Küçüksu Kasrı Göksu Kasrı İstanbul


24.11.2012

Dosya:Pa?ac Küçüksu Istambu? RB1.jpg

Küçüksu Kasrı

  • İl il Türkiye
  • Antik Kentler
  • Gezelim Görelim
  • Müzeler
Küçüksu Kasrı veya Göksu Kasrı, İstanbul'un Anadolu yakasında, Anadolu Hisarı’nın güneyinde yer alan Küçüksu semtinde, Göksu Deresi ile Küçüksu Deresi arasında, Boğaziçi'nde Üsküdar-Beykoz sahilyolu üzerinde yer almaktadır.  Küçüksu Kasrı'nın bu günki hali, Sultan Abdülmecit tarafından [1] Nigoğos Balyan'a yaptırılmış, inşaatı 1856 yılında tamamlanmış olan halindedir.  [2]  Eski adı "Göksu Kasrı" olan bu yapı, padişahların, Boğaziçi kıyılarındaki kasırlarından biri olarak kullanılmıştır. Kasırlar sadece hünkârların malı sayılan ve sarayların haricinde inşa edilen, Saraydan küçük,  köşkten büyük olarak inşa edilmiş olan  binalardır. Devamlı ikamet için kullanılmayan kasırların inşaa amaçları padışah ve hanedan üyelerinin zaman zaman dinlendikleri  vakit geçirdikleri yerdir.[2]

Küçüksu Kasrı ve Çevresinin Tarihçesi.

Küçüksu Kasrı’nın bulunduğu yöre İstanbul'un eski gözde mesire ve yerleşim yerlerinden biridir. Yörenin yerleşim tarihi Bizans dönemine dek inmektedir. Osmanlı  döneminde padişahın has bahçelerinden biri olarak kullanılan Küçüksu ve çevresini, Sultan IV. Murad’ın da (1623-1640) çok sevdiği ve buraya “Gümüş Selvi” adını verdiği bilinmektedir. Göksu ve Küçüksu derleri özellikle Lale Dverinde çok sayıda köşkler ve kasrlara dolmuş o yıllarda halkın ve saraylıların başlıca eğlence mekanı olmuştur. Lale Devrindeki ihtişam Yeniçeri isyanı ile biter. Bu isyuyanda Göksu  ve Küçüksu deresi kenarlarındaki muhteşem binalar,  saraylar kasrlar, bahçeler, diğer mekanlar ve köşkler yağmalanıp yakılmıştır.
  [1]  “Bağçe-i Göksu” adıyla geçen yörede 17 Yüzyıl dan,  kimi kaynaklara göre de 18.YÜZYILdan başlayarak çeşitli köşkler ve kasrların yapılmaya başlandığı yazılmaktadır.  Yörede Osmanlı Padışahlarının yaptırtığı ilk yapının  Sultan I. Mahmud (1730-1754) döneminde yapıldığı bilinir. Bundan önce aynı yerde bostancı ocağı bulunduğu, Bostancıların, sultanlara ait has bahçelerini ve Boğaziçi kıyılarını korumakla görevli oldukları bilinmektedir. Divitdâr Emin Mehmed Paşa, padişah Sultan I. Mahmud için bu Hasbahçe’nin deniz kıyısına iki katlı ahşap bir saray yaptırmış, bu yapı Sultan III. Selim (1789-1807) ve Sultan II. Mahmud (1808-1839) dönemlerinde de onarılarak kullanılmıştır. [ 3]
Lale Devrindeki , yeniçeri ayaklanma kanlı bir şekilde sona erdikten sonra, her şey eski haline dönmüş, tahta çıkan  I. Mahmud, Kâğıthane ve civarını imar etme yerine, Boğaziçi kıyılarında dinlenmeyi ve eğlenmeyi tercih etmiştir. Küçüksu, padişahın Boğaz'da en fazla sevdiği semtlerden biri olmuştur. Sadrazam Divitdâr Mehmed Emin Paşa, padişahın bu yöreyi çok sevdiğini farkedince, kendisine bu yörede bir kasır yapılmasını teklif etmiş ve olumlu cevap alınca da, kasrın yapılması için gerekli emir verir.[4]
Mühendis ve şehremini Yusuf Efendi, bir plan hazırlayarak, Küçüksu'da ahşap bir bina inşa etmeye başlayıp bititmiştir. [5] Kasır, 1751 yılında büyük törenlerle açılmıştır.[6]  Kasrın su ihtiyacını gidermek için Kandilli yamaçlarında kuyular kazılmış, terazilerle kasra su getirilmiştir. Getirilen su, kasrın ihtiyacını karşılamakla birlikte, havuz ve sebiller için de kullanılmıştır. Sadrazam, kasrın döşeme masraflarını, Kedhüda Bey, Defterdar Efendi, Reis Efendi, Çavuş Başı, Yeniçeri Ağası, Cebeci Başı, Darphâne Nazırı, Gümrükçü ile Buğdan Voyvodası arasında paylaştırmıştır.[6] III. Selim döneminde Küçüksu Kasrı tamamen tamir ettirilmiş, kasrın önüne büyük bir çeşme yapılmıştır. Kasrın diğer bir onarımı da II. Mahmut devrinde olmuştur. [ 1]

Küçüksu Kasrı, 17. yüzyıl'dan başlayarak çeşitli kaynaklarda Bağçe-i Göksu adıyla anılan hasbahçenin (bugün Küçüksu Çayırı'nın bulunduğu alan) eşsiz doğal güzellikleriyle ilk olarak Sultan IV. Murat'ın (1623-1640) ilgisini çektiği ve 18. yüzyıl başlarında bu çevrede ilk yapılaşmaların görüldüğü bilinmektedir. Sultan I. Mahmut (1730-1754) döneminde Divittar Mehmed Paşa, bu hasbahçenin deniz kıyısına iki katlı ve ahşap bir saray yaptırmış, bu yapı III. Selim (1789-1807) ve II. Mahmut dönemlerinde onarılarak kullanılmıştır.

Sultan Abdülmecit dönemindeyse (1839-1861)  Padişahın emriyle yıktırılmış ve yerine bugünkü kargir yapı inşa edilmiştir. Sultan Abdülmecid (1839-1861) dönemi, özellikle saray ve kasır mimarlığında Batılı biçimlerin tercih edildiği yıllardır. Sultan Abdülmecid, Dolmabahçe ve Ihlamur yapılarında olduğu gibi Küçüksu Kasrı’nın bulunduğu alanda da eski ve ahşap yapıyı yıktırarak, yerine bugünkü kasrı yaptırmıştır. 1857 yılında yapımı tamamlanan Küçüksu Kasrı, 15 x 27 m. bir alan üzerine yığma tekniğiyle ve kâgir olarak yapılmıştır. [ 2]


Özellikleri

             

1857 yılında hizmete giren yeni Küçüksu Kasrı'nın mimarı o devirde yapılan diğer bir çok saray ve kasrı da yapan bir aile olan  Balyanlar'dan  Nikoğos Balyan Kalfa'dır.  III. Selim’in (1789-1807) sultanlığı döneminde adını duyurmaya başlayan  Balyan ailesi, II. Mahmud (1808-1839) ve Abdülmecid (1839-1861) Dönemleri’nde de sultanlar için çeşitli saray, köşk, kasırların yapımlarını üstlenmiş bir aileydi.  Bina  Kâgir, iki katlı ve yığma tekniğiyle, tuğla ve taş kullanılarak  15 x 27 m. bir alan üzerine yığma tekniğiyle ve kâgir olarak yapılmıştır.  Bodrumu ile birlikte üç katlı olan yapının bodrum katı mutfak, kiler ve hizmetçi odalarına ayrılmış, öbür katlarsa bir orta mekâna açılan dört oda biçiminde düzenlenmiştir. Her oda, hem hole, hem de arkasındaki diğer bir odaya açılır. Denize bakan odalarda iki, kara tarafındakilerde ise bir bulunur.[8]  Bu özelliğiyle geleneksel  Türk evi plan tipini yansıtan yapı, dinlenme ve av için kullanılan, bir "biniş kasrı" niteliğindeki yapı devlete ait diğer saray yapılarının tersine yüksek duvarlarla değil, dört yönde kapısı olan ve döküm tekniğiyle yapılmış zarif demir parmaklıklarla çevrilidir. Sultan Abdülaziz döneminde (1861-1876) cephe süslemeleri elden geçirilen yapı, zaman zaman çeşitli onarımlar görerek günümüze ulaşmış, ancak bu arada eski saraydan kalan ve çeşitli işlevlerdeki ek yapılarını yitirmiştir.

Kabartmalarla süslü ve hareketli deniz cephesinde, bu cepheye yaslanmış şadırvanlı küçük havuzunda, merdivenlerinde çeşitli batılı süsleme motifleri kullanılmıştır. Oda ve salonlar değerli sanat eserleriyle döşenmiş, bu iş için Viyana Operası dekoratörü Sechan görevlendirilmiştir. [1]

Uzun kenarı denize paralel, dikdörtgen planlı bir yapıdır. Yerden 3m kadar yüksekteki bir alt bölüme oturan iki kattan oluşur. Deniz cephesi üç düşey parçaya ayrılmıştır.; bunlardan ortadaki düz, yanlardaki dışbükeydir. Orta bölümde bulunan kapıya, at nalı biçimli, iki kollu görkemli bir  mermer merdivenle ulaşılır. At nalının iki kolu arasında fıskiyeli  mermer  bir havuz yer alır. Giriş bölümü dört sütunun taşıdığı kemerli bir sahanlığın gerisine doğru çekilmiştir. Zemin katta boydan boya ikişer balkon vardır. Üst kattaki konsollara taşıtılmış, zemin kattaki ayaklara oturtulmuştur. Yapının bütün cepheleri, en tepede konsollar üstünde ileri taşan ve çatıyı gizleyen bir parapet duvarıyla sona erer. [1]

Oda ve salonlar değerli Sanat  eserleriyle döşenmiş, Avrupa’dan sipariş edilen mobilyalara yer verilmiştir. Alçı kabartma ve Kalemişi süslemeli tavanları, bir şömine müzesisini andıran birbirinden farklı renk ve biçimde İtalyan mermer İşçiliğiliyle yapılmış şömineleri, her bir odada ayrı süslemeli ve ince işçilikli parkeleri, Avrupa üsluplarındaki mobilyaları, halı ve taplolarılarıyla zengin bir  Sanat müzesi niteliğindedir.   [ 2]

Kasrın ısıtma düzeni, deniz tarafındaki odalarda çift, kara tarafındaki odalardaysa tek olarak yerleştirilmiş şöminelerle sağlanmıştır. ?öminelerin mermerleri İtalya’dan getirilerek her odada farklı renk ve desende şömine kullanılmıştır. Yapının ikinci katına, iki yarım daire kolla başlayıp bir ara sahanlıktan sonra düz biçimde yukarıya görkemli bir merdivenle ulaşılmaktadır.  [9]

Alçı kabartma ve kalem işi  Süslemeli tavanları, bir Şömine müzesini andıran birbirinden farklı renk ve biçimde, değerli İtalyan mermerleriyle yapılmış şömineleri, her bir odada ayrı süslemeli ve ince işçilikli parkeleri, çeşitli Avrupa üsluplarındaki mobilyaları, Halı  ve tablolarıyla eşsiz bir sanat müzesi niteliğindeki Küçüksu Kasrı, Cumhuriyet Döneminde de bir süre devlet konukevi olarak kullanılmış ve günümüzde bir müze-saray işlevi kazanmıştır.

Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün ilgisini çeken yapılardan biri olan yapı  Atatürk’ün İstanbul'da bulunduğu süreler içinde çalışma ve dinlenme amacıyla kullandığı  yerlerden birisi olmuştur. Kasr özellikle Hereke halıları bakımından zengin bir kolleksiyona sahiptir.  1994 yılında kapsamlı ve çağdaş bir restorasyon gören Küçüksu Kasrı, halkın ziyaretine açık tutulmakta, hemen yanıbaşındaki iskeleyi, çeşme meydanını ve özgün bahçesini tarihsel ve eskiden olduğu gibi halkın eğlenip dinlenebildiği bir mesire kimliğine kavuşturma çalışmaları sürmektedir. Bu çalışmalar sona erdiğinde, yapının bahçesi diğer saray, köşk ve kasırlarımızda olduğu gibi ulusal ya da uluslararası nitelikteki resepsiyonlara ayrılacaktır.

Küçüksu Kasrı’nın, Cumhuriyet döneminde bir süre devlet konukevi olarak kullanılmış olduğu bilinmektedir. 1992 yılında başlatılan kapsamlı bir restorasyon projesiyle Küçüksu Kasrı’nın denize kayması engellenerek, 1996 yılında yeniden  Müze-Saray  olarak ziyarete açılmıştır.   [2 ] Küçüksu Kasrı, yenilenen iskelesi ve çeşme meydanı ile Boğaz kıyısında bir dinlenme mekanı olarak da hizmet vermeye başlamıştır. Kasr daki rıhtım bölümünde düğün organizasyonları  için izin verilmektedir. [10]

   

Ziyaret Gün ve Saatleri:

Pazartesi, Perşembe günleri dışında her gün,
01 Ekim-28 Şubat tarihlerinde 09.30-16.00,
01 Mart-30 Eylül tarihlerinde 09.30-17.00 saatlerinde ziyarete açıktır.
Ücretlidir:


Kaynakça
  1. https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BC%C3%A7%C3%BCksu_Saray%C4%B1
  2. Önder, Mehmet (1999) (Türkçe). Türkiye Müzeleri. Ankara: Türkiye İş Bankası. ss. 231. ISBN 975-458-044-8.
  3. https://www.millisaraylar.gov.tr/portalmain/Palaces.aspx?SarayId=7
  4. Kenan Kurtoğlu, Önemli Bir Turistik Mahal Olarak İstanbul ve Milli Saraylar, İstanbul, 1994, s. 167.
  5. Şahsüvaroğlu, İstanbul Sarayları, s. 28.
  6. Nebil Fazıl Alsan, Şair, Edip ve Tarihçi Kalemiyle İstanbul, İstanbul, 1973, s. 33.
  7. Çelik Gülersoy, Küçüksu, İstanbul, 1985, s. 88.
  8. Çelik Gülersoy, Küçüksu, İstanbul, 1985, s. 86.
  9. https://www.ahisar.com/dagarcik/tarihi-dokumalariyla-kucuksu-kasri.html, Son Erişim, 21-8 2012
  10. https://dugun.com/dugun-mekanlari/istanbulda-tarihi-mekan-kasir-saray-dugunleri-fiyatlari/154, Son Erişim, 21-8 2012

 Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim, Tablo, kaligrafi, ebru, Fotoğraf, minyatür, hat, sedef, el işi, oya, bezeme, Telkari, kazaziye  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak, bize başvurarak ESA'da paylaşarak kültürümüze katkıda bulunabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirsiniz.

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış