler yapabilirsiniz. 

 

Zengin bir bitki örtüsüne sahiptir Ilgaz Dağı Milli Parkı. Nadir bulunan bitki türlerinin yanı sıra; karaçam, kızılçam ve köknar ağaçları görebilirsiniz. Bitki örtüsünün sunduğu şartlardan dolayı; yaban domuzu, kurt, ayı, geyik gibi hayvan türlerine de ev sahipliği yapmaktadır. Burada kamp yapabilir veya kayak merkezine yakın konaklama tesislerinde kalabilirsiniz. Bölge, Kastamonu il merkezine 40 kilometre uzaklıkta olup, Ankara’ya 200 kilometrelik bir mesafede yer alır. Kastamonu’na özellikle Ilgaz Dağı Milli Parkı’nı görmek için gitmenizi öneririz. Çatak Kanyonu, Ilgarini Mağarası, Valla Kanyonu ve Mahmut Bey Camii keşfetmenizi önerdiğimiz yerler arasında.


Ilgaz Kayak Merkezi:

Ilgaz Dağı Milli Parkı içerisinde yer alan ve turizm açısından önemli bir yere sahip olan Ilgaz Kayak Merkezi, sezona aralık ayında başlayıp nisan ayında bitiriyor. Kayak merkezinin iki adet pisti olmakla birlikte; gece saatlerinde de kayak yapma imkanı bulabileceksiniz.


Kuyluç Mağarası:

Kastamonu'da bulunan Kuyluç Mağarası, Şenpazar ilçesi sınırları içerisindedir. Dağlı Kuyluca olarak da anılan Kuyluç Mağarası doğal oluşumu sebebiyle turistlerin ziyaret ettiği yerler arasındadır. 

 

Mağaranın ağzı Türkiye'nin en derin noktası olan Çukurpınar Düdeni'nin ağzından bile daha geniştir. Girişinde bulunan iki akarsu görülmeye değer bir güzellik sergiler. Kastamonu tatilinizde Kuyluç Mağarası'nı gezerken bölgenin diğer mağaraları olan; Sarpunalınca Mağarası'nı, Ilgarini Mağarası'nı ve diğer güzellikleri arasında olan Ilıca Şelalesi'ni, Çatak Kanyonu'nu, Horma Kanyonu'nu ziyaret edebilirsiniz.

 

Sarpunalınca Mağarası:

 
Kastamonu'nun Küre ilçesinde bulunan Sarpunalınca Mağarası, Şenlik Köyü sınırları içerisindedir. 

 

Hala aktif bir mağara özelliği taşıyan Sarpunalınca Mağarası, içindeki sarkıt ve dikit oluşumunu hala devam etmektedir. Fakat mağara oluşum yönünden pek zengin değildir. Sarpunalınca Mağaras'nın çıkış ağzı sizi kendine çekecek. Çünkü ağzı kesinlikle sizi büyüsü altına alacak. 

 

Çatak Kanyonu:


Ilgarini Mağarası'yla, Horma Kanyonu'yla, Kastamonu Kalesi'yle, Valla Kanyonu'yla ve deniziyle, kumuyla, güneşiyle turistlerin en çok ilgi gösterdiği yerler arasındadır Kastamonu. Doğal güzellikleri arasında kendini gösteren bir nokta daha var. Çatak Kanyonu... 

 

Çatak Kanyonu dünyanın 4. büyük kanyonu özelliğini taşımaktadır. Vahşi ve aynı zamanda gizemli yüzünü görmek biraz zahmetli olsa da yürüyüş parkurundan 900 metre yüksekliğine sahip olan gözetleme noktasına ulaşabilir ve manzarasının benzersizliğine şahit olabilirsiniz. Tüm teçhizatlarınızla yapacağınız yolculuğunuzda her adımınız size ayrı bir cazibe sunacak.[26]

 


Üniversite:

Kastamonu Üniversitesi

 

Kastamonu Üniversitesi, Kastamonu, Türkiye'de yer alan, 2006 yılında kurulmuş bir devlet üniversitesidir. Kastamonu Üniversitesi bugün 8 Fakülte,2 Enstitü , 4 Yüksekokul, 11 meslek yüksekokulu, 35 bölüm ve 2 enstitü ile akademik etkinliklerini sürdürmektedir. Yerleşkelerinde Osmanlı döneminden kalan tarihi binalarda halen eğitim yapılmaktadır.

Kastamonu Üniversitesi, 13.859 lisans ve 1643 lisansüstü öğrenci ve 748 öğretim görevlisi ile eğitim hayatını sürdürmektedir.

Üniversitenin özgörevi, öğretim, araştırma ve toplum hizmetleri etkinliklerini evrensel standartlarda yürüterek, toplumun ve insanlığın toplumsal, kültürel, ekonomik, bilimsel ve teknolojik gelişimi için bilgiye ulaşmak, bilgiyi üretmek, uygulamak, yaymak ve bu bilgilerle donatılmış bireyler yetiştirmek, temel ilkeleri ise bilimsel yaklaşım, akademik özgürlük, disiplinlerarası yaklaşım, yaşam boyu eğitim, nitelikli insan yetiştirme, öğrenciye destek, toplumla iletişim ve katılımcı yönetimdir.[29]

 

 


Kültür:

 

 

HALK MÜZİĞİ VE HALK OYUNLARI

 

İle göç olmadığından halk müziği ve geleneksel oyunlar yöre özelliklerini yansıtır. Oyunlar zeybek türündedir. Seyirlik oyunlar, çocuk oyunlarında da öbür illere göre çeşitlilik görülmez.

Köklü bir müzik kültürü olan Kastamonu uzun havaların kuzeydeki son durağıdır

 

İlde iki resmi derleme yapılmıştır. 1928'de İstanbul Belediye Konservatuvarı adına yapılan ilk derlemeyi Yusuf Ziya, Ekrem Besim, Muhittin Sadak ve Ferruh Arsunar gerçekleştirmiştir. 1948'de Ankara Devlet Konservatuvan'nca yapılan ikinci derlemede Muzaffer Sarısözen, Halil Bedii Yönetken ve teknisyen Rıza Yetişen yer almıştır.

Derlenen ezgiler üzerinde yapılan araştırma, yörede köklü bir müzik geleneği yaşandığını göstermektedir. İnsanî, Âşık Kemâli, Âşık Meydânı, Feyzi Berkıya, Kırnaoğlu, Âşık Hasan, Ozanoğlu, Yorgansız Hakkı gibi âşıkların yetişmiş olması da âşıklık geleneğinin sürdüğünü göstermektedir. Sazın, koşma, divan, satranç, kalenderi, semai, müstezat, destan gibi nazım türlerine eşlik etmesi şiire ayrı bir hava kazandırmaktadır.

 

Sözlü halk ezgilerinin konulan çeşitlidir. Bunlar arasında yiğitlemeler, koçaklamalar, gemici havaları, elpük koşması, yelpük koşma, topal koşma, zil havası, aşağı imaret, çırdak, yarım çırdak, dokumacı türküleri, düğün havaları, güzellemeler, esnaf türküleri, Çanakkale türküsü, kınalı keklik, kına havaları, meydan havaları vb sayılabilir. Bu türküler. Kerem, Kandilli Kerem, Kalenderi, Garip, Bozlak, Tatyan Kerem, Misket, Yahyalı Kerem ayaklarında çalınıp söylenmiştir.

 

Halk oyunları, zeybek ve kaşık oyunları türündedir. Davulla oynananlar da vardır. Karayılan bunların en bilinenidir. İnebolu dolayları gemici türküsünün özel bir oyunu da vardır. Tekneleri sahile çekme gösterisi olarak nitelendirilen bu oyunda küreğin suya değişi, suda devinimi ve kürek sesleri ritim ve ezgiyle verilir. Geleneksel el sanatlarından dokumacılık ve bakırcılık da türkü tere yansımıştır. Halı dokuma türküsünde tezgâh; demirci-bakırcı-kalaycı türküsünde ise çekiç sesleri ritmi oluşturur.

Kastamonu'da uzun havaların çoğu ritmik ezgiye bağlanır. Sepetçioğlu ve Yıldız bunlardandır.

Yörenin Ünlü Türküleri:


İndim Dereye Beklerim, Evlerinin Önü Meşedir, Evlerinin Önü Tozluk, Evlerinin önü Nane, Kahvenin Önünde Beyler Bahçesi, Sepetçioğlu, Üç Kız İdik, Toprak Köprü, Şu Dere Aşmak İster, Turna, Çıkabilsem Şu Yokuşun Başına, Köprünün Altı Diken, Geyik, Sabahın Seher Vakti, Yüksek Minare, Çayır Çıktı, Çırdak, Konaklar Yaptırdım, İlgaz'ın Altı, Yeni Kapı, Mehmedim, Kara Koyun, Ayşe, Ocak

 

Başında Mana, Yel Eser, Hürmüz Gelin, Ördek İsen Göle Gel, Köroğlu, Aşağı İmaret, Topal Koşma, Elpük Yelpük Koşması, Yaş Nane, Varın Bakın, Bismillahi Başlayalım, Sisli Kaya, Çanakkale İçinde Vurdular Beni, Ziller Kismen Kızı, Tiridine, Gıydevanın Kızları, Demirciler, Üç Güzel Oturmuş, Beyler Bahçesi, Kınalı Keklik, Kara Koyun Yayılır, Gökçeoğlu yöreden derlenmiş türkülere, Yıldız, Bülbül, Dağlar da uzun havalara örnektir.

 

Halk Müziği Araçtan: Tezeneli sazlardan meydan sazı. bağlama, cura yaygındır. Son zamanlarda tambura yanında "bulgari" denilen saz da çalınmaya başlamıştır. Türkiye Radyoları'nda divan sazını ilk çalan Kastamonulu sanatçı Âşık Mümin Meydani’dir. Yurttan Sesler Korosu'nun ilk bağlama sanatçısı İnebolulu Sarı Recep de yine bu yöredendir. Yaygın yaylı sazlar, kemane, kemence ve tırnak kemanesidir. Tırnak kemanesi Türk sanat müziğinde kullanılır. Üflemeli sazların başında zurna gelir. Dilli büyük kavallar, çoban düdükleri de yaygındır. Davul, tef, zil ve kaşık gibi vurmalı sazlar çalınır.[30]

 


GELENEKSEL OYUNLAR:


 Kastamonu halk oyunları yalın görünümlüdür. Bunda kentin göç almaması ve çevre illerle ilişkisinin zayıf olması etkendir. Seyirlik oyunlar ve çocuk oyunları ise öbür illerdeki oyunlara benzer.

Geleneksel Halk Oyunları: Kastamonu ve yöresi zeybek bölgesidir. Kıyı kasabalarındaki oyunlar ise horon et kisindedir. Çevre köylerde davulla oynanan köçek havalarına merkezde rastlanmaz.

 

Zeybek: Kastamonu'da zeybek, düğün nişan törenlerinde, ulusal bayramlarda, eğlence günlerinde oynanır. Genellikle erkeklerin oyunlarına davul-zurna eşlik eder. Kıyı kasabalarında denize, donanmaya ilişkin sözlerle, devinimlerle oynanan oyunlar da vardır. Kastamonu ve çevresinde zeybeklerin sözlü bölümlerinde oynanmaz. Oyun aralarında davulcular ortaya çıkarak beceri gerektiren değişik devinimlerle tek kişilik gösteriler yaparlar. Bu gösteri oyuncuların dinlenmesine olanak sağlar. Davulcu yerini alırken oyuncular da yeni bir zeybeğe geçer.

Yöre zeybeklerinin en bilinenleri şunlardır: Aşağı tmaret. Ben Tefimi, Beyler Bahçesi, Bütün Çırdak (Çıtırdak, Çığır-dak). Yarım Çırdak, Çeliktendir, Qçekdağ, Dere Bekleyen, Erencik, Genç Osman, Hendek, Heyamola, Kara Kuzu Havası, Karanfil Oyunu, Kınalı Keklik, Mendan, Oturak Havası, Rakı İçtim, Sepetçioğlu, Topal Koşma, Kolbastı, vb.

 

Sepetçioğlu Zeybeği:

Yörenin en yaygın zeybeğidir. 4-6 kişiyle oynanır. Tüm devinimler yiğitlik gösterisi biçimindedir. Birde öyküsü vardır:

Sepetçioğlu Osman Efe, Araç llçesi'nin Boyalı Bucağı'nda doğmuş, sepetçilikle geçinen bir Yörük gencidir. Bir anlatıya göre, Isfendiyaroğulları soyundan Hamza Bey, başka bir anlatıya göre Rüstem ya da Ali Bey, ağır vergilerle halkı ezmekte, haraca kesmektedir. Bir gün beyin adamları Sepetçioğlu Osman'dan bir haftada 100 sepet yapmasını isterler. Osman, bunun olanaksızlığını anlatırsa da dinletemez. Buyruğa karşı gelmiş sayılarak beye götürülür. Osman koltuğunun altına sakladığı saldırmayla (hançer) beyi öldürür. Yakalanıp zindana atılır. Bir yolunu bulup kaçar. Arac'ın Gülpü Dağı'na çıkar, beyin adamlarıyla tek başına savaşır. Beyin yerine geçen oğlu da halkı ezmektedir. Osman, köydeki sözlüsüyle evlenmiştir. Kastamonu Beyi, Osman'ın yaşlı anasını, karısını yakalatır. Osman gelip teslim olmazsa onları öldüreceğini duyurur. Gizlice beyin odasına giren Osman, anasını, karısını kurtarıp dağa götürür. Beyin adamları ardındadır. Kuşatılan Sepetçioğlu, yiğitçe savaşırsa da anası ve karısıyla birlikte öldürülür.

Bir anlatıya göre ise, beyin kızını kaçırdığı için sarılıp, yaralanmıştır. Kız da isyancı sayılıp hapse atılmıştır. Osman yakalanarak, İstanbul'da yargılanmış ve idam edilmiştir. Başka bir anlatıdaysa Padişah'ın Sepetçioğlu'nu bağışladığı söylenir.

Oyunun tüm devinimleri, Kastamonu uşağının ağırbaşlılığını, uysallığını, yürek bütünlüğünü, kötülerle savaşımını, haksızlıklara karşı çıkarak ölümü bile göze almasını simgeler.

Oyun üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde türkü söylenerek yürünür. Sonra ağır, zaman zaman karşılıklı oyunlar oynanır. İkinci bölümde türkü sürerken oyun durur, sonra yeniden başlar. Bu bölümde diz kırmalar, sekmeler, el vuruşlar çoktur. Üçüncü bölüm yine türküyle başlar, karşılıklı el vurmalar, sekmeler, yerde yapılan devinimlerle sürer. Oyunun türküsü şöyledir:

 

Sepetçioğlu bir ananın kuzusu

Hiç gitmiyor yüreğimden efem de sızusu vay vay
Böyleymiş alnımızın yazısu
Yassıl dağlar yassıl aslan efem de geliyo haydah

 

Gidelim Kışla önüne aşağı

Salıvermiş ince belden kuşağıYaman olur Kastamonu uşşağı
Yol verin efem dumanlı dağlar oy
Yaslan Sepetçioğlu dağlara yaslan

 

Laleli çimenli dağlara yaslan

Analar doğurmaz sen gibi aslan
Eğil dağlar eğil efem de geliyor haydah

Seslen Sepetçioğlu efece seslen
Laleli çimenli dağlara yaslan

Analar doğurmaz sen gibi aslan
Yassıl dağlar yassıl Osman efem de geliyor

vay vay (...)

 

Çırdak (Çıtırdak, Çığırdak): Erkek oyunudur. Devinimler Sepetçioğlu Zeybeği'ne benzer. Türküsü de vardır. Küre ilçesinin Çırdak Köyü'ne yapılan bir baskın olayı üstüne yakılmıştır. Üç bölümden oluşan oyunun bolüm başlangıçları türkülüdür. Zeybeklere özgü sekmeler, el vurmalar, diz vurmalar, ortaya geliş gidişler biçiminde oynanır. Türküsü şöyledir:

 

Şu Çırdaktan da baskun geliyor

Aman baskun da değil dostun geliyor
Kaygusuz avrat, hepdeyive kaygusuz avrat
Şu çırdaktan da gece meçe geçtim

Aman garlı buzlu sular mular içtim

Saygusuz yarim,hop deyiveıkaygusuz yarim
Nazlı yardan aman tez mi geçtin

Yuvarlağım toparlağım da kak gidiverdim

 

Cıvarayı feneri de yak gidiverelim

Kaygusuz yarimŞu çardağın ekinleri
Aman top top olmuş da kakülleri
Saygusuz yarim hop deyive kaygusuz


 


SEYİRLİK OYUNLAR, ORTAOYUNLARI

 

Kastamonu'da seyirlik oyunlar ve ortaoyunları kına gecelerinde, asker uğurlama törenlerinde oynanır. Hayvanları, meslekleri simgeleyen oyunlar halkı güldürüp eğlendirmeyi amaçlar. Kumar, Arap, Leylek, Bahar Çalgısı, Ramazan Hocası, Tütün Kıyma, Duvar örme. Kolan Dokuma gibi oyunlar aynı zamanda halkın yaşama biçimini yansıtır. Köçek ve Heyamola da müzikli seyirlik oyunlara örnek gösterilebilir.

 

Köçek:

İki kişinin karşılıklı oynadığı bu oyunda, erkek oyunculardan biri kadın kılığına girer, yüzünü boyayarak bir peşkir takar, eteklik giyer. Kadınca davranışlarla seyredenleri güldürür.

 

Heyamola:

İnebolu ve çevresinde Deniz Bayramı eğlencelerinde erkeklerin oynadığı oyunlardandır. Bir grup, yerde halka oluşturur, öbürleri onların omzuna çıkarak kule yaparlar. Kule kimi kez üç kata yükseltilebilir. Beceri isteyen oyunda oyuncular kuleyi kurduktan sonra müzikle sağa sola sallanarak oynarlar. Oyunun sözleri şöyledir:

 

Solo: Bismillahi başlayalım Koro: Helessahelessa

Solo: Ayva turunç taşlayalım Koro: Helessa yelessa Solo: Biz bu işi nişleydim

Koro: Helessa yelessa Solo: Bu yıl burda gışlayalım

Koro: Helessa yelessa

Heyamola yessa yessa

Mola heyamo

Ya mo heyamo

Mola heyamo

Helessa sellim yessa yessa yessa

 

Şeytan Çık:

Oyunda bir hoca, yardımcısı, şeytan ve üç köylü vardır. Geniş bir alanda ya da köy odasında oynanır. Hocaya sakal takılmış, sırtı yastıkla kamburlaştı-rılmıştır. Yardımcısı güçlüdür, önünde su dolu bir kova vardır. Şeytan daha çok oyunu bilmeyenlerden seçilir. Hoca ortaya gelerek, daha önce oyunlar oynamış seyircilere "Hemşehriler, bir oynadınız, iki oynadınız, üç oynadınız. Bakıyorum oyunlarınız oyun değil! Hele bana bunun nedenini sorun söyleyeyim. Arkadaşlar vakit geçti, sebebini anlatayım. Darılmayın ama içinizde bir şeytan var" der. Köylüler bakınırlar. Biri bağırır: "Hoca öyleyse bu şeytanı sen ortaya çıkar", öbürleri de ona katılır, şeytanı bulmasını isterler. Hoca, seyirciler arasında gezinir, birkaç kişinin sırtını yoklar. Sonunda birini kolundan tutup alanın ortasına çeker, oturtur. Ceketini çıkararak, bir kolunu başına geçirir. Seyirciler gülüşürken, kulağına "Anaların doğuramadığı, babaların besleyemediği, ninelerin beleyemediği benim kulunum, tayım. Ben sana 'Şeytan çık' dediğimde 'Çıkmam' diye bağır" der. Şeytan bunu kabul eder. Hoca sağını solunu göremeyen şeytana bağırır: "Şeytan Çık", şeytan, "Çıkmam" der. Bu birkaç kez yinelenir. Bunun üzerine hoca üç kez ıslık çalar. Elinde su dolu kovayla bekleyen adam, ceketin kolundan suyu döker. Şeytan yerinden fırlar, kendiliğinden ortaya çıkmış olur. Seyirciler gülüşür.

 

Çocuk Oyunları:

Kastamonu ve çevresindeki oyunlar öbür illerdeki oyunlara benzer. Erkek çocukların oynadığı cin kuyusu, ellebaş, geldi göçen, minder, çiydem, ateş oyunları, avcılık, askerlik, bezirgan başı, köse, esnaf, düğün, tuz yükü; kız çocukların oynadığı elhop kayası, çevirmeli elhop, bilye, dana, kuyu kayası, üç ve dokuz taş, takt ak, sobe takt ak. gibi oyunlar kimi ayrılıklarla öbür illerde de görülür. Bunlardan biri de Kastamonu'da "Köylen" denilen değnek oyunudur.

 

Köylen:

5-6 kişiyle oynanır. Oyunda herkesin bir sopası vardır. Bir de ağaçtan bir top kullanılır. Her oyuncu için topun sığabileceği büyüklükte çukurlar açılır. Biri ebe seçilir. Ebe, topu çukurlardan birine sokmaya, öbürleri de ellerinden geldiğince uzaklaştırmaya çalışırlar. Top kimin çukuruna girerse o ebe olur. Oyun böylece sürdürülür 

 

 

 

ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ.



Düğünler konusunda Kastamonu ve çevresi, eski Örf ve adetlere küçük deği şimlerle bağlıdır. Köylerde evlenmeler biribirini görmeden ve tanımadan yapıldığı Şehir merkezlerinde her gecen gün değişerek düğün törenleri sade bir şekil almıştır. Son senelerde gelinle damadın birbirlerini genden görme imkanları saklanmakta, evlenme konusunda fikir alma cihetine gidilmektedir.

Evlenme çağma gelen erkesin aile büyüğü olan baba daha çok kendi beğendiği kızı oğIuna ister. Kızı evvelden bilinme yen erkeğin annesi ve komşular görücülüğe giderler. Gelinlik kız misafirlere hizmet ederken görücüler kızın tavır ve hareketleriyle boyuna boşuna, endamına ve güzelliğine dikkatle bakarlar. Görücüler beraberlerinde çörek, şeker ve kızın başına Örtmek için oyalı yazma götürürler. Eğer kız ailesi görücüye gelenleri beğenmiş, kızlarını vermeyi düşünmüşlerse, haberleri olmadan bohçalarına hediyeler koyarlar. Daha sonra çevrenin tanınmış kişileri kız sahibi Baba'ya dünür giderler. Gidenler kızı isterler. Kızı vermeye- rıza gösterirlerse Köyler ve kasabalar da ve hatta şehirlerde kız ve oğlan tarafının komşuları toplanarak dini görevliye dua yaptırarak şerbet içilir ve şeker dağıtılır. Sonra da yüzüklerle giyim kuşam eşyası gönderilerek nişan takılmış olur. Köyler de ve küçük kasabalarda kız babasına başlık tabir edilen 1000 - ilâ 10.000 TL.arasında para ödenmektedir.

 

Bir müddet sonra düğün işi kararlaştırılır. Düğün haftasının Çarşamba sünü seline kına vakılır. Gece de «Gece Kınası» adı altında kadınlar kız evinde çeşitli eğlenceler yaparlar. Aynı gün damat evinde yemek verilir, gecede eğlenceler devam eder. Köylerde bu günlerde güreşler tertiplenir. Perşembe günü yine gelin süslenir ve yüzüne duvak demlen bir perde örtülür. Oğlan tarafının du rumuna göre At, Araba veya Otobüsle gelin almağa giderler. Buna «Hak» denir. Hakcı gelini akşama yakın damat evine götürür. Gelin almaya güvey katılmaz. Bu arada bölgenin imamı dini nikah kı yar. Ancak bu gizli yapıbr. Kız ve damadın vekilleri vasıtasıyla nikah kıyılır. Akşam yemeğinden sonra Yatsı namazına camiye gidilir. Namaz bittikten sonra Damat'Ia sağdıç (Damada evlilik hakkın da akıl veren arkadaşı) kolkola arkada imam dini ilahiler okuyarak evin önüne kadar gelinir. Burada dua edilir. Damat bir kaç kişinin elini öptükten sonra can havliyle merdivenlerden yukarı fırlar; bu na sebep arkadaşları tarafından adeti veçhile mevsimine göre damadı fazla oyalamak için ya çürük yumurta yahut do mates veya şeftali atılmasıdır. [31]

 

Gerdeği mütakip sabahleyin «semet» hazırlıkları başlar Öğleden sonra da gelin görme toplantısı yapılır. Düğünden bir hafta sonra gelin, damat ve yakınları kız babası tarafından yemek ziyafetine davet edilir,' Bundan bir müddet sonra aynı şekilde oğlanın babası kız tarafının yakınlarını ziyafete davet ederek akrabalığın sağlamlığı ve devamı için konuşmalar yapılır. Kastamonu ve çevresinde mahalli düğün eğlenceleri halen devam etmektedir. Bunlar bazı yerlerde at koşuları, nişan atma yarışları, güreşlerle birlikte 3 - 4 davul zurna çalındığı da vakidir.-[32]

 

 


Sanat:

Dokuma El Sanatları:

Kastamonu ve yöresi geleneksel el sanatları yönünden çeşitlilik ve zenginlik gösterir.Her ne kadar son yıllarda şehirlere sürekli göçler , teknolojik gelişmeler , hızlı ve ucuz üretim el sanatlarının giderek azalmasına karşın yine de Kastamonu ve çevresinde geleneksel el sanatlarının yaşadığını görmekteyiz.İşte bunlardan birkaçı:

 

Kastamonu ve İlçelerinin en yaygın gelir getirici olan el sanatı Çarşaf Bağı özellikle yerli dokuma "sarı kıvrak" yatak çarşaflarının iki uzun kenarına veya dört kenarına pamuk ipliğinden alet kullanılmaksızın kadınların parmak uçları tırnakları marifetiyle düğümler atılarak yapılan süslemelerdir.

 

Cide,Şenpazar,Küre,Azdavay,Pınarbaşı ilçelerinde keten dokumalarına rastlanılmaktadır. üz ve renkli dokuma olarak yatak çarşafı,en böze (kadın iş önlüğü,başörtüsü.peşkir, göynek) dokumalarına sık olmasa da rastlanmaktadır. Tosya ilçemizdeki tela imali giyim sektörünün ihtiyacı için yaşamaktadır.Düz, beyaz tiftikten iç kuşağı ve renkli üç dilim kuşağı, hamam kesesi Türkiye çapında aranmaktadır.

Kastamonu Merkez , Daday ve Devrekani ilçelerinde düz beyaz patiska bez üzerine , ıhlamur ağacı üzerine elle oyma veya kabartma olarak yapılmış bitkisel , geometrik motif işli , değişik boyutlarda ki ahşap kalıpların özel hazırlanmış tek renkli boyaya batırılıp basılması suretiyle Sofra Bezi "sini bezi" yapılmaktadır.

 

Çağımızdaki gelişmeler nedeni ile pek çok sanat dalı kaybolmaktadır. Bunlardan biri de oya sanatıdır. Kastamonu'da iğne oyacılığını geçim kaynağı olarak kullanan sanatkârlar hayatta iken bilgi ve görgülerini belgelemek amacıyla, bu araştırmaya başlanmıştır. Kastamonu merkez ilçesi Topcuoğlu, İsfendiyarbey, Aşağıİmaret, Kırkçeşme, Hisarardı, Beyçelebi, Ayalar mahallelerinde yaşamakta olan, 45-80 yaşları arasındaki 42 oya ustasına ulaşılmıştır. Yapılan görüşmeler sonunda, eserleri incelenmiş, örnekler alınmıştır.[33]

 

İğne oyası, mendil, yazma, göynek yakası üzerine ipek İpliği ve iğne kullanılarak örülen veya örüldükten sonra dikilen düğümlü örgü sanatıdır.

 

Kastamonu'da hatıra iğne oyaları gelenek olarak, kutular içinde ve sandıklarda saklanıp nesilden nesile aktarılmaktadır. 80 yaşındaki oyacının anneannesinin annesinden kalma oya örneği, en az 150-200 yıllık oyadır. Kastamonu'da oyacılığın daha eski yıllardan bu yana var olduğu tahmin edilmektedir, iğne İle yapılan örgülerin XII. yüzyılda Anadolu'dan Yunanistan'a, oradan da Avrupa'ya geçtiği belirtilmektedir (Özben, 1948:4). Ulaşılan canlı kaynaklardan sağlanan bilgilere göre, Osmanlı'nın son döneminde de erkekleri savaşa giden kadınların tüccarlar aracılığı ile Avrupa'ya oya sattığı ve geçimini sağladığı öğrenilmiştir. Günümüzde az da olsa bu sanatı devam ettirenler bulunmaktadır.[34]

 

 

Ağaç El Sanatları:

 

Uzun yıllardır küçük atölyelerde, evlerde, ellerde yapılan sanat ürünlerinin adlarını ve imalat yerlerini aşağıdaki şekilde sıralayabilmek mümkündür.

 

 

Bakırcılık:

 

 Orta Karadeniz Bölgesi'nin en zengin bakır yataklarına sahip Küre'nin 68 km güneyinde bulunan Kastamo­nu, Küre'den çıkarılan bakırın işlendiği, en önemli kültür ve ticaret kentlerinden bir başkasını oluşturmaktaydı. Yazılı belgelerin eksikliği yüzünden bakırcı ve kazancıların oluşturduğu iş kolunun Ortaçağ'dan beri üretim yapıp yapma­dıklarım şimdilik kesin olarak bilemiyoruz. Ancak çok büyük bir İhtimalle Beylikler döneminden beri üretim yapıldığı bili­nen Küre yataklarından elde edilen bakırın bir kısmı, Kasta­monu'da bulunan atölyelerde işlenmiş olmalıydı. 

 

16. yüzyılın İkinci yarısında Küre madenlerinden elde edi­len bakır, hem Orta Karadeniz ve Orta Anadolu Bölgesi şe­hirlerindeki kazancıların İhtiyacını, hem de Kuzeybatı İran ve Mezopotamya bölgesindeki şehirlerin bakır ihtiyacını karşıla­mıştır. 1568 yılında Kastamonu ve Küre kadılarına gönderi­len bir fermanda özetle şunlar yazılıdır; 

 

"... İran tarafından 400-500 tüccarın gelip büyük miktarda bakır satın aldıkları haber alınmakta, ancak hiçbir kimseye bir dirhem bile bakır verilmemesi..."Kastamonu'daki bakır­cı ve kazancıların çok faal bir şekil­de üretim yapa­rak, çevre illerdeki esnafın bile ihtiya­cını karşılamış ol­dukları anlaşılmak­tadır. 1568 yılında Kastamonu Kadısı'na yazılan bir fer­manda özetle şunlar yazılıdır:

 

 "... Sivas, Tokat ve Amasya bakırcı esnafı Kastamonu'da bakır eş­ya satın almak istedikle­rinde engellenmemesi, ancak tetik­te bulunup, memleket haricine bakır eşyanın götürülmesine müsade edilmemesi..."

 

1573 yılında Kastamonu Beyi'ne gönderilen bir hükümde özetle şunlar yazılıdır:

 

"... Erzurum'da yapılan baruthane için gerekli olan kazan ve diğer aletlerin hemen hazırlanarak gönderilmesi..."

 

1578 yılında Kastamonu Kadısı'na gönderilen diğer bir fermanda ise, özetle şunlar yazılıdır: 

 

"... Bağdat'ta işlenecek barut için yapılacak kazanlarla kullanılmak üzere Küre madeninden 1000 kantar (56.408 ton) bakırın gönderilmesi..."

 

Bakırcı ve kazancıların oluşturduğu iş kolu, Kastamo­nu'nun en büyük sanayi üretimini yapmaktaydı. Küre'den el­de edilen bakır madeninin büyük bir kısmı, Kastamonu'da bulunan kalhanelerde ergitiliyordu. Kastamonu'daki bakırcı­lık ve kazancılığın çok canlı kazançlı bir iş kolu haline dö­nüşmesinde, kentte bulunan kalhanelerin bu iş koluna ucuz, bol ve kaliteli hammadde sağlamasının büyük payı vardı.

 

1783 yılma ait bir belgeden, Kastamonu'daki kazancılarının Küre madenlerinden elde edilen bakırı kullandıklarını öğren­mekteyiz.

 

"... Küre-i nühas madenlerinden elde edilen bakır eskiden beri Kastamonu'da bulunan kazancı ve tüccarlara her bir bat­manı dokuz kuruşa satılırken, Tokat ve başka yerlerden gelen bakır satılmaya başlanıldığında araya anlaşmazlıklar girmiş­tir. Bu yüzden başka yerden gelen bakırın sattırılmaması..."

 

Kastamonu kalhanelerinin diğer şehirlerinde bulunan kal­hanelerden ayrılan en önemli özelliği, son 40 yıl öncesine

 

1783 yılma ait bir belgeden, Kastamonu'daki kazancılarının Küre madenlerinden elde edilen  bakırı kullandıklarını öğren­mekteyiz.

 

"... Küre-i nühas madenlerinden elde edilen bakır eskiden beri Kastamonu'da bulunan kazancı ve tüccarlara her bir bat­manı dokuz kuruşa satılırken, Tokat ve başka yerlerden gelen bakır satılmaya başlanıldığında araya anlaşmazlıklar girmiş­tir. Bu yüzde

 

n başka yerden gelen bakırın sattırılmaması..."

 

Kastamonu kalhanelerinin diğer şehirlerinde bulunan kal­hanelerden ayrılan en önemli özelliği, son 40 yıl öncesine ka­dar faal bir şekilde çalışmış olmasıdır. Bu kalhanelerden biri şehrin en yüksek tepelerinden biri üzerine yaptırılan Yakup Ağa Camii'nin altında yer almaktaydı. Bakır cevheri yüzlerce yıldan beri aynı teknikle kalhanelerde ergitilerek kömürüyle birlikte ocakta körük yardımıyla ergitilmekte ve daha sonra kalıplara dökülmektedir.[35]

 

Kalıplar oldukça farklı bi­çim ve büyüklüklerdedir. İki parçadan oluşan ka­lıplar, tuğladan yapıl­mıştır. Demirden yapı­lan tek parça kalıpların bir kısmı 10 cm çapın­dadır. Üstü açık kalıp­lardan 2.5 kiloluk külçe elde edilmekte­dir. 45x30 cm boyu­tunda ve 5 cam de­rinliğinde olan bir başka demir kalıp­tan ise 35x45 kilo arasında değişin külçe bakırlar elde denilmektedir. Kalıplardan çıkarılan külçe bakırlar, ocaklarda kız­dırıldıktan sonra yedi kişiden oluşan bir dövülerek farklı ağırlıklara sahip levhalar haline getirilmektedir. Külçe halin­deki bakırın çekiçlenerek levha haline getirilmesi işlemi, tıpkı Surname-i Hü-mayun ve Surname-i Vehbi'deki minyatürlerde zanaatkarların külçe bakırı çekiçleyerek levha haline getirme­leri gibi yapıl-maktadır. Kastamonu'da artık bu işlem ortadan kalkmış olmasına karşın, Anadolu'da yalnızca Muğla-Kavaklıdere'de külçe bakır çekiçlerle levha haline getirilmektedir. Kastamonu'da bakırcı ve kazancılıkla uğraşan zanaatkarların büyük bir kısmı hem de İstanbul'daki atölyelerde çalışmak­taydılar. Bu konuda yazılı kaynaklar oldukça ayrıntılı bilgi vermektedir. Gerek Anadolu, gerekse İstanbul'daki atölyeler­de Kastamonulu zanaatkarların elinden çıkan ve Kastamonu üslubunu yansıtan çeşitli eşya ve mutfak kapları, açık bir şe­kilde belli olmaktadır. 1934 - 1936 yılları arasında Kastamo­nu'da bakırcılık mesleğiyle ilgili olarak 50 usta, 35 kalfa ve 48 çırak dükkanlarda çalışmaktaydı. 1942 yılında Bakırcılar Çarşısı'ndaki atölye sayısı 22 iken, bugün ancak 3 bakırcı atölyesi üretimi sürdürmektedir. Yüzlerce yıldan kapaklı sa­han, hamamtası, güğüm ve ibrikler, Kastamonu atölyelerinin karakteristik kaplarını oluşturmaktadır.[36]

 

Kastamonu Bakırcılığının yaşayan ustası Ahmet Ortaakarsu, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın tertip ettiği festivallere katılmakta ve devamlı derecelere girmektedir.

 

 

Çarşafbağı:

 

Kastamonu ve ilçelerinde en yaygın ve gelir getirici olan el sanatıdır. Özellikle, yerli dokuma "sarı kıvrak" yatak çarşaflarının iki uzun kenarlarına veya dört kenarına, pamuk ipliğinden, alet kullanılmaksızın, kadınların parmak uçları tırnakları marifetiyle düğümler atılarak yapılan süslemedir.

Kastamonu'da evlenecek her genç kızın ve erkeğin "çeyiz sandığında bağlı çarşaf bulunması" mahalli gelenek halindedir.

 

Önceki yıllarda, benzer bağlama, havlu, peştemal, perde uçlarında yapılmıştır.

Kaliteli pamuk ipliğinden yapılan çarşaf bağları, yapılışında gösterdiği şekle göre; kuş dili, katip defteri, yürek... gi­bi (50)den fazla isimle adlandırılmıştır. Bağ süslemesinde, bağ düğümlerinin sıklığı, süslemenin girift olması, kullanılan pamuk ipliğinin kalitesi ile kıymeti değerlendirilmektedir

 

 

Çakıcılık ve Bıçakcılık:

Tosya İlçemizin merkezinde elde yapılan, bir yüzü düz, diğer yüzü testere dişli, değişik ebatlarda çakılar halk arasın­da "tosya çakısı" olarak isimlendiril inektedir.

Tosya çakısının bir yüzünün testere dişli olması nedeniy­le, çifçinin küçük bağ işlerinde ve ziraat alanında kullanım imkanı çok olmaktadır.

Çakının sapı, manda boynuzundan önce kesilir, sonra de­mir törpü ile biçimlendirilir. Kesici yüzleri ise krom çelikten Özel yapıldığından paslanma yapmamakta ve çok kesici ol­maktadır. Aynı zamanda, mutfaklar için yüzü krom çelikten, sapı kemik veya sert ağaçtan olan değişik boyuttaki bıçaklar aranmaktadır.

 

Sofrabezi:

 

Kastamonu Merkez ve Daday, Devrekani ilçelerinde yapılmış olan bölgeye has önemli ürünlerden biridir.

 Düz beyaz patiska bez üzerine, ıhlamur ağacı üzerine elle oyma veya kabartma olarak yapılmış bitkisel, geometrik mo­tif işli, değişik boyutlardaki ahşap kalıpların, Özel hazırlanmış tek renkli boyaya batınlıp basılması suretiyle meydana getirilmektedir.

Beyaz bez Üzerinde siyah olarak meydana getirilmiş olan "sini bezi", sofra örtüsü, masa Örtüsü, kadın baş örtüsü olarak kullanılmıştır. Son yıllarda Kastamonu'nun en sevilen hedi­yelik eşyası olan sini bezine değişik uyarlamalar yapılarak, etek, perde, örtü olarak kullanıldığı görülmektedir.

 

 

Sepetçilik:

Kastamonu'da üretilen sepetler, söğüt dallarından, Daday ve Araç ilçelerinde üretilen sepetler ise fındık ağacı dalların­dan örülmektedir.

Kastamonu Sepeti olarak bilinen bu sepetler ince söğüt dallarının yine özel işlemelerle hazırlandıktan sonra elle deği­şik biçimlerde örülmesi ile yapılır. 

Yaş fındık ağacı dallarının özel aletlerle ince dar çübuk'ır haline getirilmesinden sonra yine elle değişik biçimlerde, kullanım fonksiyonuna göre elle örülmesiyle meydana getirilen diğer bir çeşidi vardır ki; kullanımına göre, halk arasında, ka­paklı pazar sepeti, yumurta sepeti, saman çit sepeti olarak isimlendirilirler.[37]

 

 

 


Kastamonu yöresel yemekleri:

 Kastamonu yiyecek-içecek hususunda zengin bir mutfağa sahiptir. Bu zenginliğin başlıca sebebi; bitki örtüsündeki çeşitli ve tabiata dayalı yetiştirilen hayvan varlığıdır. Yiyecek olarak kullanılan yabani otlar, bitkiler, mantarlar, dağ çileği yanında her türlü sebze ile birçok meyve Kastamonu topraklarında yetişmektedir. Türkiye'nin en güzel ve kaliteli sarımsakları bu İl'de yetişmekte ve ihraç edilmekte

Üryani eriğini sadece bu İlde yemek mümkündür. Kastamonu bölgesine ait 812 çeşit yiyecek derlemesi yapılmıştır. Bunlardan 38 çeşit çorba ve 51 çeşit ekmek tarifi görülmektedir. Kastamonu mutfağının ünlü yiyeceği sac üzerinde pişirilen" etli ekmek"tir.

Bu etli ekmeği bir bardak yayık ayranı, "ekşi-eşi" yada " pelverde ezmesi" eşliğinde yiyen artık Kastamonu'nun adını unutamaz. İl' de hazırlanan, kışlık yiyecek "tarhana" nın çorbası en besleyici çorbadır. Hazırlanmasında kullanılan un-yoğurt hamuru içindeki çok çeşitli bitki özleri, tadı-lezzetini farklı hale getirmektedir. Ayrıca besin değerini artırmaktadır.

Her mevsim yerli halkın ve ziyarete gelenlerin yemekten vazgeçemediği "döner" in kömür ateşinde pişenin tadı doyumsuzdur.Kış mevsiminde, yöreye has olarak yapılan "pastırmalı ekmek" bir başka lezzettedir.

Özel olarak hazırlanan çimensiz pastırma ince dilimler halinde doğranıp, soğan piyazı ile karıştırılıp, içine yeteri kadar baharatta karıştırıldıktan sonra, fırınlarda açılan hamur içine kapalı olarak konup, pişirildikten sonra, üzeri zevke göre az veya çok tereyağ ile yağlandıktan sonra afiyetle yenir.

Baharın gelmesi ile, kuzuların büyümesi bir diğer yöresel yiyecek olan "biran-kuyu kebabı" nın ortaya çıkması görülür. Kastamonu merkez ve bilhassa Taşköprü İlçesinde pişirilen biran meşhur et yiyeceği'dir.

Tatlılar içinde, asırlardır süregelen "çekme helva" gerek elde özel olarak hazırlanışı, gerek ince ince tat telleri ile bölgeye hastır. İl dışına her gidenin mutlaka dostlarına aldıkları makbûl hediye'dir.

 

 

Kış günlerinin bir diğer yöresel yiyeceği, Kastamonu simitinden yapılan "simit tiridi" dir. Simit tiridini yiyemeyenler, İl dışına giderken dost ve arkadaşlarına mutlaka bir dizin Kastamonu Simiti alıp, getirirler.[38]

 

 

Yapmadan Dönme 

 

Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi ve Kale'yi gezmeden,

Hükümet Konağı, Zınbıllı Tepe, Nasrullah Kadı Külliyesi, Yakup Ağa Külliyesi, İsmail Bey Külliyesi, Dokuma Atölyesi ve El Sanatları Atölyesi'ni görmeden,

Etli - Pastırmalı Ekmek, Biryan, Çekme Helvası yemeden,

Yöresel Dokuma ve Yöresel El Sanatları Ürünleri'nden almadan,

23 - 31 Ağustos Şapka ve Kıyafet İnkılabı Etkinlikleri, Mayıs ayı ilk haftası "Şeyh Şaban-ı Veli ve Kastamonu Evliyalarını Anma Haftası" ve İlçe Panayırları etkinliklerine katılmamadan,

...Dönmeyin.[39]

 

 

 

 

NE ALINIR

 

Yöresel dokumalar, yalnızca tırnak ile ve pamuk ipliği kullanılarak değişik motiflerin yapıldığı çarşaf bağları, oyalar, baskı tekniği ile bezenen havlu ve masa örtüsü gibi malzemeler, ağaç oyma işleri, saz ve bağlama gibi müzik aletleri, söğüt ağacından yapılan gazetelik, şeker kutusu, ekmek sepeti gibi eşyalar, çeşitli ağaçlardan yapılan tespihler, şimşir çatal-kaşıklar, Tosya çakıları ve bakır işleri yöreden alınabilecek özgün hediyelik eşyalardır. [40]

 

 

 

Atatürk Şapka Devrimini Neden Kastamonu’da Yaptı

 

Şapkayı Orada Giyeceğim!

1925 yılı Ağustos ayı başlarındayız. Atatürk’ü ziyarete Kastamonu’dan bir heyet gelmişti. Atatürk o gün bir çok heyeti kabul etmiş ve yorulduklarından, Halk Partisi Genel Sekreteri Saffet (Arıkan) Bey’e; “Diğer heyetleri benim adıma sen kabul et ve önemli gördüğün heyetleri ise İsmet Paşa’ya götür.” demişti.

Ancak Kastamonu heyeti geldiğinde nedense Saffet Bey, Atatürk’ü haberdar eder. Atatürk; “Bu heyeti ben Çankaya’da kabul edeceğim, yarın heyeti Çankaya’ya getir.” diye Saffet Bey’e direktif verir. Ertesi gün Atatürk, Kastamonu heyetini kabul ederek bir saate yakın heyet mensupları ile görüşür ve davetlerini hemen kabul eder. Atatürk; “Yakında Kastamonu’ya geleceğim, hemşehrilerime selâm söyleyiniz!..” diyerek heyeti uğurlar. Heyeti uğurladıktan sonra Saffet Bey’e; “Çocuğum, Kastamonu’ya gidiyorum, Şapkayı orada giyeceğim” der.

Saffet Bey, Atatürk’ün uzun süredir, kılık kıyafet ve şapka sorunu ile meşgul olduğunu, hatta bazı arkadaşlarına İstanbul’da Beyoğlu’nda şapka giydirerek özellikle gezdirdiğini ve bu halin sonuçlarını incelettiğini biliyordu. Atatürk, Saffet Bey’e; “Kastamonu’yu niçin seçtiğimi bilemezsin. Dur anlatayım: Tüm vilayetler beni tanırlar. Ya üniforma ile, yahut fesli, kalpaklı veya sivil elbise ile görmüşlerdir. Yalnız Kastamonu’ya gidemedim. İlk önce nasıl görürlerse öyle alışırlar, yadırgamazlar. Üstelik bu il halkının hemen hepsi asker ocağından geçmişlerdir. Saygılıdırlar, yumuşak başlıdırlar. Adları tutucu çıkmışsa da anlayışlıdırlar. Bunun için “Şapkayı orada giyeceğim” demiştir.[41]

 

 

 

 

KAYNAKÇA



  • [1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Kastamonu_(il)
  • [2] https://www.kastamonu.gov.tr/cografi-yapi.asp
  • [3] https://www.trvikipedi.org/kastamonu-isminin-kokeni-kastamonu-ismi-nereden-geliyor/
  • [4] https://www.akademikbakis.org/17/1kastamonu.pd
  • [5]-https://abana.8m.com/
  • [6] https://www.agli.bel.tr/
  • [7]https://www.aracbelediyesi.com/index.php?option=com_content&view=article&id=15&Itemid=25
  • [8] https://www.kenthaber.com/karadeniz/kastamonu/azdavay/Rehber/genel-bilgi/azdavay-genel-bilgi
  • [9] https://tr.wikipedia.org/wiki/Bozkurt,_Kastamonu
  • [10] https://www.cideses.com/genel_bilgiler.htm
  • [11] https://www.kenthaber.com/karadeniz/kastamonu/catalzeytin/Rehber/genel-bilgi/catalzeytin-genel-bilgi
  • [12] https://www.memocal.com/turkiye/kastamonu/genelbilgiler.asp
  • [13] https://www.devrekani.gov.tr/default_B0.aspx?content=1006
  • [14] kenthaber.com/karadeniz/kastamonu/doganyurt/Rehber/genel-bilgi/doganyurt-
  • [15] https://www.kastamonukulturturizm.gov.tr/belge/1-33845/genel-bilgiler.html
  • [16] https://www.ihsangazi.gov.tr/default_B0.aspx?content=277
  • [17] https://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/inebolu
  • [18] https://www.kastamonukulturturizm.gov.tr/belge/1-33845/genel-bilgiler.html
  • [19] kenthaber.com/karadeniz/kastamonu/pinarbasi/Rehber/genel-bilgi/pinarbasi-genel-bilgi
  • [20] https://www.seydiler.gov.tr/default_B0.aspx?content=195
  • [21] https://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eenpazar#Co.C4.9Frafi_yap.C4.B1
  • [22] https://tr.wikipedia.org/wiki/Ta%C5%9Fk%C3%B6pr%C3%BC,_Kastamonu
  • [23] https://abana.8m.com/
  • [24] https://www.devrekani.com/tarihce/tarihce.php
  • [25] https://www.devrekani.com/tarihce/tarihce.php
  • [26] https://www.tarihiyerlerimiz.net/2012/08/kastamonunun-tarihi-yerleri.html
  • [27] --https://www.kenthaber.com/karadeniz/kastamonu/merkez/Rehber/muzeler/kastamonu-arkeoloji-muzesi8/1
  • [28] --https://www.kenthaber.com/karadeniz/kastamonu/merkez/Rehber/muzeler/kastamonu-arkeoloji-muzesi8/1
  • [29] -https://tr.wikipedia.org/wiki/Kastamonu_%C3%9Cniversitesi
  • [30] https://www.meleklermekani.com/orf-ve-adetlerimiz/52101-kastamonu-gelenek-ve-gorenekleri.html
  • [31] -https://tr.wikipedia.org/wiki/Kastamonu_(il)#.C3.96n_ge.C3.A7mi.C5.9Fi
  • [32] https://www.meleklermekani.com/orf-ve-adetlerimiz/52101-kastamonu-gelenek-ve-gorenekleri.html
  • [33] https://taskopru.erolkara.net/elsanatlari.html
  • [34] https://taskopru.erolkara.net/elsanatlari.html
  • [35] https://taskopru.erolkara.net/elsanatlari.html
  • [36] https://taskopru.erolkara.net/elsanatlari.html
  • [37] https://www.karadenizgezi.net/Kastamonu_Yemekleri.htm
  • [38] https://www.karadenizgezi.net/Kastamonu_Yemekleri.htm
  • [39] https://www.kastamonukulturturizm.gov.tr/belge/1-
  • [40] https://www.kastamonukulturturizm.gov.tr/belge/1-33864/ne-alinir.html
  • [41] https://www.ataturkdevrimleri.com/yazi-1273-ataturk-sapka-devrimini-neden-kastamonu-da-yapti-ani.html

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış