Aynalı Kavak Kasrı


21.4.2012

Aynalı Kavak Kasrı

 

Kasımpaşa Hasköy’de yer alan Aynalıkavak Kasrı’nın, ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmemektedir. Evliya Çelebi’ye göre Fatih Dönemi’nde yapılmış,  başka kaynaklara göre ise 1613 yılında Kaptan-ı Derya Halil Paşa tarafından yaptırılmıştır. Evliya Çelebi'nin anlattıklarını bir tarafa koyacak olursak 1613 yılında Kaptan-ı Derya Halil Paşa'nın padişahlara layık ve padişah için bir saray yapılmasını emretmesiyle yapıldığını kabul etmek en doğrusu olacaktır. Has bahçe’deki ilk yapılaşmanın tarihi Fatih Sultan Mehmet dönemine dek inmekte, burada inşa edildiği kesin olarak bilinen ilk kasır ise Sultan I. Ahmed (1603-1617) dönemine tarihlenmektedir. Tarihsel süreç içinde padişahların yaptırdığı kasırlarla gelişen ve “Tersane Sarayı” olarak anılan bu yapılar topluluğu; 17. yüzyıldan başlayarak “Aynalıkavak Sarayı” olarak da adlandırılmıştır

Şimdiki binanın bulunduğu yerin Bizans döneminde imparatorlara ait bir dinlenme yeri bir tür koruluk olduğu anlaşılmaktadır. Fatih Sultan Mehmed’in (1444-1481) İstanbul’u fethinden sonra, Osmanlı sultanlarının da ilgisini çeken bu büyük koruluk alan I. Selim döneminde, tersane inşaatıyla önem kazanmış ve Haliç sahillerindeki  bu koruluk, bahçeleriyle birlikte, "Tersane Bahçesi" adıyla anılmaya başlanmıştır..[4]

Kaptan-ı Derya Kayserili Halil Paşa Tersane Bahçesi'nde padişaha layık bir saray yapılmasını emretmiş ve 1613 yılında sarayın ilk binaları tamamlanmıştır.[1] I. Ahmet’in, Okmeydanı ve Eyüp Sultan'a yakinliği nedeniyle 1614'te yaptırdığı ilk kasırda Sultan (Deli) İbrahim doğmuştur. Sultan İbrahim büyüdükçe, yeni yeni binalar yaptırarak burayı Tersane Sarayı haline dönüştürür. Aynalı kavak kasrının V. Murat ve Sultan İbrahim zamanlarında genişlemeye başladığı  Tersane Sarayı'na rağbet eden bu sultanların zamanında Aynalıkavak Kasrına ilave binaların yapıldığı bilinmektedir. Fakat ilave binalarla genişleyen saray  IV. Mehmet zamanında çıkan bir yangın nedeniyle tamamen harap olmuş ve yeniden yapılmıştır. İstanbul'un en büyük üç sarayından biri olan Tersane Sarayı, Aynalıkavak Sarayı yapılan grubundan  günümüze ulasan tek bina bu günkü Aynalıkavak Kasrı’dır.  1678 yangını sonrasında, onarımlar ve düzenlemeler ile yeni köşkler, kasırlar eklenir. Bu yeni eklenenlerden birisi Aynalıkavak Kasrı’dır.

Haliç kıyılarında inşa edilmiş olan ve 18. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren  Aynalıkavak Kasrı adıyla tanınan yapı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde “Aynalıkavak Sarayı” ya da “Tersane Sarayı” olarak adlandırılıyordu. Çıkan yangınlar sebebiyle büyük tahribata uğramış olan sarayın pek çok yapılar topluğundan, günümüze sadece bu kadarı ulaşabiliştir. 

Tarihi kaynaklar yangından önceki sarayın tüm dairelerinin  Haliç'ten bakıldığında görülebildiğini yazmaktadır. İki katlı Harem Dairesi'nin alt katı baştanbaşa bir camekânla örtülü durumda olan sarayın, Harem ve Mabeyn Daireleri'nin çevresinde çeşitli binalar da mevcuttu. 1730 yılında sarayda bazı onarımlarla birlikte yeni bir Hasbahçe Köşkü de yapılmıştır.[2]

III. Ahmet, Tersane Sarayı'nda zaman zaman oturmuş, Okmeydanı'nda yaptığı sünnet düğününden sonra da haremiyle burada kalmıştır.[3] Aynalıkavak kasrının bu adı almasına sebep olan hadise Lale Devrinde meydana gelen gelişmelerle ilgilidir. Aynalıkavak ismi bahçesindeki kavak ağaçlarının olmasından ötürü olduğu gibi  Pasarofça Antlaşmasıyla Mora’yı Türklere bırakan Venediklilerin antlaşma sonrası Osmanlı Padişah’ı III. Ahmet’e hediye ettikleri aynalardan gelmektedir. Bu adı almasındaki ana sebep sarayın odalarına ve salonlarına yerleştirilen devasa ve çok değerli Venedik aynaları ile ilgili olmalıdır.  Aynalıkavak Kasrı’nın adının ortaya çıkması ile ilgili rivayete göre, Osmanlı’da düz pencere cami üretilemediği için Venedik Doc'unun Sultan'a hediye ettiği kristal Venedik aynalarına yakışan bir kasr yapılmasının istenmesiyle alakalıdır. 1715 Osmanlı Venedik Muharebesi'nden sonra Venedikliler III. Ahmet'e büyük boyda, değerli aynalar hediye etmişler, padişah da bu aynalara yakışan bir saray yapılmasını  ve  kavak boyuna ulaşan bu aynaların o saraya yerleştirilmesini emretmiştir. .[4] Bu aynaları sergilemek için yapılmış olan Aynalıkavak kasrının  çeşitli salon ve odalarına bu aynalar yerleştirilmiştir. Bu nedenle saray, önceleri "Aynalı kavak sarayı", daha sonraları ise "Aynalı Kavak kasrı" adıyla tanınmıştır.[5]

 Saray bütünü içinde yer alan ve Sultan III. Ahmed (1703-1730) döneminde yaptırıldığı sanılan Aynalıkavak Kasrı, Sultan III. Selim (1789-1807) döneminde büyük bir onarım görerek yeniden düzenlenmiş ve bugünkü görünümünü kazanmıştır. Ağırlıklı olarak 19. yüzyıl saray, köşk ve kasırlarından oluşan Milli Saraylar yapıları arasında daha erken dönemlerden günümüze gelmiş tek yapı olan Aynalıkavak Kasrı geleneksel mimarîsi ve dekorasyon özellikleriyle son derece ayrıcalıklıdır..[5]

I. Abdülhamit döneminde ve 18. yüzyıl sonunda,  harap bir durumda bulunan saray, Sadrazam Koca Yusuf Paşa tarafından tamir ettirilmiş  bu günkü hali de bu tamirattan sonraki hal olarak günümüze kadar ulaşmıştır.1792'de Aynalıkavak Kasrı onartılarak “Biniş Kasrı”na dönüştürülür.1799'un Küçük Kaynarca Anlaşması’na ek olan anlaşma, beş yil sonra taraflarca burada imzalanir.19 yy başlarında mekân has bahçe olarak da anılmıştır. Yapı II. Mahmut tarafından Kirkor Balyan’a restore edilmiş; günümüzdeki şeklini ise, III. Selim zamanında almıştır.

Divanhane ve Beste Odası’nda pencere üstlerinden dolaşan bir frizde dönemin tanınmış şairleri Şeyh Gâlib ve Enderûnî Fazıl’ın, kasrı ve III. Selim’i öven şiirleri Hattat Mehmet Esad El Yesârî tarafından ta‘lîk hat ile yazılmıştır. .[4]Osmanlı hanedanlarının sürgün edildiği tariha kadar Saray erkânından bazıları bu sarayda yaşamışlardır.  Abdülaziz'in küçük kızı Emine Sultan ve ailesi bu sarayda en son kalan Osmanlı Hanedan üyelerinden biri olmuştur..[6]

Yapı eğimli bir arazide inşa edilmiş ve bahçesi çeşitli ağaçlarla süslenmiştir. Giriş mekânına bir verandadan girilip, oradan da geniş bir salona geçiliyor. Salonun üç tarafında ipek döşemeli divanlar, duvarlarında ise mavi zemin üzerine altın yaldızlarla yazılmış III. Selim’e ait bir şiir yer alır. Salon üç yönde bahçeye bakan hatlarla bezenmiş pencerelere sahip ve üzeri kubbeyle örülü bir arz odası görünümündedir.[6]

Deniz cephesinde iki, kara cephesinde tek katlı kütlesiyle Osmanlı klasik mimarlığının son ve ilginç yapılarından biri olan Kasır; süsleme açısından da çağının beğenisini yansıtmakta, özellikle besteci Sultan III. Selim dönemi kültürünün pek çok öğesini bünyesinde barındırmaktadır. Bu dönemin özelliği olan revzenli tepe pencereleri, geniş saçaklı çatıları, iç dekorasyonda bulunan yerleşik sedir düzenlemeleri, geleneksel ısıtma biçimini oluşturan mangalları artık yok olmuş bir geçmiş yaşam biçiminin görünümlerini sergilemektedir..[5]

Aynalıkavak Kasrı, Lale Devrinde birçok eğlenceye ve I. Abdülhamit tarafından 9 Ocak 1784 tarihinde Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Aynalıkavak Antlaşmasına da ev sahipliği de yapmıştı

Restorasyonu ve tefriş çalışmaları tamamlanarak 5 Kasım 2010 tarihinde ziyarete açılan Aynalıkavak Kasrı’nın alt katı, Sultan III. Selim’in sanatkâr ve musikişinas kişiliğine uygun olarak tarihî Türk çalgılarının sergilendiği bir müze haline getirilmiştir.https://www.istanbul.net.tr/istanbul_muzeler_detay.asp?id=147

Aynalıkavak’ta kasrında divanhanesinin  gök kubbeyi andıran ahşap kubbelerindeki bezemler birer sanat eseridir. Bu  ahşap kubbeler sarayın  görkemine görkemler katmaktadır. Okmeydanı yönündeki divanhanenin köşeleri pahtli, kare orta mekânın sedirlerle donatılan üç mekânı vardır, dördüncüsü yerine dışarıya büyük bir saçaklı gölgelik eklenmiştir. Divanhane “eksensel” yerleşimin en ucundadır. Gerisinde alışılagelenden daha uzun, daha geniş bir sofa; tüm diğer mekânları iki yanında derler toplar. Bu uzun sofa Haliç yönünde dışa taşırılan bir eyvanla biter. Böylelikle iki yöne bakış sağlanmış olması, kasrın hem “tir” (ok) atma, hem de “Seyr-i donanma” için kullanıldığının bir kanıtı olmaktadır.

Divanhanenin yanındaki arz odası  III. Selim dönemi eğilimlerine, süsleme ve bezeme anlayışına  uygun olarak bezenmiştir. Kasrın, alt katında hizmetliler için yapılmış mekânlar bulunur. Değişik onarımlar geçirmiş olmasına rağmen  III. Selim dönemindeki  halini günümüzde de koruyabilen Kasır bir ara müze  olarak da kullanılmıştır. Bu gün için onarılarak  müze haline getirilmiş ülkemize artık bir müze olarak hizmet etmeye başlamıştır.

Deniz cephesinde iki, kara cephesinde tek katlı kütlesiyle Osmanlı klasik mimarlığının son ve ilginç yapılarından biri olan Kasır; süsleme açısından da çağının beğenisini yansıtmakta, özellikle besteci Sultan III. Selim Dönemi kültürünün pek çok öğesini bünyesinde barındırmaktadır. Öyle ki, bu kültürün başlıca simgeleri olan sedir ve sedirimsi kanepe, mangal kandil gibi mobilyalarla döşeli olan odalar, bugün yok olmuş bir yaşam biçiminin görünümlerini sergilemektedir. Günümüzde bir müze-saray olarak ziyarete açık tutulan Aynalıkavak Kasrı’nın zemin katı, Sultan III. Selim’in besteci özelliği de göz önünde tutularak, Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan görsel kaynaklar ve kimi kurum ve kişilerin armağan ettiği çalgıların bir araya getirilmesiyle “Türk Çalgıları Sergisi” mekânına dönüştürülmüştür. Kasrın bahçesindeyse, özellikle yaz aylarında konuklara yönelik kafeterya hizmetleri, klasik Türk Sanat Müziği örneklerinin seslendirildiği Aynalıkavak Konserleri ile ulusal ve uluslararası nitelikte resepsiyonlar verilmektedir...[7]

Türkiye'nin ilk musiki müzesi olan Aynalıkavak Kasrı'nın zemin katında oluşturulan Musiki Müzesi Türkiye'nin ilk musiki müzesidir. Kendisi de bir musikişinas olan II. Selim ile özdeşleşen bu saray da onun eğilimlerine uygun olarak bir musiki müzesine dönüştürülme fikri ile bu saray Türkiye’deki ilk musiki müze olma niteliğini taşımaktadır. Sarayda III. Selim'in kullandığı veya diğer devirlerden kalan Osmanlı Türk musikisi aletleriyle, devrin zevkini, süsleme ve sanat anlayışını yansıtan çok çeşitli diğer eşyalar da sergilenmektedir.

Aynalıkavak Kasrı, bir zamanlar her iki kıyısı da  yali ve saraylarla dolu olan Haliç'in o parlak dönemlerini günümüze anımsatan tek yapı olarak kalmıştır.

 
    

KAYNAKÇ
1 .Kenan Kutoğlu, Önemli Bir Turistik Mahal Olarak İstanbul ve Milli Saraylar, İstanbul, 1994, s. 174.
2. Haluk Y. Şehsuvaroğlu, İstanbul Sarayları, T.T.O.K. Yayınları, ş.a.y., Eylül/1955, s. 21
3. Nuri Ünlü, Anahatlarıyla İslam Tarihi, Güneş Basımevi, İstanbul, 1884, a.g.e., s. 283.
4. https://tr.wikipedia.org/wiki/Aynal%C4%B1kavak_Kasr%C4%B1
5. https://www.millisaraylar.gov.tr/portalmain/Palaces.aspx?SarayId=3
6. https://www.ibb.gov.tr/sites/ks/tr-TR/1-Gezi-Ulasim/koskler-konaklar/Pages/aynali-kavak-kasri.aspx
7. https://www.istanbul.net.tr/istanbul_muzeler_detay.asp?id=147

 Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim, Tablo, kaligrafi, ebru, Fotoğraf, minyatür, hat, sedef, el işi, oya, bezeme, Telkari, kazaziye  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak, bize başvurarak ESA'da paylaşarak kültürümüze katkıda bulunabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirisiniz.

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış