Kırşehir İli Tarihi Kültürel ve Doğal Güzellikleri


7.6.2013


  Resim Alıntı: https://40kirsehir.blogspot.com/





KIRŞEHİR İLİ


GENEL BİLGİLER

 

  • Yüzölçümü: 6570 km² 
  • Nüfus: 256862 (1990) 
  • İl Trafik No: 40 
  •  

Binlerce yıldır çeşitli uygarlıklara sahne olan Kırşehir ili, yalnız çeşitli tarihi eserleri, yeraltı şehirleri ile değil zengin termal kaynakları, Seyfe Gölü (Kuş Cenneti) gibi doğal güzellikleri ile de dikkat çekmektedir[1]

 

COĞRAFYA:

İl toprakları 900-1200 m. yükseklikteki yaylalardan oluşmuştur. Yayla yüzeyi üzerinden yüksekliği 1700 m.ye ulaşan dağlar bulunur. Kırşehir genel olarak bozkır görünümündedir. Orman bakımından fakirdir. Vadi tabanlarında ve sulak yerlerde yer yer kavaklık ve meyve bahçeleri vardır.

 

 

YÜZEY ŞEKİLLERİ

 

İl toprakları güney ve güneybatıda Kızılırmak, batı ve kuzeybatıda Kılıçözü dere­si, kuzey ve kuzeydoğuda Delice ırmağı, doğuda Seyfe Gölü çöküntü alanı ile çevrilidir.

Kırşehir, ortalama yüksekliği 1000 m.ye ulaşan geniş bir yayla görünümündedir. Kırşehir Masif'i olarak ta adlandırılan bu plato; bir kaç dağ kültesi ile engebeleşmiş, Kızılırmak, Delice ırmak ve kolları tarafından yarılmış dalgalı bir düzlüktür.[2]

 

DAĞLAR

 

İlde çok az bir alanı (% 17,2) kaplayan dağlar, "Kırşehir Masif"i olarak adlandırılan ana plato üzerinde kuzeyden başlayıp güneybatıya ve güneydoğuya doğru açılarak il topraklarını engebelendirir. Bu engebelerin ortalama yükseltisi 1500-2000 m. arasında değişir

Kervansaray Dağları: Seyfe Gölü kapalı havzası ile Kırşehir yerleşme alanı ara­sında bulunan bu dağlar, kuzeybatıdan güneydoğuya doğru Mucur ilçesine kadar uza­nır. Mucur kuzeyinde platolar üzerinde belirginliği azalan, ilçenin kuzeydoğusunda yeni­den yükselen bu dağlar, Nevşehir kuzeyindeki Kızıldağ ile birleşir. Kervansaray dağları­nın en yüksek noktası 1679 m. olup, ilin kuzeydoğusunda yer alır. Dağın diğer önemli dorukları ise; Armutlu, Köpekli, Kırlangıç ve Kızıldağ'dır.[3]

Çiçek Dağı: Adını verdiği ilçenin batısındaki platonun ortasında yükselen Çiçek dağı, Kırşehir'in en yüksek noktasıdır ve 1691 m. yüksekliğindedir. Dağ, Delice ırmak’a doğru akan derelerin açtığı vadilerle parçalanmıştır. Bitki örtüsü; seyrek meşeliklerden oluşan orman kalıntılarıdır. Dağın ikinci yüksek noktasını 1585 m. ile Yağmurlu Dede te­pesi oluşturur.

 

Baran Dağı: Kırşehir ile Kaman arasında yer alıp, batıdan güneye doğru uzanır.En yüksek noktası 1677 m. dir.

Aliöllez Dağı: Kaman ilçesindedir. Güney - güneydoğu yönünde uzanan dağın yüksekliği 1528 m. dir. Hirfanlı barajı yönünde derin olarak parçalanmış olup, bitki örtü­sü zayıftır.

 

Diğer Dağlar

Merkez: Karga sekmez dağları, Cemele dağları, Naldöken dağları, Hüyüklü dağ­ları, Emir burnu dağları ve Obruk tepesi.

Kaman: Toprakkaya dağları, Buzluk dağları.

Mucur: Armutlu dağları, Büyük Uyuklu dağları, Kırlangıç dağları, Kızıl dağ, Kö­pekli dağları.[4]

 


OVALAR

Malya Ovası: Diğer adı "Seyfe Ovası" olarak bilinen ova, ilin kuzeydoğusunda yer alır. Çiçekdağı ilçesinin Salep boğazı ve Taburoğlu köyü yörelerinde başlayan ova, Mucur ilçesinin kuzeyini de içine alarak Kayseri il sınırına kadar uzanır. Son yıllarda sürdürülen kurutma çalışmaları, doğu kesim dışında tamamlanmıştır. Göl suları tuzlu olduğundan, göl çevresinde genişçe bir alan çoraktır. Bunun dışında kalan ovalık alan alüvyonlarla kaplıdır. Sulama yetersizliği nedeniyle ovada kuru tarım yapıl­maktadır.


Çoğun (Çuğun) Ovası: İlin Kuzey'inde yer alan ova, 2500 hektar alana sahiptir. Çoğun barajının yapılmasından sonra sulu tarıma açılmış, meyve sanayi bitkileri üreti­mi artmıştır.

Güzler Ovası: Kırşehir'in Güney'inde yer alan ova , 2400 hektar alana sahiptir. Sulama gölet'i yapıldıktan sonra sanayi bitki üretimi artmıştır. Özellikle Şekerpancarı, üretiminin artması ile ilde Şeker Fabrikası kurulması kararlaştırılmış ve temeli atılarak inşaatına başlanmıştır.

Diğer Küçük OvalarHamamözü, Değirmenözü, Acıöz, Maniöz ovaları.Ovaların dışındaki diğer düzlükler: Kenar, Tatarilyas, Kuytuluk, Körkuyu, Gardaklıbel, Yalnız mezar, Göbek, Laleli, Güllü dağ, Ekizağıl ve Aksakal yaylalarıdır.

 

VADİLER

Kızılırmak Vadisi: Sivas'ın Kızıl dağ yakınlarında doğan Kızılırmak, İç Anadolu Bölgesi'nde bir yay çizdikten sonra kuzeye doğru uzanarak, Karadeniz'e dökülür ve Tür­kiye'nin en uzun ve önemli vadisini oluşturur. Kırşehir, bu vadinin içinde yer alır.

Kırşehir Kılıçözü Vadisi: Baran dağının kuzey kesiminden başlayan vadi, Aydınlar'a kadar uzanır, bir yay çizerek Çoğun'a ulaşır, Güney'e yönelerek il merkezinden ge­çer ve Güzler Köyü Taka mevkiinde Kızılırmak vadisine açılır. Çoğun'a kadar dik ve dar olarak uzanan vadinin daha sonra iki tarafından önemli tarım alanları başlar. Çoğun ve Güzler göletleri bu tarım alanlarının sulanmasında yeterli olmaktadır.

Kaman Kılıçözü Vadisi: Baran dağının batısında başlayan vadi, Kaman ilçesinin kuzeyine doğru uzanır. Kara ova’nın Batı'sında dar ve dik bir koridor biçiminde kuzeye doğru açılarak Ocakbaşı'ndan Ankara il alanına ulaşır. Kuzeydoğuya doğru geniş bir yay çizerek Ankara-Yozgat sınırında Delice ırmak vadisine açılır.

Delice ırmak Vadisi: Büyük bölümü Yozgat il sınırları içerisinde kalan vadinin, Kır­şehir sınırına yaklaştığında, Yerköy yöresinde, vadi tabanı genişlemeye başlar. Kırşe­hir,Yozgat il sınırını oluşturarak devam eden vadi, Çorum il alanında Kızılırmak vadisi­ne açılır.[5]

 

  Resim Alıntı: https://www.manzara1.com/kirsehir-resimleri/


AKARSULAR

 

Kızılırmak:

Bütün çığırı Türkiye topraklarında olan Kızılırmak, Sivas Kızıl dağ’da doğar, Bafra ovasında Karadeniz'e dökülür. Türkiye'nin uzunluk bakımından en büyük (1355 km.) akarsuyu olup, havza alanı bakımından Fırat'tan sonra ikinci sırada yer alır. Kızılırmak, antik çağda tuzlu akarsu anlamına gelen "Halys" adıyla anılırdı. Türkçe adı­nı içerisinde tuz ve jips bulunan, çoğunlukla kızıl renkli, kumlu-killi topraktan almaktadır. Genellikle jipsli araziden akarak gelen Kızılırmak'ın suları tuzlu ve acıdır. Fakat bu du­rum, tarımda sulamayı, olumsuz etkilememektedir.

Kızılırmak; Kırşehir'in 17 km. güneyinden geçer. Kılıçözü deresi olarak bilinen Kırşehir çayı kolunu alır. Daha sonra dar boğazlar içinde akmaya başlar. Bu boğazlardan ikisinde kurulan Hirfanlı ve Kesikköprü barajlarında, doğal akışı bir ölçüde kesintiye uğrar. Kırşehir, Kızılırmak havzası üzerinde olmasına rağmen, ova ve sulanabilir alan bakımından fakirdir.


Kılıçözü (Kırşehir) çayı:

 Kızılırmak'ın il içinde kalan kuzey kolunu oluşturan çay, Baran Dağı'nın kuzey yamacından doğar. Kırşehir ve Güzler'i geçerek Taka mevkiinde Kızılırmak'a karışır. Kuzey-güney doğrultusunda 80 km. uzunluğa sahiptir. Suları tarım­da kullanılan çayın üzerinde, sulama ve taşkın önleme amacı ile Çoğun barajı, İğdeliöz, Kılıçözü ve Güzler sulama regülatörleri yapılmıştır.

Kaman Kılıçözü çayı: 150 km. uzunluğundaki çay, Kaman'ın güneyinden kay­nağını alarak, ilin kuzey bölümünde yer alan dağ ve platoların sularını toplar, Kırıkkale­-Yozgat sınırında Delice ırmak’a karışır. En büyük kolu Malaközü deresidir.

 

Delice ırmak:

Kızılırmak'ın en uzun koludur (426 km.) Kırşehir-Yozgat il sınırını oluşturan akarsu, Yerköy yakınlarında Kırşehir il sınırına girer ve Kırıkkale-Yozgat-Kır­şehir sınırlarının kesiştiği noktada ili terk eder. Rejimi düzensiz olan Irmak'tan, sulama­da yararlanılmaktadır.

 

GÖLLER

 

Seyfe Gölü:

Kırşehir il merkezinin 35 km. kuzeydoğusundaki tektonik çukurluk­ta yer alır. Çukurluğun temeli, Neojen döneme ait tortul katmanlarla örtülüdür ve göl en alçak bölümünü kaplar. Deniz yüzeyinden yüksekliği 1110 m. dir. idari olarak Mucur il­çesi sınırları içinde yer alan göl, adını, batısındaki Seyfe köyünden alır. Küçük bir kapa­lı havza niteliği taşıyan göl, yazın iyice sığlaşır ve büyük bir kesimi tuzlu bataklığa dö­nüşür. Yüzölçümü 15 km2. olup, farklı mevsimlerdeki ölçümlerde alanı değişebilmektedir. Genellikle sığ olan gölün en derin yeri 4/5 m. yi bulmaktadır.

Göl, batısında bulunan Seyfe ve kuzeyinde yer alan Badıllı köylerinden çıkan pı­narlar, dip kaynakları, drenaj alanı yüzeysel akışı ve göl alanına düşen yağışlarla bes­lenmektedir. Boşalımı ise, buharlaşma ile gerçekleşmektedir. Yörenin çok az yağış al­ması, gölü besleyen derelerin yazın büyük ölçüde kuruması ve yüksek buharlaşmanın da etkisiyle su seviyesi yazın oldukça düşer ve büyük bir kesimi tuzlu bataklığa dönü­şür

Ancak Seyfe deresinde ve derenin göl içindeki yayılım alanında iki küçük balık türü yaşamak­tadır. Göl ve çevresi, 1990 tarihinde, "Tabiatı Koruma Alanı" ilan edilmiştir, aynı zaman­da birinci derece "Doğal Sit" alanıdır. Göl ve çevresinde, ötücü kuşlar dahil olmak üze­re toplam 187 kuş türü tespit edilmiştir.

 

Obruk Gölü:

ilin Nevşehir sınırları yakınında Obruk köyünde bulunan, karstik oluşumlu bir göldür. Derinliği ve kirliliği nedeniyle suyundan yararlanılamaz.

 

Hirfanlı Baraj Gölü:

Kaman'a bağlı Hirfanlı köyü yakınlarında elektrik üretmek ve sulamada kullanılmak amacıyla 1959 yılında tamamlanmış ve 8 Ocak 1960 tarihinde açılmıştır. Açıldığı yıl itibariyle Türkiye'nin en büyük, bugün ise dördüncü büyük barajı olan Hirfanlı' nın alanı 263 km2., dolgu yüksekliği 81 m. dir. Baraj gölünün uzunluğu 75 km. olup, en geniş yeri 15 km.dir. 2 milyon m3. kaya dolgu malzeme ile yapılan baraj­dan, yılda 40 milyon kw/sa. enerji üretilmektedir. Baraj santrali dört türbinden meydana gelmektedir.

Hirfanlı barajının bulunduğu yer, granit ve granodiyorit masif kayaçlardan oluşan bir yöredir. Gölün tabanında ırmak çökelleri olan ve kalınlığı 5 m.yi bulan mil, kum ve çakıl katmanları bulunur. Gölün yamaçlarındaki toprak kalınlığı 0-5 m. arasında değişir.

 


Çuğun (Çoğun) Baraj Gölü:


 Kırşehir ilinin kuzeybatısında, Çuğun köyü sınırları içinde, Kılıçözü çayı üzerinde kurulu olan baraj gölü, il merkezine 20 km. uzaklıktadır. Sulama ve taşkın koruma amaçlı yapılan göl, 1970 yılında tamamlanarak, sulamaya 1976 yılında geçilmiştir. Göl hacmi 22.600.000 m3. olan baraj gövdesinin yüksekliği 41 m. olup, kaya dolgu tipindedir. Baraj gölü ile 2028 hektar alan sulanabilmektedir. Ayrıca gölde başta aynalı sazan olmak üzere tatlı su balıkları üretilmektedir.

 

 

Karaova Barajı:

Kırşehir, Akpınar-Karaova köyünün 3 km. güneydoğusunda, Delice ırmak’ın kollarından Kılıçözü'ne bağlı Manahözü çayı üzerindedir. Sulama amacıyla 1997'de hizmete açılan baraj, toprak dolgu tipindedir. Baraj suyu ile 4760 hektar arazi sulanabilmektedir.

Kültepe Barajı: Kırşehir'in güneyinde, Kırşehir-Ortaköy yolunun 43. km.sinde 2 km. içeride Ulupınar köyünün 4 km. doğusundadır. Sulama ve taşkın önleme amacıyla toprak dolgu tipinde yapılan baraj, 1983 yılında işletmeye açılmıştır. Barajın kaynağın­da ve yan kolları üzerinde beş adet gölet yer almaktadır. Bu göletlerin etkisi ile baraja gelen su azalmış olup, ancak çok kısıtlı sulama yapılabilmektedir.

Bu barajların dışında yapımı halen sürdürülen Sıdıklı barajı, Kırşehir ilinin 40 km. batısında Sıdıklı-Küçükboğaz köyü yakınlarındadır. Sulama amacıyla yapılan baraj 1998 yılında tamamlanacaktır.

 


Sulama Göletleri:


Merkez ilçede, Ekizağıl ve Karaboğaz göletleri ile Güzler re­gülatörü vardır. Kaman'da, Karakaya, Gökeşme, Darıözü, Merdese, Sarıömerli, Çiftlik­bala, Ömerhacılı ve Savcılı göletleri; Çiçekdağı'nda, Gölcük, Kırdök göletleri ile Bozte­pe'de, Harmanaltı göleti hizmete açıktır. Ayrıca Mucur'da Yeniköy ve Kargın göletleri ile Kaman'daki Çağırkan göletinin yapımı devam etmektedir.[6]

 

 

BİTKİ ÖRTÜSÜ

İç Anadolu Bölgesi'nin bozkır kuşağı içinde kalan Kırşehir, genellikle orman örtü­sünden yoksun olup, hakim doğal bitki örtüsü bozkırdır. Çok eski çağlarda ormanlarla kaplı olan yöre olumsuz insan etkileri ve yağış rejiminin düzensizliği sonucu orman ör­tüsünü kaybetmiştir. Ormanlık alan, ilin toplam yüzölçümünün % 2'sini kaplarken, son yıllardaki çalışmalar sonucu bu oran % 3,7'ye çıkmıştır. Karasal iklim özelliği nedeniyle, kendiliğinden doğal örtüye kavuşamayan il, ancak ağaç dikimi ve bakımı yoluyla orman alanlarına kavuşabilecektir. Çiçekdağı' nın kuzey kesimleri ile Akçakent ilçesi çevresinde meşe, karaçam ve sedir ağaçlarından oluşan ormanlar bulunmaktadır. Bu ormanlar bo­zuk koru ve baltalık niteliğindedir. İl sınırları içinde yer yer çalılıklara da rastlanmaktadır.

İlde aşırı hayvan otlatma ve doğal otlakların zamanla tarlaya dönüştürülmesi, alfa otu ve püsküllü çayır gibi otsu türlerin azalmasına, bunun yerine çoban yastığı ve geven türlerinin çoğalmasına neden olmuştur. İl alanını çeşitli yönlerden parçalayan akarsu va­dilerinde kavaklıklar ve meyve bahçeleri vardır. Platolarda ise, tek yıllık çayır otları dı­şında bitki örtüsü yoktur.

Son yıllarda yerleşim alanlarının çevresinde ormanlar oluşturulmaya çalışılmaktadır.Fidanlık Müdürlüğü, 1966 yılından itibaren yaklaşık 46 milyon fidan üreti­mi yaparak, bunun bir kısmı ile il ihtiyacını karşılamıştır. Orman Bakanlığına bağlı Ağaç­landırma Şefliği ve Başmühendisliği tarafından, 1977 yılından 1997 yılı sonuna kadar Kırşehir'de 3400 hektar alana yaklaşık 7 milyon adet fidan dikimi yapılmıştır.Fidanlıkta, karaçam, sedir, kavak dışında, akça ağaç, dişbudak ve süs bitkileri de yetiştirilmektedir.

 

TOPRAKLAR

Kurak ve tektonik bir bölgede yer alan Kırşehir'de, toprak özellikleri, iklim ve ana maddeye bağlı olarak değişiklikler göstermektedir. ildeki ana toprak grupları ve özellik­leri aşağıdaki şekilde sıralanabilir.

Kırşehir il alanının çok büyük bir bölümü kahverengi topraklarla kaplıdır. Pekişme­miş kireçtaşları üzerinde bulunan kahverengi topraklar, kurak Orta Anadolu kuşağının da yaygın toprak türüdür.

Çiçekdağı'nın kuzeybatısı ile güneyinde kalan platolar ve Kaman'ın güneybatısı ile Merkez ilçe'nin güneyi kırmızı-kahverengi topraklarla kaplıdır. Çiçek dağının 1000 m.yi aşan kesimlerinde genellikle kahverengi orman toprakları görülür. Bunlar organik madde bakımından zengin, olgun topraklardır. Bu topraklar üzerinde yer yer orman gö­rülür. Orman örtüsünün seyreldiği yerlerde erozyon şiddetlidir.[7]

Merkez ilçe-Kaman arasını dolduran Baran dağının yüksek kesimlerinde çıplak kayalıklar ve Seyfe gölünün çevresinde tuz­luluğa bağlı olarak ortaya çıkan çorak topraklar vardır.

 

 

YERALTI KAYNAKLARI

 

Kırşehir'de çeşitli madenler bulunmasına karşılık, bunlar ekonomik nitelikte değil­dir. ilde en önemli madenler demir, flüorit, mermer ve tuzdur. Demir yatakları Merkez ve Kaman ilçelerinde bulunmaktadır. Flüorit yatakları, Merkez, Çiçekdağı ve Kaman ilçele­rinde olup, Kaman ve Çiçekdağı ilçelerindeki flüorit damarlarının bir bölümünde zaman zaman üretim yapılmıştır.

Kırşehir'de ekonomik açıdan önem taşıyan doğal kaynaklardan biri de tuzdur. İldeki en zengin tuz yatakları, Tepesidelik ve Sekili' de bulunmaktadır.

Çiçekdağı ilçesindeki 60.000 ton rezervli linyit yatakları, ancak yerel gereksinimini karşılayacak boyuttadır. Tuğla-Kiremit hammaddesi ise Çiçekdağı ve Akçakent ilçelerinde bulunur.

Kırşehir'de sayılanların dışında, amyant, antimon, alüminyum, altın, bakır, boraks, baryum, çinko, grafit, gümüş, krom, kurşun, kuvarsit, manganez, mika, taşkömürü, uranyum, volfram, kükürt ve zımpara taşı gibi madenler de mevcuttur.[8]

 

 

 

KIRŞEHİR İLİNİN İLÇELERİ:

 

Akçakent:

Akçakent 1884 Yıllarında Kafkasya’dan göç eden Çerkez Türkleri tarafından kurulmuştur. İlk gelen 12 aile Akçakent’in 1 Km. Kuzeyinde bulunan Eskiyurt Mevkiine yerleşmişlerdir. 

Hacıfakılı köyünde bulunan ve geç Bizans dönemine ait olduğu tespit edilen kilise kalıntısından da, civar köylerde yerleşik yaşamın daha öncelere dayandığı görülmektedir.

20.02.1965 tarihinde Şehricedit Köyün’ün adı Akçakent olarak değiştirilmiş ve Bucak Merkezi haline getirilmiştir. Akçakent Çiçekdağı İlçesine bağlı bir Bucak Merkezi iken, 09 Mayıs 1990 tarih ve 3644 Sayılı Kanunla ilçelik statüsü kazanmıştır.[9]

 

 

Akpınar:

Akpınar, Kırşehir iline bağlı bir ilçedir.

Temmuz 1987 tarihinde ilçe olmuştur.İlçe, devlet karayolu üzerinde olduğundan gelişmeye müsaittir. Başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan halkın, gelir seviyesi düşüktür. Tarım arazisi engebelidir. Kırşehir ilinin en yeşil ilçesidir.[10]

 

Boztepe:

İç Anadolu Bölgesi’nde, Kırşehir İli’ne bağlı bir ilçe olan Boztepe, doğu ve güneydoğuda Nevşehir, güneyde Kırşehir merkez ilçesi, kuzeyinde Çiçekdağı, batısında Kaman, doğusunda da Kozaklı ile çevrilidir.

Kırşehir ve Boztepe ilçesinin bulunduğu alan, Kırşehir Masifi olarak isimlendirilen volkanik kayalarla örtülmesiyle oluşan bir platodur. Deniz seviyesinden 1.100 m. yükseklikteki ilçenin yüzölçümü 631 km2 olup, toplam nüfusu 10.639’dur.[11]

 

Çiçekdağı:

Çiçekdağı; kuzeyinde ve batısında Yozgat, kuzey ve doğusunda Ankara, güneyinde de Nevşehir İli, Kaman ve Kırşehir Merkez ilçesi ile çevrilidir. İlçeye ismini veren Çiçekdağı (1.691 m.) ilçenin batısındaki platonun ortasında yer alır. Ormanlarla kaplı olan dağların dışında kalan kesimler platolara dönüşmüştür. İlçe topraklarını dört yandan kuşatan Delice Irmağı ve kolları sulamaktadır. Ayrıca Delice Irmağı’nın kollarından Kılıçözü deresi ile Malaközü Deresi de ilçenin diğer akarsularıdır. Bunların dışında küçük akarsular da ilçe topraklarında yer almaktadır. İlçenin en büyük ovası kuzeybatıdaki Delice Irmağı Ovası’dır. Deniz seviyesinden 936 m. yüksekliktedir. Kırşehir iline 65 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 1.409 km2, toplam nüfusu 24.050’dir.[12]

 

Kaman :

Kaman, Kırşehir iline bağlı bir ilçedir.Cevizi ile ünlüdür. Japon Botanik Bahçesi,Savcılı Plajı ile turistik tesisler turizmi teşvik edici özellikleridir.

Çağdaş yaşam tarzı, doğal güzelliği ve tarihi değerleriyle Anadolu'nun incisi konumundaki, cevizin vatanı olarak bilinen Yeşil Kaman, bağlı bulunduğu il olan Kırşehir'e 52 km. uzaklıktadır. Tarihi İpek Yolu üzerindeki ilçe, Kapadokya bölgesi'nin ilk ayağı olan Kaman'ın 27 kilometre güneyinden Ankara-Pozantı yolu geçmektedir. Yine İlçe'nin 15 kilometre kuzeyinden D-765 Ankara-Kayseri yolu geçmektedir.[13]

 

Mucur:

Mucur ilçesi ANKARA-KAYSERİ karayolu kenarına kurulmuştur. Ankara’ya 210 km. Kayseri’ye 110 km., Kırşehir’e 23 km. uzaklıktadır. Yüzölçümü 1068 km2, yüksekliği ise 935 metredir.

Mucur ilçesi bir yayla özelliği gösterir. Dağlar ilçenin kuzeyindedir. Armutlu Dağı (1557m.), Köpekli Dağı (1554 m.), Kırlangıç Dağı (1472 m.), Uyluk Dağı (1356 m.), Kızıldağı (1351 m.)dir.

İlçenin güneyinden geçen Kızılırmak nehri ilçenin sınırı halindedir. Başlıca çayı Acıöz çayıdır. İlçenin kuzeyinde 15 km2lik alana sahip Seyfe gölü bulunmaktadır.[14]

 

 TARİHTE KIRŞEHİR KIRŞEHİR`İN ADI

 Kırşehir tarihi, Hititler dönemi ile anılmaya başlar. Fakat, ilin adının o zaman ne ol­duğu henüz bilinmemektedir. İlin bir ara Aquae Saravenas (Akova-Saravena) adıyla (MÖ.2.yy.) bilindiği anlaşılmıştır. Önceleri Makissos (Macissus) adıyla anılan kent, İm­parator I. Jüstinianos devrinde (527-568) yeniden kurulmuş ve Jüstinianopolis diye anılmaya başlamıştır.

Uçsuz bucaksız kırın ortasında yükselen bu kente Türkler "Kır şehri" adını vermiş­lerdir. Kır şehri zamanla halk dilinde "Kırşehir" oldu.[15]



https://bayburtkoyleri.blogcu.com/kirsehir-genel-bilgi/13233087



KIRŞEHİR`İN TARİHİ

 

1 - Tarih Öncesi Çağda Kırşehir (Tunç Dönemi MÖ. 3000-2000)

         Kırşehir`in tarih öncesi çağda,özellikle Tunç çağı döneminin etkisi altında kaldığı görülüyor. 1943`te Hashöyük kazılarında ilk Tunç çağı`na ait beş-altı tabaka tespit edilmiştir. Bu tabakalarda taş ve kerpiç yapı temelleri, siyah renkli seramik parçaları, çömlek ve çanaklar bulunmuştur. Bu ka­lıntılar bölgede ilk Tunç çağı döneminin (MÖ. 3500-2000) yaşandığını açıklar.

Çağırkan kasabası yakınında bulunan Kalehöyük`ün tarihinin MÖ.. 1750-600 yıl­larına kadar uzandığı sanılmaktadır. Kazılar sonunda 25 metre yüksekliğindeki höyük ve buradan çıkarılan iki büyük küp ve diğer buluntular, yörenin tarih öncesi dönemini aydınlatır.


2 - Hitit Dönemi (MÖ.. 1850-1200)


Kale höyük`te yapılan kazılarda yerleşim alanının en alt tabakasını Hitit döneminin teşkil ettiği ortaya çıkmıştır. Bu kazılar sırasında erken ve geç Hitit çağlarına ait kalıntı ve eserler gün ışığına çıkarılmıştır. Resmi veya saray yapılarına ait olduğu ,sanılan duvar temelleri ile mühürler, takılar, seramik mutfak eşyaları ve Hitit çapına ait çivi yazılı bir tablet parçası da bulunmuştur.

Kırşehir`de Hitit dönemi tarihi için önemli bir belge olan ve "Mal kayası" olarak bili­nen bir yazıt bulunmuştur. Prof. Dr. H. Th. Bossert bu yazıtı incelemiş ve bunun bir yol levhası olduğunu açıklamıştır. 

1950`de yapılan Merkez Kalehöyük`deki araştırmada Hitit dönemine ait çanak ­çömlek parçaları bulunmuştur. MÖ. 1600`lerden MÖ. 1200`lere değin Hititlerin yaşadığı bu yöre MÖ. 675`e kadar Frig`lerin yönetimi altına girmiştir.

 


3 – Frig Dönemi


Hititlerin zayıflayıp gücünü yitirmesi üzerine yöreye Frigler hakim olmuştur. Kızılırmak ve Tuz Gölü`ne kadar sınırlarını genişleten Frigler, MÖ. 1200`den itibaren başta Batı ve Orta Anadolu olmak üzere geniş bir alana yayılmışlardır.

Kimmerler Frigler`i yenilgiye uğratınca Lidyalılar Anadolu`nun batı kısımlarını ele geçirdiler ama Kırşehir`e kadar ilerleyemediler. Kırşehir daha sonra MÖ. VIl.yy.da Medlerin egemenliğine sonra da Perslerin egemenliğine girmiştir.

 


4 - Pers Dönemi (MÖ. 546-332)

Med Devleti, MÖ. 550`de Persler tarafından yıkılmış ve ardından Anadolu Pers hakimiyetine girmiştir. Kırşehir, Perslerin Katpotukya (Kapadokya) yani "Güzel Atlar Ül­kesi" adını verdikleri bölgenin batısında yer alıyordu. Persler, vergi yoluyla yöreye hakim olmuştur. Persler ise MÖ. 334`de Büyük İskender`in ordusuna yenildiler ve Makedonlar Kırşehir`i ele geçirdiler. 


5 - Kapadokya Krallığı Dönemi (MÖ. 333-M.S. 18)

         Kapadokya (Kappadokia) krallığı MÖ. 333` döneminde Kapadokya bölgesini ele geçirme istekleri yüzünden savaşlarla geç­miştir. Büyük İskender`in ordusunu yenilgiye uğratan ii. Ariarates ise Kır­şehir`in kuzeyine egemen olmayı başarmıştır. Daha sonra bu bölge toprakları Orta Av­rupa`dan Galat (Kelt) topluluklarının akınına uğramıştır

MÖ. 85 yılında Roma egemenliğine girmiştir. Kapadokya yöresi MÖ. 18`de Ro­ma imparatoru Tiberius tarafından Roma`ya bağlanmış ve Tiberius burayı eyalet yapmıştır. Kırşehir sınırları içinde Kapadokya krallarına ait sikkeler bulunmuştur.



6 - Roma Dönemi (MS.. 18-395)

Kapadokya, Roma eyaleti haline geldikten sonra yörede Hıristiyanlık hızla yayılma­ya başlamıştır. (3.yy.) Buna karşılık Roma İmparatoru`nun desteklediği puta tapan rahip­lerle Hıristiyanlar arasında büyük bir mücadele olmuştur.

Kapadokya bölgesinde III. ve IV. yy.lara ait Hıristiyanların sığınmak ve korunmak amacıyla yaptıkları pek çok yeraltı şehri bu sebeple ortaya çıkmıştır. İlimiz ise bu döne­me ait; Mucur yeraltı şehri, Dulkadirli inli Murat yeraltı şehri, Aşıkpaşa yeraltı şehri, Kümbet altı yeraltı şehri gibi on tane yeraltı şehri bulunmaktadır. Kırşehir 395`e kadar Ro­ma`ya bağlı kalmıştır. 


7 - Bizans Dönemi (395-1071)

Bizans döneminde Justinianus Kırşehir`i yeniden imar ederek kent durumuna getirmiştir. Mazaka`da (Kayseri) ekonomik hayatın daha canlı olması nedeniyle Kırşehir halkı buraya göç etmiştir. M.S. 605 yılında İran Sa­sani Devleti, Kırşehir`i istila etmiştir. 626`ya kadar bölge Sasani ve Bizans akınlarıyla sarsılmıştır. 647`de Emevi devletinin Şam Valisi Muaviye Kayseri ve Kırşehir dolaylarını işgal etmiştir.

Kırşehir merkezine bağlı Taburoğlu Köyü yakınlarındaki Üçayak Kilisesi, Kaman Temirli` deki kilise, Mucur Aksaklı ve Aflak köylerindeki Kaya kiliseleri, Derefakılı kilisele­ri, Mucur Manastır ve Keşiş Sarayı, Bizans dönemine ait mimari kalıntılardır. Kırşehir ci­varında da Bizans dönemine ait kandiller, takılar, sırlı mavi ve sarı renkli seramik eşya­lara rastlanmıştır.

 


8 - Anadolu Selçuklu Dönemi (1071-1308) 

1071 `de Bizans`ı yenilgiye uğratarak, Anadolu içlerine kadar yayılarak 1075`de Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Kırşehir`i topraklarına katmıştır. Bugün Kırşehir içinde kasaba ve köy adı olarak Oğuz boylarından "Çepni, Bayındır, Buğduz (Büğdüz), Kargın, Yazır, Kınık, Avşar" boylarının adları ile oba, oymak ve diğer Türkçe adlar yaşatılmaktadır.

Haçlı seferleri sırasında Orta Anadolu toprakları elden çıkmıştır. Danişmentliler 1120`de Kırşehir`i kendilerine bağlamışlar ve o dönemde Kırşehir "Gülşehir" olarak ad­landırılmıştır. 1174`de Kılıçaslan, Kırşehir`i yeniden Selçuklu Devleti`ne bağlamıştır.1220`de Ala­addin Keykubat Mengücekler`in Kemah koluna son vermiş, Kırşehir bu dönemde imar edilmiş ve bir kültür kenti haline getirilmiştir.

Moğol istilası döneminde Kırşehir, Moğol ordularının yaylak ve kışlağı durumunda idi. Kırşehir Muzaffer Muhammed`e verildikten sonraki dönemde Baba ishak çevresinde toplanan Türkmen boylarının silahlanması üzerine Selçuklu Sultanı II. Gıyasettin Key­hüsrev 60.000 kişilik bir orduyu yardıma çağırmıştır. Selçuklu ordusu Türkmenleri ve ba­şında bulunan Baba İshak`ı Kırşehir`in Malya ovasında yenilgiye uğratmıştır (1240).

1243 Kösedağ savaşından sonra Moğollar Anadolu`yu kesin bir şekilde hâkimiyetleri altına aldılar .IV. Kılıçaslan zamanında Caca oğlu Nureddin, 1262`de Kırşehir` suba­şısı olmuştur. İl onun zamanında çok gelişmiş, bayındır bir il haline gelmiştirİlde Cacabey Medresesi ve külliyesini kurmuştur. Memluk Sultanı Baybars 1277`de Anadolu`ya gelerek Elbistan`da Moğolları yenilgiye uğratmış, Selçuklu ordusunun bir bölümü bu savaş sırasında Memluklular`a katılmıştır. Cacabey de, kardeşi ile Mısır Memluk Sultanı Baybars`a esir düşmüştür. Baybars, esirleri serbest bırakınca Cacabey Kırşehir`e dönmüştür.

Selçukluların başına II. Mesut`un geçtiği dönemde İlhanlı komutanı Baycu Noyan, Anadolu`da bağımsız davranıyordu. Malya ovasında 300.000 kişilik bir ordu Baycu No­yan`ı yenilgiye uğratmıştır. 1317`de İlhanlı hükümdarının kardeşi Timurtaş Anadolu`da düzeni sağlamış ve 1322`de bağımsızlığını ilan etmiştir. Timurtaş, Anadolu karışınca Memlükler`e sığınmıştır.

 


9 . Beylikler Dönemi

Kırşehir 1365`de Eretna Beyliği`nin hâkimiyetine girmiştir. 1389`da Mürüvvet Bey, Kırşehir`i ele geçirerek Kadı Burhanettin`e vermiştir. 1389`a gelindiğinde Yıldırım Beyazıd, kendisine karşı itti­fak kuran Kadı Burhanettin ile Candaroğlu Süleyman Paşa üzerine yürümüştür. Kadı Burhanettin savaşmak istemediğinden Kırşehir yöresine çekilmiştir. Kırşehir Valisi Adil Şah`ın teklifiyle kentin surlarını onartmıştır.

Timur`un 1394`de Anadolu`ya geldiği sırada, onu destekleyen Karaman oğulları Kırşehir`e saldırarak, şehri yağmalamışlardır. 1396`da Timur`un geri dönmesi üzerine Kadı Burhanettin, Karaman oğulları`nın üzerine yürüyerek onları cezalandırmıştır. Kadı Burhanettin öldürülünce Kırşehir halkı şehri Yıldırım Beyazıt`a vermiştir. Timur 1402`de Ankara sava­şında Yıldırım`ı yenmesi üzerine Kırşehir, Karaman oğullarına verilmiştir.

Anadolu`da Fetret Devri (1402-1413) yaşanırken Karamanoğlu Mehmet Bey, Çelebi Mehmet`ten yardım istemiştir. Şimdiki Çayağzı kasabasında Cemele kalesinde görüşmüşlerdir. Karaman oğulları ve Dulkadiroğulları`nın saldırısına uğrayan, yağma edi­len ve zamanla eski canlılığını yitiren Kırşehir, II. Murat döneminde (1402-1451) Osmanlılara kesin olarak bağlanmıştır.

 


10 - Osmanlı Dönemi

Anadolu`da Osmanlı egemenliğinin kesin olarak kurulmasından yani Fatih Sultan Mehmet`in Anadolu Türk birliğini sağlamasından sonra Kırşehir`de Celali isyanları dışında XIX.yy.ın sonlarına kadar kayda değer önemli olaylar görülmez,

Osmanlı Devleti`nin kuruluşunda Ahiliğin büyük rolü olmuş, düzenli ordunun yani Yeniçeri Ocağı`nın kuruluşu sırasında Hacı Bektaş Veli`nin etkileri görülmüştür. Yeniçeriler Hacı Bektaş`ı "Pir" olarak kabul etmişlerdir.

1527`de Hacı Bektaşi Veli`nin torunlarından Kalender Çelebi Ankara-Kayseri yöresinde ayaklanmıştır. Kanuni Sultan Süleyman, Sadrazam İbrahim Paşa komutasında bir orduyu 1528`de Kırşehir yöresine yollamıştır.[16]

1604-1605`de Hızır isimli bir eşkıya 500-600 kişilik bir güç ile Niğde ve Kırşehir sancaklarını istila edip, yağmalamıştır. Onun öldürülmesinden sonra yerine geçen Bıyık Ali`de, Kuyucu Murat Paşa`nın Celali isyanlarını bastırmak için çıktığı sefere kadar, böl­gede zulüm ve baskısını sürdürmüştür. (1607).[17]

          Devlet otoritesinin zamanla zayıflaması ile " Çapanoğulları Kırşehir`de de etkili olmuştur. Devlet ise, ülke düzeninin sağlanması ve asker toplanmasında ayanlardan yar­dım istemek zorunda kalmıştır., 1810`da Kayseri sancağı mütesellimliğini, 1811 `de Kırşehir sancağı mütesellimliğini ver­miştir.

1902`de Ankara`ya bağlı bir sancak olan Kır­şehir`e Avanos, Keskin ve Çiçekdağı ilçelerinin bağlı olduğu görülmektedir.


11 - Yakın Tarih Döneminde Kırşehir

 Kırşehir 1921 `de bağımsız mutasarrıflık haline gelmiştir. Cumhuriyet döneminde il merkezi olmuştur. 1924`te Kırşehir`e; Avanos, Çiçekdağı, Hacıbektaş ve Mucur bağlan­mıştır. 1944`de Kaman da ilçe haline gelince, Kırşehir`in ilçe sayısı beş olmuştur.

20 Temmuz 1954 tarih ve 6429 sayılı kanun, Nevşehir`i il, Kırşehir`i de ona bağlı bir ilçe haline getirmiştir. 

 

MUSTAFA KEMAL PAŞA VE TEMSİL HEYETİ’NİN KIRŞEHİR’E GELİŞİ

Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti`nin Sivas Kongresi`nden (04-11 Eylül 1919) sonra Ankara`ya varmak için Kayseri`den sonra doğrudan Hacıbek­taş`a gitmeyip Mucur`a kadar geldikten sonra tekrar dönmeleri ise, o tarihlerde doğru­dan Hacıbektaş`a giden otomobillerin geçebileceği bir yolun bulunmamasındandır.[18] Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti üyelerine 21-26 Aralık 1919 tarih­leri arasında, Kırşehir`de geçirdikleri beş gün boyunca gösterilen ilgi ve destek, Kırşehir halkının Milli Mücadele konusundaki olumlu yaklaşımını ve duyarlılığını açıkça ortaya koymaktadır.[19]

 

 


     

 



KIRŞEHİR İLİNİN TARİHİ VE TURİSTİK MEKÂNLARI:

 

 

ÜÇ AYAK KİLİSESİ:

Kırşehir Merkez ilçeye bağlı Taburoğlu Köyü yakınlarında bulunan Üç Ayak Kilisesinin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Bu kilise ile ilgili bir kitabe veya kaynaklarda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. 

Kilisenin Bizans döneminde IX.-XI.yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır. Günümüze harap bir durumda gelebilen kilisenin tuğladan yapılmış olan duvarlarının kalıntıları bulunmaktadır.[20]

 

Derefakılı Kiliseleri (Akçakent): 

Hıristiyanlığın ilk kiliselerinden olan bu yapılar, Akçakent ilçesinin Derefakılı köyündedir.[21]

 

Temirli Kilisesi (Kaman) 

Kırşehir Kaman ilçesine bağlı Temirli Bucağı'nın kuzeyinde Temirli Kilisesi'nin kalıntıları bulunmaktadır. Kilisenin kitabesi bulunmamakta olup, kaynaklarda da ismine rastlanmamıştır. 

Kilisenin Bizans döneminde yapıldığı söylenirse de bu konuda yeterli bilgi bulunmamaktadır. 

 

Aflak Kilisesi (Mucur) :

Kırşehir Mucur ilçesi Aflak Köyü Sokaklı Mahallesi'nde, Manastır semtinde, evlerin altında bulunan yapı kalıntısının bir kiliseye ait olduğu sanılmaktadır. Günümüzde samanlık olarak kullanılan mağara türü bu kilisenin içerisinde bulunan fresklerin büyük kısmı dökülmüştür. Ayrıca onunla ilgili kaynaklarda da bir bilgiye rastlanmamıştır. 

Aksaklı Kilisesi (Mucur) :

Kırşehir Mucur ilçesinin 10 km. güneyinde Aksaklı Köyü'nün yakınında bulunan kilise ve yanındaki mağaranın yapım tarihi ile ilgili bilgi bulunmamaktadır. Yakın tarihlerde buradan çıkarılan yağ küpü ilçe merkezindeki parkta sergilenmektedir. Kaynaklarda bu kilise ile ilgili bilgiye rastlanmamıştır.[22] 

 

          


CACABEY CAMİSİ VE TÜRBESİ:

Nureddin  Cacabey 'in  1272 'de Kırşehir'de  kurmuş  olduğu Cacabey Medresesi onun  adını  ebedileştirmiştir. Bu  medrese aynı zamanda  bir rasathane  idi. Batı  Türkistan'da Uluğ  Bey'in  rasathanesine  ise Selçuklular  zamanında  Kırşehir  Cacabey   rasathaneside derece  önemli  idi. Bugün  cami  olarak  kullanılan  bu medresenin  dış  köşelerinde sütunlar, uzay araçlarına  benzetilmektedir.  Cacabey  medresesinde  eğitim  tamamen Türkçe  idi. Bu  sebeple  Ahi  Evran , Aşıkpaşa , Hacı  bektaş'ı  Veli , Ahmet  Gülşehri  gibi  alim  ve  şairler  eserlerini  Öz Türkçe yazmışlardır .  Bu  nedenle  Türk  tarihinde  Cacabey 'in  önemi  büyüktür. Cacabey ( 1301 ) Türbesi Cacabey medresesi  yanıdır.   


Ahi Evran Camii ve Türbesi:

Kırşehir, Ahi Evran Mahallesi’nde bulunan Ahi Evran Türbesi cami ile birlikte XIV.yüzyılda yapılmıştır. Seydi Beyoğlu Emir Hasan Bey 1450’de türbenin önüne bir bina eklemiştir.

Türbe, eyvanlı, kubbeli ve kesme taştan yapılmıştır. Caminin giriş bölümünden türbe kısmına küçük kemerli bir kapıdan geçilmektedir. Bu kapının üzerinde Dulkadiroğullarından Süleyman Bey’in oğlu Alaaddin Bey’e ait 1481 tarihli bir kitabe bulunmaktadır.

Türbe birkaç basamak yüksekliğinde olup, burada Ahi Evran’ın sade ve ahşap sandukası bulunmaktadır. Bu türbe içerisinde bulunan Şeyh Erzurumî’ye ait olduğu bilinen ahşap sanduka Ankara Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde koruma altına alınmıştır.

Türbe üzerindeki piramidal külahına son onarımlarda ejder figürüne benzer bir alem takılmıştır. Türbenin yanında kime ait oldukları belli olmayan çok sade beş ahşap sanduka daha bulunmaktadır.[23] 

Lala (Lale) Camii: İl merkezinde, Melik Gazi Kümbetinin hemen yanındadır. Caminin mimari tarzı, 13. yüzyılda kervansaray veya darphane olarak yaptırıldığı kanısını uyandırmaktadır.[24]

 

Alaaddin Camisi:

Şehrin ortasındaki Kale adı verilen yığma bir tepe üzerinde olup tepeye bir merdivenle çıkılmaktadır. “Kale Camisi” adı ile de tanınır. XIV.yüzyıl başında Osmanlı Veziri Ahi Alaaddin Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1893 yılında Kırşehir mutasarrıfı besteci Ahmet Arifi Bey (1856 – 1908) tarafından yıkık hale gelen caminin tamamı yıktırılarak yeniden yaptırılmıştır. 1936 yılından beri Kırşehir Arkeoloji Müzesi deposu olarak kullanılmaktadır.

Kesme taştan yapılmıştır. Sağda tek şerefeli bir minaresi vardır. Camiyi kiremitli bir çatı örtmektedir. İçersini 14 pencere aydınlatmaktadır.[25]

 

KAPUCU CAMİİ : 

Osmanlı dönemine ait olmakla birlikte kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Yapıya üç kubbe ile örtülü son cemaat yerinden girilmektedir. Asıl ibadet mekanı kare planlı olup kubbe ile örtülüdür. [26]

Çarşı Camii

1864 yılında Hüseyin Bey adında bir kişi tarafından mescit şeklinde minaresiz olarak yaptırılmıştır. Kare planlı ibadet alanı ağaç bindirme tekniği ile yapılmış “ kırlangıç tavan” denilen çatı örtmektedir. İlgi çekici bu örtü sistemine sadece Erzurum ve Manisa’daki tarihi camilerde rastlanılmaktadır.[27]


TÜRBELER:

MELİK GAZİ KÜMBETİ VE TÜRBESİ:

Melik Gazi Kümbeti, Kırşehir merkez Medrese mahallesi, Lale sokağında, küçük bir meydanın ortasında

yer almaktadır.Melik Gazi türbesi, yüksek ve sivri piramidal külahı, külah altında sarkan üçgen şekilli saçakları, taç kapısüslemeleri ile kendine özgü müstesna bir eserdir.

 

FATMA HATUN TÜRBESİ:

Kırşehir'in güneyinde, Yenice Mahallesi'nde Kümbetaltı mezarlığının yakınında bulunan Fatma Hatun Kümbeti, kitabesinden öğrenildiğine göre Abdullah kızı Fatma Hatun için İlhanlı ileri gelenlerinden Hoca Aka tarafından 1288 yılında yaptırılmıştır. Kümbet, düzgün kesme taştan kare bir kaide üzerine sekiz köşeli bir plan göstermektedir. Üzeri sekiz içten tuğla, dıştan köşeli taş bir külah ile örtülüdür. Külahın kaidesi ile binanın çevresini kuşatan stalaktitli bir silme bulunmaktadır. Türbenin altında mumyalık kısmı vardır.

 

Kalender (Karakurt) Baba Türbesi:

 (Çiçekdağı)Kırşehir'in 16 km. batısında, Çiçekdağı ilçesinde bulunan Kalender Baba Türbesi, Selçuklu hükümdarlarından Kılıçarslan tarafından 1135 yılında yaptırılmıştır. Kalender Baba Selçuklu emirlerinden olup, Karakurt Baba ismi ile de tanınmaktadır. Kümbet kesme taştan, Selçuklu mimari üslubunda yapılmıştır. Kare kaide üzerine sekiz köşeli olan türbenin üzeri sekiz köşeli taş bir külah ile örtülüdür. Duvarlarında birer cephe atlayarak, düz lentolu üç pencere ile aydınlatılmıştır. Giriş kapısı yuvarlak kemerli olup, oldukça basittir. Üzerindeki kitabesi günümüze ulaşamamıştır. Türbenin yanında kesme taştan, kare planlı, üzeri kubbeli bir de mescit bulunmaktadır. 

Süleyman Türkmani Türbesi (Merkez) :

Kırşehir İmaret Mahallesi'nde bir tepe üzerindeki Süleyman Türkmani Türbesi'nin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Bu türbe birkaç kez yıkılmış ve sonra yeniden yapılmıştır. Selçuklu üslubundaki bu türbenin XIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Süleyman Türkmani (1214-1298), Horasan erenlerinden olup Aşık Paşa'nın hocasıdır. 

Kesme taştan yapılmış olan türbeye bir sahanlıktan girilmektedir. Türbenin sol tarafında yüksek bir yere Şeyh Süleyman'ın torunları Şeyh Hasan ile Şeyh Süleyman'ın, Moğol emiri Kutlu Şah'ın oğlu ve kim olduğu bilinmeyen bir mezar bulunmaktadır. Ayrıca içeride Şeyh Süleyman Veli, Mehmet Çelebi, Şeyh Osman ve Şeyh Bekir'in mezarları da bulunmaktadır. 


Melik (Muhterem) Hatun Türbesi (Merkez) :

Kırşehir İmaret Mahallesi'nde bulunan Melik (Muhterem) Hatun Türbesi, sandukası üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre; Mehmet İbrahim kızı Melik Hatun'a aittir. XIII.yüzyılda Selçuklu üslubunda yapılmıştır. 

Türbe kesme taştan yapılmış olup, içerisinde Melik Hatun'un mermer sandukası bulunmaktadır. Sanduka üzerinde Ayet'ül Kürsi ve Farsça yazılmış yazılar bulunmaktadır. [28]

 

AŞIKPAŞA TÜRBESİ:

Âşık Paşa Türbesi: Kırşehir Merkez Aşıkpaşa Mahallesinde bugünkü Ankara, Kayseri yolu üzerindeki tepede yer almaktadır. 1333 yılında Sivas Hükümdarı Eratna bey'in veziri Ali Şah Ruhi tarafından yaptırılmıştır. Türkçenin zenginliğini savunan ve eserlerini Türkçe olarak yazan, mutasavvıf ve halk şairi Aşık paşa bu türbede yatmaktadır. Beyaz mermerlerden işlenmiş türbe, Eratna Beyliği mimari özelliğinin tek örneği olarak kalmıştır. Türbe koridor ve Mezarın bulunduğu kare bölümden ibarettir. Taç kapısı üzerindeki mermer oymacılığı, istiridye nişi şeklindedir. Dış görüntüsü ile kırgız çadırlarını andırmaktadır. Bu özelliği ile Anadolu'nun diğer yörelerindeki Türbe mimarisinden farklıdır. 

Kırşehirde en çok ziyaret edilen yerlerden biri olan türbe, 1935 ve 1976 yıllarında "Vakıflar Genel Müdürlüğü" tarafından restore edilmiştir [29]

 

KALELER:

Kuş Kalesi:

Kaman yakınındaki Kuş Kalesi’nin Hititler Döneminde yaptırıldığı ve Bizans Dönemi’nin sonuna kadar kullanıldığı tahmin edilmektedir.[30]

Keçi Kalesi:

Kırşehir tarihçesi ine bağlı Kızılca köyünün kuzeydoğusundadır.Bizanslılar tarafından yapılan kalenin duvar kalıntılarının bugünkü yüksekliği 2-3 m.dir. Kırşehir kalelerinin en büyüklerindendir. [31]

 

KERVANSARAYLAR:

Kesikköprü Kervansarayı:

Cacabey Hanı) Kırşehir'in 23 km. güneyindeki Kesikköprü köyünde bulunan kervansaray ile yanındaki köprü, 1248 yılında Nurettin Caca tarafından yaptırılmıştır. İki ayrı renkli taştan yapılmış olan taç kapısı, taş işçiliği ile dikkati çekmektedir.Bu kervansarayı, Y.Mimar Ali Saim Ülgen Gıyasüddin Keyhüsrev tarafından 1206’da yaptırdığını ileri sürülmüştür. Bununla birlikte üzerindeki kitabede Kırşehir Valisi Nureddin Cebrail bin Cacabey tarafından 1248 yılında yaptırıldığı yazmaktadır.

Kervansaray, diğer Selçuklu kervansarayları gibi orta avlu etrafında sıralanmış revak ve hücrelerden meydana gelmiştir. Kesme taştan kervansarayın güneyinde basık kemerli giriş kapısı bulunmaktadır. Bu kapı kabartma geometrik motiflerle bezenmiştir. Giriş kemeri üzerinde daire biçimli güçle motifleri, kabartma bitkisel bezemeler bulunmaktadır. Girişin iki yanı duvara dayalı yarım yuvarlak sütunlarla hareketlendirilmiştir. Buradan tonozlu bir geçit ile avluya girilmektedir. Bu geçidin batısındaki bir kapı kervansarayın mescidine geçişi sağlamaktadır. Bu mescidin mihrabı geometrik motifler ve gülçelerle bezenmiştir. Ayrıca mihrabın köşelerine duvara dayalı sütunlar yerleştirilmiştir.

Girişin doğusunda hanın kontrolünü yapanlara ait bir oda bulunmaktadır. Kervansarayın ahır kısmı tonozlarla örtülü olup, üç neflidir. Çevre duvarlarının dışına da kale görünümündeki bu kervansarayı destekleyen dörtgen kuleler yerleştirilmiştir. Günümüze harap durumda gelebilen yapı, son yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce onarılmıştır. [32]

 

    

KAPLICALAR:

Kırşehir termal turizme yönelik önemli bir potansiyele sahiptir. Kırşehir merkezde ve merkeze bağlı Karalar köyündeki Karakurt kaplıcaları, Çiçekdağı ilçesindeki Bulamaçlı kaplıcaları ile zengin termal kaynaklar bulunmaktadır.

Terme Kaplıcaları: Kırşehir merkez Kuşdilli Mahallesindedir. İstanbul Üniversitesi Tıbbi Ekoloji ve Hidro Klimatolaji araştırma ve uygulama merkezinin Kırşehir Terme kaplıcaları ile ilgili fiziksel, kimyasal ve Biyoloji analiz raporu kaplıcanın maden suyu, kalsiyum, sodyum yüklü bikarbonatlı alkanit bir su özelliğinde olduğunu belirtmektedir. Bu özellikler dikkate alınarak kaplıca suyunun eklem romatizmaları, damar sertliği ve buna bağlı hastalıkların, felçlerin rehabilitasyonunda, vegatahlif sinir bozukluğuna bağlı yetersizlikler, sürmenaj, diyabet, gud ve şişmanlık ile gelen hastalıklar, karaciğer, safrakesesi, mide, bağırsak hastalıklarında, böbrek taşlarında, hipertansiyon, kronik bronşit gibi hastalıklarda tedavi edici özellikte olduğu doktorlar tarafından söylenmektedir.

Bu termal suların kullanıldığı iki tane Kültür ve Turizm Bakanlığı işletme belgeli tesis bulunmaktadır. Tesisler Terme Kür Hotel ve Kaplıcaları ile Büyük Otel Terme’dir. Tesisler üç yıldızlıdır. ( Tel: 0 386 2121313-2144797 )

Karakurt Kaplıcaları: Kırşehir’in merkez ilçesine bağlı Karalar köyü sınırları içerisindedir. Eski kaplıca Selçuklular döneminde 1135 yılında yapılmıştır. Bu eski kaplıca yapılarının yanında birbirine yakın iki blok olarak çağdaş kaplıca kompleksi yapılmıştır. Kaplıca Kırşehir’e 15 km uzaklıktadır, kaplıcanın 50 yataklı oteli mevcuttur, kaplıcanın suyu kalsiyumbikarbonatlıdır, sıcaklığı + 48 derecedir.

Bulamaçlı Kaplıcası: Çiçekdağı ilçesi sınırları içerisindedir. Kaplıcanın 20 yataklı bir moteli vardır, suyun ısısı + 42 derecedir.[33]

 


KIRŞEHİR MÜZESİ:

Kırşehir Müzesi'nin ilk kuruluş çalışmasına 1936 yılında başlanmıştır. Cumhuriyet Döneminde tarihi eserler ilkin, Kırşehir'de halkın "Kale" olarak adlandırdığı Kale Höyük üzerinde yer alan Alaaddin Camii'nde toplanmıştır. 1980 yılında  Kırşehir Müze Müdürlüğü tesis edilmiştir..

1985'te 100 m²lik bir mekânda o yıla dek toplanan eserler sergilenmeye başlanmış ve 20 m²lik bir de depo oluşturulmuştur.1993 yılında müze koleksiyonundaki eserler Kırşehir Kültür Merkezi'ndeki depolarına konmuştur.Ziyarete açılan Kırşehir Müzesi'nde sikke, etnografik ve arkeolojik eser olmak üzere 3300'ün üzerinde eser mevcuttur.Kırşehir Müze Müdürlüğü'nün arazi çalışmalarının sonucu 136 adet taşınmaz kültür varlığı tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

 

Müze Teşhiri

Salonun bir köşesinde Roma Dönemine ait mermer eser grubu bulunmaktadır. Selçuklu Dönemi çocuk sandukaları ve mezar taşları ile başlayan İslâmi Dönem eserleri, sikke vitrinleri ile Osmanlı Dönemine kadar uzanmaktadır.

Müzenin üst katının büyük bölümü etnografya bölümü olarak düzenlenmiştir. Burada Kırşehir'de ortaya çıkan Ahilik ve Ahi Evran'ın tanıtımı ile ilgili çeşitli eserlerin sergilendiği, Ahi Evran'a atfedilen başlık, mütteka, ahilik sancağı, ve Ahi fütüvvetnamesi ile şecerenamelerin yer aldığı üç vitrin bulunmaktadır.

Ayrıca Kırşehir halıcılığının temsil edildiği dokuma tezgâhı ve önünde halı dokuyan yöresel giysili kadın mankenin bulunduğu bir köşe oluşturulmuştur.

Bir diğer köşede ise, Kırşehir evindeki günlük yaşamdan bir kesitin görüldüğü sergileme yer almaktadır.[34]

 

 

KIRŞEHİRDEKİ ÜNİVERSİTELER:


Ahi Evran Üniversitesi:

1 Mart 2006 tarih ve 5467 sayılı yasayla, Kırşehir'de kurulmuş devlet üniversitesi. Üniversite, Gazi Üniversitesi'nin Kırşehir çevresindeki yerleşkesinin ayrılarak, yeni bir üniversite kurulmasıyla meydana gelmiştir.

  • Eğitim Fakültesi
  • Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği
  • Fen Bilgisi Öğretmenliği
  • İlköğretim Matematik Öğretmenliği
  • Okul Öncesi Öğretmenliği
  • Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlı
  • Sınıf Öğretmenliği
  • Sosyal Bilgiler Öğretmenliği
  • Türkçe Öğretmenliği
  • Fen-Edebiyat Fakültesi
  • Antropoloji
  • Arkeoloji
  • Biyoloji
  • Coğrafya
  • Fizik
  • Kimya
  • Matematik
  • Tarih
  • Türk Dili ve Edebiyatı
  • Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu
  • Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Yüksekokul)
  • İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
  • İktisat
  • Kamu Yönetimi
  • Uluslararası İlişkiler
  • Sağlık Yüksekokulu
  • Çocuk Gelişimi (Yüksekokul)
  • Ebelik (Yüksekokul)
  • Hemşirelik (Yüksekokul)
  • Ziraat Fakültesi
  • Tarımsal Biyoteknoloji
  • Tarla BitkileRİ[35]



 



KIRŞEHİR EL SANATLARI:

 

MUCUR HALİLARI:

17. ve 18. yüzyıllarda mucur halıları genellikle seccade tipindedir. Yün malzemeyle, çift düğüm tekniği ile dokunmuş, kök ve doğal boyalarla renklendirilmiştir.

Halıda kırmızı, kahverengi, sarı, mavi, mor ve yeşil renkler hakimdir. Söz konusu yüzyıllara ait halılar dıştan içe doğru gittikçe büyüyen üç kuşakla çevrilidir. İlk bordürde, testere dişi renginde bir ters bir düz yerleştirilen üçgenler görülür. Biraz daha büyütülen ikinci kenarda, birbirine simetrik yerleştirilen ve sürekli tekrarlanan eve benzer motifler yer alır. En içindeki geniş su üzerinde ise, karelerin içindeki eş kenar dörtgenleri dolduran çok yapraklı top çiçekleri bulunur. Çiçekler bir açık bir koyu renkle işlenir. Baklava deseninin kenarını doldurarak kareyi tamamlayan köşelerde ise, yine bir açık bir koyu renkle süslenen “elibelinde” motife benzer desenler dikkati çeker.

 

KIRŞEHİR HALILARI:

Kırşehir halılarının 17.ve18. yüzyıl örnekleri genellikle “ Seccade” tipindedir. Gördes düğüm tekniği ile yünden dokunmuşlardır. Renklerinde kırmızı, mavi, kahverengi, sarı, yeşil ve beyaz tonları hakimdir. Mevcut örneklerde iç şaşırtmalı dizilen çiçekler ve zikzak yaparak uzanan üçgene benzeyen motiflerle “ Gelin ağlatan” desenin yer aldığı iki dar bordür yer alır. Halı zemini yan yana yerleştirilmiş ince dar şeritlerle kısaltılır. Genellikle mihr7abın bulunduğu bu bölümde, mihrabın altında ve üstünde dikdörtgen çerçeveler görülür. Günümüzde halkın “ Sandık” adını verdiği birkaç parçaya ayrılır. İç laleye benzeyen yada kelebeğin andıran bitkisel desenlerle doludur. Bazı örneklerde yatık (S) şeklinde ejder figürleriyle süslenir. Mihrap içi çoğunlukla boş bırakılır veya lale vb. çiçeklerle süslenir. Mihrap iç yüzünün kenarları “ Küpe şeklindeki çiçeklerle kuşatılır. Mihrap tepeliğinin çevresinde ibrik motifleri bulunur. Mihrap üstü boşluğu ise sandık bölümündeki çiçeklerle benzer motiflerle doludur.

 

SECCADE HALILARI:

Günümüz Kırşehir halılarında desene, halk arasında “ Model” denilmektedir. Halının hangi bölümünde olursa olsun motifin etrafı siyah renkli kenar çizgisi ile çevrilir. Halk arasında buna “ tilif” denir. Bir Kırşehir halısında yöresel deyimlerle dıştan içe doğru dar kenar, dar su, enli kenar, sandık, köşe ve göbek bölümleri yer alır. Dar kenar “ çatıkkaş, ziksaklı su” adı verilen bitkisel desenler ve bir ters bir düz yerleştirilmiş geometrik motiflerle, enli kenar leblebili su, Türk ocağı, kazan kulpu, deve tabanı, elmalı su, küpeli, gelin ağlatan ve hava başı (bağbaşı) desenleriyle süslenir.

Kırşehir’de 1950 yılına kadar seccade kayrıla halısı, sedir halısı, namazlık halı ve yastık halıları dokunmuştur. Günümüzde daha çok seccade halısı, namazlık halı, karyola halısı, yastık halı dokunmaktadır.[36]

 

TAŞ İŞLEMECİLİĞİ:

 

Kırşehir’de neredeyse bitmiş durumda olan halı dokumacılığına karşın taş işlemeciliği daha iyi konumdadır. İlimizde taş işlemeciliğinin geçmişi 1944 yılına dayanmaktadır. İkinci dünya savaşı sırasında ilimize yerleşen Alman’lardan olan Dr. Frizt BAADE’nin öncülük ettiği çalışmalar Endüstri Meslek Lisesinde Kurulan taş atölyesi ile devam etmiş ve günümüze kadar gelmiştir.  Yılda yaklaşık olarak 2000 ton onyx ve mermer taşı işlenmektedir. Halen küçük çapta çalışan 10 tane atölye vardır,  bu el sanatımızın ham maddesi Mucur, Hacıbektaş ve diğer illerden özellikle Tokat’taki ocaklardan sağlanmaktadır. Bunlar düşük sermayeli  atölyelerde işlenmektedir

Taş işletmeciliği turistik nitelik gösterdiğinden ve ilimizde turistik bölge kapsamına girdiğinden büyük bir değer kazanmıştır. Bunun yanı sıra Kırşehir’de üretilen ürünler Ege ve Akdeniz’deki imalathanelerde ve satış reyonlarında satışa sunulmaktadır. Ayrıca onyx taşları dış ülkelere hem ham hemde işlenmiş olarak ihraç edilmektedir. Kırşehir’de bu taş işlemeciliğinin çevre ülkelere özellikle Avrupa’ya ihracı mümkün olmaktadır. İlimiz Kapadokya turistik bölge güzergâhında olması nedeniyle taşçıların bu güzergah üzerinde satış reyonları ve imalat yerleri açmaları geliştirici bir önlem olarak düşünülmektedir.[37]

 

 

 

KIRŞEHİR HALK OZANLARI VE ESERLERİ:

 

Aşık Said (1835 – 1910)

Aşık Said 1251 (1835) yılında Kırşehir’in Toklumen köyünde doğmuştur. Değirmencioğulları denen bir aileden gelmektedir. Şairimiz okuyup yazmayı önce köyün hocasından öğrenmiş, sonra 18 yaşlarında Kayseri’ye giderek iki buçuk yıl medrese eğitimi görmüştür. Kırkbeş yaşına kadar sazını ilhamlarının dili haline getiren Aşık, bu yaştan sonra çok sevdiği sazını bırakmıştır. Aşık Said bugün bağlama tellerinden dökülen türküleriyle yaşayan ozanlarımızdan birisidir. Türkülerinin çoğu radyo-televizyon repertuarlarında çalınıp söylemektedir.

 

 EL KIZILIRMAK

 

Şu yalan dünyaya geldim geleli

Ömrüm dert gölünde sal Kızılırmak
Gamdan kurtulamam kendim bileli

Sen de benim gibi kal Kızılırmak

Kızılırmak coşar coşar çağlarsın

Aylar geçmez bağırcığım dağlarsın
Ah vah alma bir gün yanar ağlarsın

Kayığıma yol ver al Kızılırmak

Nereden gelirsin Hint’den Yemen’den

Korkum geçmez senin gibi zalimden
Aldın sahanımı alnı elimden

Bundan kelli olmaz ol Kızılırmak

Köpürür taşarsın benzersin kana

Kıvrılı çevrili giden bir yana
Tabiatın senin kıyarsın cana

Ne kötü huyun var sel Kızılırmak

Engin öter şu Irmağın kuşları

Yanar durur ciğerimin başlan

Önüne yığılsa köyün taşları

Ahdim gitmez sen del (i) Kızılırmak

Der Said çok coşma- burulun bir gün

Akıbet ah çeken yorulun bir gün
Bağlarlar bendini durulun bir gün

Yeter kuruyası el Kızılırmak

 

Aşık Hasan Nebioğlu (1902-1988)

Nebioğlu, 1902 yılında ilimiz Mucur ilçesi Geycek köyünde doğmuştur. Babası Karacakürt aşiretinin “öleler” sülalesine mensup Yusuf Efendi’dir. Aşığın, adı Hasan, nüfusta soyadı Ertuğrul’dur. Fakat aşığın büyük dedesinin ismi Nebi olduğundan çevrede “Nebioğlu” olarak bilinmektedir. Ummi olan aşık, küçük yaşlarda yetimliğini dile getiren güzellikler üzerine irticalen şiirler söylemeye başlamıştır. Yirmibeş yaşına kadar bu özelliğini sürdüren aşık, daha sonraları dini destanlara merak sarmış ve bu duygular üzerine şiirler söylemiştir.

 

KIRLANĞIÇ DAĞI DESTANI

Kırlangıç Dağı’nın sordum yaşını

Güneşte parlamış çakıl taşını
Açsan ağzını da saysam dişini

silsilen nerede bildir kırlangıç

Budak eteğinde Geycek döşünde

Eser poyraz eksik olmaz başında
Bir bilenden var sual et yaşında

Silsilen nerede bildir kırlangıç

Obruk köyü alır poyraz yelini

Mor sümbüllü çiğdem tutmuş belini
Açmadım senin gönül dilini

Senin halini ben övem kırlangıç

Kayaların benzer saraya köşke

Biter lale sümbül kokusu başka
ne kadar del olsa getirir aşka

kokar burcu burcu gülün kırlangıç

Sen yüce bir dağsın bilirsin

Hak1ki Kendine yar ettin
Hasan Aşkı Mekke getirdim koku

Kokar burcu burcu gülün kırlangıç

 

ÂŞIK BOYACI ( Esat Hüseyin Canıtez) (1914 – 4 Şubat 1990)

“Âşık Boyacı” mahlası ile şiir yazan halk ozanı Esat Hüseyin Canıtez’in 3.500'dcn fazla millî, dinî ve mahallî şiiri bulunmaktadır. Kırşehir’de doğan Âşık Boyacı, ilk ve ortaokulu burada okudu. Çeşitli mesleklerden sonra, “boyacılık” (tabela) yapmaya başladığı için çevresinde “Âşık Boyacı” diye anılır. Ünlü ve güçlü ozanın “Kalbimin Işıkları”, “Bayrak ve Toprak” ve “Türk Oğluyum Türk Oğlu” adında üç şiir kitabı yayınlandı.

 

KIRŞEHİR’İM

Adına tadına kurban olduğum

Her yanın gir cennet, gül pare pare.
Bilmedim seninçin benden nolduğum

Akar gözlerinden sel pare pare.

Ne kadar güzelsen öyle kadersiz

Ne kadar zayıfsın gözlerin fersiz

Senin, benim günüm geçmez kedersiz

Üstümüz bulutlu, yer pare pare.


Dulmusun, yetim mi, süslenemessin,

Hani evlatlarına seslenemessin,

Sen kendi başına beslenemezsin,

Tutamam kolundan el pare pare.


Noldu, sana böyle anam Kırşehir,

Nedir bu çektiğim çile ile kahir,

Tertemiz havan, suyun, panzehir

Akar derelerden sel pare pare.

Meyven sebzen boldur, alan bulunmaz,

Haritada adın güzel okunmaz,
Uzanıp bir el de sana dokunmaz,

Öter bülbüllerin gül pare pare.

Kındam’ın bir alem, Bağbaşı’n bir başka,

Dinekbağı düşürür herkesi aşka,

Ahi Evran ile ya Aşık Paşa,

Gece karanlık yol pare pare.


Tarihine baktım, binleri yazar,

Bağrına kazılmış bir ulu mezar,

Eliboş yiğitler kahvede gezer,

Açar çiçeklerin gül pare pare.

 

Her hafta yazılır Boyacı ahi,

Yarabbi nedir ki, yurdun günahı,
Perişan yatıyor şehirler şahı,

Vaziyet böyledir, hal pare pare

 

Dadaloğlu

1790 – 1876 yıllarında yaşamış avşar aşiretindendir. Kültür ve Turizm Bakanlığı 1986 yılında aldığı kararla Türk büyükleri arasında kabul etmiştir. Göçebe hayatı yaşayan Dadaloğlu bunu şiirlerine yansıtmıştır.

Aşık Musa’nın oğlu olduğundan ilk dersini babasından almıştır. 130 şiiri günümüze ulaşmıştır. Temiz Türkçesiyle ahenkten ahenge atlayan dili, onu halk tarafından gönülden benimsenmesinin en büyük faktörüdür.

 

GÖRESİM GELDİ

Çok göresim geldi Binboğa seni

Ne hoş olur baharınan yazınan
Dirgen dağı, Koç Dağının dengidir

Ördeklerin çağırışırdı kazınan

Ne kara yazılmış anlıma yazı

Varsakda aşiret tanımaz bizi
Sarızdan aşağı Yalakın düzü

Sağmalların yayılırdı, yozunan

Kuru çaydan Deliceyi aşalım

Çapanoğlu eteğine düşelim
Elbistanlı kızla helalleşelim

Çok ekmeğin yediğim tuzunan

Dadaloğlum der bu nasıl haldir

Seneler sayılmaz kaç tane bıldır
Ayını bilmiyom tam dokuz yıldır

Puşt Osmanlı duralaştı bizinen

 

DURSUN KAYA (1934 – …)

Kırşehir’e bağlı Kaman Ilçesi’nin Hamit Köyü’nde (şimdi kasaba oldu) doğdu. 9 kardeşin en küçüğü olan Hamitli Aşık Dursun Kaya okumamıştır. Dünya görüşü geniş olan aşık, köy yerinde pekçok işi denemiş, bir zaman Kırıkkale’ye göç ederek orada bakkallık yapmıştır. Alım-satım işleriyle uğraşmış; bakkallık, çerçilik, celepcilik (mal alıp satma), çiftçilik, avcılık ve daha pekçok işle uğraşmıştır. 7 çocuk babası olan aşığın okumaya ve okutmaya karşı ilgisi oldukça fazladır. Halen Hamit Kasabası’nda çiftçilikle uğraşan Âşık Dursun Kaya, şiir yazmaya devam ediyor. Âşık Kaya’nın 4 şiiri mahalli sanatçılar tarafından plaklara okunmuştur.

GİDİYOR

İnsanlar mı değişti, bilmem ki zaman

Dünyada bir yarış tutmuş gidiyor
Küçükler büyüğe diyor el-aman

Güçlüler güçsüzü yutmuş gidiyor.

Ahir zaman mı yakın,aman ne oldu?

Her taraf fitne, ficirlik doldu
Evlat da babaya- tokatla vurdu

İyiler kötüye uymuş gidiyor.

Kızlar anasına boya aldırır

Oğul baba ile kadeh kaldırır
Sarhoş olmuş birbirine saldırır

Nice nice canlar batmış gidiyor.

Önceleri iş bitirmek var idi

Dairelerde zengin fakir bir idi
Şimdi faiz, rüşvet aldı yürüdü

Herkes kendince bir yol tutmuş gidiyor

Rezalet her yerde kükreyip taştı

Silahlı saldırı sınırı aştı
Büyükler kalmadı,lâf ayağa düştü

Yalanı esseha katmış gidiyor.

Ne dersin Âşık Dursun böylesi işe

Bu dünyada ne kadar yaşarsan yaşa
Bütün emeklerin beyhude,boşa

Her şeyin bu dünyada atmış gidiyor.[38]

 


KIRŞEHİRDE GELENEK VE GÖRENEKLER:

   

ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ

Osmanlı döneminde Ahilik merkezi olan Kırşehir'de toplumsal yaşamda geleneksel ahlaksal değerlerle biçimlenmiştir. 9. yüzyılın ortalarından başlayarak, Ahilik ekonomik ve toplumsal işlevini yitirmiştir. Ancak, üretim ilişkileri pek değişmediği için etkileri süregelmiştir. Ancak dinsel değerlerde günlük yaşamda belirleyici bir yer kazanmıştır. Cumhuriyet sonrasında geleneksel yapı çok az değişime uğramıştır. 1950'lerde, Kırşehir yaşamında belli bir canlanma görülmüştür. Kente en yakın merkez Ankara, bir dönem "yeni geçim kapası" gibi görülmüştür. Tarımsal alanların sınırlılığı ve verim düşüklüğü kent halkını göçe itmiştir. Nüfus artışıyla bu sorun daha önemli bir boyut kazanmıştır. "ev büyüğü" denen baba saygınlığı sürerken, geniş aile yapısının çözülmesi ilişkilerde sarsıntılar yaratmıştır.1960'larda bu süreç hızlanmış, köyden merkez ve Kaman gibi ilçelere göç yoğunlaşmıştır. Aynı dönemde büyük merkezlere ve yurt dışına işçi göçü başlamış, nüfus dalgalanmaları olmuştur.

Kente göçenler, tarımsal alandan, küçük üretim yada hizmet sektörüne geçmekte, ilişkiler pek değişime uğramamaktadır. Kentteki en yaygın iş taşçılıktır. Bu yada benzer işlerde usta-çırak ilişkileri egemendir. Ahilik geleneğinin etkisi bu ilişkiyi koruyuculuk - gözeticilik boyutlarına varmaktadır. Göçler Kırşehir yaşama biçimini 1980'lerde ekilemeye başlamıştır. İl dışında çalışarak sağlanan parasal birikimler, 1970'lerde kentte yatırama yöneltmiş, kooperatif yada büyük ortaklıklar oluşturulmuştur. Burada da hemşerilik - akrabalık ilişkileri etkilidir. Kent dışındakiler de bu tür bağlarını korumaktadırlar.


EVLİLİK

Yöre evlenmelerinde görücülük, başlık, gelinlik etme, çokeşlilik gibi geleneksel yöntemler geçerlidir. "gelinlik etmede" yeni gelinler belirli bir süre büyüklerinin yanında konuşmaz, kaş göz işaretleriyle yada fısıldayarak anlaşırlar, sofraya oturmazlar. Merkezlerde bırakılan bu gelenek kırsal kesimlerde geçerliliğini korumaktadır. Gelin belli bir süre doğurmazsa (1-2 yıl) kocası yeniden evlenmeye hak kazanır. Özellikle kırsal kesimlerde doğal olan bu durumlarda gelinde görümcelere katılır. Kocasına yeni bir eş arar. Yakın köylerden beğenilen 14-15 yaşlarındaki yeni eşe "ferik" denir. Evlenme çağında oğlu olanlar için nişan, düğün törenleri, hamamlar kız beğenilecek yer arasındadır. Mucur'da ise bu amaçla ilkbahar, yaz aylarında "köme" denilen kır gezisine çıkılır. Buralarda beğenilen kızlar, bir bahaneyle oğlana da gösterilip, görüşü alındıktan sonra görücü gidilir.

İlk görüşmeden sonra ailenin yada çevrenin saygınlarından birkaç dünür gider. Kız istemede tekerlemeye dönüşmüş şu sözler kullanılır. " Yedik içtik, ölçüp biçtik, gelene niye geldin denilmez, Allah'ın emrine hiç karşı gelinmez, bizim buraya gelişimizin bir maksadı vardı, kerimenizi Allah'ın emri peygamberin kavliyle bizim mahduma istemeye geldik. Sen bu işe ne dersin?" Kız babası ya da evin büyüklerinden biri de danışıp görüşmek için zaman ister. Kimi yörelerde yanıt olumsuz olursa kızın evde kalması için, evin bir yerine çivi çakılarak büyü yoluna baş vurulduğu da görülür. "küçük şerbet" denen söz kesiminde şerbetler içildikten sonra kolye yada altın takılır. Buna "bellilik etme" denir. Başlık kesilir. Ailenin durumu uygunsa "iki başın görülmesi" yoluna gidilir. Başlık alınmaz kız evinin tüm harcamaları nişan ve düğünde alacağı eşya ve takı, erkek evince karşılanır. Kırsal kesimde iki başın görülmesi yanında başlık alındığı da görülmektedir. Başlık kararlaştırıldıktan sonra kız evince konuklara ağız denilen şeker, lokum yada şerbet sunulur.

Nişan kimi zaman 2 aile arasında yapılır.Evlerdeki takı ve yüzük takma işlemine "küçük nişan" denir. Ev dışında "okuntu yeri" denen konuklarında çağrıldığı nişanlar merkezlerde salonlarda yapılır. Nişanlılık döneminde bayramlarda geline armağanlar götürülür. Bu genellikle boyalı koçtur. Gelinin anasından yada kendisinden armağan alınmadan koç verilmez. Kiralanan bir okuyucu kadın konu komşuyu düğüne çağırır. Düğünler genellikle perşembe günü başlar, Pazar günü biter. Düğün evinin belli olması için çatıya bayrak dikilir. Köylerde bayrak direğinin ucuna soğan ve elma takılmaktadır. Kırşehir düğünlerinde davul zurna yanında genellikle köçekte olur. Kadın kılığına girerek keman, saz ve def eşliğinde oynayan erkeğe köçek denirdi. Kentin Bağbaşı mahallesinden tutulan köçeklerle çalgıcılar bir ekip oluşturur. Cuma günü öğleden önce gelin, öğleden sonrada güvey hamamı yapılır. Cumartesi öğle üzeri de kız evi, komşularıyla birlikte düğün evine "hayırlı olsun a" gider, yemek yenir. Düğün evinin erkek konukları da onları izler, davul zurna eşliğinde kız evine gidilir, 2 saat kalınır. Dönüşte gündüz kınası yapılır. Bu törende kına yakılmaz, gelinin yeni giysileri konuklara gösterilir. 

Köçekler kadınların önünde oynar, gelin bahşiş verir, orada bulunanlarda alınlarına para yapıştırır. Gelin, kınacı kızlara akşam yemeği verdikten sonra akşam kınasına geçilir. Konuklar toplanır. Gece köçeklerin oyunu ile başlar. Gelin yeniden giyinir. Kına bir tepsi içinde kırılırken "kına özenmiyor" diye bir söz atılır. Gelin bahşiş verdikten sonra kına sulandırılır. Önde tefçi kadın, arkada gelin, onun ardından da mumlar, kına tepsisini taşıyan kızlar kına türküleri söyleyerek konukların bulunduğu odaya girer. Gelin kaynanası armağan verdikten sonra avucunu açar ve kınası yakılır. Eli sarılmadan önce evin bir duvarına basarak iz bırakılır. Sonra konuklara çerez dağıtılır. Tef eşliğinde türküler söylenir, oyunlar oynanır. 

Kimi yörelerde kına gecesi dağıldıktan sonra ana-kız ağıtı yakılır.Yüzü tülbentle örtülen gelin ortaya oturtulur.Anası kız kardeşleri ve akrabaları "sen bana dert arkadaşıydın, seninle dertleştim. İşlerime şimdi kim bakacak? Hasta olsam sen bakardın bana şimdi kim bakacak?" gibi sözlerle onu ağlatırlar. Aynı gece kız evinin delikanlıları, oğlan evine baskın yapar. Buna "kayın gitme" denir. Masalar kurulur. "dokuz butlu tavuk" istenir, içkiler içilir. Sabaha doğru "dan pilavı" denilen tavuklu pilav yenildikten sonra herkes dağılır.[39]

Sabah gelin adayı hazırlanırken gelin bir odaya kapatılır. Yakınlarına "gardaş - emmi dayı yolu" gibi armağanlar alındıktan sonra dışarı çıkılır. Babası gelini kayınbabasına teslim eder. O da " yengesi"denen gelinin arkadaşı yada akrabalarından biriyle gelin arabasına bindirilir. Geçmişte atlı araba, fayton yada yalnız atlılardan oluşan gelin alayının yerini günümüzde otobüs ve minibüsler almıştır. Köylerde alay gömütlük, ziyaret yeri gibi kutsal yerlerden geçerek, kentte tüm çevreyi dolaşarak düğün evine gelinir.

Arabanın sürücüsü güveyden bahşiş almadan gelinin indirilmesine izin vermez. Güvey gelini koltuğunun altına alarak eve girer. Eşikte cebindeki bozuk paraları ve çerezleri gelinin başına saçar. O akşam komşulardan 5-10 genç "güvey başı" yemeğine çağrılır. Hoca dua okuyarak gelin ve güveyi odalarına götüreceği sırada gençler güveyi bir odaya kapatır. Tavuk baklava gibi armağanlar almadan bırakmazlar. Güvey kurtulunca dini nikah kıyılır.

 

DOĞUM 

İlde çok çocukluluk yaygındır. Aileler daha çok erkek çocuk ister. Bu amaçla gelin eve girer girmez kucağına erkek çocuk verilir. Gebelik döneminde erkek çocuk için hazırlık yapılır. Kadının erkek doğurması ona saygınlık yaratır. Kız doğuranlar için kullanılan "oğlan doğurmuş gibi ne yatıyorsun" sözü yörede tekerlemeye dönüşmüştür. Sancılar başlayınca gebeye şerbet içirilir, boyuna ayet yada Kuran takılır. Kırsal kesimlerde genelde doğumlar ebesiz olur. Doğumdan 3 ezan geçtikten sonra bebek gürbüz olsun diye, ailede en iştahlı birinin yardımıyla emzirilir. Aynı amaçla çocuğun boyuna tereyağı sürülür.[40]

Yıkanıp kundaklanan bebeğin baş ucuna nazar değmesin, al basmasın diye Muska ve kuran asılır. Yastığı yanına sarımsak soğan ve yumurta konur. Çocuğun rahatlaması için altına elenmiş toprak konur. Sabahleyin çocuk uyanınca büyükler toplanır ad koyma töreni yapılır. Ailenin en yaşlısı çocuğu kucağına alarak kulağına ezan okur. 3 kez adını söyler 40 gün dolmadan dışarı çıkarılmayan bebek kırkından sonra komşulara gezmeye götürülür. Buna "40 kovalama" denir.

Erkek çocuklarında sünnet dönemi 6 haftalıktan başlar. Sünnet düğünü ve kirvelik gelenekleri yaygındır. Kırsal kesimde yemek ve eğlenceyle yapılırken, merkezde fayton yada taksiyle sünnet çocuğu ve arkadaşlarının çevrede gezdirilmesi, hamama götürülmesi gelenekler arasındadır. Ömrünün kısalığı düşüncesiyle çocuk 1 yaşına gelmeden saçı kesilmez. Dişi çıktığında ilkin kimsenin duyup görmemesine çalışılır. Ana evin büyüklerinden birine "şunun dişi çıkmış mı?" diye sorar. O da çocuğun azına bakarak dişinin çıktığını söyler. Armağan verir.[41]

 

 

KIRŞEHİR HALK OYUNLARI:

 

Folklor:

Kırşehir Türk'ün genel karekterini tipik olarak ve hiç bozmadan sürdüren insanların yaşadığı ildir. 

Kırşehir yöresi ve insanları sevinç ve kederlerinde hep ölçülüdürler. Bahar ve yaz aylarında özellikle düğünlerde ağır başlı ve içten bir söyleşi havası vardır. Yemekleri ölçülü ve doyurucudur. 

Halk yaşantısının halk diliyle tipik anlatımını veren türküler Kırşehir'de muhabbet adı altında ağaç altlarındaki sohbetlerde ve düğünlerde bol bol çalınıp söylenir. Bunlar genellikle ya bir bozlaktır ya da bir uzun havadır. İnsanı yakar kavurur içten içe Bazen bir oyun havasıdır kaşıkla oynatır parmakları şaklatır. Bazen de bir halaydır dizer kol kola omuz omuza. 

Halk Müziği Araçları: İlde tezeneli sazların üç telinden dokuz telliye dek tüm çeşitleri çalınır. Divan bağlama tambura ve cura yaygındır. Yaylı sazlardan en yaygını diz üstünde çalınan kemanedir.

Üflemeli sazların başında orta kaba zurna gelir. Yörede çalışlarıyla ünlü sanatçılar vardır. Zurnayla halay havaları cirit ve güreş havaları yanında bozlaklar da çalınır. Dilli ve dilsiz kavallar daha çok köylerde yaygındır. 

Vurmalı sazlar arasında davul tef kaşık zil zilli maşa yaygındır. Oyunlarda fincan ve bardak da çalınır. Bardak oyunu bitince bardaklar atılıp kırılır.

    

GELENEKSEL OYUNLAR: 

Halk Oyunları: Yörede kaşıklı oyunlar Konya oyunlarıyla halaylarsa doğu illerimizdeki oyunlarla benzerlik gösterir.

Halay:

halaylar davul-zurna eşliğinde ve erkeklerce oynanmaktaydı. Günümüz KIRŞEHİR’deki çeşitli folklor derneklerinin gösterimlerinde kızlar da oyunlara katılmaktadır. “Halay”denilen halaylarda bireysel oyunları etkisi belirgindir. Oyun topluca başlar “başçeken”(halay başı) tek başına gösteri yapar. Daha sonra da halayın sonuna geçer. Bu kez yeni başçeken gösterisin yapar. Oyun böylece sürer. 

Halaylar genellikle belli bir sıra izleyerek birbirine ekli oynanır. Oyunların düzeni şöyledir: 
  • Ağırlama
  • Kıvrak halay
  • Türkü halayı
  • Üç ayak
  • Yanlama
  • Sekmen(seymen)halayı 

Başka bir halay düzeninde de şu sıra izlenmektedir:

  • Üç ayak halayı
  • Hasandağı sekmesi
  • Sivrik halayı
  • Cirit halayı
  • Avşar ağırlaması
  • Keçeli 

Ayrıca Anşa halayı narinli halayı yıldız kuşlar sepetçioğlu ve sinsin gibi halaylar da yaygındır. Aynı ezgilerle oynanan Cirit halayı ile Sinsin figürleri değişiktir. Halaylarda “Başçeken”in elinde mendil vardır. El ele tutuşan oyuncular birbirine yaklaşıp ayrılırlar. 

Kaşıklı oyunlar(Karşılama): Geçmişte “muhabbet”lerde ince saz denilen bağlama keman ve darbuka eşliğinde erkeklerce oynanırdı. Kadınlar arasında da oynanan oyunlara ud ve tef eşlik etmekteydi. Günümüzde kimi köylerde sürdürülen bu geleneği kurulan dernekler yaşatmaya çalışmaktadır. Bu oyunlar düğün karşılama ve uğurlama törenlerinde davul-zurna eşliğinde oynanmaktadır. 

Kaşıklı oyunların en yaygınları şunlardır:

Bad-i zabah(Bad-i Saba) Üç oğlan(kırşehir zeybeği) Biter Kırşehir’in gülleri Yürü güzelÇiçekdağı 

Bunlardan kimileri şöyle oynanmaktadır:

 

Üç oğlan:

 İki ya da daha çok erkek oyuncunun oynadığı bu oyun ağırlamayla başlargitgide hızlanır. Oyuncuların ellerinde tahta kaşıklar vardır ezgiye göre kaşık vuruşları değişir; zeybek özellikleri görüldüğü için Kırşehir Zeybeği de denmektedir. Oyun çökmeler ve beceri isteyen devinimlerle sürer. 

Çiçekdağı:

 Erkeklerin oynadığı kaşıklı oyunlardandır. Geçmişte kaşık yerine bardakla oynanan oyun ağırdan başlar ara nağmeyle hızlanır. 

Biter Kırşehir’in Gülleri:

Erkeklerce oynanan türkülü oyunlardandır. Türkünün başlangıcında “heyyyt”diye nara atılır dizler çapraz biçimde yere vurulur. Ellerdeki kaşıklar bir-iki vurularak ayağa kalkınır. En önemli figür sol topuğun sağ ayak arkasında sertçe yere vurulmasıdır. [42]

Yürü Güzel:

Üç dört kişiyle karşılama biçiminde oynanır. Öbür oyunlardan daha canlıdır. Hafif bükülerek oynanır. Oyunun en belirgin figürleri son bölümdeki çaprazlamalardır. 

Özellikle Abdallar arasında muhabbet toplantılarında görülen köçek oyunları geçmişte oldukça yaygındı. Düğünlerde erkek toplantılarında köçekler oynatılırdı. Günümüzde bu gelenek ortadan kalkmıştır. [43]

Seyirlik Oyunlar Orta oyunları: Geçmişte yöre köylerinde düğünlerde özel toplantılarda yaygın olarak oynanan oyunlar günümüzde de kimi düğünlerde oynanmaktadır. KalaycıKaz ve Koca oyunları bunlardandır. 

Koca Oyunu:

1942’de Mucur’dan Mehmet Ali Çamlıca’nın derlediği bu oyunda kişiler kocakahya Arapmenevşeler(Arap zenneler) sazcılar ve köylülerdir. Koca uzun bir koyun postu giyer ğöğsüne ve sırtına yastıklar yerleştirmiştir. Sakallıbıyığı yüzü una bulanmıştırelinde uzun sopası vardır. 

Arap yalınayaktır. Yüzünü dirseklerine dek kollarını ve diz kapağından aşağısını karaya boyamıştır. Başında poşu kemerinde fişeklik tabanca kama vardır. Menevşeler kadın kılığında erkeklerdir. Alana önce koca girer kahyanın adının cafer olduğunu ancak birçok kez yinelettikten sonra anlar. Bu seyircileri güldürür. Koca değirmen ustası olduğunuköye değirmen yapmak istediğini söylerse de kahyayı inandıramaz. [44

 

OYUN ADLARI

 

a) Kaşık Oyunları:

  • 1-Kırşehir’in Gülleri
  • 2-Gel Yanıma
  • 3-Çiçekdağı
  • 4-Üç Oğlan (Alilerin Alisi-Kekillerin neşte neşte)
  • 5-Yürü Güzel
  • 6-Çubuk Uzun
  • 7-Al Elmayı Ver Narı
  • 8-Al Yanak Allanıyor
  • 9-N’olur Hey Gelin N’olur
  • 10- Oy Nari
  • 11- Süpürgesi Yoncadan
  • 12- Suda Balık Oynuyor.
  • 13- Badı Sabah
  • 14-Çek Deveci
  • 15-Sallan Boyuna Bakayım
  • 16-Al Elma Boyanır mı
  • 17-İnce Çayır Biçilir mi

 

Kaşık oyunları

Genellikle karma olarak oynanmasına rağmen bazı bölgelerimizde yalnız kız yada yalnız erkek oyunları olarak da karşımıza çıkmaktadır. Örneğin; Çubuk Uzun-Erkek Süpürgesi Yoncadan-kız oyunları olarak oynanmaktadır. Oyunlar daire yarım daire ve düz çizgi formunda oynanmaktadır.

Oyunlar hangi formda oynanırsa aynansın karşılıklı giriş çıkışlar yanlara gidişler öne arkaya gidiş gelişler şeklinde sunulmaktadır.[45]

 

b) Halaylar:

  • 1-Ağırlamalar
  • 2-Hayrani
  • 3-Avşar
  • 4-Üç Ayak
  • 5-Hoplama
  • 6-Hasan Dağı Sekmesi
  • 7-Kargın Halayı
  • 8-Esir Almaca
  • 9-Sepetçioğlu 
  • 10-İbramo
  • 11-Anşa
  • 12-Cemo
  • 13-Kıvrak halayı
  • 14-Hopdirilim.
  • 15-Sin Sin
  • 16-Tura
  • 17-Başımda Altın Tacım
  • 18-Mavilim

 

 

KIRŞEHİR İLİNİN YÖRESEL LEZZETLERİ:

 

Kırşehir Yöresinin en yaygın et yemeği tavuk yada hindi etinden yapılan "çullama" dır. Yağ ve unla pişirilen göğüs eti tavuk suyuyla muhallebi kıvamına gelinceye kadar kaynatılır. Pirzola türü etler küllenmiş ateşte pişirilir. Buna "söğürme" denmektedir. Süt ürünlerinden yağ, ayran vb. şekilde yararlanılmaktadır.

Türk misafirperverliğinin en çarpıcı ve göz alıcı örneklerinin sergilendiği Sofra, Anadolu insanının insana verdiği değerin en güzelörneğidir. Evine misafir gelen bir aile Kiler'inde sakladığı en değerli yiyeceklerini misafirine cömertçe ve gururla sunar. Burada misafirin kişiliği yada konumu çok etkin değildir. Tanrı misafiridir ve kişinin evine ne kadar çok misafir gelir, yenilir içilir ise o evdeki bet-bereket o nisbette artar.

İşte bu yoldan hareketle, Anadolu Türk kültürünü en güzel şekliyle yaşayan ilimiz insanı kendi yaratıcı zekasını Yemek yaparken de kullanmasını bilmiş, kendi ürettiği ürününü hem en iyi şekilde değerlendirmiş, hem de güzel yemekler yaparak damak zevkini gidermiştir.

Tandırda Çömlek Paça :

Koyun veya kuzunun baş ve ayakları, tüyleri temizlendikten sonra parçalanır. Bir çömlek içine sarımsak ye su ilave edilerek baş ve ayaklar konur.Çömleğin ağası bağlanarak közlü bir tandırın içine gömülür.Piştikten sonra üzerine limon, sirke gibi şeyler sıkılarak servis yapılır.

 

Çömlekte Kuru Fasulye:

Kuru fasulye haşlanır ve suyu süzülür. Kuşbaşı etler biraz pişirildikten sonra üzerine salça, yağ, soğan ve tuz ilave edilir.Haşlanmış fasulye ve etler içinde sıcak su bulunan bir gömleğin ağzı kapatılarak köz halinde bulunan tandırın içine konur. İki saat piştikten sonra çıkartılıp servis yapılır.

 

Et Yahnisi:

Etler kuşbaşı şeklinde küçük parçalar halinde doğranır. İçine soğan, biber, domates ve diğer baharatları konularak yağ ile kavrulur.Daha sonra suyu ilave edilerek pişirilir ve servis yapılır.

Madımak:

Madımaklar yıkandıktan sonra içine salçası ve yağı ilave edilerek biraz kavrulur.Daha sonra suyu konur va suyun biraz çekilmesine yakın bulgur atılır. Bulgur pişince indirilir ve servis yapılır. İsteyen üzerine sarımsaklı yoğurt katıp yiyebilir.

 

Kesme Aşı:

Yağda, ince doğranmış soğan iyice pembeleştirilir. Salça, baharat ilave edilip hafifçe kavrulur. Su veya at suyu ilave edilip, kaynamaya bırakılır. Kaynayınca haşlanmış yeşil mercimek ilave edilip bir müddet pişirilir (20-30 dakika) Daha sonra daha önceden kesilip hazırlanan kurutulmuş mantılar ilave edilip, bir sürede onunla pişirilir. Piştikten sonra indirilerek servis yapılır.

 

Yoğurt (Ayran) Çorbası:

Haşlanmış, yarışa, nohut, yeşil mercimek, süzme yoğurtla iyice karıştırılır. 1-2 kaşık un, 1 yumurta ve su ilave edilerek ayran kıvamına gelinceye kadar iyice karıştırılır.Daha sonra ateşte aynı yöne doğru kaynayıncaya kadar karıştırılır. Kaynayınca ara sıra karıştırılarak bir süre pişirilir.Ateşten indirilip yağ nane arzuya göre salça ile sos yapılıp çorbanı» Üstüne dökülerek servis yapılır.

 

Topalak (Etsiz Köfte) 

Bulgur, yumurta, ince doğranmış soyan, un, tuz, baharatla yoğrulup küçük yuvarlak toplar yapılır.Bir tencerede yağ eritilip küçük bir soğan, ince doğranıp pembeleştirilip, salça ilave edilir, eteri kadar tuz, su ilave edilin, kaynamaya bırakılır.Kaynayan salçalı suya yapılan toplar ilave edilip pişirilir,

 

Düğür Çorbası:

Pencerede yağ eritilip, ince doğranmış soğan pembeleşinceye kadar kavrulur. Su veya et suyu, tuz, kırmızı acı biber veya pul biber (arzuya göre) ilave edilir. Kaynamaya bırakılır. kaynayınca düğür ilave edilip, düğürler pişinceye kadar beklenir. Daha sonra indirilerek servis yapılır,[46]

 

Lepe (Sütlü Pilav):

2 ölçü kaynayan süte (koyun sütü tercih edilir) 1 ölçü bulgur, tuz ilave edilip pişirilir.Üstüne bol acıbiber ilave edilerek yenilir.

Pancar Çırpması 

Şeker pancarı rendelenir, yeşil mercimekle birlikte haşlanır. Haşlanan mercimek ve pancara yağ ilave edilerek kavrulur. Daha sonra su, salça ve baharat ilave edilerek pişmeye bırakılır. Bir müddet piştikten sonra indirilerek servis yapılır.


Yarma Aşı:

Yarma haşlanıp soğutulur. Süzme yoğurt koyu bir ayran kıvamına gelinceye kadar su ilave edilip suda iyice özleştirilir. Haşlanmış yarma ve tuz ilave edilip karıştırılır. Üzerine bolca kuru nane oğuşturularak dökülüp servis yapılır.

Keşkef :

Döğülmüş buğday birkaç gün ıslatılır. Kabarınca bir kepçe ile ezilir. İnce lif haline getirilmiş yağlı etle muhallebi kıvamına gelinceye kadar pişirilir. Üzerine salçalı yağ dökülüp servis yapılır.[47]


Çullama :

Yağsız küçük küçük doğranmış etler (tavuk etide olabilir) suda haşlanır. Etin suyu ayrılır. Un ile et suyu bir kapta çırpılır, tuz atılır.Bulamaç haline gelir. Tencerede haşlanmış et parçalarıda katılarak sürekli karıştırmak suretiyle pişirilir. Muhallebi kıvamından biraz daha sulu hale gelince ateşten indirilir. Tavada biber ve tereyağ yakılır.Bulamacın üzerine dökülür ve servis yapılır.

 

Soğanlama:

Soğan fazla ince olmamak kaydıyla doğranır, yıkanır. Tencereye yağ salça ve baharat konur. Küçük parçalar halinde doğranmış etler(tavuk eti de olabilir.Eğer et yoksa yumurtayla olur.) yağ ve salçayla kavrulur. Üzerine soğanı dökülür. Soğanla birlikte kavrulur. Suyu ilave edilir.Tuzu atılır.Et suyu kullanılabilir.Soğanların diriliği kaybolunca pişmiş demektir.

Kürt Pilavı :

Et (genellikle kuzu eti) bir parça kuyruk yağı ve tuz atılarak suda haşlanır. Haşlanan et sudan çıkartılır.Kişiye göre ayarlanan et suyuna yine ona göre bulgur atılır ve pişinceye kadar kaynatılır.Suyu çekilince ateşten indirilir. Pilav başka bir kaba boşaltılır ve üzerine tereyağ döküldükten sonra haşlanan etlerde üzerine ilave edilerek servis yapılır.

Sebzeli Bulgur Pilavı:

Yeşil biber, domates ince doğranıp ya da kavrulur.Bir miktar salça, soyulmuş, kara kara doğranmış bir patates ve patlıcan ilave edilip kavrulur.1 ölçü bulgur ilave edilip bir dakika kadar karıştırılarak kavrulur. 2 ölçü et suyu, tuz ilave edilip pişirilir.Ateş kapatılıp 5-10 dakika dinlenince servis yapılır.Arzuya göre biraz sulu pişirilip yufka ekmeğin üzerine dökülerek yenilir.

 

Çirleme:

Kuşbaşı doğranmış etler haşlanır. Daha sonra ince doğranmış soğan yağda pembeleştirilerek baharat, tuz, güzel temizlenmiş ve sıcak suda yıkanmış kuru Üzüm, haşlanmış et, yeteri kadar su ve pekmez ilave edilerek pişirilir. Piştikten sonra sıcak servis yapılır.

Boranı

Kuşbaşı şeklinde doğranmış et tencerede biraz kavrulur. Daha sonra etin üzerine dilim dilim ayva doğranır. Soğan, biber, salça re yeteri kadar su ilave edilir. Pişmeye yakın şekeri ve tuzu katılır.Piştikten sonra ateşten indirilerek servis yapılır. (şeker yerine pekmezde katılabilir)

Sündürme :

Yufka ekmek iyice ıslanır ve peynirle karıştırılır. Daha sonra tavaya yağ konur ve o karışım bununla 5-10 dakika pişirilir, piştikten sonra servis yapılır.[48]

Ayva Dolması :

Ayvaların kabukları soyulup, içleri oyulur.Daha sonra kıyma, çeşitli baharatlar, salça ve pirinç karıştırılıp yoğrularak iç hazırlanır.Hazırlanan bu iç ayvanın içerisine doldurulur ve tencereye dizilir.Üzerine yeteri kadar tuz ve su ilave edilerek ayvalar yumuşayıncaya kadar pişirilir.Daha sonra üzerine şeker veya pekmez ilave edilir. İyice piştikten sonra ocaktan indirilir. Tereyağ yakılarak üzerine dökülür ve servis yapılır.[49]

 

YAPMADAN DÖNME:

  • Cacabey Camii, Ahi Evran Camiini, Çağatay Medresesini görmeden,
  • Termal kaplıcaları ziyaret etmeden,
  • ‘Onxy’den yapılmış hediyelik eşya satın almadan,
  • Keşkef yemeden dönmeyin.[50]

 







KAYNAKÇA



  • [1] https://www.forumlord.net/kirsehir/38832-kirsehir-hakkinda-bilgi-kirsehir-ili-hakkinda-bilgi-kirsehir-hakkinda-genel.html
  • [2] https://www.kirsehir.pol.tr/Sayfalar/cografiyapi.aspx
  • [3] https://www.kirsehir.gov.tr/yeni/Default.asp?p=s&ID=48
  • [4] https://www.kirsehir.gov.tr/yeni/Default.asp?p=s&ID=48
  • [5] https://www.kirsehir.gov.tr/yeni/Default.asp?p=s&ID=48
  • [6] https://www.kirsehir.gov.tr/yeni/Default.asp?p=s&ID=48
  • [7] https://www.kirsehir.gov.tr/yeni/Default.asp?p=s&ID=48
  • [8] https://www.karacaoren40.com/?Syf=26&Syz=96324
  • [9] https://www.akcakent.gov.tr/default_B0.aspx?content=195
  • [10] https://tr.wikipedia.org/wiki/Akp%C4%B1nar
  • [11] https://bayburtkoyleri.blogcu.com/boztepe-genel-bilgi/13233300
  • [12] https://www.kenthaber.com/ic-anadolu/kirsehir/cicekdagi/Rehber/genel-bilgi/cicekdagi-genel-bilgi
  • [13] https://www.kaman.bel.tr/kaman/cografi-yapisi
  • [14] https://www.mucur.bel.tr/index.php/ilcemiz/cografi
  • [15] https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1r%C5%9Fehir_%28il%29
  • [16] https://www.kirsehir.gov.tr/yeni/Default.asp?p=s&ID=46
  • [17] https://www.kirsehir.gov.tr/yeni/Default.asp?p=s&ID=46
  • [18] https://www.kirsehirkutup.gov.tr/default.asp?page=ustmenu&id=6
  • [19] https://www.kirsehirkutup.gov.tr/default.asp?page=ustmenu&id=6
  • [20] https://www.kenthaber.com/ic-anadolu/kirsehir/merkez/Rehber/kiliseler/uc-ayak-kilisesi
  • [21] https://www.ktbyatirimisletmeler.gov.tr/TR,9979/kirsehir.html
  • [22] https://www.oyderkirsehirliler.org.tr/modules/icerik/item.php?itemid=11
  • [23] https://www.turizmtrend.com/turkiye/kirsehir/kirsehir-ahi-evran-camii-ve-turbesi-6430.html
  • [24] https://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/kirsehir-nedir+kirsehir-hakkinda-bilgi
  • [25] https://bagimsizrehberler.blogcu.com/kirsehir-alaaddin-camisi/11360626
  • [26] https://www.kirsehirkulturturizm.gov.tr/belge/1-33941/cami-veturbeler.html
  • [27] https://www.tarihiyerlerimiz.net/2012/08/krsehir-tarihi-yerleri.html
  • [28] https://www.oyderkirsehirliler.org.tr/modules/icerik/item.php?itemid=16
  • [29] http https://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/kirsehir-nedir+kirsehir-hakkinda-bilgi
  • [30] ://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=105295
  • [31] https://www.sohbetac.com/kirsehir_bilgi.php
  • [32] https://www.paylasimalemi.com/kirsehir/3273-kirsehir-kesikkopru-kervansarayi.html
  • [33] https://www.kirsehirkulturturizm.gov.tr/belge/1-33944/kaplicalar.html
  • [34] https://www.kulturvarliklari.gov.tr/TR,43863/kirsehir-muzesi-mudurlugu.html
  • [35] https://www.hangiuniversite.com/ahi-evran-universitesi/
  • [36] https://www.kirsehir.net/tr/categories/el-sanatlari/93
  • [37] https://www.kirsehirlilerdernegi.com/?&Bid=417480
  • [38] https://www.geziyoruz.net/turkiye/kirsehir/kirsehirin-halk-ozanlari-ve-eserleri.html
  • [39] https://www.meleklermekani.com/orf-ve-adetlerimiz/52059-kirsehir-gelenek-ve-gorenekleri.html
  • [40] https://www.meleklermekani.com/orf-ve-adetlerimiz/52059-kirsehir-gelenek-ve-gorenekleri.html
  • [41] https://www.meleklermekani.com/orf-ve-adetlerimiz/52059-kirsehir-gelenek-ve-gorenekleri.html
  • [42] https://www.bakimliyiz.com/turkuler/32087-kirsehir-yoresi-halk-oyunlari.html
  • [43] https://www.bakimliyiz.com/turkuler/32087-kirsehir-yoresi-halk-oyunlari.html
  • [44] https://www.bakimliyiz.com/turkuler/32087-kirsehir-yoresi-halk-oyunlari.html
  • [45] https://www.bakimliyiz.com/turkuler/32087-kirsehir-yoresi-halk-oyunlari.html
  • [46] https://www.turizmtrend.com/turkiye/kirsehir/kirsehir-yoresel-yemekler-4006.html
  • [47] https://www.turizmtrend.com/turkiye/kirsehir/kirsehir-yoresel-yemekler-4006.html
  • [48] https://www.turizmtrend.com/turkiye/kirsehir/kirsehir-yoresel-yemekler-4006.html
  • [49] https://www.turizmtrend.com/turkiye/kirsehir/kirsehir-yoresel-yemekler-4006.html
  • [50] https://www.birdunyabilgi.org/kirsehir-tatil-rehberi
  •  

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış