Kayseri İli Tarihi,Kültürel ve Doğal Güzellikleri


28.5.2013

Resim: https://boyacibul.net/Sayfa/kayseri-boyaci/57


Kayseri hakkında genel bilgiler:

 

 

Yüzölçümü: 16.917 km²

Nüfus: 943.484 (1990)

İl Trafik No: 38

Kayseri tarih boyunca Anadolu’nun önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Ticaretin yanı sıra, görkemli Erciyes Dağı ve gelişen kış turizmi potansiyeli ve lezzetli yemekleriyle görülmeye değer bir orta Anadolu şehridir.[1]

 

 

Coğrafi şekilleri:

 

 

İç Anadolu'nun Kızılırmak bölümünde yer alan Kayseri ili, kuzeyde Yozgat ve Sivas, batıda Niğde ve Nevşehir, güneyde Adana güneydoğuda Kahramanmaraş ve doğuda Malatya illeri arasında yer alır. 

 

Grinwich rasathanesine göre 33 derece 30 dakika doğu boylamı, 38 derece 45 dakika 30 saniye kuzey enleminde bulunan ilimizin yüzölçümü 16.917 km2 ve denizden yüksekliği 1 050 metredir. 

 

DAĞLAR:

 

Kayseri'de dağ denilince, ilk akla gelen Erciyes'tir. Kayseri'de, Erciyes'ten sonra bu dağın doğusundan başlayarak Pınarbaşı yöresine kadar uzanan bir sıradağlar silsilesi vardır. Koramaz dağıyla başlayan bu şeridi, Çeksorot, Hınzır dağıyla devam etmiştir. Bunlardan başka, Süregen dağı, Aygörmez dağı, Köşkerli ve Kepekli dağlarıyla yeni bir dağlar zinciri yine ayrı yörede oluşmuştur. Bu dağ silsilesinden başka, Torosların, İl sınırları içerisinde yer alan uzantıları, Tahta dağları, Soğanlı, Kızılgöz, Binboğa ve Bakırdağlarını meydana getirmiştir. Bu dağ silsilesi de, Develi'nin doğusundan başlayarak Pınarbaşı'nın batısına kadar uzanır.

 

Kayseri'de küzey doğudan güney batıya doğru üç sıra halinde dağlar uzanır. Bu dağların en önemlisini Torosların iç Anadolu'ya sarkan kolunu oluşturur. Torosların Kayseri sınırı içerisindeki zirvelerini Binboğa, Hınzır, Tahtalı, Şirvan ve Soğanlı dağları meydana getirir. Erciyes dağı ile birlikte birinci sıra dağlar arasında yer alır. İkinci sıra dağları ise Kepekli, Köşkerli ve Aygörmez dağları oluşturur. 

 

Kayserinin diğer dağları sıradağlar biçiminde kıvrımlara uğramış bir yapı gösteren yükseltilerdir. Bunlardan biri Erciyes Dağının 15 km. kadar kuzeydoğusundan başlar ve batı bölümü Korumaz Da­ğı, orta bölümü Çeksorat Dağı, doğu bölümü Hınzır Dağı dır. Bu dağların güneybatısında Süvengen Dağı, Aygörmez Dağı, ve bu dağlardan geniş düzlüklerle ayrılmış bulunan Köşkerli Dağı ve Kepekli Dağı yer alır. İlin güney kısmında Tahtalı Dağlar, Şirvan Dağı, Binboğa Dağı ve Bakır Dağı bulunur.

 

ALADAĞ: Yahyalı ilçesinin güneyinde yer alan bu dağ Torosların Anadolu’ya sarkan bölümünün Kayseri'deki en yüksek noktasını oluşturur. Yüksekliği 3.735 metredir.

 

DUMANLI DAĞ: Sariz'ın batısında yer alan bu dağın yüksekliği 3.024 metredir.

 

Kayseri’deki diğer dağlar yükseklikleri itibariyle söyle sıralanır.

 

Soğanlı Dağı 2.925. Hasan Dağı. 2.100,Bakır Dağı 2.721, Aygörmez Dağı 2.094, Küçük Erciyes 2.700, Köşkerli Dağı 2.000, Koç Dağı 2.700, Hodul Dağı 1.937, Hızır Dağı 2.641, Koramaz Dağı

1.907, Sandıkdere tepesi 2.601, Kepekli Dağı 2.225 , Yılanlı Dağı 1.640

 

 

AKARSULAR:

 

KIZILIRMAK:

Sivas'ın Zara ilçesindeki Karabel dağlarından çıkan Kızılırmak, Sarıoğlan İlçesi hudutlarından Kayseri toprağına girer. Şehrin kuzey kesiminden geçer. Bayramhacı'da Nevşehir hudutlarına girer. Kızılırmak, Kayseri'de Sarıoğlan, Erkilet-Himmetdede, İncesu, Yemliha arazilerini sular. Özellikle inşaat kumu sağlaması bakımından da ayrı bir önemi vardır. Kayseri sınırları" içerisinde üç önemli köprüyle geçilir. Üzerinde üç ayarı yere büyük hidroelektrik santralı yapımı için etüt çalışmalarına devam edilmektedir. 

 

ZAMANTI IRMAĞI : 

Pınarbaşı ilçesine bağlı Viranşehir köyünden çıkan Zamantı Irmağı Pınarbaşı, Tomarza, Develi ve Yahyalı ilçe arazilerini sulayarak Seyhan nehrine karışır. Bu ırmağın Yahyalı ile Develi'nin arasından açılacak bir tünelle, Develi sulama projesinin bir parçası olarak Ağcaşar barajında toplanması çalışmaları son safhaya geldi. 200 metrelik bir şelale meydana getirecek olan bu proje İle, ayrıca hidroelektrik santralı yapımı da planlanmaktadır. Böylece elektrik üretimi yapılması mümkün olacaktır.

 

SARlMSAKLI ÇAYI : 

Bünyan'ın güneyindeki Tandağından çıkan Sarımsaklı çayı, sarımsaklı ovasının sulanmasında kullanılmak üzere kullanılmaktadır Kendi adıyla kurulan barajla, Kayseri'nin önemli bir bölümünde bu ırmak sayesinde sulu ekim yapılabilmektedir. 

 

SARlZ ÇAYI : 

Sarız'ın tahtalı dağından çıkan ırmak, ilçe merkezi içerisiden geçerek sulu tarıma imkan verir ve ortak alanıda Göksu ırmağına karışır. 

 

Kayseri'de bundan başka ufak çaylar varsa da, bunlar daha küçük alanlarda sulama hizmetleri için kullanılır ve büyük ırmaklara karışarak kaybolur. Bunların bazıları ilkbahar aylarında eriyen akarsulardan oluşur, yaz aylarında ise suları çekilir, bazılarında ise tamamen kaybolur.

 

 

İKLİM:

 

A) SICAKLIK :
 Kayseri'de karasal iklim hâkimdir. İklim, kışlar kar yağışlı, yazlar sıcak ve kurak geçer. İklim, yaz aylarında olsun, kışın olsun, yüksek yerlerde daha sert, düzlük yerlerde daha yumuşaktır. Erciyes Dağı, Kayseri'nin iklimini çevre illerden ayrı bir özelliğe götürür. Daha çok, kışın şehir, diğer illerden daha soğuk olur. Kış aylarında sıcaklık ortalaması Aralık, Ocak ve Şubat'ta 0 derecede seyrederken, yaz aylarında bu hayli yüksektir. Ve şehrin sıcaklığı yıl ortalaması 10.8 santigrat olarak gerçekleşir.

 

B ) YAĞIŞ :
 Kayseri'nin merkez ilçede yıllık yağış ortalaması, 366 mm.'dir. Kayseri en çok Mart, Nisan ve Mayıs aylarında yağış almaktadır. Yağışın en az olduğu aylar ise, Haziran, Temmuz ve Ağustos'tur. Özellikle Nisan ayının ortalarında başlayıp Mayıs ortalarına kadar devam eden ''Kırk ikindi'' yağmurları bol bereket getirir. Kayseri'de yılda ortalama 20 gün kar yağar. Şehrin karla kaplı günü yılda 38 günü bulur. Aralık başında yağan kar, Martta genellikle kalkmış olur. 

 

C) RÜZGARLAR : 
Kayseri'de daha çok karayel etkilidir. Halk arasında buna, şehir merkezinde ''Gömeçyeli'' de denir. Bundan başka, günbatısı ve kıble rüzgarları da etkilidir. Şehirde özellikle bahar aylarında esen keşişlemenin hızı zaman zaman 125 kilometreyi aşan bu rüzgar, çatıları uçurup, ağaçları devirebilmektedir.

 

D) SAYILI GÜNLER :
 Kayseri'de sıcaklık ve soğuk hava Temmuz ve Ocak aylarında doruk noktaya çıkar. Sıcaklığın 30 derecenin üzerine çıktığı tropik günler 53, sıfırın altına düştüğü donlu günler sayısı ise, 124 gündür. Yıl boyunca hava 105 gün açık, 185 gün bulutlu, 75 gün ise kapalıdır. Sisli gün sayısı 18 günü bulmaktadır. 

 

Kayseri coğrafi yapı itibariyle volkanik bir tabaka üzerindedir. Erciyes'in eski bir yanardağ oluşu ve çevreye milyonlarca ton magma tabakası bırakması sonucu bu toprak yapısı oluşmuştur. Ancak, şehrin genel jeolojik özelliği Anadolu'nun sahip olduğu yapıdan pek farklı değildir. Tek önemli farkı şehrin deprem kuşağı üzerinde oluşudur. Bunun da Erciyes'in jeolojik oluşumundan kaynaklandığı uzmanlar tarafından ifade edilmektedir. Yalnız bunun da korkulacak bir yanının olmadığı özellikle belirtilmektedir. 

 

 

OVALAR, VADİLER VE BOĞAZLAR:

 

Kayseri ilinin üzerinde bulunduğu bölgedeki ovalar Erciyes Dağı'nın kuzey ve güneyinde yer almaktadır. Jeolojik dönemin yer hareketlerinde meydana gelmiştir. Bunlar sırasıyla şunlardır. 

 

Kayseri Ovası:


Erciyes’in kuzey-batı bölümündeki Ambar Ovası ve Karasazlık düzlükleriyle birlikte 750 km2'1ik alana yayılır. 40 km. boyu ve eni zaman zaman 10, zaman zaman 20 km.yi bulan görünümüyle bir şerit halinde devam eder. Sarımsaklıdan başlayıp Ambar'da sona erer. 

 

Develi Ovası: 


Erciyesin güneyinde ise denizden yüksekliği 11 00-1150 metreyi, yüzölçümü 800 km2’yi geçen Develi Ovası eni boyuyla 35 - 40 km.'yi bulan toplu bir düzlüktür. Kapalı havza düzlüklerinden olan bu ova­nın büyük bir kısmında Sultan Sazlığı adı ile tanınan büyük bir sazlık ve Yay Gölü bulunur. İlin bu ovalara göre daha küçük ovaları arasında Tuz gölü civarında Palas Ovası yaklaşık 100 km kare, Sarıoğlan Ovası ise 50 km.kare , Akdölen, Zamantı ve Mandal Ovaları sayılabilir. 

 

Derin Vadiler ve Boğazlar : 


Kayseri'de böyle alan Kızılırmak kenarında oluşur. 40 km. uzunluğundaki bu vadi yerine göre 300 metre kadar derinlere iner. Obruk köyü önlerinde genişleyen bu vadi, Kuşçu ve Mollahacı köyünde oldukça daralır zaman zaman bir yolluk kamyonlar görülür, geçit bile bulunmaz. 

 

 

GÖLLER VE BARAJLAR:

 

Kayseri'de göller iki ayrı bölümde ele alınabilir. Birisi sazlık ve bataklık durumundakiler. Sultan Sazlığı ve Engir gölü gibi. Diğeri de Tabii ve baraj gölleri, Tuzgölü, Yedigöller, Sarımsaklı ve Akköy Baraj gölleri gibi. 

 

TUZ GÖLÜ : 


Sarıoğlan İlçesinin güneybatısında yer alan göl l9 Km. karedir. Tuz üretimi için elverişli bir göldür. Burada, en derin nokta 15 metreyi bulur. Yaz aylarında suyun buharlaşmasıyla göl yatağı küçülür ve kuruyan kenarlardan tuz elde edilir. Gölün denizden yüksekliği 1.106 metredir. 

 

YAY GÖLÜ : 


Develi'de bulunan göl, 20 km. karelik bir alanı kaplar. Bu gölün suyu da tuzludur ve yaz aylarında çekilen gölden tuz elde edilir. 

 

SARIGÖL :

Erciyes Dağının eteklerinde ve Şeyhşaban köyü yakınlarındadır. Denizden 2.335 metre yükseklikteki gölün kapladığı alan 0.13 km.karedir. Tatlı suyu vardır. 

 

ENGİR GÖLÜ : 

Kayseri'nin 13 kilomctre kuzeydoğusunda yer alan göl 0.4 km. karelik bir alanı kaplar. Engil Gölünün yüzölçümü ise 40 hektar­dır. Büyük bir bölüm sazlıkla kaplıdır. Gesi tarafından çıkan çaylar buraya dökülür.

 

 

SULTAN SAZLIĞI : 

Develi ovasının güney kesiminde yer alır. Oldukça büyük bir alanı kaplayan Sazlık, özellikle burasının kuş parkı olmasına elverişlidir. Bugün, Türkiye'deki birçok değişik kuş, yalnızca bu sazlıkta üreyip yaşamaktadır. Bunun İçin de Orman Bakanlığı'nca koruma altına alınmıştır. Sazlıkta berdi üretilip çeşitli alanlarda, özellikle yastık ve hasır üretiminde kullanılmaktadır. Sazlığın içerisinde Eğrigöl ile Sarf gölü adında iki de tabii göl bulunmaktadır.Sultan sazlığının detaylı bilgisi için Sultan Sazlığını tıkılayın. 

 

AKKÖY BARAJ GÖLÜ : 


Yeşilhisar'da bulunan bu baraj gölünün su alan 0.92 km. karedir. Bu gölden çevredeki halk faydalanmaktadır. Suyu tatlıdır.

 

AMBAR SAZLIĞI : 


Ambar köyünün batı kesiminde yer alan sazlık, özellikle yaz aylarında, Erciyes dağından eriyen kar sularının düzlükte toprak yüzeyine çıkmasıyla oluşur. Karasazlık diye de tabir edilen bu alan, son yıllarda açılan drenaj kanallarıyla kurutularak tarıma elverişli hale getirilmektedir. Çok geniş alanı kaplayan sazlığın suları Boğazköprü'de Sarımsaklı çayına karışarak Kızılırmağa aktarılmıştır.

 

BARAJLAR:

 

İlimizde bulunan barajlar ise, Sarımsaklı, Ağcaşar, Kovalı ve Akköy barajları­dır. İl merkezinin 30 km. kuzeydoğusundaki Sarımsaklı suyu üzerinde inşa edilen Sarımsaklı Barajı'nın toprak dolgu yüksekliği 38 metre, tepe uzunluğu 578 metre, tepe yüksekliği (denizden yüksekliği) 1208 metre gölün dolgu hacmi 1.5 milyon metreküp ve dolusavak kapasitesi 500 m3/sn.dir.

 

 

YAMULA BARAJI (Yemliha barajı) 


Kayseri Şehir Merkezinin 30 km kuzeybatısında Kızılırmak nehri üzerine kurulmuş enerji ve sulama amaçlı Türkiye’ nin önemli projelerinden birisidir. ve 100 MW gücündedir.Yıllık üretim kapasitesi 423 milyon kWh dir.Yap-işlet-devret modelinde inşa edilmiş ve işletme süresi 20 yıldır.

Yamula Barajı, günden güne Kayserililerin mesire ve piknik alanlarından biri olmaya başlamıştır. Kayserililerin deniz özlemi bir nebze olsun baraj sayesinde karşılanırken baraj turları yapan tekneler de oldukça rağbet görüyor. 

 

 

BAHÇECİK BARAJI PINARBAŞI : 

 

SARlMSAKLI BARAJ GÖLÜ 

Kayseri-Sivas Karayolu üzerinde şehre 30 km. mesafededir. Baraj gölünün alanı 3 km. kareyi bulmaktadır. Burası özellikle yaz aylarında mesire yeri olarak kullanılmaktadır. 

 

 

AĞCA-ŞAR BARAJI 

Kayserilye 100 km. uzaklıkta Yahyalı ilçesinin 9 km. kuzeyinde yer alan Ağca­şar Barajı'nın çevresindeki ağaçlandırma çalışmaları yeni tamamlanmış olup, rek­reasyon alanları henüz tesis edilmemiştir. Sulama amacıyla yapılan toprak dolgu barajın temelden yüksekliği 27 m. dol­gu hacmi 2.4 milyon m3, su depoloma hacmi 66 milyon m3, normal göl hacmi 61 . 70 hm3, aktif göl hacmi 58.1 hm3'tür. Kayserilye 70 km. uzaklıkta Yeşilhisar'ın 4 km. batısında Develi civarına inen.

 

AKKÖY BARAJI 


Derelerden birinin üzerinde kurulu olan Akköy Barajı 42 metre yükseklikte bir beton taş barajının gerisinde derince ve boyu 1 km. olan bir gölete yer verecek şe­kilde yapılmıştır. Baraj çevresi kısmen ağaçlandırılmış olup rekreasyon alanı yoktur. 

 

KOVALI BARAJI 


Kayseriye 100 km. uzaklıkta olup, Yahyalı ilçesinin 21. km. batısında yer alır. 

Hisarcık Kasabası'nın güneyindeki Erciyes Kayakevi yakınında Tekir mevkiinde yer alan Tekir Göleti vardır. Çevrenin ağaçlandırılmasına henüz başlanmamıştır. Ayrıca incesu ilçesi­nin 3 km. batısında incesu Sel Kapanı, Erciyes Kasabasının 1 km. güneyinde Zincidere Göleti Panırbaşı ilçesi, Karakuyu Köyü yakınında Karakuyu Göleti, Gesi Kasabasının 2 km. güneyinde Efkere Göleti yer almaktadır. [2]

 

 

  

 

Kayseri adı nereden geliyor:

 

Selçuklular devrinde Kayseri, Konya'dan sonra ikinci başkent oldu. Selçuklu Sultani Alâeddin Keykubât zamanında Kayseri'nin durumu Bizans devrini gerilerde bıraktı. En parlak devrini yaşadı. Selçuklu Türkiye'sinin Konya'dan sonra en önemli şehri Kayseri'ydi. Dünyanın en güzel beldelerinden biri hâline geldi. Şehir birbirinden güzel eserlerle süslendi. Bugün Kayseri'deki eski eserlerin çoğu ve en değerlileri Selçuklu devrinden kalmış olanlardır. Selçuklulardan sonra İlhanlılar bu bölgeye hâkim oldular. 1277'de Mısır-Suriye Türk Memlûk Sultani Baybars Kayseri'ye geldi, fakat İlhanlılardan Kayseri'yi geri alamadı. 

 

On dördüncü asırda Emir Eretna İlhanlıların Anadolu genel vâlisi olarak Kayseri'ye geldi. İlhanlı İmparatorluğu yıkılınca Eratnaoğulları Beyliği kuruldu ve bu beyliğin Sivas'tan sonra ikinci başkentiydi. 

 

Eratnaoğulları'nın yerine geçen Kadı Burhaneddin'in hâkimiyeti uzun sürmedi. Şehir 1398'de Sultan Yıldırım Bâyezit tarafından fethedilip, Osmanlı Devletine katildi. Fakat dört sene sonra 1402'de Timur ile yapılan Ankara Savasından sonra Kayseri'yi Karamanoğulları ele geçirdi. Bir müddet sonra Kayseri'yi Maraş'ta bulunan Dulkadiroğulları Türk Beyliğine bıraktı. Karamanoğulları, Kayseri'yi Dulkadiroğulları Türk Beyliğinden geri alınca, Sultan İkinci Murad Hân 1436'da Kayseri'yi yeniden alarak Dulkadiroğulları Beyliğine verdi. (İkinci Murâd'ın annesi Dulkadiroğulları Beyi'nin kızı idi.) Bir müddet sonra Karamanoğulları Beyliği Kayseri'yi yeniden ele geçirdi. Memlûklar bir ara Kayseri'yi kuşattılar fakat alamadılar. 1508'de Sah İsmail Kayseri'ye geldi fakat kısa bir müddet sonra geri çekildi. 

 

Karamanoğulları Beyliği Osmanlı Devletine katıldığı için Kayseri, Dulkadiroğulları Beyliğinin idâresindeydi. 

 

Yavuz Sultan Selim Han 1515'te Kayseri'yi Osmanlı Devletine katınca Karaman (Konya) eyâletinin (beylerbeyliğinin) yedi sancağından (vilâyetinden) birinin merkezi oldu. 1825'te Kayseri'nin şehir nüfûsu 100.000 idi. Tanzimat'tan sonra Ankara eyaletinin (vilayetinin) beş sancağından biri oldu, üç kazası vardı. Cumhuriyet devrinde bütün sancaklara (mutasarrıflıklara) "vilayet-il" denilince Kayseri vilâyet oldu. "Kaysarîye" ismi Kayseri'ye çevrildi. [3]

 

 

 

Kayseri ilçeleri:

 

Kayseri’nin on altı ilçesi vardır. Bunlardan ikisi il merkezini meydana getirir. 

 

Kocasinan: 

1990 sayımına göre toplam nüfûsu 282.883 olup, 241.455’i ilçe merkezinde, 41.428’i köylerde yaşamaktadır. il merkezini meydana getiren ilçelerden biridir. 

 

Melikgazi: 

1990 sayımına göre toplam nüfûsu 207.260 olup 179.907’si ilçe merkezinde, 27.353’ü köylerde yaşamaktadır. İl merkezini meydana getiren diğer ilçedir. 

 

Akkışla: 

1990 sayımına göre toplam nüfusu 10.709 olup, 3109’u ilçe merkezinde, 7600’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 8 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Uzunyayla’nın bir bölümü ilçe sınırları içinde kalır. Doğusunda Hınzır Dağı yer alır. Ekonomisi hayvancılığa dayanır. En çok koyun ve sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir. Tarıma elverişli arâzi az olduğundan üretim iç tüketime yöneliktir. El tezgâhlarında halı dokumacılığı yaygındır. İlçe merkezi Hınzır Dağından kaynaklanan bir derenin vadisinde kurulmuştur. İl merkezine 80 km mesafededir. Bünyan ilçesine bağlı bucak merkeziyken 19 Mayıs 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu. 

 

 

Bünyan: 

1990 sayımına göre toplam nüfusu 43.460 olup, 13.653’ü ilçe merkezinde, 29.807’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 25, Elbaşı bucağına bağlı 9 köyü vardır. İlçe toprakları Orta Torosların bir kolu ve bunun her iki yanında yer alan düzlüklerden meydana gelir. Kuzey, güney ve batıdaki çöküntü alanları genelde bir plato görünümündedir. Ovalar çok azdır. Sarmısaklı Suyu üzerinde bir hidroelektrik santrali vardır. 

 

 

Develi: 

1990 sayımına göre toplam nüfusu 72.825 olup, 32.961’i ilçe merkezinde, 39.864’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 28, Taşçı bucağına bağlı 20 köyü vardır. Yüzölçümü 19x3 km2 olup nüfus yoğunluğu 38’dir. İlçe toprakları etrafı dağlarla çevrili düz bir alandan meydana gelmiştir. Kuzey ve kuzeybatısında Erciyes Dağı, doğusunda Bakır Dağ, orta kısmında ise Develi Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Zamantı Irmağıdır. Dağların arasında Develi Ovası vardır. 

 

 

Felahiye: 

1990 sayımına göre toplam nüfûsu 12.559 olup, 6603’ü ilçe merkezinde, 5956’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 12 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikteki engebeli araziden meydana gelir. Kuzey ve kuzeydoğusunda Akdağ yer alır. Kızılırmak, ilçenin güney sınırından akar.

 

 

Hacılar: 

1990 sayımına göre toplam nüfûsu 17.666 olup, 16.533’ü ilçe merkezinde, 1133’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 3 köyü vardır. İlçe toprakları orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Güney ve güneydoğusunda Erciyes Dağı vardır.

 

 

İncesu: 

1990 sayımına göre toplam nüfûsu 21.923 olup, 7587’si ilçe merkezinde, 14.066’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 920 km2 olup, nüfus yoğunluğu 24’tür. İlçe toprakları genelde bir platoluk alandan meydana gelmiştir. Güneybatı ve batısında Hodul Dağı güneydoğu ve doğusunda Erciyes Dağı yer alır. Başlıca akarsuları Karasu ve İncesudur. Kuzeyinden Kızılırmak geçer.

 

 

 

Özvatan: 

1990 sayımına göre toplam nüfusu 23.739 olup, 7699’u ilçe merkezinde, 16.040’ı köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzeyinde Akdoğan yer alır. Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Ekime müsait alan azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve vişnedir. Halı ve kilim dokumacılığı yaygındır. İlçe merkezi Akdağlar eteklerinde kurulmuştur. Felahiye’ye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990’da 3644 sayılı kânunla ilçe oldu. Eski ismi Çukur’dur.

 

Pınarbaşı: 

1990 sayımına göre toplam nüfusu 47.822 olup, 11.364’ü ilçe merkezinde, 36.458’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 47, Kaynar bucağına bağlı 17, Örenşehir bucağına bağlı 16, Pazarören bucağına bağlı 33 köyü vardır. Yüzölçümü 3328 km2 olup, nüfus yoğunluğu 14’tür. Kuzey bölümü Uzunyayla’da kalan ilçe topraklarının batısında Hınzır Dağı, güney ve güneydoğusunda ise Tahtalı Dağı yer alır. Başlıca akarsuyu Zamantı Irmağıdır.

 

 

Sarıoğlan: 

1990 sayımına göre toplam nüfûsu 23.215 olup, 4869’u ilçe merkezinde, 18.346’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 660 km2 olup nüfus yoğunluğu 35’tir. İlçe toprakları Kızılırmak Vadisinde yer alır. Kuzeyini Akdağ engebelendirir. Başlıca düzlüğü Palas Ovasıdır. Ovanın batısında Tuzla Gölü yer alır. Başlıca akarsuyu Kızılırmak’tır.

 

 

Sarız: 

1990 sayımına göre toplam nüfusu 19.255 olup, 3935’i ilçe merkezinde, 15.320’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 38 köyü vardır. Yüzölçümü 1239 km2, nüfus yoğunluğu 16’dır. İlçe toprakları dağlıktır. Doğu ve kuzeyinde Tahtalı Dağları, güneydoğusunda Binboğa Dağları yer alır. Başlıca akarsuları Humaz Çayı ve Sarız Çayıdır. 

 

 

 

Talas: 

1990 sayımına göre toplam nüfûsu 49.025 olup, 30.485’i ilçe merkezinde, 18.540’ı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 14 köyü vardır. İlçe toprakları dağlıktır. Kuzeyinde Kayseri Ovası yer alır.

 

 

 

Tomarza: 

1990 sayımına göre toplam nüfûsu 42.669 olup, 11.337’si ilçe merkezinde, 31.332’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 32, Toklar bucağına bağlı 22 köyü vardır. Yüzölçümü 1500 km2 olup nüfus yoğunluğu 294’tür. İlçe toprakları dağlık ve engebeli alanlardan meydana gelir. Kuzeyinde Aygörmez Dağı, doğu ve güneydoğusunda Tahtalı Dağları, güneybatısında Sövegen Dağı yer alır. Zamantı Çayı başlıca akarsuyu olup Tomarza Ovasını sular.

 

 

 

Yahyalı: 

1990 sayımına göre toplam nüfûsu 44.047 olup, 20.401’i ilçe merkezinde, 23.646’sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 27 köyü vardır. Yüzölçümü 1604 km2 olup, nüfus yoğunluğu 27’dir. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Güneydoğusunda Tahtalı Dağları, güneybatı ve batısında Aladağlar, Kuzeybatısında DeveliOvasının bir bölümü yer alır. Başlıca akarsuyu Zamantı Çayıdır. Yüksek kesimlerde köknar, kızıl çam, sedir, karaçam ve ardıç ormanları vardır.

 

 

 

Yeşilhisar: 
1990 sayımına göre toplam nüfusu 24.427 olup, 11.904’ü ilçe merkezinde, 12.523’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19 köyü vardır. Yüzölçümü 987 km2 olup, nüfus yoğunluğu 25’tir. İlçe topraklarının batısında Hodul Dağı, doğusunda ise Karahisar Ovası yer alır. [4]

 

 

       

 

KAYSERİNİN TARİHÇESİ:


İLK DEVİRLER

 

     Kayseri çevresindeki en eski yerleşim alanı , şehrin 20 km kuzey doğusunda bulunan Kaniş Höyüğüdür. M.Ö. 2800 tarihinden Hellenistik Çağa kadar önemini koruyan merkezde, eski Tunç Devri, Asur Ticaret Kolonileri ve Hitit Çağları’ na ait bir çok belge bulunmuştur.

 

     Hititler’ den sonra bölge Frig hakimiyetine geçmiş, daha ziyade Kızılırmak havzasında egemen olan frigler zamanında mazaka ön plana çıkmıştır. M.Ö 676 tarihinde Anadolu’ ya gelen Kimmerler ‘ in Kaniş ve Mazaka’ yı tahrip ederek, Frig hakimiyetine son verdikleri tarihi kaynaklarda belirtilmektedir. Kaniş’ in önemini kaybetmesinden sonra, bölgenin kutsal dağı kabul edilen Argaios ‘ un ( Erciyes ) kuzey eteğindeki Mazaka ön plana çıkmıştır. Kimmerler’ in Asur ve Lidyalılar tarafından Anadolu’ dan atılmaları ile Mazaka , Lidya ve Med hakimiyetine girmiş ve devrin önemli ticaret merkezi olmuştur.

 

     M.Ö 590 yılında Pers Kralı Kyros’ un Lidya Kralı Krisos ‘ u yenmesi ile bütün Anadolu ile birlikte Mazaka da Pers hakimiyetine girmiştir. İran ‘ dan bölgeye göç eden halk, kendi ülkelerine benzettikleri Argaios ( Erciyes ) ve çevresine yerleşmişlerdir.

 

KAPPADOKİA KRALLIĞI:
 
M.Ö 332 yıllarında Ariarathes I , ilk Kappadokia Kralı olarak bağımsızlığını ilan etmiştir. M.S 17 tarihine kadar 349 sene hüküm süren bu krallığın başkenti Mazaka iken, Ariarathes V zamanında şehrin adı Eusebia olarak değiştirilmiştir. M.Ö 8 yılı içinde tekrar bir değişiklik yapılarak , Roma İmparatoru Ceasar ‘ ın adına izafeten CEASAREA ismi verilmiştir. O günden beri, 2000 senedir Kayseri ismi ile anılmaktadır.

 

ROMA DÖNEMİ:
 
M.S 193-211 tarihleri arasında şehir stadyumu yapılmış ve önemli Roma şehirlerinde olduğu gibi bir çok yarışmaların merkezi olmuştur. Şehir surları ise , Roma İmparatoru Gordianus III zamanında ( M.S 241 ) yıllarında yaptırılmıştır. Dördüncü yüzyılın başlarında halk tamamen Hıristiyanlaşmış ve Kayseri bu dinin ilmi merkezi haline gelmiştir.Roma İmparatorluğunun Doğu ve Batı olarak ikiye bölünmesi ile , Kayseri doğuda kaldığı için Bizans Şehri olmuştur. Bizans zamanında Arap ve İran ordularının yaptığı İstanbul seferleri sırasında Kayseri defalarca işgal edilmiştir.

 

KAYSERİ ‘ NİN TÜRKLEŞMESİ: 

Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan ‘ ın 1071 tarihinde Malazgirt’ te Bizans ordularını yenmesiyle Anadolu kapıları Türklere açıldı. Bu tarihten 15 sene sonra, 1085 yıllarında Kayseri’ yi artık bir Türk ve Müslüman şehri olarak görmekteyiz. Müslüman Türklerin hakimiyetinde Kayseri’ nin eski halkı olan Rum ve Ermeniler’ in birer mahallede toplandıkları, Çarşı, Pazar ve ticarette yavaş yavaş hakimiyetlerini kaybettikleri görülmüştür.

 

     Şehir, süratle yapılan Camii, Han, Medrese, Hamam ve Çeşmelerle kısa bir sürede tam bir İslam Şehri kimliği kazanmıştır. Bir müddet Danişmentliler’ e merkez olan Kayseri özellikle Selçuklu Sultanı Uluğ Keykubad ( 1. Alâeddin Keykubad ) zamanında Türkiye Selçuklu Devletinin Konya ve Sivas ‘ la beraber üç başşehrinden birisi olmuştur. Danişmendi ve Selçuklu yönetimleri zamanında yapılan görkemli yapıların en önemlileri olarak; Camii Kebir, Güllük Camii ve Hamamı , Hunat Külliyesi , Şifaiye – Gıyasiye Medresesi , Hacı Kılıç Külliyesi, Lala Muhlisiddin Camisi, Sahabiye Medresesi, Kale Surları ve Yoğunburç sayılabilir.

 

MOĞOL HAKİMİYETİ:  

Selçuklu ordusunun 1243 tarihinde yapılan Kösedağ Meydan Savaşı ile Moğol ordusuna yenilmesi , Türk tarihinde bir dönüm noktası olmuş ve artık Anadolu’ da Moğol hakimiyeti başlamıştır. Gönderdikleri Valilerle Anadolu ‘ yu denetleyen Moğollar , 150 sene müddetle Kayseri ve Anadolu’ nun bütün maddi ve manevi kaynaklarını yağmalamışlardır. Moğol sömürüsü altında ezilen Selçuklu Devleti , bütün gücünü kaybetmiş ve II. Mesud ‘ dan sonra dağılarak, yerini beyliklere bırakmıştır. ( 1308 )

 

 

OSMANLI DÖNEMİ: 

Fatih Sultan Mehmet zamanında, Gedik Ahmet Paşa tarafından Karamanoğulları Beyliği’ ne son verilerek, Karaman, Konya ve Kayseri Bölgeleri Osmanlı toprağına katıldı. ( 1474 ) Kayseri 1476 ‘ dan itibaren Karaman eyaletine bağlı bir sancak merkezi oldu. 1839 tarihinde Bozok Eyaletinde, 1867 tarihinde de bağımsız sancak merkezi olarak Osmanlı idari taksimatında yerini aldı.

 

YAKIN DÖNEM: 

Cumhuriyet Döneminde 1924 tarihinde yapılan yeni anayasa ile vilayet yapıldı. Bilinen en eski dönemlerinden beri ticaret merkezi olan Kayseri’ de devletin öncülüğünde sanayileşme başlatıldı. Sırayla Sümerbank Dokuma Fabrikası, Tayyare Fabrikası, Anatamir Bakım Fabrikası, Askeri Dikim Evi kuruldu. 1950 ‘ den sonra Kayserili ticaretten sağladığı tasarruflarını sanayiye dönüştürmeye başladı. Bugün Kayseri , ortalama büyüklükte bir ticaret ve sanayii şehridir. Güçlenen Üniversitesi ile giderek bir kültür merkezi haline gelerek, eski ününü yakalama yolundadır.

 

 

 

KAYSERİ'NİN MİLATTAN SONRAKİ TARİHİNDEKİ SEYRİ

 

 

     251'de Sasani Hükümdarı Şahpur şehri istila etti. Bu istilalar döneminde, Got'mlar ve Sasani'ler sık sık buralarda yağma hareketlerinde bulundular. Aynı yıllarda, şehirde büyük bir deprem oldu. Bu da yetmiyormuş gibi, aynı çağlarda Hristiyanlar'la Putperestler'in burada din çatışmaları başladı.

 

       Kayseri, 608 yılında Sasani Hükümdarı 2. Hüsrev'in hakimiyetine geçti. Bizans-İran'lı hakimiyet mücadelesi bu dönemde şiddetlenerek devam ettiyse de şehir 647 yılında Emeviler'in eline geçti.

 

       Burada Arap hakimiyeti uzun sürmedi. 690 yılında Emeviler'in eline geçti. Bizanslılara geçti. 963 yılında Bizans imparatoru Fakas, Kayseri'yi imparatorluk Başkenti ilan etti ve kendisi de İmparator oldu.

 

       Kayseri, bu İmparatorluktan önceki Arap işgalleri döneminde, 726'da Mesleme Bin Abdulmelik'in, 729'da Said Bin Hişam'ın, 838'de Abbasi Halifesi Mugtasım'ın denetimine girdi.

 

       Bilinen odur ki, Mazaka ya da Ozopya adını aldığı dönemlerde şehrin bugünkü yerleşim alanını birkaç kilometre ötesinde Güney; batı bölgesindeki Eskişehir adıyla tabir edilen yerde kuruluydu. Şehrin buradaki nüfusunun 400 bine kadar çıktığı da rivayet edilmektedir. (1990 yılında da aynı rakama ulaştı.)

 

 

 

CUMHURİYET ÖNCESİ KAYSERİ

 

 

  Anadolu’nun, doğu ve batı(Yunan-Roma) medeniyetleri arasında bir köprü vazifesi görmesi bu bölgede, Anadolu Medeniyetleri denilen muazzam bir medeniyetin doğmasına neden olmuş. Bu nedenle tarih boyunca Kayseri, bu medeniyetlerin bir bölümünün gözüktüğü ve Kızılırmak Havzası ile Tuzgölü arasında kalan Kapadokya’nın, önemli bir yerleşim yeri olma özelliğini korumuş. Bu bölgede bulunan yüzlerce “Höyük” ve “Tümülüs”ler , “Anadolu Medeniyetleri”nin önemli bulgularını, günümüze kadar taşımış.

  Hititlerden Osmanlılara kadar bu bölgede yerleşen bütün kavimler, kısa bir zaman içerisinde mutlaka bir siyâsi birlik kurmuş ve bir güç olarak, tarih sahnesine çıkmış.

  Kayseri çevresinde bilinen en eski yerleşim yeri, bugün ki şehre yaklaşık 20 kilometre mesafede bulunan “Kültepe Höyüğü”dür. Bu höyükte bulunan Kaniş, o günkü Kayseri’nin başşehri olup M.Ö 2800 senesinden Helenistik Devirlere kadar önemini korumuş.

  Kaniş’in önemini kaybetmesi üzerine o dönemlerin kutsal dağı olan Argaios’un (Erciyes) kuzey eteğinde bulunan Mazaka’nın ön plana çıktığını ve şehrin merkezi olduğunu görmekteyiz. İsminin nereden geldiği tartışılan ve M.Ö XII-IX. yüzyıllar arasında iskan görmeye başladığı tahmin edilen Mazaka, bir süre sonra Tabal Devleti’nin başşehri olmuş. Bu devletin yıkılması üzerine Frigler’in eline geçmiş ve daha sonra da Kimmerler’in sınırları içerisinde kalmış (M.Ö 676).

  Kimmerler, Asur ve Lidyalılar tarafından Anadolu’dan atılınca (M.Ö 650) Mazaka, Asur egemenliğine girmiş ve daha sonra Lidya ve Medler arasında sınır olmuş. Persler’in, Lidayalılar’ı yenmesi üzerine bütün Anadolu gibi Mazaka da bu devletin hakimiyetine girmiş. Pers hakimiyeti ile birlikte İran’dan bu bölgeye çok insan gelmiş, kendi ülkelerine benzettikleri bu bölgelerde, “Ateşgede Kültürü” nü yerleştirmiş. Ve bu “Kültür” yüzyıllarca bu bölgede egemen olmuş. Hatta bağımsız Kabadokya Kralları bile bu “kültün” yani “dini çerçevenin” dışına çıkamamış.

  Kabadokya krallarından IV. Ariarathes Eusebias, babası III. Ariarathes tarafından kurulan “Ariarathia” şehrinde bir müddet kalmış ve sonra sarayını Mazaka’ya taşımıştır. Bunun oğlu V. Ariarathes ise babasının adına izafeten şehre, “Eusebia” adını vermiş (M.Ö. 163-130).

  Mazaka’nın yanında yeni bir Helen şehri olarak doğan Eusebia, Kabadokya Kralı Archelaos (M.Ö. 36, M.S. 17) zamanında Roma İmparatoru “Caisar Avgustus” adına izafeten “Kaisaria” adı verilmiştir. M.Ö 12-8 tarihlerinde basılan bütün sikkelerde (paralarda) Kaisaria ismine rastlamaktayız.

 

 

 


CUMHURİYET DÖNEMİ KAYSERİ

 

Kayseri, Cumhuriyetle birlikte 1924 Anayasası gereği vilayet oldu.

 

1924 Anayasası ile il statüsüne kavuşan Kayseri’nin 1928’de Merkez, İncesu, Bünyan, Develi ve Aziziye(Pınarbaşı) olmak üzere, 5 kazası (İlçe), 21 nahiyesi (bucak) ve 314 köyü vardı. Bugün ise Kayseri’nin; 16 ilçesi (Akkışla, Bünyan, Develi, Felahiye, Hacılar, İncesu, Kocasinan, Melikgazi, Özvatan, Pınarbaşı, Sarıoğlan, Sarız, Talas, Tomarza, Yahyalı ve Yeşilhisar), 68 belediyesi ve 406 köyü bulunmaktadır.

 

1935 nüfus sayımında Ürgüp’ün Kayseri’ye bağlı olduğunu görmekteyiz. Ürgüp daha sonra, il olan Nevşehir’e bağlandı.

 

Cumhuriyetle birlikte Kayseri de sanayi, ticari, eğitim, kültür v.s konularda önemli gelişmeler olmuş ve bu gelişmeler günümüzde de artarak devam etmektedir.[5]

 

 

 

 

Tarihi ve turistik yerler:

 

     Orta Anadolu’nun ticaret ve sanayi merkezi, kara ile demiryollarının kavşak noktası olan Kayseri tabiî güzellikleri yanında çok zengin tarihi eserlere sahiptir. Çok eski bir yerleşim merkezi olduğundan pek çok tarihi eser ve yeri vardır. Bunların en önemlileri Selçuklu ve Osmanlı devrine âit olanlardır. Selçuklu eserleri Konya’dan sonra en çok Kayseri’dedir. Selçuklu ve Osmanlı devri eserleri görülmeye değer güzellikte birer sanat şaheserleridir. Önemlilerinden bazıları: 

 

 Kayseri Kalesi:

 Beşinci asırda Bizans İmparatoru Justinianus yaptırmıştır. Birçok harpte zarar gören kale Birinci Alâeddîn Keykubâd zamanında tamir edilmiştir. Daha sonra Karamanoğlu ve Osmanlılar devrinde tâmir edilerek kullanılmıştır. İç ve dış kaleden meydana gelmiş ise de bugün dış kale çok harab vaziyettedir. İç kale dörtgen plânlı 195 burçludur. Doğuda güneyde ve kuzeyde olmak üzere üç kapısı vardır. Zamantı Kalesi: Pınarbaşı yakınındadır. 

 

 

Şahmelik Kalesi: 


Develi ilçesinin Şahmelik köyü yakınlarındadır. Romalılar döneminde yapılan kale, Bizanslılar tarafından da kullanılmıştır. Günümüzde harab vaziyettedir. 

 

Yeşilhisar Kalesi: 


Adıyla anılan ilçededir. 

 

Develi Kalesi: 


Develi ilçesinin batısında sarp kaya üzerine yapılmıştır. Harab vaziyettedir. 

 

Hunad Hâtun Külliyesi: 


Anadolu Selçukluları devrinde yapılan ilk külliyelerdendir. 1238’de Birinci Keykubad’ın eşi Mahperi Hunad Hâtun tarafından yaptırılmıştır. Külliye, câmi, medrese, türbe ve hamamdan meydana gelmiştir. Câmi minaresizdir. Minâresi ve büyük kubbe de İkinci Abdülhamîd Han zamanında yaptırılmıştır. Külliye, taş işçiliği şaheseridir. Hamam 1968’de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tâmir ettirilmiştir. 

 

Kölük Câmii ve Medresesi: 


On üçüncü asır Selçuklu eseridir. 1205 senesinde Selçuklu kumandanlarından Mazaffereddîn Mahmûd’un kızı Atsız Elti Hâtun yaptırmıştır. 1335’te depremden zarar gören yapıyı Kölük Şemseddîn tâmir ettirdiği için onun ismi ile anılmaktadır. Câminin mihrabı ve çinileri çok meşhurdur. Medrese iki katlıdır. 

 

Hacı Kılıç Câmii ve Medresesi: 


Selçuklu vezirlerinden Ebû Kâsım Ali Tûsî 1242-1249 arasında yaptırmıştır. Câmi ve medresenin giriş kapıları nefis taş işçiliğinin güzel örneklerindendir. Câmi dışardan kale gibi gözükür. Sarı ve siyah taştan yapılmıştır. 

 

Ulu Câmi: 


On ikinci asır Selçuklu eserlerindendir. 1135’te yapılan eser 1,5 m toprağa gömülüdür. Melih Mehmed Gâzi tarafından yaptırılmıştır. Çeşitli zamanlarda tâmir gören eser ilk orijinal yapı özelliğini kaybetmiştir. Yanında türbe ve medrese vardır. En eski Türk eserlerinden ve Anadolu’daki ilk Türk camilerinden olup, minaresi Türkiye’nin en uzun minarelerindendir. On sekizinci asrın sonlarında Reîsülküttâb Râşit Efendi yanına bir kütüphane yaptırmıştır. Çok değerli yazma eserleri vardır. 

 

Kurşunlu Câmi: 


1585’te yapılmıştır. Osmanlı devrine âittir. Asıl ismi Hacı Ahmed Paşa Câmiidir. Mîmar Sinan’ın eserleri arasında yer almaktadır. Hacı Ahmed Paşa, kaptân-ı deryâ idi. Kubbesi kurşundan olduğu için bu isim verilmiştir. Câmi külliyesinde kervansaray aşhâne, paşa odaları, medrese odaları ve şadırvan vardır. 

 

Fâtih Sultan Mehmed Câmii: 


1478’de Fâtih Sultan Mehmed tarafından yaptırılmıştır. Kale içinde olduğundan Kale Câmii olarak da bilinir. 

 

Lalapaşa Câmii: 


Muslihiddîn Paşa tarafından 1308’de yaptırılmıştır. Lâle Câmii de denir. Minberi eşi bulunmaz bir şâheserdir. Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın hediye ettiği muhâfazada sakal-ı şerîf bulunmaktadır. 

 

Ulu Câmi: 


Bünyan ilçesindedir. 1256’da Kaluyan bin Karabuda tarafından yaptırılmıştır. Taç kapının kitâbe ve süslemeleri çok güzeldir. Kesme taş duvarları ile kale görünümündedir. 

 

Develi Ulu Câmi: 


Develi ilçesindedir. 1281’de Göçer Araslan ve eşi Saad tarafından yaptırılmıştır. Mihrabı çok süslüdür. 

 

Avgunlu Medresesi: 

On üçüncü asırda yapılmıştır. Medrese, Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yeniden restore edilmiştir. 

 

Sâhibiye Medresesi: 


1267’de Selçuklu vezirlerinden Sâhip Ata yaptırmıştır. Kapısını çevreleyen geometrik işlemeler Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örneklerindendir. 

 

Köşk Medrese: 

1341’de Alâeddîn Eratna tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştandır. Avlunun ortasında bir türbe vardır. Türbede Alâeddîn Eratna ve hanımı gömülüdür. 

 

Hâtuniye Medresesi: 

1432’de Dulkadiroğullarından Nâsıreddîn Mehmed bin Halil tarafından yaptırılmıştır. Kapısının yanında sivri kemerli iki güzel çeşme vardır. 

 

Çifte Medrese(Şifaiye Gıyâsiye Medresesi): 

Biri medrese biri hastâne olmak üzere, bitişik iki yapıdan meydana gelmiştir. Dünyada ilk tıp fakültesidir. 1205’te Selçuklu Sultanı Gıyâseddîn Keyhüsrev kız kardeşi Gevher Nesibe Sultan adına vasiyeti üzerine vakıf olarak yaptırmıştır. Kapısı ince işlemeleri ile Selçuklu taş işçiliğinin ilginç örneklerindendir. Hastâne kısmının duvarına bitişik Gevher Nesibe Sultan Türbesi vardır. 

 

Keykubadiye Sarayları: 

Alâeddin Keykubâd’ın 1224’te yaptırdığı yazlık binâlardır. Küçük bir gölün kıyısında üç köşkten meydana gelmiştir. 

 

Sultan Hanı: 

Kayseri-Sivas yolunda, Palaş köyündedir. Kitâbesinden 1236’da yapıldığı anlaşılmaktadır. Avlusunda kare plânlı köşk mescid vardır. Konya Sultan Hanından daha büyüktür. 

 

Tekgöz Köprüsü

Kayseri-Ankara yolunda Kızılırmak üzerindedir. Kitâbesinden 1203’te Rükneddîn Süleymân tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Uzunluğu 120 m genişliği 27 metredir. 

 

Çokgöz Köprüsü: 

Kayseri-Yozgat yolunda, kızılırmak üzerindedir. On üçüncü asırda yapılmıştır. Değişik ebatlarda on beş gözden meydana gelmiştir. Yapılan tâmirler yüzünden orijinal yapısı kaybolmuştur. 

 

Karatay Hanı: 

Kayseri-Malatya yolundadır. Atabey Emir Celâleddîn tarafından 1240 senesinde yaptırılmıştır. Bezemeli kapısı çok güzeldir. 

 

Çifte Kümbet: 

1247’de Sultan Birinci Keykubad, eşi Melîke Âdile için yaptırmıştır. Sivas Caddesi üzerindedir. Kare kaide üstünde sekizgen gövdeli kümbetin pramit külahı yıkılmıştır. 

 

Döner Kümbet: 

Kayseri-Talas arasındadır. 1276 senesinde Birinci Alâeddîn Keykubâd’ın kızı Şah Cihan Hâtun için yapılmıştır. 12 köşeli olup, üstü koni biçiminde bir külah ile örtülüdür. Sarımsı kesme taştan yapılmıştır. Bitki motifleri ve geometrik motiflerle süslüdür. Kümbete iki yönlü dar bir merdivenle çıkılır. 

 

Melik Gâzi Türbesi: 

Pınarbaşı ilçesine bağlı Melik Gâzi köyündedir. On ikinci asırda yapılmıştır. İki katlı olup, alt katta lahid odası, üst katta ise sandukaların bulunduğu oda vardır. Türbenin dış yüzü tuğlalarla kaplıdır. Tuğlalar geometrik desenler biçiminde dizilerek güzel bir görünüm kazandırılmıştır. 

 

 

Eski Eserler: 

Kayseri’nin 20 km kuzeydoğusunda bulunan Kültepe, Hitit ve Asurlulara âit 4000 senelik bir yerleşim merkezidir. Eski adı “Kaniş” (Kaneş) idi. Kazılarda binlerce tablet bulunmuştur. Bu antik şehrin kalıntıları da vardır. Asurlu tüccarların bir kolonisiydi. Burada bronz ve bakır çağ devirlerine âit eserler de bulunmuştur. Karum: Kültepe yakınlarında eski bir Hitit ve Asur kenti kalıntısıdır. Erkilet: Hititlere âit bir kentin harâbeleridir. Soğanlı Harâbeleri: Roma devrine âit kiliseler vardır.

 

     Bu harâbeler Erdemli, Doğanlı, Araplı ve Göreme’dekilerle aynı özelliği taşır. Başköy’deki büyük kiliseye yer altı kanalları ile bağlıdır. Hepsi fresklerle süslüdür. Kayabaşı Mağaraları: Bünyan ilçesi yakınında olup, ilk çağlara âit sanat izleri bulunur. Roma Mezarı: Sahabiye Medresesi yanında M.Ö. üçüncü asra ve Romalılara âit bir mezardır. Fraktın Yazılı Kabartmalar: Develi ilçesi Fraktın köyü yakınında kayalar üzerinde Hititlere âit yazı ve resimlerdir. İmamkullu Kabartmaları: Develi ilçesinin İmamkullu köyü yakınındadır. Büyük bir kaya (Şimşek Kaya) üzerine yazılmış hiyeroglif yazılar ve kabartma resimler Hititlere âittir. Yemliha Kartalı: Kayseri müzesinde bir Hitit eseridir. Yekpâre granit taştan yapılmıştır. 2 metre 20 cm yükseklikte ve 4 ton ağırlıktadır. 

 

Tabiî güzellikler: 

Kayseri’de tabiî güzelliği ile meşhur pekçok mesire yeri vardır. Başlıca mesire yerleri şunlardır: 

 

Erciyes Dağı: 

Zirvesi devamlı karla örtülü ve İç Anadolu’nun en yüksek dağı olan Erciyes Dağı ve eteklerinde manzarası ve tabiî güzelliği fevkalâde olan mesire yerleri vardır. Ayrıca dağ, kayak sporlarına müsâittir. Erciyes ve Tekir yaylası kış aylarında dağcılık ve kış sporları merkezi özelliğini taşırken, yaz aylarında ideal bir dinlenme yeridir. Çeşitli tesisler, yüzme havuzu, telesiyej yanında dağ evi vardır. Uludağ’dan sonra Türkiye’nin en büyük kış sporları merkezidir. Bağlar: Merkez ilçe ile Erkilet, Gesi, Talas ve Hisarcık arasındadır.

 

Boğaz Köprü: 

İl merkezinin batısında 20 km mesâfede bulunan bu mesire yeri Karasu yanındadır. Gesi: Tabii bir dinlenme, yeridir. Bağları türkülere konu olmuştur. Talas: Şehre 7 km mesâfededir. Hisarcık: Park ve yüzme havuzu vardır. Dağ evi, su, yeşillik, güneş ve devamlı rüzgâr ile eşsiz bir mesire yeridir. Hisarcık, dağ evine gitmek isteyenlerin geçtiği bir mesire yeridir. Mimar Sinan Parkı ile İnönü Parkı: Şehrin içindedir. Geniş bir sahaya yayılmıştır. 

 

Kapuzbaşı Şelâlesi: 

Kayseri’ye 170 km mesâfede, ilin güney sınırındadır. Torosların Hacer bölgesinde, yüksekliği yer yer 70 ilâ 150 metreyi bulan kayalardan çıkıp aynı adlı bir çayı meydana getiren şelâleler, Kayseri ve civârının en önemli tabiat harikalarından birisidir. Bir vâdide yükselen kayalıklara eski Türkçede “kapuz” adı verildiği için şelâleler bu adla anılmaktadır. Türklerin bahar mevsiminde buraya gelip şelâlelerin başında kopuz çaldıkları için bu adı aldığını nakledenler de vardır. Yedi ayrı kaynaktan çıkan sular, meydana getirdikleri şelâleler ile seyredenleri âdeta büyülemektedir. 

 

Kaplıca ve içmeleri: 

Kayseri ili içme ve kaplıca bakımından oldukça zengindir. Önemli ve meşhur kaplıcaları şunlardır: 

 

Bayramhacı Kaplıcası: 

Kayseri’ye 80 km uzaklıkta Bayramhacı köyü yakınlarındadır. Romatizmal rahatsızlıklara, gut hastalığına ve dolaşım sistemi rahatsızlıklarında faydalıdır. İçme kürleri karaciğer ve safrakesesi hastalıklarına iyi gelir. Kaplıca yanında tesisleri vardır. 

 

Yeşilhisar İçmesi: 

Yeşilhisar ilçesine 11 km uzaklıkta, Kayseri-Niğde yolu üzerindedir. Mîde ve barsak rahatsızlıklarına faydalıdır. Kaplıca yanında tesisleri vardır. 

 

Tekgöz Kaplıcası: 

Yemliha köyündedir. Çok eski zamanlardan beri kullanılan bu kaplıca nevralji, yarım felç, kırık ve çıkık ile kadın hastalıklarına iyi gelmektedir. 

 

Hasanarpa Mâden Suyu: 

İl merkezine 12 km uzaklıkta Hasanarpa köyündedir. Mîde, karaciğer ve böbrek hastalıklarına iyi gelir.[6]

 

 

 

 

KAYSERİ MÜZELERİ:

Arkeoloji müzesi:

1930 yılında Hunat Hatun Medresesi'nde kurulmuş, 1969 yılında Gültepe Mahallesi, Kışla Caddesi'nde yeni yapılan bugünkü binasına taşınmıştır. Eserler kronolojik bir düzen içerisinde iki büyük salon ve bahçede sergilenmektedir.

Birinci salonda; ilkin Eski Tunç Çağı'nın boyalı ve boyasız seramikleri ile su mermeri (alabastron) idollerinden örnekler, sonra da Kültepe kazılarında elde edilen Assur Ticaret Kolonileri Çağına ait eserler tipolojik olarak sergilenmektedir.

Bunların arasında çivi yazılı tabletler, pişmiş topraktan yapılmış yuvarlak, gaga ve yonca ağızlı testiler, çömlekler, vazolar, meyvelikler, kantharoslar, hayvan biçimli içki kapları (rython), kalıplar, madeni eşyalar, damga-silindir mühür ve mühür baskıları sayılabilir. Aynı salonun güney bölümünde Geç Hitit Çağının taş heykelleri ve hiyeroglifli stelleri bulunmaktadır.

İkinci salonda; geçiş koridorunda Frig Çağının boyalı ve boyasız seramiklerinden sonra Hellenistik, Roma ve Bizans çağlarının Kayseri çevresinden derlenmiş eserleri, Beştepeler ve Garipler tümülüslerinden ele geçen mezar hediyeleri sergilenmektedir. Bahçede; Hellenistik, Roma ve Bizans çağlarının mermer heykelleri, mezar stelleri, lahitler ve pişmiş toprak iri küpler açıkta sunulmaktadır.[7]

 

 

Kayseri Atatürk evi ve müzesi;

Kayseri Atatürk Evi müzesi, Cumhuriyet Mahallesindeki Raşit Ağa Konağında 1986 yılında düzenlenerek ziyarete açılmıştır.

Anadolu'da Milli Mücadeleyi başlatmış olan Atatürk, Sivas Kongresinden sonra (Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliye'sini Ankara'ya nakletmeyi kararlaştırmış, yanında Mazhar Müfit (Kansu) Hüsrev, (Gerede), H. Raf (Orbay), Dr. Refik (Saydam) Hakkı Behiç, A. Rüstem, Şeyh Fevzi Efendi, Yaverleri Cevat Abbas (Gürer) Muzaffer (Kılıç), Bedri ve başkaları olduğu halde, soğuk bir kış günü 19 Aralık 1919 da Kayseri'ye gelmişlerdir. Kayserililer. Çifte Kümbetler'e kadar yolun sağını ve solunu doldurmuş yüzlerce atlı, onu uzaklardan karşılamak üzere yollara dökülmüştü. 19 Aralık 1919 Cuma günü akşama doğru arabası ve yanında arkadaşları ile görünen Atatürk'ü Kayserililer coşkun gösterilerle karşılamış o günler Kayseri'nin en gösterişli konağı olan İmamzade Raşiti Ağa'nın evinde misafir etmişlerdir.

Geceyi bu evde geçiren Atatürk, ertesi günü Kayseri ileri gelenleriyle görüşmeler yapmıştı. O gece de Konakta kaldı. 21 Aralık 1919 sabahı da Kayseri'den ayrılmıştır.

Atatürk'ün Konuk olduğu ev yaklaşık 1898 yıllarında, iki katı olarak yaptırılmıştır. Tavanı ahşap işlemelidir. Atatürk'ün kaldığı oda ikinci katta ve evin güney doğusundadır. Odanın tavanının ortasında yıldızlı bir göbek süslemesi doğ duvarına yaslanan bir sediri vardır. Evin bu katında ayrıca bir hol, dört oda ve banyo bulunmaktadır. Atatürk'ün kaldığı odanın duvarına şu plaka asılmıştır. (Atatürk, Heyet-i Temsiliye Reisi olarak 20. 12. 1919 da Kayseri'ye teşriflerinde bu evde misafir kalmışlardır. 20. 12. 1964). Ev, Gayri Menkul Eski Eserlere ve Anıtlar Yüksek kurulu'nun aldığı bir kararla koruması gerekli eski eserlerden sayılmıştır.[8]

 

 

 

 

Güpgüpoğlu Konağı Etnoğrafya Müzesi:

Kayseri’deki Güpgüpoğlu Konağı 1417-1419 tarihlerinde harem ve selamlık olmak üzere iki bölüm halinde yapılmıştır. Sonraki dönemlerde konak çevresine yapılan bir takım eklerle genişletilmiştir. Batısında ahşap kolonlar üzerinde yükselen, sonradan ilave edilmiş bir köşk bölümü bulunmaktadır. Kayseri’nin en eski evlerinden biri olan bu konağın bazı odalarında sedef kakmalar, tavana kadar uzanan ahşap işleme ve desenlerle süslü bölümler vardır. 

Konağın haremlik bölümünde harem odası, sofa, gelin odası, misafir odası, günlük yaşamın geçtiği oda ve gelin-damat odası bulunmaktadır. Selamlık bölümü konağın doğusundaki kale duvarlarına yaslanan iki katlı bir yapıdır. Güpgüpoğlu Konağı Kültür Bakanlığı’nca 1990-1992 yıllarında restore edilmiş, Kayseri Arkeoloji Müzesi’nin yönetiminde 18 Mayıs 1995’te Etnoğrafya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. [9]

 

Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi (Çifte Medreseler):

Kayseri Tıp Tarihi Müzesi'nin yer aldığı Çifte Medrese, 1205-1206 yıllarında Selçuklu hükümdarı II. Kılıçarslan'ın kızı Gevher Nesibe Sultan adına kardeşi I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır.Medrese, Gevher Nesibe Şifahiyesi Kayseri Daruşşifası, Şifa-hatun Medresesi, Kayseri Maristanı, Darüşşifa Medresesi, Çifte Medrese, Çifteler, Gıyasiye ve Kayseri Tıbbiyesi gibi isimlerle de anılmaktadır.

 

Gevher Nesibe Şifahiyesi Türklerin yaptırdığı onbirinci büyük hastanedir. Anadolu'da ise beşinci olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda içerisinde tıp tahsili yapılanların ilkidir. Gevher Nesibe Tıp Sitesi, yapısı ve tıp eğitimi açısından dünyadaki ilk tıp merkezi olarak bilinmektedir. Gevher Nesibe Medresesi’nde hekim, cerrah, kehhal (göz mütehassısı), akıl hastanesi ve ruh hastalıkları koğuşları ve yardımcı asistanları bulunmaktadır. Bunların yanı sıra medresede eczane kısmı da bulunmaktadır.Günümüzde Mimar Sinan Parkı içinde yer alan Gevher Nesibe Şifahiyesi, Erciyes Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü'ne tahsis edilmiş ve 14 Mart 1982'de Tıp Tarihi Müzesi olarak düzenlenmiştir.[10]

 

 

Ahi Evran Esnaf ve Sanatkarlar Müzesi:


Ahi Evran kimdir?

 

13. yüzyıl başlarında Horasan'dan Kayseri'ye gelen Ahi Evran'ın (asıl adı Şeyh Nasiruddin Mahmut, 1171-1262) Anadolu Türk insanının ekonomik, sosyal ve kültürel meseleleri ile ilgilenmesi ve göçler neticesinde Orta Asya, Harzem ve Türkistan bölgelerinden Anadolu'ya gelen Esnaf ve Sanatkar taifesinin meslek ve ahlaki planda örgütleyerek bir araya getirmesi suretiyle oluşturduğu sosyal Teşkilatlanmaya Ahilik denmekte olup; Ahi sözcüğü "kardeş, er, yiğit" anlamına gelmektedir. 

 

Bugünün ve geleceğin Türkiye'sine ait esnaf ve sanatkarların, ticaret adamlarının, sanayicilerin, işçilerin, üretici ve tüketici durumda olan hemen her kesimin bu özgün Türk kurumundan kazanacakları temel iş, ilke ve meslek ahlak kuralları göz önünde bulundurularak, bir yönetmelik çerçevesinde resmiyet kazandırılıp 1989 yılından itibaren geleneksel hale getirilerek Ahilik Kültürü Haftası kutlanmaya başlanmıştır.

 

Ahi Evran Zaviyesi Esnaf ve Sanatkarlar Müzesi Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek müzede sergilenen eserler Teskomb’un katkılarıyla temin edilerek haftanın 7 günü 08:00-17:00 saatleri arası ücretsiz olarak ziyarete açılmıştır.

 

Müzede Ahi Evran tarafından kullanılan deri terbiye taşının yanı sıra çeşitli mesleklere ait araç ve gereçler ve mahali eşyalar sergilenmektedir.[11]

 

 

 

Kadir HAS Kent ve Mimarsinan Müzesi:

 

Kadir Has Kültür Merkezi kompleksinin ilk bölümü olarak hizmete giren Kent ve Mimarsinan Müzesi 6 kattan oluşuyor.

Bilgi merkezi hüviyetindeki zemin ve birinci katında digital ekranlar, maketler, prodüksiyonlar ve kiosklarla Kayseri Kenti ve Mimarsinan ile ilgili bilgiler izleyicilere sunuluyor.

Fuar Alanı’na yaptırılan Kent ve Mimarsinan Müzesi binasında ayrıca, kafeterya, restaurant, seyir terası ve idare katı bulunuyor.

Sosyal-kültürel alanda önemli bir boşluğu dolduracak olan tesis, farklı estetik yapısı ile de dikkat çekiyor.[12]

 

 

 

 

KAYSERİ ÜNİVERSİTELERİ

 

 

ERCİYES ÜNİVERSİTESİ

 

1969 yılında Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı olarak kurulan Kayseri Gevher Nesibe Tıp Fakültesi ile 1977 yılında Kayseri’de yine aynı Üniversiteye bağlı olarak kurulan İşletme Fakültesi, 2175 Sayılı Kanunla 18.11.1978 tarihinde kurulan Kayseri Üniversitesi’nin nüvesini oluşturmuştur. 1982 yılında Kayseri Üniversitesi adını Erciyes Üniversitesi olarak değiştirmiştir. Üniversite yeni adını 15 km güney batısındaki 3917 m. yükseklikteki Erciyes Dağı’ndan almaktadır.

 

 

 

MELİKŞAH ÜNİVERSİTESİ

Burç Eğitim Kültür ve Sağlık Vakfı tarafından 04.11.1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip, Melikşah Üniversitesi 19 Ağustos 2008 tarih ve 26972 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak kurulmuştur. Üniversitede halen  8 profesör, 7 doçent, 48 yardımcı doçent, 32 okutman, 5 öğretim görevlisi ve 17 araştırma görevlisi olmak üzere toplam  117 akademik personel ile 75 adet  idari personel görev yapmaktadır

 

 

ABDULLAH GÜL ÜNİVERSİTESİ

 

21 Temmuz 2010 Tarih Ve 27648 Sayılı Resmi Gazetede Yayınlanarak Yürürlüğe Giren 6005 Sayılı Kanunun Ek 130. Maddesi İle T.C. Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi Kurulmuştur. Üniversite’nin akademik birimleri için 857 kadro ayrılmış olup 88 dolu, 769  boş kadro bulunmaktadır. İdari birimlerde ise 66 dolu, 355 boş olmak üzere toplam 421  kadro bulunmaktadır.

 

 

NUH NACİ YAZGAN ÜNİVERSİTESİ

Nuh Naci Yazgan Üniversitesi,  Kayseri Yükseköğrenim ve Yardım Vakfı tarafından kurulmuştur. 23.06.2009 tarih ve 5913 sayılı Kuruluş Kanunu, 07.07.2009 tarih ve 27281 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

 

2012 ÖSYS sonuçlarına göre, Üniversitemiz % 98’luk yerleştirme oranı ile ülkemizdeki vakıf üniversiteleri içerisinde en üst sıralarda yer almıştır.  Üniversitemiz tarafından öğrencilerimize, şehrin gürültüsünden uzak kampüsünde, sağlıklı, güvenli, konforlu ve temiz bir ortamda barınma, beslenme, etkin ders çalışma imkânı sağlanmıştır.

 

2012-2013 Eğitim -öğretim yılında Üniversitemiz Mühendislik Fakültesi’nin İnşaat Mühendisliği ve Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümlerine, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin İktisat ve İşletme Bölümlerine, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesinin Mimarlık Bölümüne ve Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalına öğrenci alınmış olup, toplam öğrenci sayısı 353 olmuştur. Üniversitede halen  3 profesör, 1 doçent, 13 yardımcı doçent, 1 okutman ve 5 araştırma görevlisi olmak üzere toplam 23 akademik personel görev yapmaktadır.[13]

 

 

 

 

 

KÜLTÜR-sanat:

 

Kayseri`nin el sanatları        

 

El sanatları, kültürel varlığımızın en önemli göstergelerinden biridir. Ülkemizin birçok yerindeki gibi Kayseri'de de "babadan oğula" ya da "ustadan çırağa" geçerek yüzlerce yıldır sürdürülegelmiş kimi el sanatları, günümüzde de halen varlığını korumaktadır. Ancak teknolojik gelişim ve sanayileşmenin etkisiyle fason üretime dönüşen birçok ihtiyaç maddesinin gündelik hayatta daha çok tercih edilir hale gelmesi, bu ürünlere dair el sanatlarının bazılarını da tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşı karşıya bırakmıştır. Kayseri'de üretilen el dokuması halılar ve el yapımı bakır malzemeler değerini hala korumaktadır.

 

Kayseri kültürünün bir parçası olan ve geçmişte ekonomik hayata yansıyan geleneksel el sanatlarının çoğu kaybolmuştur. Örneğin deri işlemeciliği yüzyıllar boyunca Kayseri için önemli bir gelir kaynağı olmuştur. Evliya Çelebi Kayseri'yi ziyaretinde konu ile ilgili olarak şunları yazmıştır: "Dağlarda mazısı gayet bol olduğundan, debbağları onunla keçi derisini işlerler. Öyle bir sahüiyanı olur ki, sanki altın sarışıdır. İçinde insanın yüzünün rengi görünür. Hatta halk ağzında "Kayseri sahtiyanı gibi gıcır gıcır öter" diye darb-ı mesel olmuştur. Pabucu, mesti, içi darâyalı sarı, tatlı çizmesi bir yerde yoktur. Bütün vezirlere hediyeler gider" (Evliya Çelebi, 1970). Bununla birlikte, yüzlerce yıldır sürdürülen kimi el sanatları, günümüzde de halen varlığını korumaktadır.

 

Halıcılık:

 

Kayseri, 1985 yılında ihraç ürünleri listesinin ilk sıralarına halıyı koyabilmiştir. Şehirde makine halıcılığının son 20 yılda başlamasına karşılık, el halıcılığının tarihi binlerce yıl öteye gidebilmektedir. Selçuklularla doğudan getirilen el halıcılığı, Kayseri’de daha da gelişerek kendisine göre bir motif stili kazanmış ve gelişmiştir.

 

 

Bakırcılık:

 

Kayseri'de 1950'li yılların sonlarına dek bakır işlemeciliği önemli el sanatları arasındaydı. Bakır işlemeciliği, bakıra dilenen şekli vermek, çekiç kullanımına dayanmaktaydı. Sanayi Çarşısı kurulmadan önce bakırcılık şehir içinde Kazancılar Çarşısındaki atölyelerde sürdürülmekteydi. Daha sonra şehirde ilk sanayi sitesinin kurulması ile bakırcılar da buraya taşındılar. 1950'lerdeıı itibaren bakır işlemeciliğinde yeni unsurlar ortaya çıkmıştır. Bu dönemde, otomatik çekiç ve merdaneleme işlemi başlamıştır. 1960 yılından başlayarak bakır mamulleri ve bakır işlemeciliği hızla azalmaya başlamıştır. Bunda hammadde şeklindeki bakırın giderek azalması ve fiyatını yükselmesinin çok önemli rolü vardır. İşte bu yıllarda piyasada alüminyumun yaygınlaşması, bu el sanatının zaman içinde ortadan kalkmasına neden olmuştur.

 

Kayseri'de yapılan bakır kaplardan, ibrikler, güğümler, siniler, leğenler ve mutfakta kullanılan çeşitli kaplar, evlerdeki günlük kullanımdaki eşyalardı. Bunlar satışı ise yalnızca Kayseri'ye değil, çevre illere de olurdu. Ancak bu el sanatı günümüzde neredeyse tümüyle ortadan kalkmıştır.[14]

 

  

 

GELENEKLER:

 

Gelenekler-Görenekler Örfler: 

Örfler
 çoğu zaman toplumun katı beklentileri olarak bir takım örnek tutum ve davranışlardır. Örfler aynı zamanda toplumun herhangi bir değer sisteminin bünyesini oluşturan temel taşlarını da temsil eder. 

 

Örfler bireyle-aile, bireyle-komşu ve akrabalar, bireyle-halk ve ulus arasındaki ilişkileri, davranışları, tutum ve tavırları düzenleyen ve belirleyen işlevleri vardır. Toplumun her üyesini sürekli baskı altında tutan örfler zorlayıcı,yaptırıcı yada yasaklayıcı yaptırımları ile bireyin toplumla uyuşmasını sağlar. 


ADETLER
:

Yaptırımı gücü örfe bakarak daha gevşek esnek olan âdetin, bir çok tanımı yapılmıştır. Bir toplumun istedi ve çoğu kez gelenek aracılığıyla belirlediği, saptadığı davranış ve işlem tarazı veya bir toplumun yapması gerekli görülen davranış tavrı gibi tanımlamak mümkündür. Adetler tıpkı örfler gibi bir çok sosyal içerikli ilişkiyi düzenlemekte, yönetmekte ve denetlemektedir. Örnek olarak karşılamalar ve uğurlamalar, yemek ve sofra düzenlemeleri, kız isteme adetleri, nişan ve evlenme usulleri, bayramlar, önemli günlerle ilgili davranış biçimleridir. Yas, anma, başsağlığı dileme ve başsağlı dileme ve başkaları gibi tavır ve tutumları adet olarak nitelenebilir 

 

GELENEKLER:

Gelenek en genel anlayışıyla folklorik, sosyolojik, yahut dini boyutlarıyla bir sürekliliği ifade eder. Bir toplumda kuşaktan kuşağa geçen kültür kalıntıları, miraslar, alışkanlıkla, bilgiler, beceriler, davranışlar hep bu gelenekler içinde yer alırlar. Gelenekler geniş anlamıyla bir kuşaktan ötekine geçerken bilgi, tasarım, inanç, yaşantı biçim daha geniş anlamıyla maddi olmayan kültürdür. Davranışlar ise kuşaklar boyunca bir toplumun örneğin kutsa ya da politik işleri gibi önceli konulardaki görüşleridir. Gelenekler genellikle yasalardan çok daha geniş bir alanı yönetirler. 

 

GÖRENEKLER:
örfteki yapılma zorunluluğu, adet ve gelenekteki yapılması gerekli olma özelliği görenekte yapılabilme özelliği alır. En yalın tanımıyla bir şeyi görüle geldiği gibi gerekli ve uygun yöntemleri kapsar.Ama bunların mutlaka yerine getirilmesini istemez. Bunlar süreklilik kazandığı gibi bir süre sonra kalkabilir. 

 

TÖRELER: 

Töre, gelenek, görenek, örf ve adet gibi kavramların hepsi içine alan geniş kapsamlı bir terim. Türk dilindeki türa sözcüğünden gelir. Bir toplulukta, bir grupta, bir yöre halkında bireylerin uymaya yükümlü oldukları da yada zorlandıkları davranış kalıplarının ve tutumlarının tümünü içine alan töreler özelikler geleneksel kesimde ve kırsal alandaki etkinliği ile dikkat çeker. Öyleki töreleri zedeleyen yada törelere aykırı sayılan davranışlar çoğu kez bağışlanmaz bir tutumla yasaların yargılamasına zaman bırakmadan bu tür durumlar için toplumca belirlenmiş olan cezalara çarptırılırlar. [15]

 

 

 

 

HALK OYUNLARI.

 

SİNSİN OYUNU 

Meydanda yakılan bir ateş etrafına erkekler büyük halka oluştururlar .Bilahare ortaya çıkan iki kişiden birisi diğerini kovalar. Ateş üzerinden atlanır ve grup içerisine girip kişi kimi tutarsa, o bu defa tutan kişiyi kovalayan oyuncunun peşine düşer. Davul - zurna eşliğinde daha çok düğünlerde oynanır. 

 

YUMRUK OYUNU 

Düğün meydanında toplanan erkekler geniş bir daire oluştururlar. Ortaya bir kişi çıkar. Bir başka kişi de ona yumrukla vurmak üzere çıkar, perdah yaparak sırtına ya da koluna yumruk vurur. Yumruğu yiyen kişi kenara çekilerek bu defa ortaya başka kişi gelir. Önceki gence yumruk yumruğu vuran gence aynı şekilde yumrukla vurur. Oyun davul zurma eşliğinde oynanır. 

 

MENDİL OYUNU 

Kadınların tef eşliğinde ellerinde mendille oynadıkları bir orta oyunudur. Kadınlar bu oyunu düğünlerde oynarlar. Erkekler tarafından oynanan Mendil oyunu ise, daha değişiktir. Erkekler, bu mendili kıvırıp sopa haline getirdikten sonra, ellerindeki yüzüğü gurupta oturan erkekler elinde dolaştırırlar.Yüzük, birisinin eline saklanır ve sonra sırasıyla bu yüzüğü bilmeleri için oynayanlara sorulur. Bilmeyene mendille ellerine vurulur. 

 

SERÇE OYUNU 

Bu oyun ekip içerisinde tek başına oynanır. Oyunu gerçekleştirecek oyuncu ortaya gelir elindeki mendili oynarken yere bırakır ve bunu davul - zurna eşliğinde diz çökerek ağzıyla yerden alır. Özellikle eşine yaptığı kurlar bu oyunun temel figürlerini oluşturur. Hareketli ve heyecanlı bir oyundur. 

 

EMİNEM OYUNU 

Kadınların Türküsünü karşılıklı söyleyerek oynadıkları halay türü ya da karşılıklı guruplar halinde oynanan bir oyundur. Bu oyunu Erkekler de davul - zurna eşliğinde hareketli bir biçimde oynarlar. 

TURNAM: Bir temsili oyundur. Kadınlar defle oynarlar. Bu oyun davul - zurna eşliğinde de oynanır. 

 

ÜKALİCE POTİNLİ GELİN 

Erkeklerin davul- zurna eşliğinde oynadıkları hareketli bir oyundur. Bu oyunda aynı adı taşıyan türkü söylenir. Halay iki gurup arasında ileri - geri figürler halinde devam eder. 

 

ÖTEYÜZ OYUNU 

Erkeklerin halay şeklinde oynadıkları hareketli bir oyundur. Davul - zurna eşliğinde oynanır. Son zamanlarda bunu çalgıyla da oynayan ekipler olmuştur. [16]

 

   

 

Kayseri Yöresinde Giyim- Kuşam

 

Orta Asya'dan Anadolu’ya göç ederek yerleşik hayata geçen Türk insanı, o zamandan günümüze kadar, bütün gelenek ve göreneklerini korumayı başarabildiği gibi, Türk insanının yaşamında büyük bir önem taşıyan giyimini de, fazla bir değişikliğe uğratmadan korumayı bilmiştir. Giyim; genelde yaşanılan yörenin özelliklerini yansıtmakla beraber, yaşam koşullarını da yansıtır. Coğrafi özellikler, iklim şartları, yapılan işin şartları, inançlar veya ülkenin içinde bulunduğu durum (düşmanla mücadele), ekonomi vb.. durumlar bu özelliklere bir örnektir. 

 

Türk İnsanı Anadolu'ya yerleşene kadar, geçtiği yerlerin ve yerleştiği bölgenin de kültüründen etkilenmiştir. O bölgenin insanlarından bir şeyler almış, kendiside onlara bir şeyler vermiştir. 

 

Kıyafetlerin bir bölümünün, Anadolu'nun eski uluslarından, bir başka bölümünün de Orta Asya kaynaklı Türk asıllı uluslardan, mesela; Göktürkler veya Hunlar’dan bizlere intikal ettiğini kabul etmemiz gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında bugün yaşasın veya yaşamasın, kıyafet üzerinde bu tarihte kalmış ulusların zaman zaman bazı izlerini bulmak mümkündür. Renk ve semboller, damgalar ve işaretler birer örnek olarak sayılabilir. Bunlar bazen dekoratif motifler halinde, bazen de bu motifleri içine gizlenmiş olarak ortaya çıkabilir. 

 

Anadolu'ya gelerek yerleşik hayata geçen insanlarımız yerleştikleri yörenin özelliklerine de uymayı bilmiş, giyimlerini de zamanla şartlara uydurmuşlardır. Güneydoğuda yaşayan insanlarımız sıcaktan korunabilmek için, başlarına poşu takıp, ayaklarına terlemeyi önlemek için, geniş şalvarlar giydiği halde, soğuk bölgelerde (Erzurum) yaşayan insanlarımız; kapalı, vücudu daha sıkı saran bir şekilde giyinmişlerdir. Ya da deniz kenarlarında (Ege'de) yaşayan insanlarımız yarı kollu, "top don" yada "diz çakşırı" denilen dizlikleriyle (Efeler) dolaşmışlardır.

 

İnsanlar içlerinde bulundukları durumlarını da (iş durumlarını), giyim kuşama yansıtmıştır. Kadınlarımızın iş görürken, önlük veya elbiselerinin kollarının kirlenmemesi için kolçak takmaları, hayvancılıkla uğraşanların, keçe - yamçı (ata binerken soğuk' tan korumak için) giymeleri gibi. 

 

Dört bir tarafımızın düşmanla çevrili olması, insanlarımızın düşmanla olan mücadeleleri de giysilerde kendini göstermiştir. Kuzeydoğuda veya batıda sürekli düşmanla karşılaşan (Artvin-Kars-Azeri-İzmir-Bergama-Ödemiş-Muğla Vs.) yörelerimizde; giysilerin bir asker düzeni içerisinde olması, giysilerde fişeklikler, bellerde hançerler, ellerde kılıç kalkanlarla kendini göstermiştir. Bu yörelerde bu durum oyunlara da yansımış, oyunların bir çoğu büyük bir disiplin içerisinde ve düşmanla olan mücadeleyi anlatmıştır.

 

Halk arasındaki sosyal refah farkı ile yönetimde bulunanların giyim kuşamı da farklılıklar göstermektedir. Saray giyimi ve yönetimde bulunan kişilerin giyimi ile halkın giyimi Osmanlı İmparatorluğunda değişmiştir. Bunu çeşitli kaynaklardan öğreniyoruz. 

 

Halkın keten, yün ve pamuk gibi hammaddelerden hazırladıkları kumaşlar sarayda, ipek, altın, gümüş telli iplik veya klaptan kullanılarak hazırlanmıştır.

 

Osmanlılarda giysi kumaşının olduğu kadar, renginin de bir anlamı vardır ve giyen kişinin, toplum düzeyini yansıtmıştır. Sarayda giyilen kumaş, biçim ve renkteki giysileri, halkın giymesi yasaklandığı gibi, her dini azınlığın giysisi ve giysinin rengi de ayrı olarak belirlenmiştir. Buna benzer bir ayırımın Kayseri'de de olduğunu, Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde görmekteyiz. 

 

“Büyükleri; saya, samur, zerduva, tilki boğazı, sincap kürk giyip, atlastan kaftan biçtirirler. Orta halli olanları; Üsküdar ve Londra çukası, boğasi kaftan giyerler. Karıları sivri takke giyip üzerine ezar bürürler.” 

 

Ayrıca Mir'at-ı Kayseriyye'de yöremizin giyim kuşamıyla ilgili güzel bir örneğe rastlamaktayız. 

 

Cebeci Bayraktarı Sarımsaklı (Bünyan) Ahmed Ağa 1730 yılı şark seferine katılmış. Bu dönemde Patrona Halil ayaklanmasına katılan Kayserili Kulaksız Hüseyin'de Ahmed Ağa'nın bayrağı altında sefere katıldığı için İstanbul'dan soruşturma için gelen memurlar, bu zatı bulamayarak mallarını zaptedip satın almışlardır. Daha sonra bu mallar açık artırma ile satılmış. Bu mallar ve giysiler aşağıda çıkartılmıştır. 

 

Aynalı kebir (büyük) bıçak-Def'a aynalı sagir (küçük) bıçak-Kırmızı sim düğmeli Ağa nimteni (mintan)-Fıstığı mercan düğmeli Ağa nimteni-Mai salcı nimteni-Kırmızı şal-Mor şal-Zümrüdi şal-Beyaz fes-Duhan çubuğu (ağızlık)-Fıstığı sim şeritli salcı nimteni-Müstemel çuha piyade şalvarı-Hurç heybesi-beyaz kabzalı kılıç-Kırmızı çuhaya kaplı nâfe, kantuş kürk-Karabina-Mai çuhaya kaplı kürk ile teymur koparan-Mai mercan düğmeli bağar yeleği-Mai çuha şalvar-Atlı şalvarı köhne-Camuz ineği (manda)-İzmir bıçağı.

 

Yukarıda anlattığımız iklim şartları, iş durumları ve sosyal şartlar ilgili özellikler, yöremizde de pek farklı değildir. Günümüze kadar geçmişin bütün özelliklerini korumuş, günümüzde de bazı köylerimizde halâ bu geleneği devam ettiren insanlarımız vardır. Yaşlı olan insanların farklı, genç olan yeni evli insanların farklı veya bekar olan insanların farlı giyinmeleri ve içlerinde bulundukları durumları giysilerle belli etmeleri, folklorumuzun bir zenginliğidir. Yeni evlenen bir kadının baş örtüsünün rengi, bağlama şekli ya da bekar bir kızın, baş örtüsünün rengi, bağlama şekli bile farklıdır. Hamile olan bir kadının bu durumunu etrafında bulunan insanlara, başını değişik bir baş bağlaması ve baş örtüsünün rengiyle belli etmesi bile giyimin bir dilidir. Bu dil inançlarda da geçerlidir. Giyiminde kullandığı, aynanın nazarı önlediğine ve nazarı değecek olan kişiye geri gönderdiğine inanılır. Ayrıca ayna sağlık ve ferrahlık anlamına gelir. Giysiler üzerine nazardan korunmak amacıyla takılan nazarlık ve buna benzer daha birçok inançlarımız var. 

 

Ahmet Özerdem, Karaözü folkloru ile ilgili kitabında6; bu yöremize ait giyim-kuşam üzerine günümüze kadar devam eden bir geleneği şu şekilde anlatmaktadır: 

 

“Düğün hazırlığını daha çok oğlan evi yapardı. Geline kutnudan veya çuhadan sırmalı bir salta (yelek).İki adet üç etek. Ayağına ayakkabı (yemeni, kesik, kundura). Topuğuna kadar uzanan en güzel kutnu ya da pazenden astarlı “don” (tuman). Dört metreden çubuk çubuk astarlı , astarına kaput ya da basma geçirilen “makaslı” üç etek, Sivas tiresi’ de denir. Elden dokuma yün bir önlük. Beline elden dokuma kuşak. Başına poşu. Fes (poşu fesin üzerine bağlanır). Koluna iki yüzlü , bir yüzü al, öbürü mavi basmadan yapılmış “kolçak” yaptırılırdı.

 

Gelin giyimini bu şekilde tanıtan Özerdem, damat giyimini de şu şekilde tanıtmaktadır:

 

“Gelin iki çift çetik, iki çift dizleme (diz kapağa kadar uzanan çorap), iki “işlik” (gömlek), iki paçalı don, iki köynek dikerdi. Bunlar “bey” (damat) ve “sağdıç” güreş günü harmana çıkmadan önce banyo yaptırıldıktan sonra giydirilirdi.” 

 

Tüm yukarıda belirttiğimiz giyim konularının dışında yöremizde bölgeler ve topluluklar arasındaki farklar da, giyim-kuşama yansımaktadır. Uzunyayla havalisinde yaşayan Çerkezler ile yine Pınarbaşı’nın Pazarören havalisinde yaşayan Avşarlar arasındaki giyim-kuşam, topluluklar arasındaki giyim-kuşama en güzel örnektir. Yine bölgeler arasındaki farklarda giyim–kuşama yansımaktadır. Sarız ilçesinin köyleri ile İncesu ilçesinin köyleri arasındaki giyimi inceleyecek olursak, bu farkı açıkça görürüz. 

 

Halk Oyunlarında Giyim Kuşam

 

Halk oyunları deyince, yörenin bütün kültürünü yansıtan mimik ve oyun hareketlerinin yanı sıra, günümüzde oyuncunun giydiği giysinin de geçmişin bütün özelliklerini yansıtması gerekir. Giysi deyip geçmemek lazım. Ne yazık ki yöremizde halk oyunları giysileri, yöremizin geçmişini tam olarak temsil etmemektedir. Her kurum, kuruluş ya da kişiler, oyuncuya giysi giydirirken, o giysinin o yöreye ait olup olmadığına bakmıyor. Kendince yakışanı veyâ başka yörelerde gördüğü süslü, görünümü güzel giysileri, Kayseri yöresine mal etmeye çalışıyor. Bizce bütün bunların sebebi; halk oyunlarıyla uğraşan kurum kuruluş ve kişilerin bir araya gelip, araştırma yaparak bir yöre giysisi ortaya koymamasından kaynaklanıyor. Yalnız geçtiğimiz yıllarda Milli Eğitim Bakanlığının bu konuda bir arşiv belgesi istemesi ciddi bir adım oldu. Konuyla ilgilenmeyen sıradan bir insan bile, iki veya üç halk oyunları ekibi seyrettiği zaman, her izlediği ekibin giysilerinin farklı olduğunu dile getiriyor. Umarız bundan sonra ciddi bir çalışma ile bu konudaki sorunlar giderilir. 

 

Gelişen dünyanın getirdiği evrenselleşme artık günümüzde bütün bu yukarıda saydığımız özelliklerin yok olmasına neden olmaktadır. Bizlere düşen görev halk oyunlarımızla birlikte yaşayan giyim kuşamımıza daha da sıkı sarılmaktır. 

 

Sizlere aşağıda vereceğimiz yöre giysileri ile ilgili bilgi, Milli Eğitim Bakanlığının, Kayseri yöresinin, halk oyunları ve giysileriyle ilgili istemiş olduğu arşiv belgesi oluşturulması amacıyla kurulmuş olan komisyondan alınmıştır. 

 

Kadın Giysileri:

 

1-Başa Giyilenler: Fes, Gümüş tepelik ve üzerinde Gazi (altın) dizmesi, Poşu, Pullu yazma, Yanlık (ayaklı altın), Saç örgüsü (belik) boncuklu. 

2-Sırta Giyilenler: Gömlek (işlemeli hakim yaka, kol ağızları da işlemeli), Üç etek (kutnu, çiçekli kadife, çuha), Dolama etek, Cepken, Şal kuşak, Şalvar, Hırka, Salta, Entari, Bindallı, Yelek (kuşlu, aynalı ve işlemeli), Önlük (cicim dokumalı kilim, Könçek adı verilen şalvar, Arkalık (Bazı yörelerimizde iş görülürken kolçakta kullanılmaktadır.) 

3-Ayağa Giyilenler: Yün çorap (kendinde nakışlı), Potin, Kundura ve Yemeni. 

4-Takılar: Küpe (Altın ve gümüş), Fese Gazi dizmeleri, Gümüş kemer, Gümüş toka, Gümüş bilezik. 

5-Süsleme: Allık, Sürme, Kına yakma 

 

Erkek Giysileri:

 

1-Başa Giyilenler: Fes, Poşi (beyaz), Papak (Keçi tiftiğinden yapılan) 

2-Sırta Giyilenler: Hakim yaka gömlek (beyaz patıska), Diril gömlek (buna işlikte denir), Camedan (kollu kolsuz), Sako (ceket), Cepken, Meşlek (sıma nakışlı), Trablus kuşak, Şalvar (Kumaş ve çuhadan dolama şalvar), Yelek 

3-Ayağa Giyilenler: Kundura, Yemeni, Çarık, Dizleme, Yün çorap (kendinden nakışlı). 

4-Aksesuar: Çevre, Gayretlik, Gümüş Kemer, Mendil, Köstek, Fişeklik 

 

YÖRESEL GİYSİLERİN TANIMI VE YÖRE AĞITLARDAKİ YERİ

 

Günümüzde bazı köylerimizde, yukarıda verdiğimiz giyim kuşama bezer şekillerde giyinen insanlarımıza rastlamak mümkündür. 

 

Yöremizde giyilen bu elbiselerin giyiliş şekli, süslemeleri ve kullanılış amaçları hakkında; Kayseri yöresine ait ağıtlar yardımı ile de kısa bilgiler vermek istiyoruz. 

 

İşlik (İçlik): İçe giyilen iç giysisidir. Türkler İçe giyilen elbiseler için "işlik" tabirini kullanırken dışa giyilen elbiselerine "don", "taşkı ton=dışa giyilen don8" tabirini kullanmışlardır. Hatta bu tabirin günümüzde dahi kullanıldığını görüyoruz. Aşağıdaki ağıtlarda kullanılan "don" kelimesi buna en güzel örnektir. 

 

Maraş'tan aldım donunu 

Görmedi baba gününü 

Geri dönün siz hanımlar 

Görem gızımın tenini9. 

 

Emineme derler kemik veremi 

Yunduğunda dayısının öranı 

Her ana doğurur mu Eminem gibi ceranı 

Eminem Eminem gelin Eminem 

Gelinlik donunu gey de salın Eminem10. 

 

İşlik, bayanlarda sırttan yarı, erkeklerde de önden tam düğmeli bir çeşit gömlektir. Yakasız ve uzun kollu, kol ağzı bileksizdir. Değişik renklerde olabilir. 

 

Sarıkamış altın bulak 

Suvanlı'yı biz ne bilek 

Bizim uşak kıytık gezer 

Ağ işlikte, kara yelek11 

 

Tokalıdan işlik giymiş 

Öznesin oğlum öznesin 

Anşe bana darılıyor 

Ben anayım sen dezzesin12 

 

Göynek-Köynek-Gömlek: Buna "İşlik" adı da verilir. Uzun kollu, yuvarlak yakalıdır. Erkeklerin giydiği gömleklerin önü boydan düğmeli olmakla beraber, bayanların gömlekleri sırttan veya önden bir kaç düğmeli olabilmektedir. Gömlekler, genelde hakim yaka olup, düz yakasız olanı da mevcuttur. Yaka kısımları ile önde açık olan kısımları, sim ve iğne oyasıyla süslüdür. Gömleklerin kadınlarda da erkeklerde de boy hizası kalçaya kadardır. 

 

Kadınlarda üç etek entarilerin altına giyilen gömleklerin işlemeli kol ağızları ve yaka kenarları entari içerisinden görülecek şekildedir. 

 

Köy kadınlarında tokalı denilen patiskadan yapılmış yuvarlak yakalı göğüsleri işlemeli gömlekler çok görülür. Arkadan düğmeli ön göğüs kısımları pensli "Nervür" denilen baskılı süsleme vardır. 

 

 

Saba ulu bayram günü 

Kurbanını kesen olmaz 

Güvenme kadan' alıyım 

El yetime köynek olmaz13. 

 

Yelek: İçlik veya gömlek üzerine giyilir. Kolsuz, düğmeli veya düğmesiz olabilir. Kayseri'de genelde önden üç, dört düğmeli kol kenarları ile boyun ve alt kısmı sırma işlemelidir. Ön kısmında iki veya üç cep bulunur. İç kısmı genelde astarlıdır. Ön kısmı düğmelere kadar "V" şeklinde olup düğme kenarları da sırma işlemelidir. Genelde erkekler tarafından kullanılır. 

 

Ona yıldırım düşünce 

Yağmur yağmış gölek gölek 

Bakın hele emmileri 

Ağlı işlik gara yelek14. 

 

A İşlik de kara yelek 

Gökçek kızımın örneği 

Kızlara kurban oluyum 

Yurtluk kızların döneği15 

 

Fes / Fers: Anadolu’da, Cumhuriyetten önce kavuğun yerini alarak askeriye de kullanılmaya başlanan ve halk arasında yaygınlaşan fes, yöremizde daha çok erkeklerde sivri kalıp, bayanlarda düz fes şeklinde giyilmiş olup; genelde bordo renklidir. Ülkemize XVI. asırdan sonra Fas' tan gelerek giyimde yer edinmiştir, ve adını da buradan almıştır. Dikişsiz olarak keçeden yapılanları çıktığı için eski giyimin yerini kolaylıkla almıştır. Sarıklı veya sarısız olarak kullanılabilir. Erkekler de üzerine beyaz, kimi zaman renkli poşu (sarık) dolanarak kullanılır. Bağlanan bu sarık yandan bağlanarak uç kısımları kulağa doğru sarkıtılır. Bayanlarda ise üzerine tepelik konularak bir yazma ile örtülür ve üzerine değişik renklerde iki poşu dolanarak bağlanır. Kayseri'nin kimi yörelerinde fes'e "fers" adı da verilmektedir. 

 

Kadınlarda, başa giyilen feslerin alın kısmına gelen yerin kenarlarına, daha çok genç kız ve gelinlerde altın dizilir. Dizilen bu altınlar, genç kızların zülüfleri ile karışarak ortaya hoş bir görüntü çıkar. 

 

Hasan gitti, Çerkez gitti 

Kalan ederler barışık 

Ağla sunamın gelini 

Altın zülüfe karışık16 

 

Kimi zaman bazıları, fes yerine 3-4 parmak genişliğinde mukavvadan yapılmış "eropçin" giyerler. 

 

Hele Osman'ım deli Osman'ım 

Dini ayrı gavurlar ağlar 

Gara kekil mor fesine 

Gülgülü kefiye bağlar 17 

 

Farı deli gönlüm farı 

Kadanı alıyım karı 

Seninde oğlun varıdı 

Fes gülgülü, yağlık sarı18 

 

Tepelik: Yöremizde genelde Sarıoğlan, Pınarbaşı, sarız taraflarında rastlanan bir çeşit başlıktır. Gümüş olabildiği gibi, kenarlarına altın, gümüş paralar ve bazı değerli taşlarda takılmaktadır. Tepelik fes üzerine bir poşu ile bağlanarak süsleme amaçlı kullanılır. Gümüş tepelikleri daha çok zenginler giyerken, fakir olanlar çok ince tahtadan tepelik yaparlar. 

 

Poşu (Sarık): Bir metreye yakın kare şeklinde kenarları püsküllü, desenli, ipek, yün ve pamuktan dokunmuş türleri bulunan poşu; baş bağlamada kullanılır. Güneydoğu bölgemizde daha çok erkeklerin de kullandığı poşu, Kayseri'de daha çok fes üzerine bağlamak amacıyla kullanılır. Kadınlarda renkli erkeklerde ise fes üzerine sarılan poşu genelde sade (desensiz) ve beyazdır. Özenli bir şekilde oklava şeklinde sarılarak başa bağlanır

 

 

 

Döndü'ye kurban oluyum

Döndüm geldi kırcıyınan

Döndü’ye beklik takarım

Ucu telli poçuyunan19 

 

Kadan' alıyım Fadime

Anan kurban ben de kurban

Yüzüne poşumu örttüm 

Üstüne bürüdüm yorgan20

 

 

Bünyan’a ait Navruz gelin türküsünde ise poşu şu şekilde geçmektedir. 

 

Poşunu eğdirmişsin 

Kaşına değdirmişsin 

Pek de güzel değilsin 

Gendini sevdirmişsin 

 

Yazma-Yağlık: Kimi yörelerimizde yazmaya yağlık adı da verilir. Kare şeklinde kenarları renkli pullarla örülmüş, basma desenli bir baş örtüsüdür. Fes üzerine bağlanarak veya fessiz bağlanarak kullanılır. Kenarları iğne oyalı veya tığ oyalı yazmalarda mevcuttur. Gündelik baş bağlamak amacıyla kullanılır. Sarıoğlan'a bağlı bazı köylerde baş üzerinden bağlanan ve ayaklara kadar uzanan bir yazmanın üzerine tekrar ikinci bir yazma başa dolanarak bağlanır, üzerinden bir poşu sarılır. Arkadan sallanan yazma ise önlük kuşağı ile bağlanır. Burada kullanılan baş örtüleri daha çok sade ve siyah olmakla beraber yaşlı kadınlar tarafından daha çok kullanılır. 

 

Yemen'in de ardı dağlar 

Yağlığını kıvrak bağlar 

Koyurun da Musa'm gelsin 

Yemen de oturan beyler21. 

 

Yapık: Kadınlarda başa bağlanan başörtüsüdür. Bünyan köylerinde daha çok kullanılır. Renkli ve beyaz olanları vardır. Kenarları genellikle çiçek işlemelidir. 

 

Yaşmak: Düz beyaz baş örtüsüdür. Kenarları pullu ve oyalıdır. 

 

Benim oğlum ergen öldü 

Gönlüm hep daş lı kayalı 

Dokuz gız gelin ederim 

Başları pullu oyalı21. 

 

Kefiye: Sarı, mor renkli kendinden işlemeli ve desenlidir. Yazmadan daha geniştir. Yaşlı kadınlar daha çok kullanırlar. 

 

Mor kefiye boyamadım 

Ben çobana doyamadım 

Hep kuşlarla yuva yapar 

Bir kuş kadar olamadım 

 

Cepken: Çuha, ipek atlas ve kadife kumaşlardan yapılan, kollu ve kolları sarkık bir durumda, yırtmaçlı, gümüş sim ve sarı simle süslenmiş yakasız bir kıyafettir. Önü iliklenmeden giyilir. Bel kısmı kısadır. Bel kısmının kısa olmasının amacı bele sarılan kuşağı göstermektir. Gündelik olarak giyilenler olduğu gibi özel günlerde de giyilenleri mevcuttur. 

 

Cemedan: Çapraz düğmeli, kısa kollu, önü kapalı, üstü sırma veya ipekle işlenmiş bir çeşit kısa yelektir. Eskiden potur ve şalvarın üstüne giyilirdi. 

 

A işlik kara cemeden 

Kim var bunun boyağında 

Çoban olup dana gütsem 

Çördüklü'nün koyağında

 

Meşlek: Erkek giyiminde, cepkenlerin bol nakışlı olanlarına verilen isimdir. 

 

Şal: Kadınların omuzlarını örtmekte kullandıkları uçları püsküllü, genelde çizgi desenli bir tür dokuma atkıdır. Bünyan ve çevresinde sıkça kullanılmaktadır. Halk oyunlarında pek kullanılmaz. Desen ve biçim olarak şala benzeyen kuşaklarda mevcuttur. Güneydoğu bölgemizde (Gaziantep gibi) bu tür kuşaklar aynı zamanda sıcaklardan korunmak amacıyla başa da örtülebilmektedir. 

 

Şalvar: Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, Türklerin savaşçı bir millet olması ve ata binmesi nedeniyle, Türklerde pantolon giymenin bir gelenek olduğunu ve Hunlar’dan önce pantolon olmadığını belirtiyor24. Zamanla giyilen bu pantolonlar kullanım şartlarına ve iklim şartlarına göre değişmiş hele Anadolu gibi dört mevsimin bir arada yaşandığı ülkemizde bu iklimlerin etkisi ile daha geniş bir yelpazede yer alarak bölge bölge ayrımlara uğramıştır. Adana gibi sıcak bir iklimde bacakları sarmayan bol paça şalvarlar tercih edilirken, Erzurum gibi soğuk bir iklime sahip olan yerlerde bacakları sıkı sıkıya saran zıvgalar tercih sebebi olmuştur. Kayseri gibi İç Anadolu bölgesinde yer alan bir iklimde ise, bacaklarda biraz daha bol duran ve paça arası Adana’daki gibi daha geniş olmayan türler tercih edilmiştir. 

 

Genellikle şalvarların ağları bol olduğu halde yöremizde soğuk iklimlerde giyilen şalvarla da olduğu gibi ağı çok bol değildir. Kadın giyiminde lastikli olan şalvar, erkek giyiminde bele uçkurla bağlanır, yan tarafları çizgi halinde sırma işlemelidir. Kadın giyiminde ise şalvar pazen, basma, çuha gibi kumaşlardan çeşitli renk ve desenlerde ve nakışsızdır. Erkek giyiminde rengi genelde siyah olduğu gibi değişik renkleri de mevcuttur. Erkek giyiminde şalvarlar düz potur veya elifi şalvar şeklindedir. 

 

Gara şalvar bacağında 

Yaşar güccük gucağında 

Hemen bekle Arife Bacı 

Bıdıkların Ocağında25 

 

Çuha şalvar bacağında 

Hacı Osmanı gucağında 

Böyle yiğit türemedi 

Şu Ayanlı ocağında26 

 

Sarıoğlan ve Akkışla gibi ilçelerimizde yaşayan Türkmen erkekleri ve kadınları, eskiden kendi el tezgâhlarında dokudukları “doğnuk” adı verilen bir tür şalvar giymekte idiler, fakat bu gelenekte artık kaybolmaya yüz tutmuştur. . 

 

Hırka: Önden düğmeli, yakasız, kollu veya kolsuz olabildiği gibi kısa ve uzun (dervişlerin giydiği üst giysisi) olanları da mevcuttur. Bazı hırkalarda nakışta görülebilir. Eski zamanlarda çoğunlukla yünden örülmüş üst giysisi olarak bilinen hırka, artık günümüzde nadir olarak yün kullanılarak örülmektedir. 

 

Salta: Bir tür kısa cekettir. Yakasız, iliksiz, kolları bolcadır. Kadife veya ipek atlas kumaştan yapılır. Kol kenarlarına tek motif yerleştirilirken, kol ağzı açık ve yırtmaçlıdır. Ön ve arka kısmı gümüş sim veya sarı simle tamamen kabartma bir motifle işlenmiş olanları mevcuttur. Özel günlerde taze gelinler tarafından kullanılan bir giysidir. Daha çok entari üzerine giyilir. 

 

Çuha seko, sırma salta 

Sallan babamoğlu sallan 

Köyler imtihan oluyor 

Dillen babamoğlu dillen27 

 

Sako: Erkeklerin giydiği bir tür uzun cekettir. Pınarbaşı, Sarız yörelerinde Avşarlar çok giyerler. Çuha kumaştan yapılanları gözdedir. Avşarlar arasında "seko" adıyla bilinir. Ceketten biraz uzundur ve dize kadar uzanır. Setre pantolon üzerine giyilir, günümüzdeki cekete nazaran daha geniş, bol ve cepsizdir. Nişan, düğün, bayram gibi günlerde giyilir ve koyu renk kumaştan yapılanlar revaçtadır. 

 

Ağlı zıbın sarı seko 

Donu benziyor nergize 

Unutma ha babamoğlu 

Selam gönder güccük kıza. 

 

Entari-Antari: Tek parça bir kadın elbisesidir. Pazen, kutnu, basma, kadife ve meydanî Şam adı verilen kumaşlardan oluşan, uzun kollu, önden veya sırttan iki üç düğmelidir. Günlük elbise olarak kullanılır. Etek kısmı genelde diz altına kadardır. Omuzlar penslidir. 

 

Şehir merkezinde kadifeden yapılmış olanlar yaygındır. Mor, al, fıstığı denilen renkler yaygındır ve çoğunlukla sim işlidir. 

 

Köylerde ise basma, pazen, patiska kumaşlardan dikilmiş olan entariler yaygındır. Genç kızlar, "grepdüşen" adı verilen kumaştan entariler giyerler. Entarilerin ikisinin de beraber üst üste giyildiği göze çarpar. 

 

Entarilerin boyun kısımları, köylerde oval, şehir merkezinde "V" şeklindedir. 

Kimi entariler, soğuğa dayanıklı olması amacıyla astarlıdır. 

 

Al antari arhasında 

Döner evin ortasında 

Ne dedidin gelin Hacca 

Şo oğlanın okesinde29 

 

Bindallı: Aynı entari gibi tek parçadan oluşur. Anadolu ve yöremizde genellikle mor veya kırmızı kadife üzerine yaka kenarları ince su işlemeli, kol ve beden kısmı ise sarı sim ile kabartma işlemeli dal, yaprak ve çiçek motiflerinden oluşur. Kolları bolcadır. Etek kısmı ayaklara kadar uzanır. Özel günlerde giyilir. 

 

Önlük: Günümüzde halk oyunları ekiplerinde daha çok, cicim dokumalı kilim olanlarına rastladığımız önlük, gündelik olarak, Anadolu’da ve yöremizde iş görürken, elbiselerin kirlenmemesi için belden aşağıya (diz kapak altı veya ayaklara kadar) bağlanan bir örtüdür. Renkleri genelde koyudur. Kumaş olarak kullanılanların kenar kısımları sırma işlemeli, ön kısmında bir kaç küçük desen ile küçük bir cep yer alır. Kilim olarak kullanılanlarda küçük filiklerin (Başı bağlandılar) yer alması kullanan kişinin nişanlı olduğunu gösterir. Kayseri de kullanılan kilim dokumaların motifleri köşeli geometrik desenlerden oluşmaktadır. [17]

 

Gardaşı vurdum ganıya 

Düştüm ganının özüne 

Yolda yorgan bulamadım 

Önüğüm öttüm yüzüne30 

 

Sarıoğlan ve Akkışla ilçelerinde yaşayan Türkmen kadınlarının önlerine bağladıkları, bir tür kırmızı veya mavi önlüklere “dolama” adı verilmektedir. 

 

Arkalık: Aynı önlük gibi belden aşağıya bağlanarak kullanılan arkalık, elbiselerde bulunan yırtmacı örtmek veya yere oturulduğu zaman elbiselerin kirlenmesini önlemek amacıyla kullanılır. Daha çok kilim olanları kullanılır. 

 

Dolama etek: Eski zamanlarda daha çok kutnu kumaşlardan yapılan dolama etek, günümüzde pazen ve basma kumaşa dönüşmüştür. 3 - 4 metre genişliğinde olur. Etek şeklinde giyilir ve etek kısımları bele dolanarak üzerine kuşak bağlanır. 

 

Dolamanın bağın' taktım 

Kaldırdım boyuna baktım 

Alişir'in anas' ölmüş 

Gayri ben Allah'tan korktum31 

 

Üçetek: Günümüzde kullanımdan hemen hemen kalkmış olan üçetek daha çok halk oyunları ekipleri tarafından kullanılmaktadır. Normalde tek parça olup, etek kısmı üç parçaya ayrıldığı için üç etek ismini almıştır. Yakası "V" biçiminde olup, ön kısmı tamamen açıktır. Bir kemer veya kuşak yardımıyla ön kısmı kavuşturularak kapatılır. Etek boyu ayaklara kadardır. Etek parçalarının biri arkada ikisi de önde yer alır. Gömlek ve şalvar üzerine giyilen üç eteğin önde bulunan iki parçası katlanarak kemer veya kuşak altına sıkıştırılarak kullanılabildiği gibi, katlanmadan da kullanılabilir. 

 

Işıkdağı kar yatağı 

Binboğa sümbül biteği 

Ahmet okumaya gitmiş 

Üçürdüm bağla eteği32 

 

Yöremizde daha çok çuha, kadife ve kutnu kumaştan yapılan üç eteğin diğer bölgelerde, ipek atlas, şitari, altıparmak, ve canfes kumaşlardan yapılanları mevcuttur. Daha çok koyu renkler tercih edilirken, bu renkler mor, vişne çürüğü, kömür siyahı gibi renklerden oluşmaktadır. Genelde içi, tamamen kırmızı veyâ mor bir astar kumaşla kaplıdır. Kol ve yaka kenarları ile etek kenarları sırma yada ipek işlemeli olabilir. 

 

Osmanlı saraylarında, cariyelerle kalfalarında giydiği üç eteğin dilim sayısı Abdülmecit döneminde ikiye indirilmiştir. Anadolu’nun bazı yörelerinde özellikle Türkmen kadınları tarafından bugün de kullanılmaktadır. Ege bölgesi Türkmenlerinin giydiği deyre de bir tür üç etektir. Deyre’nin arka dilimi biraz daha geniştir ve topuğa kadar iner; ön dilimleriyse diz kapağının üzerinde kalır. 

 

Misso: Genelde eteklerin altına giyilen ince yünden tığ ile örülen kadın giysisidir. Bünyan’da buna “miso” adı verilmektedir. 

 

Potin-Kundura-Postal-Çarık: Günümüzde daha çok kundura olarak elde üretilen, ya da tezgâhlarda bazen el değmeden üretilen ayakkabıların, geçmişte yemeni, postal, çarık, dolak (bir tür çarık) olarak kullanılanları artık pek kullanılmamaktadır. Daha çok halk oyunları ekiplerinde rastladığımız bu ayakkabılar, geçmişte basitçe bazı hayvanların gönlerinden yapılarak kullanılmaktaydı. Daha çok inek ve camız gönünden yapılan bu postal ve yemenilerin nakışlı olanlarını, daha çok zenginler ve devlet adamları giymekteydi. 

 

Postal veya yemeni olarak yapılacak gönler; 2 - 3 gün suda bekletilir daha sonra bu bekleyen gönler mumlu iplikle dikilir, dikilen gönler bir değnek yardımı ile içe geçirilerek döndürülür. Döndürüldükten sonra kalıba konur, kuruduktan sonra kalıptan çıkartılır ve kullanıma sunulur. Nakışlı postal ve yemeni günümüzde halâ Maraş, Antep ve Silifke yörelerinde yapılmaktadır. Tabaklanmamış sığır derisinden yapılan çarık ise, üst kenar deliklerine geçirilen deri şeritle ayak bileklerine sıkıca bağlanarak kullanılır.[18]

 

 

 

Şura değil bura değil

Çarık giyim de arayım

Gardaşın saçı dolaşmış

Tarak verin de tarayım[19]

 

Ayağında sarı kesik

Çekedi söğüde asık

Çağırdımda seslenmiyor

Yedi benlim bana küsük

 

İhtiyarların daha çok papuç veya mest giydikleri dönemde gençler ise fotin adı verilen, çizme şeklinde uzun deriden yapılmış ayakkabılar giyerlerdi. Gene bu dönemde, ökçesi kabara çivili çizmeyi andıran çizmeden kısa sivri burunlu, düğünlerde gelinlerin ve genç kızların giydiği galice potin36 mevcuttu.

 

 

Körüklü çizme giyer de

Söz anlatırdı valiye 

Babamın yerine koydum 

Kurban oluyum Ali'ye37 

 

 

Ayağına çizme giymiş 

Yürürken yerler yarılır 

Avlunun kapısın' örtün

Görür de bize darılır38 

 

Yöremizde, Ucu sivri ve topuklu olan yaylı potin, kalın siyah lastiğin içinde erkekler tarafından giyilen mest lastik ve ökçeli mest gibi olup, daha çok ihtiyarların, eskiden mest üzerine giydikler altı yumuşak meşinden veya köseleden , yanları içten dikişli, geniş ağızlı, kısa ve bol konçlu ayakkabılar ile, kadınlara mahsus bir papuç olan ve lapçin, edik veya çedik adı verilen ayakkabılar da mevcuttu. Artık bunları günümüzde azda olsa ihtiyarlar hala giymektedirler. 

 

Edik giyer içi mesli 

Gelini yok durna sesli 

Horasan'dan söküp gelme 

Ocak zade bunun adı[20]

 

Fişeklik-Gayretlik: Düşmanla mücadelenin bir simgesi olan fişeklik ve gayretlik, Azeri ve Artvin giysilerinin üzerinde, fişeklik olarak daha çok karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde de hala bu giysilerde kendini gösteren fişeklik, yöremizde eski zamanlarda kullanılmasına karşın günümüzde halk oyunları giysilerinde de olsa kullanılmamaktadır. Eski zamanlarda daha çok Bünyan ve Pınarbaşı'nda gayretlik ile birlikte rastladığımız fişeklik, üzerine tüfek ve tabanca fişekleri geçirilip bele asılarak veya omuzdan bele çapraz geçirilerek kullanılırdı. Gayretlik ise beyaz bir kumaştan bele dolanarak, "altıpatlar" adı verilen tabanca ve hançer takmak amacılıyla kullanılan bir tür kuşaktır. Ayrıca erkekler üzerlerinde sürekli olarak köstek ve kapaklı "demiryolları saati" bulundururlar, bunu da kösteğin zincirini yeleğin bir tarafından öbür tarafına doğru yay şeklinde sallandırarak kullanırlar, saati ise yelek ceplerine sokarlardı. Kimi zaman bu saatlerinde deri veya kumaştan özel kılıfları bulunurdu. [21]

 

 

Altıpatla gümüş saat 

Direkte asılı kaldı 

Düğün asbabını kestirdim 

Sandıkta basılı kaldı40. 

 

 

Hep kırılın Çördüklüler 

Bizim oda yaslanıyor 

Altıpatlar, gümüş saat 

Eşim yok da paslanıyor[22]

 

Mendil (Çevre): Küçük kare şeklinde kenarları sırma veya tığ oyası işlemeli, üzerinde küçük iğne oyası desenleri bulunan aksesuarlardandır. Erkek giysilerinden, yelek veya cepkenin göğüs ceplerine uç kısmı dışarıdan görülecek şekilde katlanarak konur. Erkeklerde kullanılan çevrenin süslemesi ve nakışları az olur. Renk beyazdır. Kadınlarda ise değişik renklerde olabilir. Günümüzde halk oyunlarında erkek oyuncuların göğüs cebinde yer alan mendil, aynı zamanda oyuncuların ellerinde tül mendil şeklinde yer almaktadır. [23]

 

Halayın başında durur 

Mendilini sallar şöyle 

Kalk pehlivan gidek dedim 

Gurubelde soğuk yayla

 

Kolçak: günlük olarak giyilen elbiselerin, kollarının kirlenmemesi amacıyla genelde koyu renklerden dikilen iki ucu da lastikli bir giysidir. Daha çok Avşar köylerinde kullanılır. 

 

Ağ golçak giyer goluna 

Ne güzel sağardı koyun 

Yarın bahar gelincaz 

O zaman oynarım oyun 

 

Bürüncük-Bürük-Çar: Aslında kadın baş örtüsü olarak bilinen bürüncük, halk arasıda çarşaf olarak ta bilinmektedir. Bürüncük kadınlar tarafından sokağa çıkarken örtünmek amacıyla kullanılır. Ham ipek ve atlas kumaştan, çok geniş bir şekilde dokunur. Eskiden daha çok kare makarna şeklinde desenlere sahip açık renklerde olanları kullanılmakta idi. 

 

Köstek: Bütün yörelerde karşımıza çıkmasına rağmen, zengin bir folklora sahip olan Bünyan yöresinde halk oyunları giysilerinde belirgin olarak gördüğümüz köstek saat, kılıç ve anahtar gibi şeylerin ucuna takılan bir zincirdir. 

 

Belik: Süsleme amacıyla kullanılan belik; siyah orlon veya yünden Saç şeklinde örülerek saçları uzun göstermek amacıyla kullanılır. Aralarına veya uçlarına değişik renklerde boncuklar konur. Daha çok Avşar köylerinde kullanılır. 

 

Dizleme Çorap: Diz kapağına kadar olan yünden örülme, kendinden nakışlı bir çorap. Genelde kışın giyilir. Yöremizde daha çok beyaz yünden örülen çorap, örülürken aralarına çeşitli renklerde yün ip karıştırılarak desen oluşturulur. Pınarbaşı, Sarız, Tomarza gibi yörelerde daha çok rastlanmaktadır. 

 

Tuman: Eskiden diz donu da denilen bir çeşit külottur. Yarım şalvar biçiminde olup paçaları daha çok dize kadar uzanır. Diz altı olanları da mevcut olup paça kısmı bağcıklı veya lastiklidir. Kumaşı patiska veyâ bezden olup daha çok kadınlar tarafından giyilmektedir. 

 

Kuşak: Bele sarılarak dolanan, kare şeklinde kilim desenli, uçları püsküllü olabildiği gibi, sade renklerde, 20 - 25 cm' eninde , 1.5 - 2 m boyunda bele dolanarak kullanılan ve “Trablus kuşağı” adı verilen çeşitleri de mevcuttur. Trablus kuşakları bele 4-5 kez dolanarak çok sıkı bir şekilde bağlanarak kullanılmaktadır. Erkeklerde değişik bir görünüm sağlayan kuşakların arasına, para kesesi, tütün ve sigara takımı, tespih, kama ve mendil vs.. gibi sık kullanılan araç gereçler konulur. 

 

Yürüyün Avşar uşağı 

Dığrak bağlayın guşağı 

Kürdün obasında yatar 

Yok mu anayın döşşeği[24]

 

Kadın Takılar: Gündelik giysilerle olsun, sokak kıyafetleriyle veya bayramlık kıyafetlerle olsun, kadınların kullanmaktan vazgeçmedikleri aksesuarlardır. Her dönemde kadınları güzel gösteren eşyalar olmuşlardır. İnci, altın, gümüş gibi madenlerden oluşan ziynet eşyaları, oldukça çok çeşide sahiptirler. Özellikle bu ziynet eşyaları, kadın baş süslerinde daha çok yer almıştır. Fesin kenar kısımlarını süsleyen gazi dizmeleri kullanılmış. Kişilerin maddi durumlarına göre, genelde gümüş tepelik, çok zenginlerde altın tepelik, fakirlerde tahta tepelik kullanılmıştır. Bu tepeliği süsleyen yanlıklar, şakakların üzerine takılan, salkım saçak ayakları olan, üzerine gazi adı verilen şerit halinde altınlar takılan ayaklı ve ayakların üzerine takılan köşe adı verilen altınlar yer almıştır. Kulaklarda küpe, boyunlarda beşi bir yerde, fişeklik, inci gerdanlık, Mahmudiye, Reşadiye, boylama altun dizmeleri, parmaklarda yüzük, kollarda, Kayseri burması, gümüş bilezik, cıncık bilezik (fakirler), bellerde; zenginler altın kemer veya gümüş kemer, fakirler işli kemer, giysiler üzerinde ise altın, gümüş, inci, pırlanta ve renkli taşlarla süslenmiş iğneler kullanmışlardır. 

 

 

Şu ayaklı, şu da köşe

Ne keleş yakışır başa,

Ha mevzinin içine al

Oğlu ölesice paşa[25]

 

Hele beliğe beliğe 

Sarı ayaklı al duluğa 

Osman göçler gidedursun 

Uğrayalım Datlıoluğa[26]

 

 

 

Ne keleş yakışır başa 

Ayaklıda köşeyinen 

Böyle durduğuma bakma 

Konuşuyom paşayınan

 

 

Kayseri de giyim kuşam, genelde bu şekilde belirlenmesine rağmen, Kayseri folklorunda kendisini zengin bir şekilde ortaya koyan Bünyan'da giyim kuşam belirgin olarak şu şekildedir. 

 

Erkek Giyimi: Sivri kalıp Tunus fesi, üzerine yazma bağlanıyor. Ayakta; nakışlı çorap, çorabın üzerine sarı postal, mavi çuha şalvar veya doğnuk denilen yünlü şalvar. Sırtta; Yaka ve kolları işlemeli cepken demir koparan veya Maraş abası giyiliyor. Belde; Gayret kuşağı, silahlık (Meşin), bir tarafta altı patlar tabanca, bir tarafta gümüş kabzalı kama. Boğazda; kordonlu inen köstekli serkinof saat. 

 

Kadın Giyimi: Ayakta; yemeni yada posteki üzerinde yün çorap (dizlik), üzerine miso (kısa etek), üzerine üçetek, üçetek üzerine yünden dokunan şal, şalın ucunda kozalı püsküller sallanır. Belden yukarı ise; libade denilen kollu yelek. Yeleğin altına içlik. Başta; fes, fesin üzerine yazma bağlanıyor. Feste Gazi denilen renkli boncuklar, altın, gümüş, inci gibi süsler bulunur. 

 

GİYİMDE KUMAŞLAR 

 

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında Halep şehrinden gelen giyim kumaşları, daha sonra ki yıllarda tüm Anadolu’da olduğu gibi Kayseri’de de sanayiinin gelişmesiyle azalmaya başlamış ve bir süre sonra tamamiyle durmuştur. Halep’ten gelen kumaşları, kutnu, kadife, ipek, krep düşen, pazen gibi kumaşlar oluştururken, köy yerlerinde tezgahlarda dokunan çuha kumaşlarda, Halep kumaşlarının yanında önemli bir şekilde yer almışlardır. 

 

Kutnu: Arapça'da pamuk anlamına gelen "kutnu"nun Osmanlı Sarayındaki dokuma örnekleri ipek ile uygulanmıştır. Boyuna çizgili ve çeşitli renkli bir dokuma cinsidir. Çeşitli giysi formlarının oluşturulmasında kullanılmıştır. Halk tarafında daha çok tercih edilmiştir.[27]

 

 

Terkinizde gutnu kumaş 

Ben gutnuyu nediciyim 

Goyrun beni ası Kürtler 

Ben anama gidiciyim[28]

 

Çuha: Çözgüsü ve atkısı yün yapağından eğrilmiş ipliklerden dokunan, havlı ve düz renkte tok bir kumaş çeşididir. XV. yüzyıl ortalarından itibaren Selanik ve Eğin'de dokunduğu bilinmektedir.

 

 

Çuha şalvar dırnağında 

Altın yüzük parmağında 

Böyle yiğit görülmemiş

Şu Ayanlı örneğinde52 

 

 

 

 

Bire Selver, bire Selver

Sen öksüzsün Hak'ka yalvar 

Eşim buhur gezdiriyor

Bacağında çuha şalvar

 

Kadife: Çözgüsü ve atkısı ipekten yapılan havlı kumaşlardır. Teknik, kullanıldığı yer, içerdiği malzemeler açısından pek çok çeşitleri bulunmaktadır. 

 

Düzüne sade, desenlisine münakkaş, çift zeminlisine çatma, altın veya gümüş tel kullanılanlarına da telli çatma adı verilmiştir. 

 

 

Şaphasının içi pempe

Giymemiş sele serpe 

Gadifeden asbab almış 

Terzi diker gırpa gırpa56 

 

 

Terazi vurur dartarım 

Yanıyom beni gurtarın 

Al kadife mevi çuha

Her kim giyerse yırtarım

 

 

Atlas: İnce ipekten sık dokunmuş düz ve parlak bir kumaş cinsidir. Çoğunlukla kaftan yapımında, bazı kaftanların astar ile pervazlarında çakşır dikiminde kullanılmıştır. Atlas kumaşların değeri tel adedine ve dokunuş tekniğine göre değerlendirilmiştir. Bir grup atlas kumaşın üzeri dokunduktan sonra pres ile desenlendirilmiştir. 

 

Atlas kumaşlar dokunuş tekniği ve desenine göre baskılı atlas, taraklı atlas gibi isimler almışlardır.

 

Hele bana gelsin efe 

Zubun atlas, şalvar çufa 

Çerler alasıca kır at 

Yıldız değniyor gafa[29]

 

Canfes: Düz mat renkli, ince, tek kat çözgü ve tek kat atkı ipliği ile hazırlanan bir kumaş cinsidir. Genellikle entarilerde astar ve pervaz kumaşı olarak kullanılmasına rağmen bir grup giysinin dikiminde de kullanılmıştır.

 

Basma: Daha çok pamuktan dokunarak elde edilen kumaşın üzerine, baskı tekniği kullanarak çeşitli renk ve desenlerin oluşturulmasıyla elde edilen bir kumaş çeşididir. 

 

Basma fistan kirlenirse 

Paşta püskül fırlanırsa 

Ya kimlere baba desin 

Ağ bebeğin dillenirse 

 

 

 

KAYSERİ MUTFAĞI:

 

Mantıdan pastırmaya Kayseri mutfağı  

 

"Makulat ve imalâtı has beyaz ekmeği, lavaşa yufkası, katmerli böreği, lahm-ı kadit namı ile şöhret bulan kimyonlu sığır pastırması ve miskli et sucuğu bir tarafta yoktur." Evliya Çelebi

 

Kayseri'nin zengin bir mutfak kültürü vardır. Kayseri adıyla adeta özdeşleşmiş olan pastırma ve sucuğun ünü, yurtdışına taşmıştır. Nefis yemek çeşitleri arasında mantının ise özel bir yeri vardır. Günlük sofraların dışında, ziyafetlerde ve düğünlerde çok özel yemekler hazırlanır. Geleneksel yaşam tarzının sürdürüldüğü dönemlerde, beslenme ve tüketim alışkanlıkları günümüzden farklıydı. Kent yaşamının insanlara sunduğu olanaklar şüphesiz ki bu alışkanlıkları ve beslenme biçimini değişime uğratmıştır. Ancak Kayseri'nin yöresel yemekleri bu değişimden etkilenmeden geleneksel tat ve lezzetlerle sofraları süslemektedir.

 

Kayseri mutfağı ağırlıklı olarak unlu ve etli besinlerden oluşur. Mantı Kayseri'nin en gözde yemeğidir. Araştırmalara göre 36 çeşit mantı pişirilmektedir. Bunlar arasında en yaygın olanı etli mantıdır. 

 

Evlerde en çok tüketilen ve halk arasında "Aşma-karna" tabir edilen yiyecek türü, kesme çorba, erişte ve makarnadan oluşmaktadır.  

Unlu yiyeceklerden bir diğeri, su böreğidir. Kuru börek, tandır böreği, katmer yine unlu yiyeceklerdendir.

 

Arabaşı, hem yapılması, hem de yenmesi marifet isteyen bir yemektir.Bu yemeğin en önemli adabı, kaşığa büyük parça halinde hamur almak ve bunu çorba tasma batırırken içine düşürmemek ve hamurları çiğnemeden yutmaktır. Hamuru düşürenlere, aynı yemeğin yaptırılması cezası uygulanır.

 

Güveç Kayseri'nin en gözde yemekleri arasındadır. Toprak güveçlerde, özellikle yaz aylarında sebzeden yapılan bir yemektir. Ana malzemesini, patlıcan, domates, biber, sarımsak ve et oluşturur. Buna patates ilave edildiği de olur. 

 

Pehli, sulu köfte, pirinçli köfte, saç kebabı, fırınağzı, karın-mumbar, yağbâri, pöç, kovalama, üzüm yemeği etli ve yumurtalı yemeklerin en ünlüleridir.

 

Tatlılar ise zengin bir çeşide sahiptir. Oklava baklavası, açma baklava, kamış baklava, güllü baklava, fincan ağzı, nevzine, im helvası, telteli (pişmaniye), dut pekmezi, aside, incir dolması Kayseri sofralarını süsleyen tatlılardır.[30]

 

 

 

 

  

 

Festivaller:

 

ERCİYES KIŞ TURİZM FESTİVALİ

SARIOĞLAN İLÇESİ 16 MAYIS ULUSAL VE KÜLTÜREL ETKİNLİKLERİ FESTİVALİ

AKKIŞLA YENİ YOĞURT FESTİVALİ

BAŞAKPINAR ÇALIÇUKUR ŞENLİKLERİ

GELENEKSEL 8.PİLAV ŞENLİĞİ

YEŞİLHİSAR KÜLTÜR SANAT VE KAYISI FESTİVALİ

DADALOĞLU KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ

EVLİYA ŞENLİKLERİ

SITMAPINAR ŞENLİĞİ

GELENEKSEL 6.PİLAV ŞENLİĞİ

GURBETÇİLER ŞENLİĞİ

KAYAPINAR GURBETÇİLERŞENLİĞİ

İSABEY KÖYÜ HASRET ŞÖLENİ

ÇİFTLİK KÜLTÜR VE HALK FESTİVALİ

GELENEKSEL AŞIK SEYRANİ KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ

YAMULA PATLICAN KÜLTÜR FESTİVALİ

YEMLİHA PATLICAN VE KÜLTÜR  FESTİVALİ

BAĞPINAR PİLAV FESTİVALİ

HİMMETDEDE KÜLTÜR VE HALK FESTİVALİ

İNCESU ÜZÜM FESTİVALİ

GELENEKSEL 2.CEVİZ ŞENLİĞİ-[31]                   

 

 

 

 

Kayseri ünlüleri:


Dadaloğlu:

 

19.yy halk ozanlarındandır. Avşar boylarındandır. Toros yaylalarından Kayseri’ye gelerek Tomarza, Pınarbaşı, Sarız ilçe ve köylerine yerleştirilen Avşarlar içinde bulunmuştur. Asıl adı Veli’dir. Aşiretine vurgun, kahraman bir ozan olan Dadaloğlu koşma, koçaklama ve güzellemeleriyle birçok aşığı etkilemiştir. 

 

Dadaloğlu’nun nerede öldüğü ve mezarı bilinmemektedir. 

 

 

Mimar sinan:


Bilim AdamıMimar Sinan (1490-1599) 

1490yılınsda kayseri’ye bağlı ağırnas köyünde doğdu. 1512’de devşirme olarak alınıp Acemi Oğlanla Ocağı’ında eğitildi. 1521 Belgrad seferinde önce yeniçeri oldu. Gerek Yavuz sultan selim’in gerekse Kanuni Sultan Süleyman’ın bir çok seferine katıldı. 1536 yılında başmimarlığa getirildi. 35 yıl bu görevde kaldı. Eserlerinin sayısı 364’ü bulmaktadır. 1588’de İstanbul’da öldü. 

En çok bilinen eserleri arasında, İstanvul Ayasofya Haseki sultan Hamamı, İstanbul Süleymaniye camii, Edirne sultan selim Camii, İstanbul Süleymaniye Medreseleri, İstanbul sultan süleyan ve Sultan Selim türbeleri sayılabilir.İlimizde ise Kurşunlu Camii, Osmanpaşa Camii, Hacıpaşa Camii, Hüseyin Bey Hamamı Sinan’ın eseridir. 

 

İncili (Çavuş) Baba :


Tomarza’ya bağlı eski adı trafişin olan köyde doğdu. Kanuni Döneminde sarayda çalıştı. 1615’te İran’a türk elçisi olarak gitti. Muhasebecidir. Nüktelerinden dolayı “incili” lakabını almıştır. 

 

 

Kadı Burhaneddin:

AskerKadı Burhaneddin (1345-1398) 

 

Kayseri’nin yetiştirdiği ünlü devlet adamı ve şairdir. 1345 yılında Kayseri2de doğdu. Öğrenimine Arapça ve Farsça öğrenmekle başladı. 14 yaşında Mısır’a giderek öğrenimine devam etti. 

 

Kahire, Şam ve Halep’te geçirdiği beş yıldan sonra Kayseri’ye dönen Burhanedin, Eratnaoğlu Mehmet Bey tarafından Kayseri kadılığına getirildi. Vezirlik ve naiblik de yapan Kadı Burhaneddin, Mehmet Bey’i bertaraf ederek kendi adına kadı Burhaneddin devletini kurdu. Daha sonra akkoyunlu beylerinden Kara Yölük Osman Bey tarafından öldürüldü. Kadı Burhaneddin büyük bir şairdir. Şiirlerinde Azeri lehçesi kullanan Kadı’nın, çoğunu aruz, bir bölümünü hece ile yazdığı 1500 gazel, 119 tuyuğ, 20 rübai ve müfredi bulunan Türkçe devamının tek yazması Biritish Museum’dadır. 

 

 

Din Adamı Seyyid Burhaneddin (1166-1244): 

Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin hocası olan ve türbesi Kayseri’de bulunan büyük Veli Seyyid Burhaneddin Özbekistan’ın Tirmiz şehrinde doğdu. 

 

Mevlana’nın babası sultanülülema 1231’de ölünce, 1232 yılında Konya’ya giderek babasız ve hocasız kalan Mevlana’yı yetiştirmiştir. Ona yaklaşık dokuz yıl tasavvuf öğretmiştir. Mevlana’nın iyice yetiştiğine kanaat getirdikten sonra Kayseri’ye dönüp dergahını kurmuştur. 

 

Kayseride bulunduğu zamanlar içinde dergahında pek çok insanı irşad eden Seyyid Burhaneddin 1244 yılında burada vefat etmiştir. Türbesi Kayseri’dedir. 

 

Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin “Maarif” adlı Farsça eseri Konya Mevlana Müzesindedir. 

 

 

Din Adamı Şeyh Hamid-i Veli (Somuncu Baba) (1372-1412):

 

Büyük mutasavvıf Şeyh Hamid-i Veli 1327 yılında Kayseri’nin akçakaya köyünde doğdu. İlk tahsilini babasından yapan Şeyh Hamid-i Veli tasavvufi bilgisini artırmak amacıyla Şam’a gitti. Daha sonra Bursa’ya yerleşti. Bursa’da büyük bir şeyh olduğunu halktan saklamak için fırıncılık yaptı ve bu yüzden de “Somuncu Baba” olaraka tanındı. 

 

Bursa’dan ayrılıp Kayseri’ye gelen Şeyh Hamid-i Veli Kayseri’de kendisine kapılan Büyük Veli Şeyh Hacı Bayram’ı irşat etti. 1412 yılında Aksaray’da öldü. 

 

 

Halk Ozanı Aşık Seyrani (1807-1873): 

 

19. yy. yetiştirdiği en güçlü halk ozanlarımızdan biridir. Esas adı Mehmet Tahir’dir. Develi İlçesinin Camii-kebir Mahallesinde doğmuştur. 1839 yılında 40 aşıkla beraber saraya giren Seyrani devlet idaresinde gördüğü bozuklukları vezirden padişaha kadar ağır bir dille hicvettiği için İstanbul’u terkederek Halep’e kaçmıştır. 

 

1873 yılında Develi’de öldü. [32]

 

 

 

https://www.fotokritik.com/2404394/kayseri-meydan


YAPMADAN DÖNME:

 

  • Erciyes Dağında kayak, trekking yapmadan,
  • - Erdemli ve Soğanlı Vadisindeki kaya kiliselerini görmeden,
  • - Kapuzbaşı Şelalelerinde piknik yapmadan,
  • - Kayseri Kalesi ve Tıp Tarihi Müzesini gezmeden,
  • - Pastırma ve Sucuk tatmadan, 
  • - Yöresel El Dokuma ve Bünyan ya da Yahyalı halıları almadan,
  • - Erciyes'in güneyindeki şirin ilçe Develi'de cıvıklı,
  • - Kayseri merkezde; Kayseri Mantısı Arabaşı ve yağlama yemeden ayrılmayınız...[33]






KAYNAKÇA


  • [1] https://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/kayseri-nedir+kayseri-hakkinda-bilgi
  • [2] https://www.turkish-media.com/forum/topic/175964-kayseri-cografi-yapisi/
  • [3] https://www.kayserim.net/bilgid.asp?id=1
  • [4] https://www.cografya.gen.tr/tr/kayseri/ilceler.html
  • [5] https://www.kayserikent.com/list/list.asp?ktgr_id=636
  • [6] https://www.kayserikent.com/site/page.asp?dsy_id=9692
  • [7] https://www.kulturvarliklari.gov.tr/TR,43861/kayseri-muzesi-mudurlugu.html
  • [8] https://www.ataturk.net/ata/kayseri.html
  • [9] https://www.kenthaber.com/ic-anadolu/kayseri/melikgazi/Rehber/muzeler/gupgupoglu-konagi-etnografya-muzesi
  • [10] https://www.kayseriden.biz/icerik.asp?ICID=70
  • [11] https://www.kayseriden.biz/icerik.asp?ICID=144
  • [12] https://www.kayserigezi.com/kadir_has.htm
  • [13] https://www.kayseri.gov.tr/default_B0.aspx?content=1112
  • [14] https://www.kayseriden.biz/icerik.asp?ICID=72
  • [15] https://kurumsal.kulturturizm.gov.tr/turkiye/kayseri/kulturatlasi/gelenekler-ve-gorenekler#content
  • [16] https://kurumsal.kulturturizm.gov.tr/turkiye/kayseri/kulturatlasi/halk-oyunlari672394#content
  • [17] https://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=46693&page=1
  • [18] https://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=46693&page=1
  • [19] https://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=46693&page=1
  • [20] https://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=46693&page=1
  • [21] https://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=46693&page=1
  • [22] https://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=46693&page=1
  • [23] https://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=46693&page=1
  • [24] https://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=46693&page=1
  • [25] https://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=46693&page=1
  • [26] https://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=46693&page=1
  • [27] https://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=46693&page=1
  • [28] https://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=46693&page=1
  • [29] https://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=46693&page=1
  • [30] https://www.kayseriden.biz/icerik.asp?ICID=75
  • [31] https://www.tanitma.gov.tr/TR,22483/kayseri.html
  • [32] https://kurumsal.kulturturizm.gov.tr/turkiye/kayseri/kimlerleunlu?page=2#content
  • [33] https://www.gezenbilir.com/index.php?topic=4003.0

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış