Mehmet Akif'i Nasıl Anlıyoruz


20.3.2017
Mehmet Akif'i Nasıl Anlıyoruz?
 
     Sınıfa girip yoklamayı aldıktan sonra öğretmenin pat diye " 27 Aralık size neyi hatırlatıyor çocuklar" demesi hepimizi çok şaşırttı. Hiç alışık değildik böyle konuya balıklama dalmasına öğretmenimizin. O güler yüzüyle ve sevgi dolu bakışlarıyla hepimizi tek tek süzmeden asla derse başlamazdı. Garipsedik doğrusu. Herhalde bir bildiği var dercesine birbirimize baktık.
Orta sıranın solunda oturan Ali parmak kaldırıp; "Öğretmenim bu gün İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif’in ölüm yıldönümü" dedi. Hepimiz öğretmenimizin neden böyle bir giriş yaptığını hemen anladık. "Aferin Ali" dedi öğretmenimiz. "Evet, çocuklar bu gün Ali'nin dediği gibi Milli Şairimiz, İstiklal Marşı yazarımız Mehmet Akif'in aramızdan ayrılışının yıl dönümü. Onun için bu gün O büyük insanı anmak ve İstiklal Marşımız üzerine konuşalım istiyorum" dedi. 
     Ben tarih dersine bayılırım. Hele öğretmenimizin anlattıkları beni farkında olmadan başka âlemlere sürükler. Bu gün de onlardan biri olacak sanırım. Öğretmenimiz "Çocuklar şimdiye kadar Mehmet Akif ile ilgili çok şeyler okuduk, dinledik, isterseniz bu gün İstiklal Marşımız hakkında konuşalım" dedi. Bana dönüp "Mustafa, ilk dörtlüğü yüksek sesle oku bakalım." Hemen ayağa kalktım ve gür bir sesle "Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,.." diye tamamladım. Gözleri ile bana teşekkür etti. Öğretmenimin beni çok sevdiğini biliyordum zaten. Ben de onu çok ama çok seviyorum.
     "Evet, şimdi satır satır marşımızı inceleyelim, bakalım ne demek istemiş şairimiz" derken yüzünde o sevecenliğin yerini sanki o günleri yaşıyormuşçasına soylu bir ciddiyet bürüyüverdi. Arkadaşlarım ve ben bildiğimiz kadarıyla konuya açıklık getirmeye çalıştık. Öğretmenimiz hiç birimize kızmazdı. Sabırla dinledi. Zaten diğer zamanlarda da onun öğrencisine sorulan soruları bilmediği zaman kızdığına şahit olmamıştık. "Bilseniz zaten öğrenci olmazdınız" derdi. Ama hele bir yalan söyle de göreyim boyunun ölçüsünü. O sevecenlikten eser kalmazdı yüzünde. Bize el kaldırmaz fakat suratıyla dövmekten beter ederdi. 
     "Sizi dinledim çocuklar, maşallah hepiniz beklediğimden daha fazla bilgiye sahipsiniz. Ancak ben bu gün size biraz farklı bir şekilde anlatmak istiyorum. Hem artık büyüdünüz, konuları daha anlamlı kılmak gerek, değil mi?" derken bizler sessizce "sükût ikrardan gelir" manasında susup arkamıza yaslandık. Nasıl olsa bundan sonrasını öğretmenimiz anlatacaktı. Bakalım bizim bilmediğimiz daha neler varmış.
     “Milli mücadele yıllarımızın nasıl olduğu hakkında önceki derslerimizde yeteri kadar bilgi verdik. Dolayısıyla bu gün o konulara değinmeyeceğiz. Mehmet Akif biliyorsunuz ki İstiklal Marşımızı bir gecede Tacettin Dergâhında yazmıştır. Hatta kalem bulamadığı için o gece bir çivi ile mısraları duvara kazımıştır. Gerek edebi olarak gerekse Milli Marş olarak mükemmel bir eserin bir gecede yazılması, onda başka şeyleri de aramamızı gerektiriyor. Hatırlar mısınız çocuklar Peygamberimiz efendimiz ile Ebubekir efendimiz hicret ederlerken müşriklerin şerrinden dolayı bir mağaraya sığınmışlardı da ikinin ikincisi efendimizin tedirginliğini görünce ona ‘Korkma ya Ebubekir, Allah bizimle’ demişti. İşte aynı duygularla o büyük şair de KORKMA diye başlıyor.”
“Peki neden öğretmenim” dedim. “ Güzel bir soru, aferin Mustafa” diyerek devam etti. “Çünkü Peygamberimiz ve ikinin ikincisi Ebu Bekir efendimiz şayet o gün Allah korusun müşrikler tarafından bulunup öldürülmüş olsaydı bu gün İslam adında bir din olmazdı. İşte benzer bir durum da Türk Milletinin ölüm kalım savaşını, yani Milli Mücadeleyi şair o günkü durumla eş tutarak KORKMA diye başlıyor İstikal Marşına. Çocuklar Türk Milleti Cenab-ı Allah tarafından İslam’a hizmete memur edilmiştir. Şayet Milli Mücadeleyi kaybetmiş olsaydık -Allah korusun- bu gün İslam’ı savunacak bir güç bulamazdık. 
     Konunun anlaşılıp anlaşılmadığını gözleriyle takip ediyordu öğretmenimiz. Abartı olmasın ama biz onunla bakışarak anlaşırdık diyebilirim. Ne demek istediğimizi veya ne demek istediğini tek kelime etmeden anlayabilirdik. Onun içten, samimi ve yürekli duruşu bize hak ettiğimiz bir güven veriyordu. “Hem” dedi “konuya başka bir açıdan yaklaşacak olursak, İstiklal Marşımızı şehitlerimizle Türk Milletinin karşılıklı konuşması şeklinde de okumak gerekir.” Sınıfta hafif bir kıpırdanma oldu. Bu, konunun anlaşılmadığı anlamına geliyordu ki öğretmenimiz hemen açıklama gereği duydu. “Belki yaşınıza uygun değil ama benim sınıfım bunu anlayacak kabiliyette" diyerek konuya giriş yaptı. "Sonuna kadar dinlerseniz anlayacağınızdan eminim. Velev ki anlamadınız, kulağınıza küpe olsun. Bunu söylediğim şekliyle okuyun, değerlendirmenizi bir de bu şekilde yapın.” 
“Milli Mücadele yıllarımızı gözünüzün önüne getirin. Türk Milleti var olma, yok olma mücadelesi veriyor. Sayısını bilmediğimiz cephelerde din için, millet için bıyıkları terlememiş yani sizin yaştaki çocuklar cepheden cepheye koşuyor. Açlık, sefalet, sıla hasreti say sayabildiğin kadar olumsuzlukları. İşte o ortamda şehitler Mehmet Akif’in kalemiyle Türk Milletine sesleniyor: KORKMA… İlk iki dörtlük şehitlerimizin Türk Milletine seslenişi, sonraki iki dörtlük Türk Milletinin şehitlerimize cevabı ve bu şekilde devam ediyor. 
     Zil çaldı. Öğretmenimiz zil çaldığı vakit bizi hiç bekletmezdi. “ Hakkınızı helal edin çocuklar, bir dakikanızı alacağım. Eve gidince söylediklerimi göz önünde bulundurarak İstiklal Marşımızı bir kez daha okuyun ve de hiç olmazsa bu gün Mehmet Akif’in ruhuna bir fatiha okumayı unutmayın” dedi. 

Çanakkale 27/12/2012
 
 
Mustafa Berçin

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


3 Yorum
11.04.2017 - 22:12
Yazı için teşekkürler Mustafa Bey. E- Derginin ilk sayısına yakışan bir yazı olmuş.

12.04.2017 - 09:33
teşekkür ederim üstad.

02.03.2018 - 10:34
yazınız için teşekkürler çok kaliteli bir yazı olmuş emeğiniz için yeniden teşekkürler