BATMAN KARDEŞLİK ŞİİRLERİ YARIŞMASI KİTABINA ÖNERİLEN ŞİİRLER LİSTE 1


Esa
9.7.2017
Bu sıralama  Puan Sıralamasına göre değil gönderilme sırasına göredir. 
 
1 YOLA ÇIKTIK BARIŞ İÇİN BİRLİKTE   Ozan Mizani (Taner Karataş)
 
Bir mumda barışa biz yakmak için
Yola çıktık barış için birlikte
Birlik beraberlik haykırmak için
Yola çıktık barış için birlikte
 
Bizimde çorbada tuzumuz olsun
Arzumuz ülkemiz huzuru bulsun
Ecnebiler bizi hep örnek alsın
Yola çıktık barış için birlikte
 
Gel kardeşim gidiyoruz Batmana’a
Engelmi var güzelliği tatmana
Gezip görüp yaşamına kat mana
Yola çıktık barış için birlikte
 
Hasret kaldık huzur gelsin ülkeme
Çaresiziz Hızır gelsin ülkeme
Halden bilen nazır gelsin ülkeme
Yola çıktık barış için birlikte
 
Beraber el ele verip barışa
Tüm insanlar barış için yarışa
Halaylar zılgıtlar sazlar karışa
Yola çıktık barış için birlikte
 
Terörden yanıyor canımız bizim
Şehitsiz geçmiyor günümüz bizim
Dünyaya nam salsın ünümüz bizim
Yola çıktık barış için birlikte
 
Mizani yapalım barışa çağrı
Sardı vücudumu dinmeyen ağrı
Birlikte yapalım ne ise doğru
Yola çıktık barış için birlikte
 
 
2 GELİN CANLAR BİR OLALIM   Köksal ÇENGİZ(Niyazkâr)
 
Rabb’im birliğine zeval vermesin!
Ne dil kalır, ne din kalır bölende…
Düşmanların hiç gün yüzü görmesin!
Fırsat verme bağrımızı delende…
 
Bizi sevmiş, kul eylemiş Yaradan,
Habib’ine teslim etmiş sıradan,
Hikmet ile ayır akı, karadan,
Tefekkürle deryalara dalanda…
 
Kur’an ve Sünnet’in hadimi ceddin,
Alperenleriydi nice serhaddin.
Aş nice surları, aşmadan haddin!
Bir gün sana cenkte sıra gelende…
 
Sendedir imânın kâmili, hası,
Zikrinle silinsin günahın pası.
Çağır imdadına Hızır, İlyas’ı,
Ne ki bir zor ile darda kalanda…
 
Küskünler barışsın, canlar birleşsin,
Ümit fidanları aşkla gürleşsin,
Gönlümüzde muhabbetler yerleşsin,
Ruhumuzdan gam, kederi alanda...
 
İnançlı yüreğe şüpheyi sokma!
Yaptığın bir hayrı hiç başa kakma!
Ömrün kazancını mahvedip, yıkma!
Nefsin can özüne benlik salanda…
 
Hak ve hakikatle bir olsun işin,
Helal kazanç ile ballandır aşın,
Nevbahara dönsün, zemheri kışın,
Mazlumlar kurtulup, huzur bulanda…
 
Kuvvetlendir milli birlik bağını!
İmrendir kendine, hasım çağını!
İndirme göklerden Al Bayrağını!
Ezan sesi ruhumuza dolanda…
 
Ecdadın kanıyla sulamış yurdu,
Huzurla yaşamış kuşuyla, kurdu,
Milyonlar sefere hazır bir ordu,
Kös vurulup, nakkareler çalanda…
 
İki asır ben bu dertle yanarım,
İlletimi azdırmayın, kanarım.
Çağlayarak aksın sevgi pınarım,
Can canana kavuşanda, gülende…
 
Dağların bir güzel, gölün bir güzel!*
Bülbülün bir güzel, gülün bir güzel!
Zeybek, Horon, Bar’da, hâlin bir güzel!
Davullar çalınıp toylar olanda…
 
Bir yanda Sakarya, bir yanda Fırat,
Köroğlu seslense, şahlanır kırat!
Âşıklar doyunca almaz mı murat?
Ebedi vuslata karar kılanda…
 
Nebi’ler diyarı Anadolu’muz,
İki Halife’den sufi kolumuz,
Eyüp’çe sabreder dertli kulumuz,
Tevekkül eyleyip Hakk’ı bilende…
 
Resul’ün Hadis’i, Sahabe izi,
Çağırır mümince birliğe bizi,
Türk’e kardeş Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i,
Şehit olur Allah için ölende…
 
Yesevi dedenin ırmağına koş!
Mevlana’yla durul, Yunus ile coş!
Manevi makamlar asla kalmaz boş!
Tanırsın onları hüznün silende…
 
Gel Niyazkâr çok eyleme kelâmı!
Dosttan esirgeme Yüce selâmı!
Huzur mu dilersin, yoksa bela mı?
Uhuvvetle biter kahrın, çilen de.
         
 
3 KARDEŞİZ BİZ                 Salih Özel (Evreni)
 
Ümmetin bölünmesi dinmez sancıdır bize. 
Vatansız kalamayız; büyük acıdır bize.
 Komşunun kadınları ana, bacıdır bize.
 Âdetimiz, töremiz, örfümüz kardeş bizim.
 
Kemençe, tulum çalsa Güney'in kanı kaynar. 
Davul, zurna sesinde Karadenizli oynar. 
Türküyle eğlenirken barakla içi yanar. 
Halayımız, barımız, türkümüz kardeş bizim. 
 
Köroğlu destanında yüreklerimiz coşar. 
Karac’oğlan dinlerken gönüllerimiz taşar. 
Ezo Gelin denince bu millet hüzün yaşar. 
Destanımız, anımız, öykümüz kardeş bizim.
 
 İslam çimento oldu temelde taşımıza, 
Bir garibin hakkını katmayız aşımıza. 
"Allah’ın emri" deyip takarız başımıza, 
Başörtümüz; poşumuz, börkümüz kardeş bizim. 
 
Dicle ile Fırat'ın kardeşi Harşit Çayı. 
Çaydan sonra içeriz bizler leziz mırrayı. 
Komşumuzla böleriz cepte gümüş akçayı.
Servetimiz, malımız, mülkümüz kardeş bizim.
 
Damat Gümüşhaneli; gelinimiz Batmanlı. 
Kardeşlik kültürünü verdi bize Osmanlı. 
Devlet çınarımızda gövde farklı katmanlı; 
Yaprağımız, dalımız, kökümüz kardeş bizim.
 
Bu birlik tutkusuyla dolu gönül kabımız.
Laz, Çerkez'in derdiyle dertlenir Arab'ımız. 
Konu vatan olunca kefendir esvabımız. 
Elbisemiz, hırkamız, kürkümüz kardeş bizim. 
 
Kara Hasan Hatay'da, Sütçü İmam Maraş'ta, 
Çerkez Ethem Ege'de vuruştu bu savaşta. 
Doğusu, batısıyla var olduk hep yarışta. 
Şimalimiz, garbımız, şark'ımız kardeş bizim. 
 
Bu nasıl bir kardeşlik, asla bilemezsiniz! 
Bu milleti ağlatıp sizler gülemezsiniz! 
Boşa hayal kurmayın, bizi bölemezsiniz! 
Arab’ımız, Kürd’ümüz, Türk’ümüz kardeş bizim. 
 
Diyarbakır, Batman'da, Antep, Urfa kentinde, 
Bu millet hüzünlenir fasl-ı nihaventinde. 
Uzun lafın kısası ve en nihayetinde, 
Şiirimiz, dilimiz, şarkımız kardeş bizim.
 Bozlağımız, koşmamız, türkümüz kardeş bizim.
 
4 BARIŞ VE KARDEŞLİK   :              Ulvi Yürük
 
Muhabbet edelim, meşke doyalım,
Barış ve kardeşlik bizimle olsun.
Zulüme birlikte karşı koyalım,
Barış ve kardeşlik bizimle olsun.
 
Fakirin urbası, zenginin kürkü,
Aleviyle Sünni, Kürt ile Türk’ ü,
Beraber söylensin bir güzel türkü,
Barış ve kardeşlik bizimle olsun.
 
Göçmeni, Manav’ı, Çerkez’i, Laz’ı,
Kardeşçe yaşamak alnında yazı,
Birlikte çalınsın dostluğun sazı,
Barış ve kardeşlik bizimle olsun.
 
İnsana yardımla çıkılsın yola,
Gönüller sevgi ve şefkatle dola,
Yurdumun insanı girsin kol kola,
Barış ve kardeşlik bizimle olsun.
 
Kanayan yaralar candan sarılsın,
Muhtaca yardıma her an varılsın,
Kutsal değerlere sadık kalınsın,
Barış ve kardeşlik bizimle olsun.
 
Komşu ülkelere destek verilsin,
Sığınan göçmene kanat gerilsin,
Onlarda insandır artık görülsün,
Barış ve kardeşlik bizimle olsun.
 
Düğünde birlikte çekilsin halay,
Barışın diliyle anlaşmak kolay,
Bitsin artık terör, olmasın olay,
Barış ve kardeşlik bizimle olsun.
 
Allah’ ın kuluyuz, aynı ırkımız,
Hepimiz insanız, yoktur farkımız,
Dostluk için dönsün gönül çarkımız,
Barış ve kardeşlik bizimle olsun.
 
5 EMN Ü EMAN      Muhammed Bizar
Ben bir şair değilim, hele erbab-ı lisan
Belki bundandır eksik, dilimde bab-ı ihsan
 
Kalbimden hançereme el veren yolda iblis
Pusu kurmuş çetince, zelil hor dest-i necis
 
Fehmden değilim yoksun, örmem başına bela
Paylarım da eylemem, bir şehid-i kerbela
 
Yarsan göğsümü bir an, nedir ifrat ü tefrit
Elinden öper belki, kalbimde yatan beyit
 
Sükût karz-ı hasenim, hatta cihadım benim
Cehlime liman ol da, susayım elif lam mim
 
Dilimden ikrah ettim, sana helaldir gayrı
İlmince kesiver de, öğrensin şerri hayrı
 
Gönlüm sana muhacir, bırakma beni bizar
Tebessüm et bileyim, ne yapar imiş ensar.
 
6. BEREKETLİ HİLALİN TÜRKÜSÜ  :            Ömriye Karataş
çocuk yaz boyu çevirdi topacını
kadın kedilere süt verdi
yabanıldılar dilini sevgiyle barıştırmayanlara
çürük değerlerden arınıp sığındılar kardeşlik türkülerine
çocuğun gülüşü özgür
kadın  koza içinde suskun
çocuk  turna kuşlarının  şarkılarındaydı
           kadın  mayısların deli baharlarında
    kanadı  sözcükler zamansız ve  apansız
yüzyıllar boyu
kardeş türküler söylendi bereketli hilalde
 
bulvara bakan pencerede bekleyen kim
 kanıyor ebruli kent
gözlerinde çakıl mavisi zaman
eskidi kardeşlik türkülerimiz tanrı enkidunun   dilinde
barışa dair o billuri söz
kuşlar ürkek geçtiler
böğürtlen kokulu sevdalardan
yüzyıllar boyu
kardeş türküler söylendi bereketli hilalde
 
 
                                                                     son yazdı
toy kanatlarında ilkel tanrıların buyrukları
ayinlerde yenik ergen savaş tanrıları
özgür  rüzgar gülümüz
patikada uçarı bisikletimiz
kumral çocuk sallanıp duruyor  boş salıncaklarda
yüzyıllar boyu
kardeş türküler söylendi bereketli hilalde
yaşamak hür nefeslerle
yaşamak barışa adanan zeytin dalıydı
 
gözlerini kapat bu sanrıya
zeytin dallarını düşleyen çocuk
alma eline tahta tüfekler
bahar yeni goncalar verecek
ıhlamur yeşili bozkırlarda
uçuşan kelebekler konacak ellerine
armalar armalar
kozamın içinden çıkıp
gömeydim sizi  buzul göllerine
 
yoksulluk ve yaban gülleri gözlerinin boşluğunda
başımızda ulu uğultular
kozalarda sakla beni çocuk
uzun konuşuyor fırtınada karda üşümeyenler
kurşun askerler alma bana anne
turna kuşlarını  sayacağım hasankeyfte
çakıl taşları doldurma ceplerime
bırak meleklerim olmasın
berjer koltuklarımız olmasın
yitik bir mezopotapmya masalı gibi dalarız sonsuz uykulara  
yüzyıllar boyu
kardeş türküler söylendi bereketli hilalde
 
 
kırmızı fener alayları al bana anne
pullu arabalar
yakamoz ışıltılı deniz kızları
hasankeyften kara bir gül
kör bir kayıkçı değilim
badem çiçeklerinin kanlı temmuzlarda açmadığını bilirim
tahta tüfekler alma bana anne
 
saçları saman sarısı çocuğum daha
pagan ayinlerde savaşlarda  yerim yok
kozalar içinde sakla beni
barış manço şarkılarıyla kelebek olacağım yarınlara
patikada seyirten güvercin gücenik rüzgarlar takmış kanatlarına
sarınıyorum mor harmani hüznümü
birazdan çıkacağım sokağın oyunlarına
ellerime paslı silahlar verme anne
ürkütülmüş ağıtlı bir çiçeğim
aryalar kanatıyor kalbimi
yüzyıllar boyu
kardeş türküler söylendi bereketli hilalde
 
 
nar çiçeklerine boyandı  sokağın ardı
serçeler kondu sunaklara
sağım solum sobeli  mavi
aynalarda  maskeli palyaçolar
pilot amcalar  bombalıyor şehirleri
lavanta kokulu eteklerine sığınıyorum annemin
kapat akasya bahçelerinin kapılarını anne
kedilerine sığın
 
tuvalime mezarlık bekçileri çizmeyeceğim
postallar aylak adamlar yargıçlar
melon şapkalar tanklar paletler  çizmeyeceğim
tuvalime mavi yelkenler
ayçiçekleri
güvercinler
 halfetinin güllerini
 çizeceğim
anne kaf dağının mutlu çocuklarına
 rengarenk düşlerle
 kardeşlik  masalları anlat haydi
 
armalar
armalar
 gömeydim sizi  buzul göllerine
armalar
armalar
 ataydım ölüm askılarınızı tanklarınızı
tüfeklerinizi mengenelerinizi tahta köprülerden
 
havalandı
 saçaktan savaş sonrası  beyaz güvercin
belli ki başka  bir ülke arıyor özgürce kanatlanacak
çocuk yaz boyu çevirdi topacını
kadın kedilere süt verdi
çocuk kozasından çıktı
 kadın yitik mezopotamya masallarından
kadın ve çocuk
dilini sevgiyle barıştırmayanlardan uzaklaştılar
yüzyıllar boyu
kardeş türküler söylendi bereketli hilalde
 
 
7. BİRLİĞE ÇAĞRI Haşim Kalender
 
Bağlar var ki demir perçin vurarak
Zulümlere dur demeli kardeşim
Yan bakılsa en ön safta durarak
Vatan için vur demeli kardeşim
 
 İlim öğren cehaleti yenerek
Bayram edek içimize sinerek
 İyilerle iyi ata binerek
Hedef birlik sür demeli kardeşim
 
Tut elimde korkaklığı öldürüp
Öl ağlama düşmanları güldürüp
Birleşerek sınırları kaldırıp
Dünya bize dar demeli kardeşim
 
Tek vücut uz rehberimiz kuransa
Üstünlükler takvadadır şeransa
Allah için cepheye er aransa
Bir ağızdan var demeli kardeşim
 
 Ben susarım ses yükselir çatıda
Oyun süsler çadırı da, yatı da
Örnek idik örnek aldık batıda
 Taklitçilik ar demeli kardeşim
 
Bayrak bilmez cehli ile azanda
Terör besler köhneleşmiş düzen de
Sabilerin kanlarında yüzende
Hesabını sor demeli kardeşim
 
Yeter gayri yalanlarla yorulduk
Allah-hu Ekber’le vurduk vurulduk
Coşkun seldik çağlamayız durulduk
Bölünmüşlük kor demeli kardeşim
 
Ateşe ver kin garezi yığarak
Yaşamalı ta yeniden doğarak
Fitneleri hoşgörüde boğarak
Vatan bize yar demeli kardeşim
 
Türk milleti kaldır da bak peçeni
Bayrak sarar aşk badesin içeni
Kürdü, Laz’ı, Çerkez’i ve çeçeni
Sarılmalı sar demeli kardeşim
 
Arakanda, Çin’de dinim kusur da
Kalender’im zirveler bu asırda
Filistin’de, Suriye’de, Mısır’da
 Kardeşlerim hür demeli kardeşim
 
8. Barışa Doğru   Mustafa BERÇİN
 
Dinsin bu ağıtlar, dinsin gözyaşı
Yürüyelim dostlar barışa doğru.
Kahrolsun uşaklar, yılanın başı
Yürüyelim dostlar barışa doğru.

Affeden büyüktür, af dileyenden
Mazlum Hakk’ a yakın kin bileyenden
Düşküne kanat ger tut bileğinden
Yürüyelim dostlar barışa doğru.

Acılar bizlerin paylaşmak gerek
Analar ağlasın, yansın mı yürek?
Kardeşliğin kıymetini bilerek
Yürüyelim dostlar barışa doğru.

Kim horon tepemez, kim halay bilmez
Neden hep ağlarız yüzümüz gülmez!
Bu vata uğruna Kürtler mi ölmez?
Yürüyelim dostlar barışa doğru.

Serin sularında Munzur’un çimmek
Yaylasında koşup atlara binmek
Nemrutta güneşin doğuşun görmek
Yürüyelim dostlar barışa doğru.

Ortak payda vatan, bayrak ve dildir
İzmir nasıl ilse, Şırnak da ildir
Başka diyen ya haindir, ya eldir
Yürüyelim dostlar barışa doğru.
 
Anadolu gövdem, Rumeli başım
Paylaştıkça artar azığım, aşım
Türkmen'im, Gakkoş'um, Zaza,m,  Dadaş'ım
Yürüyelim dostlar barışa doğru.
 
Oyuna gelmeyin sakın oyuna
Biz yattık siperde koyun koyuna
İslam barış dini, girip suyuna
Yürüyelim dostlar barışa doğru.
 
Bir meşale yakıp Batman ilinden
Kurtulalım artık nefret dilinden
Çanakkale ruhu tutsun elinden
Yürüyelim dostlar barışa doğru.
 
 9.  KARDEŞLİK TÜRKÜSÜ  Ahmet Süreyya DURNA
 
Barış güvercinleri kanat çırpsın havada,
İnsanlar birbirine zeytin dalı uzatsın.
Mutluluk belirtisi görülsün her yuvada,
Gülmeyi unutanlar hayata neşe katsın;
 
Umutlar filiz versin,
Çorak yerler yeşersin,
“Yediveren” kök salsın,
Kardeşlik baki kalsın.
 
Huzur ile açılsın dükkânlar darabalar,
Kaynaşsın kucaklaşsın aşiretler obalar,
Ağlamasın analar, üzülmesin babalar,
Çocuklar geceleri kaygısız rahat yatsın;
 
Taklar kurulsun hem de,
Baştanbaşa ülkemde,
Bayram davulu çalsın,
Kardeşlik baki kalsın.
 
Devâsa zorlukların üstesinden gelelim,
Başarı bir toplumun “yüz akı”dır bilelim,
Kendi yörüngemizde sevelim sevilelim,
Gönül bezirgânları tebessümle gül satsın;
 
Aradaki ünsiyet,
İyi huy, iyi niyet,
Hâle hâle çoğalsın,
Kardeşlik baki kalsın.
 
Duyarlı yüreklerin toplu vurduğu anda,
Dostluk köprüleriyle engeller aşılanda,
Çare bekleyenlere derhal ulaşılanda,
Herkes düşkün birine omuz verip el atsın;
 
Hâl hatır sormak için,
Menzile varmak için,
Tüm kervanlar yol alsın,
Kardeşlik baki kalsın.
 
Edirne’den Kars’a dek, yöresiyle yanıyla
Doğu, batı fark etmez; İzmir’iyle Van’ıyla
Sinop’tan, Antalya’ya; Konya, Karaman’ıyla
Yurdum, birlikteliğin tulum hazzını tatsın;
 
Mecnunca mest olanlar,
Sevdaya tutulanlar,
“Deryayı aşk”a dalsın,
Kardeşlik baki kalsın.
 
Tasada ve kıvançta bu ülke bizim elbet,
Ayrışır mı vücuttan, örtüşen kemikle et?
El-âlem anlasın ki kavil kararımız net,
Ayrılık gayrılıklar yerin dibine batsın;
 
Görünmez kazalardan,
Meş’um arızalardan,
Milli bünye sağalsın,
Kardeşlik baki kalsın.
 
Anadolu kucağı tarihteki yerimiz,
Islatmış toprakları kanımızla terimiz,
Söylensin armoniyle ortak türkülerimiz,
Bağrı yanık ozanlar biraz da keyif çatsın;
 
Fırat mahzun akmasın,
Dicle bendin yıkmasın,
“Vuslat”ta karar kılsın,
Kardeşlik baki kalsın.
 
         
 10.  SÜT KARDEŞİM KAN KARDEŞİM        Ümmet Caner
 
Yıkılacaksa bırak felek yıkılsın,
Denizler göller kurusun, sevgi pınarı kuruyacaksa…
 
Şimdi ben nasıl atarım seni, nasıl?..
Kim bilir kaç kez geçmişim Kömür Han Köprüsü’nden,
Harput’ta, Beyhan’da, Hasan Keyf’te eyleşmişim.
Kırk yıl hatırı olurmuş ya bir fincan kahvenin,
Oysa ben çok ekmeğin yemiş, suyun içmişim.
Ömrümün en serin tebessümleri hâlâ,
Işıldar durur bak gözlerimde,
Ve hâlâ burnumda tüter,
Oğul, kardeş, arkadaş bilinmelerim. 
Şimdi ben nasıl kıyarım sana,
Nasıl vazgeçerim…
 
Hani bir zaman birlikte büyümüş, 
Birlikte ağlayıp, gülmüştük ya…
Aynı sokağın taşlarında yarılmıştı ayaklarımız
Yaralarımız kabuk bağladığında,
Ben seninkini, sen benimkini yolmuştun hani.
Hey be gözünü sevdiğimin,
Susuzluk bir yandan, sıcak bir yandan,
İçimizden taşan çocukluk bir yandan… 
Bir zaman Aydın’da pamuk tarlasında,
Elimizde kupkuru yufka ekmeği, 
Yanaklarımız kirli yüzümüz güleç,
Rüzgârın ninnisinde uyutup annelerimizi,
Hani Menderes’in söğütlerine yaslanmıştık ya...
Senin susuzluğun ben olmuştum, benim ki sen…
Hadi gel!... 
 Yavan sulara kanma.
 
Şimdi anamızın dili başka mıdır?
Başka mıdır ağıtlarımızın yankısı…
Ya bin yıldır vatan bildiğimiz Anadolu’nun,
Göğsünden emdiğimiz ak süt…
Sadece tavuklarımız karışmadı bizim. 
Dalgalansın diye göklerde ay yıldızlı al bayrak,
Antep’te, Çanakkale’de, Sakarya’da,
Kanları canları da karıştı atalarımızın.
Senin rengin ben olmuştum, benim ki sen…
Hadi gel!.. 
Başka renklere boyanma.
 
Söyle, aynı gökyüzünden düşmez mi bağrına,
Oynadığımız kar, ıslandığımız yağmur dünyanın… 
Aynı güneş ısıtmaz mı havayı suyu,
Ve aynı ateşte pişmez mi ekmeğimiz aşımız.
Halbuki şu üç günlük dünyada,
Aynı dili konuşanlar değil,
Aynı duyguyu paylaşanlar demez mi Mevlana.
Senin sırtın ben olmuştum, benim ki sen…
Hadi gel!... 
Kuru dallara dayanma.
 
Bırakalım gayrı şu nefreti,
Alevi-Sünni, Türk-Kürt dediğin nedir ki?..
Hepimizin mayası balçıktan değil mi?
Değil mi ki etten kemiktendir elbisemiz.
Gel benim süt kardeşim, kan kardeşim!...
Çocuklar yetim, kadınlar dul kalmasın gayrı,
Gayrı babasız doğmasın bebelerimiz.
Şairler kahredip şu anlamsız yangına,
Göklerden hüzün sağmasın. 

Yıkılacaksa bırak felek yıkılsın,
Denizler göller kurusun sevgi pınarı kuruyacaksa. 
Kırılsın bütün dalları dünyanın,
Eğer ki bir gönül kırılacaksa.
 
Senin cennetin ben olmuştum, benim ki sen…
Gel!.. 
Hadi gel!... 
Ben de yanmayım, sen de yanma…
 
 
        
 
11. BİR KARDEŞLİK TÜRKÜSÜ YA DA HİÇ  :    Muhittin Bulut
BİR KARDEŞLİK TÜRKÜSÜ YA DA HİÇ
~~“müminler ancak kardeştirler…”
Bir nida yükseldi kalbimizin ta içine/en derine
ve bizler kardeş kılındık
ve ayet ayet bir çağrı süzüldü ücralarına ruhumuzun
sustu martılar sonra
denizlerden yükselerek sustu göğe doğru
kelebekler sustu karanlıklar sustu
göğe doğru arttı boşluklar
arındı suretlerden sema
kâinat sustu gök sustu bir beniâdem sustu
ezanlar aktı minarelerden fevç fevç 
aktı dalga dalga gökten suskunluk
karıştı suskunluğa diller
sen ve ben yok artık lügatimizde kardeşim
Evs ve Hazrec kabileleri yok artık
kıyamdan secdelere omuz omuza kalan biziz
kalan biziz artık kardeşlik şiirleri okuyan
ve biziz kalan
bir ormanda aynı havayı en derinden soluyan.
 
Görünce göz, kelimeler değince tene
ten gönülden ne kaçar/kim anlar/neyi kim bilir
iyi niyetler geçer mi günahkâr bedenlere
abdestsiz çehrelere hoşgörü siner mi
ellerimiz arasındaki kardeşlik akar mı gönlümüzden
kim anlar
neyi kim bilir
harfler elimde saklı/ağzımda birikti cümleler
bir manaya henüz girdim/kekeme oldu dilim
suretlerden vazgeçmedim daha kapının eşiğindeyim
titredim ölü atlar gibi
uykusunu böldüm yorgun bedenimin
kardeşçe yokuşa tırmanan karıncalar gördüm sonra
ve kuşlar göğün kalbini yarıyordu birlikte
/anladım
ve anladım nedir hicret
ne demekmiş “la tahzen!”
kardeş olmak ne demekmiş/anladım
ve ruhumun o tarifsiz yalnızlığında
sığınmak ne demekmiş ürkek bir çocuğun bakışlarına
yağmurlara bulutlara uzaklara…
 
Ve sonra
ve sonra karanlıklara karıştı kardeşlik türküleri
masmavi denizlere aktı kelimeler
ve harfler birer birer iltica etti kardeşlik divanına
ve ben mülteci olmak ne demekmiş
/anladım.
 
II.
Kardeşim, kardeşlerim!
diyerek haykırdım dibinden denizin
bekleyin sağanak yağmurlar geliyor bekleyin
bir şimşek bir gürültü ve sonra rahmet akacak belli
çocukların duruşundan belli/güllerin soluşundan
uzun uzun ve içli ağlıyor çocuklar
ve yapraklar hınçla yere değiyor
çocuklar suskun/konuşmuyor
sitemkar anne evlada
gül bakışa sitemkar
ağaç toprağa
/niçin?
ve niçin çare olmuyor hiçbir bakış bu günahkar cildi sıyırmaya
bu yüzden sırf bu yüzden
çaldığım her kapıya bir çarpı da ben ekledim
ve bekledim kuşlarla
Sevr mağarasının önünde
bildim neyin nesidir beniâdem
derdime bin dert de ben ekledim.
 
Ve sen kardeşim!
öyle uzlet halinde kalma gözlerimden tut beni
yeni bildim kaybolan bedenim bedenimin içinde
yeni bildim benim kalbim senin kalbinin içinde!
 
III.
 Sustum.
 Anladım.
 Konuştu serçeler suskun çocukların diliyle /duydum.
 Ve dilsiz dervişler içten bir “hû!” çekerek
 “kardeşlikten başka neyiniz var?” sorusuna özlü bir cevap sundular
  içli bir ney taksimi eşliğinde:
  “hiç!”
 
 
 
12. SADECE DİLDE KARDEŞLİK   Hakan Suna
Habil’le Kabil tutuştu ilk kardeş kavgasına
Dertleri neydi bilinmez say insan fıtratına
Böyle devam edegeldi günümüz dünyasına
Fanilik nedir bilmiyor görmüyor cümle âlem
Sadece dilde kardeşlik icraatsa bir müphem
 
Paylaşılmayacak nesi var bu yalan dünyanın
İmtihan için gelinen geçici bir rüyanın
Önüne geçmek imkânsız kibir ile riyanın
Fanilik nedir bilmiyor görmüyor cümle âlem
Sadece dilde kardeşlik icraatsa bir müphem
 
Bazen arasına girdi kıskançlık kardeşlerin
Kuyuyla gölge yaptılar önüne güneşlerin
Kervanla yüzü gün gördü pir-i çilekeşlerin
Fanilik nedir bilmiyor görmüyor cümle âlem
Sadece dilde kardeşlik icraatsa bir müphem
 
“Vahdetle uhuvvet” dedi İki Cihan Serveri
Ümmet uysaydı bu emre duyacaktı amberi
Fakat dünyada kayboldu millet yıktı seheri
Fanilik nedir bilmiyor görmüyor cümle âlem
Sadece dilde kardeşlik icraatsa bir müphem
 
Ceddimiz neslimiz dahi olamadı merhemi
Kanayan kor yaramıza alamadı önlemi
Günümüze dek nüksetti ıstırabı elemi
Fanilik nedir bilmiyor görmüyor cümle âlem
Sadece dilde kardeşlik icraatsa bir müphem
 
Ağlıyor Filistin Halep Arakan Musul-Kerkük
Yürekler var kırgın yorgun haneler ise metruk
İnsanlığın geleceği desen gayyadan da karanlık
Fanilik nedir bilmiyor görmüyor cümle âlem
Sadece dilde kardeşlik icraatsa bir müphem
 
Müslüman İslamiyet’le ters düştü maalesef
Birbirine düşman oldu nerede kaldı eşref
Cihan hâkimiyeti mi mumyalanmış bir hedef
Fanilik nedir bilmiyor görmüyor cümle âlem
Sadece dilde kardeşlik icraatsa bir müphem
 
Bizim arzuladığımız Çanakkale ruhudur
Türk Kürt Laz ile Arap’ın kardeşlik vuzuhudur
Kanmayın bizi kırdıran ecnebi güruhudur
Fanilik nedir bilmiyor görmüyor cümle âlem
Sadece dilde kardeşlik icraatsa bir müphem
 
Kardeşlik yalnız kan bağı mıdır nedir acaba
Sahabelerden okumak lazım ömrü galiba
Teslimiyet noktasında sır bırakan intiba
Fanilik nedir bilmiyor görmüyor cümle âlem
Sadece dilde kardeşlik icraatsa bir müphem
 
Yeni yeni yeşeriyor genç sedalar ümitler
Karanlığı aydınlatan fedakâr yiğitler
İstikbale yön verecek kelime-i tevhitler
Duyulur mehter sesleri korkuyor cümle âlem
Ahir zaman kardeşliği oluşturacak deprem
 
13. Barış -  Erden Ender Güner
 
Seninle güzeldir baharım, yazım, kışım
Bire onda kalmaz, yüz verir tarlalarım
Ya o güneş misali parıldayan gözler
-Ben ülkemin aydınlık geleceğiyim, der
Öğretmenim, polisim, doktorum, işçiyim
Gece yatarken seni üstüme örterim
Senden başka bir limanım yok sığınacak
Kudurmuş dalgalardan beni koruyacak
 
Bünyeme nüfuz ederse bir mikrop, zehir
Bana yardım gene kendi içimden gelir
İzmir’den, Hatay’dan, Sinop’tan, Hakkâri’den
İstiklal Harbi’ndeki yiğit kardeşimden
Yüz yıllarca yaşamışız eller beraber
Hüzünde de, sevinçte de kalpler beraber
Kız almışız, kız vermişiz, mühürlenmişiz
Hepimiz aynı bahçeden filizlenmişiz
 
Türkü, Kürdü, Alevisi, Lazı, Çerkezi
Bu topraklar üstünde yaşayan herkesi
Kanatlarının altına alan güvercin
Sen bu göklerde kanat çırpmayı seversin
Ürkütmesin seni birkaç tüfeğin sesi
Bu, o satılmış canavarın son nefesi
Sen uç, gülümsesin ülkemin çocukları
                        Yaşamaya doysun, genci ve ihtiyarı
 
14. KARDEŞLİĞE DAVET  :  Halil Gürkan
 
Düğüm atıp tarihe birleştik ışık gibi,
İmanımız harç oldu, dirlik içindi niyaz.
Bir bahçede can bulduk, sardık sarmaşık gibi,
Beraber ısıttı gün, beraber yaktı ayaz.
Vatan denen bu toprak lütfedilmiş cennettir,
Dilimdeki türküler kardeşliğe davettir.
 
Tararken ılık bir yel zamanın kâkülünü,
İplik iplik dokunup nakşolduk bir kilime.
Kardeşliğin al közü savururken külünü,
Sardım sevgilerimi özenle mendilime.
Huzur dolu geceler düşlerime mabettir,
Dilimdeki türküler kardeşliğe davettir.
 
Giyip sabrı sırtına yol alan Türkmen’im ben,
Kucak açtı neslime şefkatle Anadolu.
Kardinal külahına yeğ tutulan benim, ben,
Düsturum kardeşliktir, yolum Mevlana yolu.
Gelişim inancımla kutsanmış bir hicrettir,
Dilimdeki türküler kardeşliğe davettir.
 
Ben Kürt’üm bin senedir yaşarız bir arada,
Kurtuluş Savaşı’nda can vermişim yurt için.
Birlikte tek kıbleye döndüğümüz sırada,
Bakışlar lisan olur, severiz için için.
Bir arada kardeşçe yaşamak fazilettir,
           Dilimdeki türküler kardeşliğe davettir.
 
Yörük’üm ben göçerim, bağlı kalmam bir yere,
Bir yanım gün içerken bir yanım buza çeker.
Ertelenir hayaller bir sonraki sefere,
Katar katar kervanım dört yana sevgi çeker.
Dileğim bir an evvel kavgaya nihayettir,
            Dilimdeki türküler kardeşliğe davettir.
 
Laz’ım Karadeniz’in hareketli uşağı,
Sevgim gök kadar geniş, hislerim dipsiz kuyu.
İndirerek azmimle gökyüzünü aşağı,
Kardeşliği tesise feda ettim uykuyu.
Huzurun son kâbusu terör denen illettir,   
Dilimdeki türküler kardeşliğe davettir.
 
Muhacir’im gezmişim Asya’yı, Avrupa’yı
Anadolu’da dostun dostluğuna yaslandım.
Öksüz gecelerimde sırdaş edindim ayı,
İsyankâr uykularda düşlerimle beslendim.
Yüzlerdeki tebessüm gönüllere rahmettir,
Dilimdeki türküler kardeşliğe davettir.
 
Çekik gözlü Tatar’ım, bahtım sebep göçüme,
Bağrına bastı beni, vatan oldu bu diyar.
Mukaddes seherlerin şavkı vurdu saçıma,
Dost görünen insanı yüreğim kardeş sayar.
Bozulan yeminlerden dökülen nedamettir,
Dilimdeki türküler kardeşliğe davettir.
 
Çerkez’im Kafkaslar’dan getirdi beni kader,
Süzüldü hasretlerim zamanın kenarından.
Yittim kendi içimde, izimi örttü keder.
İçtim kendime geldim kardeşlik pınarından.
Beni bağrına basan bu toprak memlekettir,
Dilimdeki türküler kardeşliğe davettir.
 
Bana Pomak diyorlar, balkanlardan gelirim,
Bir beyaz gelinciğim güneşten ışık deren.
Mülteci duygularda hüzün vardır bilirim,
Buğulu sabahlarda kardeşliktir yeşeren.
Kardeşliği yaşamak özlenen bir mürvettir,
Dilimdeki türküler kardeşliğe davettir.
 
Boşnak’tır benim adım, sadakat timsaliyim,
Büyülü zamanların sırlı bestesi ömrüm.
Kardeşliği yaşayan türkülerin diliyim,
Küstürmem yağmurları, sevgiye bahçe gönlüm.
Bizi kardeş eyleyen yüce İslamiyet’tir,
Dilimdeki türküler kardeşliğe davettir.
 
Gelelim kendimize, artık aldanmayalım,
Süslesin gülüşleri gül bahçesinde şebnem.
Başkasının narıyla beyhude yanmayalım,
Sevgiyle buharlaşsın kirpiklerimizden nem.
Bu vatan yarın için bizlere emanettir,
Dilimdeki türküler kardeşliğe davettir.
 
 
 
15. KARDEŞLİK  Hüseyin Üsame KOZ
 
Nerede heyhat, o yakuttan erler?
Yıldızın akında küldü kardeşlik.
Dinleyin, neler der garip makberler
Toprağın bağrında güldü kardeşlik.
 
İlk toprağın katil olan evladı!
Zulmün nefesiyle yoğruldu adı
Nedendir kırılan kardeş kanadı?
Kabil meyvesinde soldu kardeşlik.
 
Asırlardır kasır bekleyen gözler
Suretlerde hakkı saklayan özler
Manevi âlemde sultandır gizler
Hâbil cilvesinde oldu kardeşlik.
 
Yıllar gebe, nice Firavun doğar
Asilere daim bıldırcın yağar
Ey gizli kaderin sahibi tek yâr!
Nuh’un tufanında saldı kardeşlik.
 
Niceler geldiler acep neydiler?
Tüm cihanda adil, nasır beydiler
Hakk’ın buyruğuna boyun eğdiler
Kızıl duvarlarda kaldı kardeşlik.
 
Ayasofya’nın o güzide şâhı
Ayırt etmeden, her âdemden âhı;
Kaldırdı zulümden doğan günahı
Bizans surlarında kuldu kardeşlik.
 
Hakkın rahmet yayan aziz sesinde
Bozamazmış bunu asla kör künde
Birlik nasıl olur senlerde, bende?
Ecdat ellerinde baldı kardeşlik.
 
Söndü sinemizde şavkı mehtâbın
Manası var mıdır dillerde âbın?
Şam’ı bedenimden bölen sertâbın
Kirli pençesinde öldü kardeşlik.
 
İftarı açlıktır onca kardeşin
Farklıdır şavkı her semte Güneş’in
Mabetleri deşen bunca kalleşin
Sırlı kafesinde kaldı kardeşlik.
 
Kuyularda kervan bekler âşıklar
Çöllerin hüznünde sırdır maşuklar
Yavuz’ları sırdaş bilir ışıklar
Nurlu bahçesinde yoldu kardeşlik.
 
Mahzun taneleri bir ip bir eder
Hilali kaplamış garip bir keder
Hakta şehadete taliptir nefer
Zorlu cephesinde aldı kardeşlik.
 
Tefrikaya secde eden başların
Kulları ayırıp bölen taşların
Boğazdan geçmeyen kirli aşların
Karlı bahçesinde soldu kardeşlik.
 
İbrahim ol, sönsün Nemrud’un nârı
Bul iki âlemde geçen dinarı
Asla yenilmeyen aziz serdarı
Zihinlerde açan güldü kardeşlik.
 
 
16. KARDEŞLİK TÜRKÜSÜ   Mehmet Demirel

Kardeşlik türküsü okunur oldu,
Dağdan esen yeli, dinler kardeşler.
Hüzünlenince de, gönlümüz doldu,
Ağlayana; mendil verir kardeşler.
 
Bir türkü yakalım, âlem ünlensin,
Kardeş olan kardeşine seslensin,
Kardeşçe, sevgiyle gönül şenlensin,
Sazı gönül telinden, çalar kardeşler.
 
Muhacirle ensar kardeş oldular,
Dinde kardeşliğe bir yol buldular,
Resulün teknesinde yoğruldular,
İnsanlığa örnek kuldur kardeşler.
 
Bazı dostlar, kardeşten daha ileri,
Muhabbeti sarar, sever gönülleri.
Bülbül gibi dertlidir, sever gülleri,
Böyle dosta, kurban olsun kardeşler.
 
Habil’lerde Kabil’lerde kardeşti,
Birisi hak olanı, biri nefsini seçti.
Öldürdü kardeşini, toprağı deşti,
Azıp şeytan atına biner kardeşler.
 
Beş parmağın beşi bir mi bakınız,
Adeta iken dörtnala koşar atınız.
Kardeşleriz, herkeslerden yakınız,
Düşenlerin ilk dostudur kardeşler.
 
Yusuf, Kenan ilinde güzel gençti,
Yakup un gözünde o bir güneşti.
Attılar kuyuya, vicdanları körleşti,
Yusuf’u, Mısırda buldu kardeşler.
 
İslam da yok, ayrım yapan kalleştir,
Türk’ü, Kürt’ü, imanlıysa kardeştir.
 Mehmetçikler, şehitlikle özdeştir,
Vatana kastedeni, boğar kardeşler.
 
 İnsanlar kardeş olun, diyor son nebi,
Kuran’dır yüce peygamberin edebi.
Hak olmayan dinler, bize ecnebi,
Onlar ki; birbirini seven kardeşler.
 
Kardeşlik türkümüz bu, uzarda uzar,
Rabbimden niyazımız, eyleme nazar.
Nerdeler insanlar, nerdedir mezar?
Bir gün ecel şerbetini, içer kardeşler.
 
 
 
 
17. BİRLİK ZAMANI     Z.Abidin PAYAS
Üşüyünce sığınırdık bir hana,
Kadim coğrafyanın kışlarına sor.
Çalardık kaşığı aynı sahana,
Ortak sofraların aşlarına sor.
 
Ümmet olp cem eyledi kaç soyu,
Resul-i Zişan'ın gülceydi huyu.
Malazgirtte nasıl aldık tapuyu,
Sultan Alparslanın düşlerine sor.
 
Eşimiz dengimiz yoktu erlikte,
Yarışırdık düzenlikte dirlikte.
Ne fetihler düşler idik birlikte,
Bizans'ın yıkılan nişlerine sor.
 
Aşk ekerdik besmeleyle dağlara,
Gül dikerdik hazan vurmuş bağlara.
Mührümüzü nakşederdik çağlara,
Otağın obanın başlarına sor.
 
Çanakkale'deki yigit kıratlı,
Hataylı,Maraşllı,Muşlu Tokatlı,
Omuz omuzaydı Van'lı Yozgatlı
Şehitlerin mezar taşlarına sor.
 
Birlikte çarpardı gönül kafesi,
Bir inanç ki kucaklardı herkesi.
Boş kalmazdı o şehitler tepesi,
Canını verenin naaşlarına sor.
 
Dostluğumuz kavi idi pek idi,
Bayrağımız sancağımız tek idi.
Savaşımız Allah için hak idi,
Göklerin ebabil kuşlarına sor
 
Şimdilerde ne oldu da bozulduk 
İhanetin kurşununa dizildik. 
Koca ümmet parçalandık ezildik, 
Anaların akan yaşlarına sor.
 
Yaramızı deşiyoruz gardaşım,
Bu nasil iş şaşıyoruz gardaşım.
Ne acılar yaşıyoruz gardaşım,
Toprağa düşenin eşlerine sor.
 
Nedendir bu öfke bu şiddet neden,
Ağlıyor vallahi mezar da deden.
Bir fitne ateşi bizi kahreden,
Kaderin şu çatık kaşlarına sor.
 
18. TAM DA BİRLİK ZAMANI   Mahir Başpınar
 
Asırlardır beraber, yaşarız kardeş kardeş,
Kimimiz emmi dayı, kimi baba, kimi eş
Aynı havayı solur, aynı yurtta yatarız,
Mukaddes değerleri en yukarda tutarız.
Ya birlikte kurtulur ya birlikte batarız,
Var mı daha ötesi ölsek de beraberiz,
Acı çeksek ağlasak gülsek de beraberiz.
 
Kimse ayrı kalmasın vatanından yurdundan,
Son pişmanlık nafile, çok ağlarsın ardından.
Vatansız kalanların durumları aşikâr,
Ben vatansız kalıpta gezemem diyar diyar.
Yok, bize başka vatan, yok bize başka bir yar,
Doğudan batısına, kuzeyden güneyine,
Mevlam tasa vermesin, ağasına beyine.
 
Biz tek yürek oldukça, kimse bizi yıkamaz,
Yıkmak şöyle bir yana, kötü gözle bakamaz.
Gerekirse lokmayı yarıya bölüşürüz,
Birlikte ağlaşırız, birlikte gülüşürüz,
Söz konusu vatansa doğruda buluşuruz.
Zeybek halay horonla, şenlendirip her yanı,
Çirkin bakan kem gözden koruyalım vatanı.
 
Şehitlerin kanıyla ala bezenmiş rengin,
Ay yıldızlı bayrağım, yoktur dünyada dengin.
Gün oldu sessiz sessiz, gün oldu tam avazlı,
Türküler yaktık sana söyledik sözlü sazlı,
Yurdumuzun üstünde dalgalan nazlı nazlı.
Göğsümüz siper olsun, sana gelen oklara,
Hep birlikte elele, yükseltelim göklere.
 
Mahir tam da zamanı, görsün düşman gücünü,
Pes edipte bırakma sakın ipin ucunu.
Kin tohumu saçarak, geriden bakar düşman
Eğer fırsat verirsek, çığırdan çıkar düşman,
Tarihte örneği var, ülkeyi yakar düşman,
Safları sıklaştırın, araya girmesinler
Hayalini kurduğu o günü girmesinler.
 
19. BİR BİZE YETER          Mustafa Dogan
Şöyle kol kola girse dönüp duran yıldızlar
Adı kalmaz semanın aklı başından gider
İbreti âlem için birlik olsa cansızlar
O haşmetli asuman dünyayı zindan eder
Gönülden o kuvveti bir kavrasa insanlar
Sevinç gözyaşı döker husumet dolu anlar
 
Ey Kadir-i Zülcelâl sen bizlere birlik ver
Kin ve nefret içinde asırları devirdik
Nefis ölümsüz gibi kendi putunu sever
Şu güzelim dünyayı cehenneme çevirdik
Bir’e sözümüz olsun dirlik içinde vahdet
Buna en güzel örnek işte asr-ı saadet
 
Dört bir yan kavga savaş kaldık kara hazanda
Üç günlük menfaatler nefretleri getirdi
Şu benliği yok etsek neler olmaz bir anda
İnsan kendi kendine tahammülü bitirdi
Savaşlarda ganimet hüzün, gözyaşı, kandır
Dağ taş yerli yerinde giden sadece candır
 
Yaşamaksa derdimiz dirlik barış içinde
Sevelim tüm renkleri kardeşçe sarılalım
Madem bütün canlılar o yalvarış içinde
Huzurun hamurunda birlikte karılalım
Can cana kenetlensin şu dünya da gözüm yok
Bir bize yeter inan gerisine lüzum yok
 
Sevgi denen ilaçla kurtulup tüm yaradan
Yeryüzünde kardeşlik düzeni kuramadık
Üstünlüğü yok iken ak tenlinin karadan
Bir İbrahim olup da putları kıramadık
Ayırıp kayırmadan sevelim iştiyakla
Bir’de birleşin diyor dört kitap ittifakla
 
Riayet etsek Hakk’a gıpta eder melekler
Dilden dile dolaşır kardeşliğin türküsü
Yağmurlar gece yağar aydınlanır felekler
Yeni baştan yazılır âdemoğlu öyküsü
Ab-ı hayat gölüne akacak nehrimiz yok
Bizim Mevla’dan başka gidecek şehrimiz yok
 
20. KARDEŞLİK TÜRKÜSÜ  NİHAT MALKOÇ
I.
Onulmaz yaralara derman olur kardeşlik…
Uluların buyruğu, ferman olur kardeşlik…
 
Aydınlanır gönüller muhabbetin narıyla
Dünya esenlik bulur kardeşlik baharıyla
Yedi düvele yeter o sımsıcak aşımız
Uhuvvetin tahtında göğe değer başımız
Sımsıkı kenetlenir barışla ellerimiz
Muhabbetin remzidir kan rengi güllerimiz
 
Bütün karanlıkların hükmünü iptal eyler
Muhabbet çırasıyla handan olur kardeşlik…
 
Gökkuşağı misâli, rengârenk bir kilimiz
Hep birbirine benzer köyümüz ve ilimiz
Ateşe su taşıyan karıncalar gibiyiz
İdam urganı değil, kanaviçe ipiyiz
Aynı kokuyu taşır karanfil ve gülümüz
Bu toprağa aittir sağımız ve ölümüz
 
Silinir gözyaşları kardeşlik mendiliyle
Anadolu yurduna sultan olur kardeşlik…
 
II.
 
İkilik ne bilmeyiz, Yaradan’ın bir’iyiz
Ancak böyle güçlüyüz, ancak böyle diriyiz
Fitnecinin sözüyle açılırsa aramız…
Kangrenlere dönüşür, iyileşmez yaramız
Kaktüs çiçeği değil, hayat pınarıyız biz
Osmanlı torunuyuz, sevgi çınarıyız biz
 
Hiç kimse ayıramaz kardeşi kardeşinden
Zalimi dar’a çeken urgan olur kardeşlik…
 
Sineler pürnur olur, veda eder gün/âha
Döner Hakk’ın izniyle karanlıklar sabaha
Toplanırız kardeşçe bayrağın gölgesinde
Hoşgörü geçer akçe, barışın ülkesinde
Bin seneyi aşkındır bu yurtta eğleşiriz
Mevlâna ikliminde Yunusça söyleşiriz
 
Basiret nazarıyla temâşâ eden görür
Hiçbir riya karışmaz, candan olur kardeşlik…
 
III.
 
Kuzey’imizde horon, Doğu’muzda halay var
Gönül semalarında aynı gün, aynı ay var
Farklılıklar, emin ol, zenginliğimiz bizim
Dost gözlüğüyle bakmak, enginliğimiz bizim
Ayrı gayrımız yoktur, bir çınarın dalıyız
Ana arımız aynı, bir peteğin balıyız
 
Ağrı Dağı misali heybetli duruşumuz…
Geçit vermeyen bir dağ, kalkan olur kardeşlik…
 
Hepimiz misafiriz dünya denen bu handa
Kardeşlik kazanacak ilelebet cihanda
Bin yıllık kardeşiz biz, ayrı kalsak yetimiz
Hakk’a yemin olsun ki, halistir niyetimiz
Mehmet’tir, Muhammet’tir, Berfin, Şeyhmus adımız
Çanakkale’den beri ortaktır feryadımız
 
Cefa çeken canların kalır mı âhı yerde?
Mazlumların dilinde figân olur kardeşlik…
 
IV.
 
Birlikte yaşamanın güzel numunesiyiz
Şer borazanı değil, hakikatin sesiyiz
Barışın menziline yürüyelim birlikte
Huzurun adresini arayalım dirlikte
Can ipliğiyle bağlı tenimize cismimiz
Kardeşliğimiz kadar yaşayacak ismimiz
 
Hainlerin adları karışır nisyanlara
Bu kutlu topraklara hakan olur kardeşlik…
 
Birbirine çok benzer düğünümüz toyumuz
Cephelerde beraber çarpışmıştır soyumuz
Müştereğimiz çoktur, birler binlere vardı
Muhabbet teknesinde bizi aynı el kardı
Gelin kardeş olalım, etmeyelim âh ü zâr
Kimin ne yaptığını bir gün tarihler yazar
 
Zamanın heybesinde nice sırlar saklıdır
Süsler düşlerimizi, yârân olur kardeşlik…
 
V.
 
Âdem ile Havva’nın soyundan gelmedik mi?
Beraberce ağlayıp, beraber gülmedik mi?
Oyun içinde oyun, gelmeyelim oyuna!...
Bin kere düşünelim enine ve boyuna
Kırılmasın fidanlar, analar ağlamasın
Gözyaşı batağında karalar bağlamasın
 
Taslarımızı aynı çeşmeden doldururuz
Canımıza can katan bir can olur kardeşlik…
 
Karakışlara mahkûm olmasın tüm mevsimler
Yaşlarla ıslanmasın siyah beyaz resimler
Dönmesin kâbuslara pembe rüyalarımız
Ne olur kül olmasın şirin hülyalarımız
Nefretin hançeriyle yürek yaralanmasın
Ana kuzularının, bahtı karalanmasın
 
Düşeni kaldıran el, düşünce kaldırılır
Tenimizi ısıtan yorgan olur kardeşlik…
 
VI.
 
Fitne fesat ateştir, birlikten rahmet doğar
Kâinata sığmayan, kulun gönlüne sığar
Ayrı gayrı ne demek, onca birimiz vardır
Yunus Emre, Mevlâna, Ali pirimiz vardır
Bu millet kardeşliğe sarılmakla var olur
Yalnız taş duvar olmaz, birlikte duvar olur
 
Umutlar mayalanır barışın hamurunda
Bu güzel topraklara mekân olur kardeşlik…
 
Tertemizdir mâzimiz, aynı dağın karıyız
Yılanlar bilmese de, bir petekte arıyız
Bir dalda iki yemiş, iki tende bir canız
Vahdetin kozasında tarifsiz heyecanız
Aynı gemideyiz biz, müşterektir kârımız
Al bayrağın rengine boyanmış efkârımız
 
Başımız dik yaşarız sevgi coğrafyasında
Düşlerimize beşik, vatan olur kardeşlik…
 
 
 
21. YEDİ KİLİM BİR DESEN   :       Ali Parlak
Gül kokar Anadolu’m; yedi kilim, bir desen.
Sensin tek sevdiceğim; ay yıldızım, bir de sen.
 
Feda olsun yoluna kanım, kemiğim, etim…
Selam sana ey yurdum, merhaba memleketim.
 
Toplu vurur yürekler, bir söylenir adımız.
İkiliği haz etmez, birliktir muradımız.
 
Tefrika yaklaşamaz hayalime, düşüme
Kardeşlik aşılarım husumetin döşüne.
 
Kurtlar kuşlar heceler, sevdamın öyküsünü.
Yer gök terennüm eder, kardeşlik türküsünü.
 
İzmir benim, Muş benim; Malatya, Burdur benim
Cennet yurdum Türkiye’m, hayalim budur benim.
 
Bitlis’te beş minare, Bursa’da bir türbeyim.
Ayasofya’da dua, Mevlana’da tövbeyim.
 
Hacı Bektaş-ı Veli uhuvvetten beslenir,
Miskin Yunus susarsa, Karacoğlan seslenir.
 
Bingöl’deki çobanın kavalıyım, sazıyım
Olmasın soğan ekmek aç kalmaya razıyım.
 
Ağrı’dan Edirne’ye güneş gibi doğarım.
Tutarım yakasından kin, nefreti kovarım!
 
Hoşgörü anahtarım, muhabbet dilde virdim.
Husumetin yönünü tebessüme çevirdim…
 
Ter kokar Çukurova, ağıt yakar Tendürek.
Sevinçte tasada bir, Anadolu’m tek yürek.
 
Uşak’ta kilim dokur, Hatay’da dinlenirim.
Adana’da kaynarım, Rize’de demlenirim.
 
Hayranım Bandırma’ya, Manyas’ta kuş sesine.
Elazığ’ın Gakkoşu, Aydın’ın efesine…
 
Trabzonlu Dursun’un duruşuna hayranım
Giresun’da fındık,çay. Susurluk’ta ayranım.
 
Yer altında ışıldar kömür karası gözler,
Zonguldak’ta analar evlat yolunu gözler.
 
Urfa’nın ceylanları gözleri de sürmeli,
Yozgat sürmelisini Van Gölü’ne sürmeli.
 
Adıyaman’da çocuk, Kayseri’deki gencim
Nemrut’tan Erciyes’e yankılanır sevincim.
 
Evliyalar diyarı her şehri, her yöresi
Karşılıksız sevmektir kardeşliğin töresi.
 
Hasankeyf Kalesi’nden Ihlara Vadisi’ne,
Türküler bestelerim kardeşliğin üstüne.
 
Olanca heybetiyle Diyarbakır surları
Her taşına nakşolmuş asırların sırları.
 
Rumeli Hisarı’nın sıvasıyım, harcıyım.
Istanbul’un göğünde kardeşliğin burcuyum.
 
Ne betonum ne mermer; aşk ekili toprağım.
Muhabbetle yeşerir; köküm, dalım, yaprağım…
 
Bereket yağar gökten, mâveradan ilhamla
Kardeşliği mayalar yere düşen her damla
 
Bir duvarda bin tuğla bin tuğlada bir benim
Ayan beyan ortada, tuğladaki sır benim
 
Seksen milyon bedene bir yürek sığdırırım
Dost yüklü bulutlardan kardeşlik sağdırırım
 
Yağmur kardeşçe yağar, dökülür üstümüze
Rüzgârlar eşlik eder asırlık türkümüze…
 
Gökte gökkuşağıdır, nakış nakış elbisen.
Kardeşliğin formülü; yedi kilim, bir desen.
 
 
 
22. KARDEŞÇE : İzzet ARPA
 
Ey milletim! Canciğer ol.
Gülsek kardeşçe kardeşçe.
Sulh içinde huzura yol
Alsak kardeşçe kardeşçe.
 
Ne Firavun ne de Nemrut,
Yıldıramaz hiçbir tağut!
Düşmana karşı yekvücut
Olsak kardeşçe kardeşçe.
 
Bu vatanın kar kışını,
Değişmem bir tek taşını.
Anaların gözyaşını
Silsek kardeşçe kardeşçe.
 
Kurup gönül köprüsünü,
Yazıp sevda öyküsünü,
Kardeşliğin türküsünü
Çalsak kardeşçe kardeşçe.
 
İzzet der ki, gel bir söz et.
Biter bu kin, bu husumet…
Hakk aşkına kadir kıymet
Bilsek kardeşçe kardeşçe.
 
 
23. BİZ KARDEŞİZ  :          Hikmet ELİTAŞ
“ Mü'minler ancak kardeştirler: onun için iki kardeşinizin aralarını düzeltin ve Allah’dan korkun ki; rahmete şayan olasınız”  Hucurat (49/10)
 
Söylenir hep bu çağrı. Nağme nağme dillerde,
Kardeşlik çiçek açar yeşerir gönüllerde.
Halay olur, bar olur;  çayda çıra oluruz,
Bin yıllık kardeşliğin kıymetini biliriz…
Türkü, kürdü, çerkesi;  tırnakla et  misali
Haktan gelen bir emir, kuvvet - kudret misali.
Hep birlikte yaşamak, benim asil huyumdur,
Soframdaki aşımdır ekmeğimdir suyumdur.
Yayılsın şu aleme,  kardeşliğin kuvveti,
Yunus'ça gönül bizde, bizde Yavuz heybeti,
 
Yunus biziz, Yavuz biz;  biz ki Hacı Bektaşız,
Aynı beden, aynı ruh; biz atadan kardeşiz.
 
 
Yöneliriz  bir safta, aynı kıbleye doğru,
Bir fitne sebep olsa, başlar gönlümde ağrı…
Gönülden kucaklaşıp, olmalıyız bir beden,
Ve ben sen olmalıyım;  olmasın sen de ben…
Uçuşsun kelebekler, her mevsim çiçek,  çiçek
Ekilirse kardeşlik,  bozkırlar yeşerecek.
Anadolu bizimdir, İzmir’den Van’a kadar,
Kardeşlik çiçekleri açsın bütün yaylalar.
 
Kükretmesin el bizi, bir bedende, bir başız
Aynı beden aynı ruh; biz atadan kardeşiz.
 
 
Muğla’dan Ardahan’a tek yürek,  tek milletiz
Yüzyıllardır bu yerde kardeş kardeşeyiz biz.
Bu kardeşlik durdukça, şenlenir bu bahçeler,
Yüreğimde neler var, bir bilsen neler neler …
Bu yurdun kıymetini, her bir yurttaş bilmeli,
Vatan, bayrak sevgisi yüreklere dolmalı.
Hep el ele verilsin, bayrağın gölgesinde
Ufuktan doğsun güneş, kardeşlik ülkesinde.
 
Fitnenin ateşini söndürecek güneşiz,
Aynı beden, aynı ruh; biz atadan kardeşiz.
 
 
Kardeşlik aşk kokusun, ciğerine çekmektir,
Sarılıp kucaklaşmak,   kardeşini sevmektir…
Yurdun her köşesinde kucaklaşsın insanlar
Bir kardeşin halinden yine kardeşi anlar.
Suya hasret kalmasın,  karanfiller,  laleler
Dinsin artık bu poyraz,  barış koksun bahçeler.
Bizden değil ayrılık, bizden değil gözyaşı
Şahittir Anadolum, şahit toprağı taşı.
 
Anadolu bir kale, bu kalede bir taşız,
Aynı baden aynı ruh, biz atadan kardeşiz.
 
 
Ne ezilen olalım ne de ezen olalım,
Biz ki; ta sonsuza dek, hep ele ele kalalım.
Yürüyüp hep birlikte, kardeşlik yollarından,
Tut elimi kardeşim,  bırakma ellerimden.
Yeter ki imân ile dolu olsun yürekler,
Sevdamıza şahittir, şahittir yerler gökler.
Bak yüce kitabımız ayrılık ateş diyor,
Kardeş olun diyor bak … Mü’minler kardeş diyor.
 
Ve duyulur şanımız…  Şarktan garba uzanır,
Tarihler yazar bizi,  ve kardeşlik kazanır.
 
Anadolu bağrında, hep eşitiz, hep eşiz,
Aynı beden,  aynı ruh;  biz atadan kardeşiz.
 
 
24. Kardeşiz Kardeş!   Kadir Altun
 
Ezelde mukaddes soruya "bela"
Cevabı verdik biz, kardeşiz kardeş!
Âdemmiş şu eşşiz âleme cila;
Sırrına erdik biz, kardeşiz kardeş!
..
Ne zalimden ne de zulümden kaçtık,
Zahire sırt dönüp bâtını seçtik.
Hak için mazlumun safına geçtik,
Yan yana durduk biz, kardeşiz kardeş!
..
Uyarak Hüda'nın emirlerine,
Bağlandık kardeşlik zincirlerine.
Yunusleyin gönül şehirlerine,
Kâbeler ördük biz, kardeşiz kardeş!
..
Ayrışmakta zarar vardır diyerek;
Birleşmekte yarar vardır diyerek;
Sazımız, sözümüz birdir diyerek;
Tellere vurduk biz, kardeşiz kardeş!
..
Büyüklerden gördük edep, erkânı;
Bir belledik köle ile sultanı;
Yaradandan ötrü yaradılanı;
Daim hoş gördük biz, kardeşiz kardeş!
 
25. ÇAVREŞA MIN  Şifai Kaya
 
 
Bakışın ateşidir gönlümdeki sevdamın,
Gül yüzündeki benin, güneşidir dünyamın,
Cemalin neşesidir hayalimin rüyamın,
Mezarım oldu gamzen, ölürüm Çavreşa mın.
 
Kusursuz güzellik ki yoktur dünyada eşi,
Cihana baş kaldırrım, gelse de dördü beşi,
Ne yapsalar da sönmez, yüreğimde ateşi,
Senden gayri çare yok, ilacım Çavreşa mın.
 
Seyyah olup alemde diyar diyar gezeyim,
Konup Diyarbekir'e, sevda yükü çekeyim,
Kapı kapı dolaşıp seviyorum diyeyim,
Yanayım kül olayım, olayım Çavreşa mın.
 
Ol diyen Yüce Mevlam, rengi sana yaratmış,
Kaşların, kirpiklerin, bambaşka bir sanatmış,
Zülüflerin telin de, gerdanamı ok atmış?
İdam sehpasına da, geleyim Çavreşa mın.
 
Orta Anadolu'dan sana sevda getirdim,
Kürt'le Türk'ün aşkıyla, bu kavgayı bitirdim,
İlelebet tek devlet, tüm dünyaya dedirttim,
Yeter olsun bu vuslat, talihim Çavreşa mın.
 
Bin yıllık geçmişimiz, birlikte yaşamıştık,
Komutan Alp Arslan'a, bağrımızı açmıştık,
Çanakkale geçilmez tarihini yazmıştık,
Yeniden bu tarihi yazalım çavreşa mın.
 
 
26.*)(* KARDEŞİM  Seferi (Nurcan Bedir Ören)
 

Etle tırnaktık bilirsin ayrılır mıydık ki hiç
Aynı tenden hem de candan sıyrılır mıydık ki hiç
 
Kardeşimsin bir yarımsın sensiz olmak zor gelir
Sen gidersen kapkaranlık bak bu dünyam dar gelir
 
Düşman olmak zor olan yol en kolay bir kalmamız
Annemizden sevgisinden yer kapıp yâr kalmamız
 
Paylaşırken kalbi ondan hep çıkarmak istedik
Şefkatinden şüphe ettik bir de üzdük üstelik
 
Bir kolundan ben çekerken bir kolundan sen tutar
Başka bir düşman gerekmez yavrular bak kin tutar
 
Bağrı kandan, göğsü kandan,  ağlıyorken annemiz
Gözde yaşlar bitmiş, ancak çağlıyor kan, annemiz
 
Birleşirsek güç alırdık tek yürekten kardeşim
Sen olursan eksik olmaz hem yarı'm hem bir eşim
 
Gelmişiz biz aynı kandan aynı soydan aynı boy
Ayrı düşsek hiç yapılmaz bir avazdan ayrı toy
 
Etle tırnak gözle kirpik ayrı kalmaz kalmasın
Gül dalından kopmasın hiç ayrılıktan solmasın
 
Fa i la tün / fa i la tün / fa i la tün / fa i lün   Aruz ölçüsü
8+7 Hece ölçüsü
Ve Özleşimce
 
 
27 DOSTA GİDEN DİZELER   :       Sebahattin Günday
Önsözü gözyaşı
sonsözü gözyaşı
unutulmuş acılar kitabıyız biz
Aynalar kırılıyor an be an içimizde
ama ne acı
kanamıyor hiçbir yanımız
Ne şarkılar eskiyor dudaklarımızda
ne elimizde eşyalar         
Kaybolan yüzler albümüdür gönlümüz
gidenlerin bir daha dönmediği
Tutunmak için insana yeniden
sarıp ağyar gönüllerde yaralarımızı
çıkalım hüzn ü Yusuf kuyularımızdan
 
Bir ulu nazarla d/okunmuşken dostluğumuz
ihtişamla geçerdi her karınca önümüzden
Buğday tanesi
çekirge bacağı
Süleyman’dan hikayeler
ve anlamlar taşırdı
yükünden ve kendinden ağır
…….. unuttuk
Şimdi
‘‘karıncayı ‘bile’ incitmeyiz’’ sözde
ama incinir k/arınca bu kibirli söyleyişten
bilir ki bir değeri yok artık g/özde
 
Zil takıp ayaklarımıza yürüsek
kaldırır mı başını topraktan börtü böcek
Kıralım kalbimizin kilitlerini yerinden
yaşamaya dursunlar bizde yeniden
Bir yudum suyla kanarken iki dünyaya
bardağımızı öpmeyi unutalı
bıçaklar hem ekmeği
hem dostlukları kesti
Tahtacılar unutmuşlarsa
baltalarını saklamayı
ya dostluklar tam olsun
yatalım bıçaklara İsmailce
ya da vurulsun bıçaklar taşa
bilenmesin kurbanlar önünde delice
 
Kan gülünden bir yürek devşirip göğüslere
aşmak için gönül d/ağını
geçelim yaralarımızla tuz göllerini
ateş denizlerini
Gidelim kalbistana
bütün dostluklar dile gelsin
zerreden güneşe kadar
bütün aykırılıklar mümkün olsun
Bedence konuşulan çağa inat
şerbet içisin kelimeler
bal damlasın dudaklardan
Kardeşlik kanda değil canda olsun
ahde vefayı unutanlar özünü d/arda bulsun
 
Hava aynı toprak aynı su aynı
dünyası çıkmış çivilere döndük
sesimiz ç/alınırken uçurumlarda
yok bizi çakıldığımız yerden çekecek bir el
Uzayıp gidiyor içimizde bir yalın yürüyüş
düşünce zindanımıza ötelerden o ışık
sevgi kuşatması ve bir dostluk şehrayiniyle
Peygamber ve şu mağara dostu
bir yatak ve paylaşılan bir ölüm
titretir içimizin en soğuk köşelerini        
Ne gölge ne ateş ne de filozofun ideası
kapamış gönlüyle dost mağara deliklerini
kutlu Nebi uyanık uykusunda Ebu Bekir’e emanet
kardeşlik duasında yatağında Şah-ı Velayet
sade bir gerçeklik var ortada
büyüyor sonsuzlukta dostluğa o şahadet
 
Emanet büyüdün
emanetler büyüttün ey Resul
Tutuşmasa da kanatlarımız aşktan
bir kuş taziyesinden dönüşün
diriltir içimizdeki bütün ölü kuşları
Sarar dost sesin uzak asırlardan
gözlerimizdeki Burkina Faso yetimliğini
 
Arakan mazlumluğunu
Ellerin aralarken birlik kapılarını
toplarsın bir dua burcunda milyonları
Biliriz
gözden uzak gözyaşını silensin
dile bile dökmeden derdimizi bilensin
 
İnsan bir yürek kanaması
soluyor mahzenlerde kimsesiz gülüşleri
Değse yüreğinin burçlarına bir sıcak ses
çiçekler suyla bahçeler yağmurla buluşacak
güneş düşecek zindanlarına
Bir gülün açılışını duyacak ruhunda
sesi kısılmış türkü
şen şakrak şarkı olacak insan
Kelime su, kelime ırmak, kelimeler bulut
dönmüyorsa içimizde paslı kilitler
yaşamak için el ele
açsın gönül kapılarını kelimeler
Kırarak topraktan aynaları
ayaklar altında bir bir       
bozalım şu büyüyü yıkılsın arada kibir
bulmak için insanın yüzünde yüzümüzü
düşelim yollara
gidelim dost illerine
 
 
28. BİZ    :      Süleyman Dayan
 
Gelin tüm elvan renkli çiçekleri koklayıp
Dostâne muhabbetin girelim ülkesine.
Küf tutmuş gönüllerin ruhlarını okşayıp
Yûnus'un cilâsını sürelim kalplerine.
Kuşatalım aşk ile insanlık çemberini,
Uzatalım şevk ile uhuvvet zincirini...

Yokluğun pençesinden birlikte azad olduk,
Varlığın esrarında yürüdük kumsalları.
Kurtulup yalnızlıktan, birlik havzına dolduk;
Perçinledik susayan ağacın dallarını.
Bir kadim vuslat ile kurtulduk zift kadesten,
Sonsuzluk kamışıyla üfrüldük bir nefesten.

Ağyarı yâr eyleyen sevgilinin nurundan
Hilkat kutsiyetine bir ıtır yayılıyor.
Taşıyor Mevlana'nın atlasını âsuman,
Her bir karış topraktan bin muhabbet taşıyor.
Biz, bağrında ceddinin mirasıyla doluyuz;
Bütün cihana kucak açan Anadolu'yuz.

Bir ulvî tebessümdür yazında ve kışında,
Sevgisi uhuvvetın, zaman mekan aşıyor.
Belgelerin, harflerin, doktrinlerin dışında,
Eşref-i mahlukata âguşunu açıyor.
Biz, tüm coğrafyaların şefkatli kucağıyız.
Biz, kardeşlik nâmıyla tüten aşk ocağıyız.

Ah ne güzel görünür neşeyle dirliğimiz;
El ele tutuşurken halay, horon, zeybekler...
En çorak toprakları diriltir birliğimiz.
Zemheri mevsimlerin ardında bahar bekler.
Melekler cümbüş eyler sevinçle maverada,
Parlar yıldızlarımız rengarenk bir semada.

Bir muazzez emirdir, yedi kat gökten gelen.
Devr-i Âdem'den beri, yedi düvele kâfi.
Çağların ötesinden muştularla yükselen;
Her cana ömr-ü sürur, her cana ömr-ü sâfi...
Hayat tantanasının huzur teminatıdır,
İki cihan vaslında saadetin adıdır.

Medeniyet şanındır, ey umudun öznesi!
Senindir gül açtıran iklimlerin gözdesi.
Sen ki karanlıklarda ilahi bir ışıksın;
Huzurun mimarısın, hayatın hazinesi.

Aynı el toprağının harcı ile var olduk.
Dirildik aynı Var'dan, aynı varla var olduk.
Asırların yonttuğu ahlak mayası ile,
Dostâne muhabbetin aşkı ile nâr olduk.

Ne varsa sende bende, ortağız bir mihenge.
Tarihin tablosundan ben düştü benzimize.
Hakkın müsavadıyla aynaya mazhar olduk;
Hep kendimizi gördük, baktıkça kendimize.

Şu koca handa bizi mihman kıldı Yaradan.
Kimini aktan kıldı kimini de karadan.
Farklı renkler içinde tek renktir fıtratımız,
Paylaşılır her daim sevinç ve gözyaşımız.

Ateşi bahar eyler şefkatli kollarımız.
Hüzün esintileri kem gözlü zemheridir.
Kenet kenet kapanır, kanat kanat açarız;
Kıvrımlı tepeleri aynı ruhla aşarız!

Biz hep aynı kaderin yoğrulduk hamuruyla.
Hakkın müsavadıyla birlikte bir kılındık.
Aynı toprak üstünde, aynı sancak altında;
Biz, ezelden ebede kadar kardeş kılındık.

Biz, tüm coğrafyaların şefkatli kucağıyız.
Biz, kardeşlik nâmıyla tüten aşk ocağıyız.
Biz, bağrında ceddinin mirasıyla doluyuz,
Bütün cihana kucak açan Anadolu'yuz.
Biz, aşk tohumlarını gönüllere saçanız.
Dostluğa adım atan, düşmanlıktan kaçanız.
Biz, uhuvvet mührüyle kenetlenmiş milletiz,
Nifak saçan illetin karşısında zilletiz.
Biz, kadim bir dostluğun muazzez mirasıyız;
Biz Türk'üz, Kürt'üz, Laz'ız, Arap, Acem, Boşnak'ız.

Yer ve gök şahit olsun bu mukaddes yemine;
Biriz ve beraberiz tâ sonsuzluk demine...
 
29 BİR KARDEŞLİK DESTANIDIR….:   Fikret Görgün
 
Yine tarih yazacak tecrübede yaşım var.
Sevda yolcularının baş koyduğu döşüm var.
Bürümüş üç kıtayı gölgesi çınarımın.
Şehit kanıyla yunmuş toprağım var, taşım var.
Altaylar’a uzanır kaynağı pınarımın.
 
Ben Sultan Alparslan’ın hayalinin yoluyum.
Ben gazi, ben kahraman, ben ki Anadolu’yum!
 
Malazgirt kapısını aralayan erenler,
Kapalı kapılardan gönüllere girenler...
Peygamber-i Zîşan’dan aldılar müjdesini.
Çorak topraklarımda açtı yediverenler,
Yaydılar yeryüzüne Hakk’ın yüce sesini!
 
Gönül fatihlerinin hasırıyım, çuluyum...
Başımın tacı Kur’an, ben ki Anadolu’yum!
 
Bir yaralı arslandım, cümle küffar üşüştü!
Canımdan can bulanlar yayan yollara düştü...
Türk, Kürt, Çerkes, Arnavut... Tatar Çanakkale’de!
Kim demiş, “Çanakkale yarım kalan bir düş’tü?!”
Hepsi koyun koyuna yatar Çanakkale’de...
 
İstanbul’um, Maraş’ım, Amasya’yım... Bolu’yum.
Ben baştan başa destan, ben ki Anadolu’yum!
 
Çağı yakalamaya herkes yola koyulsun,
İslâmın gür sadâsı dalga dalga yayılsın.
Mazlumlar yolunuzu gözler nice zamandır,
Adaletin kudreti yeryüzünde duyulsun;
İhtişamlı günleri özler nice zamandır...
 
Ben zalime fırtına, ben tipiyim, doluyum!
Mazluma emîn liman, ben ki Anadolu’yum!
 
Batman’a ateş düşse yanar İzmir’in bağrı!
Hatay’daki sevince ortaktır Sinop, Ağrı.
Hepiniz bir cansınız, ayrılmaz tırnak etten!
Davettir cümlenize beş vakit kutlu çağrı.
Ahde vefa beklenir kadirşinas milletten...
 
Nice Bolu Beyi’nin başında Köroğlu’yum!
Neylesin bana ferman, ben ki Anadolu’yum!
                      
Ahmedî Hâni bizim, bizimdir Yunus Emre!
Hayatın gayesini  cem etmişler bir ömre.
Mevlânalar...Velîler hakikatin sesiydi.
Yüreğinden sızanlar gönle düşürdü cemre!
Mısralar “Gül üstüne sevda”nın bûsesiydi...
 
Kutlu medeniyetin güzide okuluyum,
Uçsuz, bucaksız umman, ben ki Anadolu’yum!
 
Gönül gözemden taşan çağlayandır türküler,
Kalpleri birbirine bağlayandır türküler.
Her biri ayrı derya, manâsı başka başka...
Gâhi gülen, ağlatan, ağlayandır türküler!..
Kimi yâre götürür, kimi ilâhî aşka...
 
Gâhi Emrah, gâh Sümmâni, say ki, Dadaloğlu’yum!
Her yöremde bir ozan, ben ki Anadolu’yum!
 
Bütün renkler, desenler zenginliği bu yurdun.
Birbirinden farkı yok bağrımdaki her ferdin.
Yüce dağlara bakan dağıtır efkârını.
Çaresi bu toprakta elemin, gamın, derdin!
Göller, dereler...çaylar siler âh-u zârını!
 
Haşmetli Hasankeyf’im, vakûr Safranbolu’yum!
Benimle durur zaman, ben ki Anadolu’yum!
 
Sevgiler, burcu burcu tütsün her bucağımda!
Sönsün firkat ateşi şefkatli kucağımda!
Bütün civanmertlere yakılsın birer kına!
Buz dağları erisin yârenlik ocağımda!
Gönüller fethetmeye yürüsünler akına!..
 
Kahramanlar doğuran asil ana doluyum!
Ben yiğitlere harman, ben ki Anadolu’yum!
 
Garipler palazlandı altında kanadımın!
Zalimler dize geldi geçtiğinde adımın!
Âlemşümul Osmanlı, Selçuklu mirasıyım...
Kardeşlik davasıdır gayesi feryadımın.
İslâm’ın bu diyara vurduğu tuğrasıyım!
 
Ben sılada Çaldıran, gurbette Niğbolu’yum!
Gitmez başımdan duman, ben ki Anadolu’yum!
 
Oyunlar boşa değil, küffârın gözü bende!
“Savaşları kesecek” Eren’in sözü bende!
Yıksın inat bendini çağlasın sevgi seli!
Sonsuzluğa götüren sevdanın izi bende!
Çiçek açsın umutlar kardelenler misali...
 
Ben İslâm’ın, ümmeti kucaklayan koluyum.
Hak yola canlar kurban, ben ki Anadolu’yum!
 
Hoşgörü ile bakıp, görsün herkes herkesi!
Zeybeklere karışsın halaydan zılgıt sesi!
Fil dişinden kuleler devrilsin birer birer!
Sîneleri ısıtsın annelerin nefesi!
Kardeşlik türküleri söylensin hep beraber.
 
Yüreğim benden büyük, ben kendimden uluyum!
Dar geliyor asuman, ben ki Anadolu’yum!
 
Ehl-i Sâlib birleşmiş, istiyor diz çökmemi!
Bekliyorlar dört gözle arkına su dökmemi!
Yedi düvele karşı kucaklaşsın kardaşlar!
Hilâlin gölgesinde birleşmenin tam demi!
Yıkasın ruhumuzu sevinçten akan yaşlar...
 
Yetişir, söyletmeyin, öylesine doluyum...
Sesimi duysun cihan, ben ki Anadolu’yum!..
 
30 KARDEŞİM   :   Maksut
 
Tak şu kelepçeleri uzattım ellerimi 
Cezamı hafifletme bildir ver be kardeşim
Tek şikayet edersem  lâl et sen dillerimi
Duracak nasılsa kalp  saldır vur  be kardeşim 
 
Haykırdıkça içimden kayboluyorsa sesim 
Anlar mısınız beni çıkınca son  nefesim
Paylaşılamayan ne neden bitmez yeisim
Sensen kolum kanadım kaldır sar be kardeşim
 
Bizlere rehber olsun peygamberin her sözü
Silinir mi sanırsın bizden onun pâk izi
Gül kokusuyla güzel gönüllerdeki sızı
Aramıza girenler eldir gör be kardeşim
 
Gönül gözüyle  görüp konuşalım diliyle
Kıyabilir mi insan cana kendi eliyle
Bezeli gönül bahçem sevginin al gülüyle
Yansın dilim ateşte hâldir kor be kardeşim
 
Kekeme olur sözüm dediği hâk değilse
Başım yükselir arşa tek secdede eğilse
Huzura ereceğiz iblis kalpten koğulsa
Ansın dilim sevgini kuldur  sır be kardeşim
 
Kırılır kalır kolum sana sarılamazsa
Söylemez olur dilim senle karılamazsa
 Bir anda solar gülüm senli derilemezse
Taşsın aşkın göz yaşı doldur dur be kardeşim...
 
 
31 Dünyanın derdi***  : Seadet Rzayeva
 
Yaradan yaratdı bütün cihanı,
Bu yeri,  bu göğü,   bu Kehkeşan’ı.
Can verdi insana yaşayın diye,
Demedi mehv edin siz bu dünyayı.
                          ******
Nankörlüq insanın qanına hopub,
Gözəllik çirkefın əsiri olub.
Məhv edir  hər yanı zülmün fitnesi,
Fidanlar qonçəykən saralıb solub.
                           ******
Gözləri torpaqdan doymayan şahlar,
Goy emsin torpağı   hələ doyunca.
Dünya vehşi terÖr, fitne ocağı,
Emel şeytanbazlıq, işgence olub.
                            ******
Körpələr məhv olur   ana karnində,
Geddarca   alınır nə kader canlar.
Fəqət yaradanın sebri böyükdür,
Cəzasız qalmazlar inşallah onlar.
                          ******
Allah korkusunu  yitirmiş nadan,
Şənliklə  kayd edir qəzəb gününü.
Cehennem  ezabı düşmez yâdına,
Unudub  mehşerde hesab gününü..
                          *******
Tebiat  de daha evvelki deyil
Gökler  feryad edir , yel  tugyan edir
Fesiller deyişib öz yerlerini
Gazabinden sanki , sert üsyan edir..
                          *******
Analar yitirir canlarından can
Torpaq sinesine çekir bu ahı
Bes deyil  bu qeder tökülen qanlar?..
Dinsizler unudub deyen Allahı...
                         ******
Bahıram göylere keder,qem yağır
Karanlıq tökülür  göyün yüzünden.
Bulut unudubdur öz derdlerini,
Dünyanın derdleri akar  gözünden..
                       *******
Sulh sözü yâd olub bütün dunyaya,
Dagitmaq deb olub ,bir yarış olub...
Fitneye gederek bazi yaltaklar,
Dünya merhemetsiz katille  dolub...
                        *******
Eğer  qardaş olsa insan insanla,
Biter bu edavet bütün ellerde...
Dinclik qatilleri ayaq saklasa,
Sülh sözü hökm eder , bütün dillerde!..
                          *******
Ayaqlar altına düşüb edalət,
Yaşayır insanlıq dərdli hal ilə.
Kınından çıkmazsa  Türk’ün qılıncı,
Dünya məhv olacaq bu münval ilə.
 
 
32. ÇOCUKLARIN GÖRDÜĞÜ YARI MAVİ BİR DÜŞ OLSUN BARIŞ    Celalettin Kurt
       
A-
 
Dünyanın yüzünde delik deşik yara izleri
Ustura çizikleri, cam kesikleriyle dolu her yanı
Boynunu dâra vermiş, can çekişiyor dünya
Sallanıyor sağa sola üçayaklı şafaklarda
Kalıyor nefes nefese, soluğu içine çekiliyor
Görmüyor ışığını, sini sini doğan güneşin
 
Gün devriliyor günler üstüne muttasıl belâlarla
Omzunda ağır bir yük, imtihanı çok büyük
Acılar, hüzünler, çileler pekişiyor üstünde
Kanadıkça kanıyor, kabuk bağlamıyor yarası
Sıyrılıyor merhamet; çıkıyor, gidiyor yüreklerden
Gözyaşları dinmiyor dünyanın mavi gözlerinden
 
Yüzünde dünyanın delik deşik yara izleri
Bu yara ne zaman kabuk bağlar, kim merhem olur
Barış ne zaman gelir; menekşelerle, güllerle
Kurşun kurşun üstüne, feryat feryat üstüne
Toprak yok, kimlik yok ab-ı hayat uçurumlarda
Özgürlük, kuşlar kanadında gönderilir sürgünlere
 
Çıkardıysa kim, katranlı, kirli, bu irinli savaşı
Ağlattıysa dünyanın gözlerini, kanlı kanlı kim
Çıkartmalı biri de yeryüzünde beyzalanmış barışı
Zeytin dallarıyla, ak güvercinlerle, özgürlük türküleriyle
Çilelere bulanan, yanan, yakılan gün görmemişlere
Mazlumlara, mahzunlara eylemeli armağan, güzel barışı 
 
Savaşı güçlüler çıkarır, savaşta mahzunlar ölür
Bilmezler vicdanı unutanlar; kırılan kolu, yarılan başı
Açlıklar, sefâletler, evlerden, barklardan kopuşlar
Merhamet tanımayanların hiç umurlarında mı?
Yıkım füzeleri göklerde ebâbil kuşları gibi uçarlar
Sağanak sağanak sağarlar ah! Puslu göklerden ölümleri
 
B-
 
Barış bir beyzalı yürek türküsüdür ince
Kelebek kanatlarının naifliğince, inceliğince
Gönüller bayram ederler güzel barış bir gelse
Çok geç kaldın dünyaya, çok geç kaldın ey barış
Gözlerimiz burçlarda, gözleriz her dem yolunu
Geleceksen daha fazla bekletme, haydi artık gel barış
 
Tüm kötülüklerin anasıdır, babasıdır savaş
Işıklar gerekir barışmaya, kandiller yakmak gerek
Olmazsa erek, çekilmez barışın yollarında kürek
“Söz ola kese savaşı” doğrusundan söylenmeli söz
Eylenmeli yüreklerde sulh, kardeşlikler içinde
Savaşın cehenneminden, barışın sularına akmalı
 
Yüzünde dünyanın delik deşik yara izleri
Kapanmalı kan kısrak yaraların kara katran izleri
Bombalarınn açtığı çukurlarda taze fidanlar yeşermeli
Susmalı siren sesleri, çocuk sesleriyle dünya şenlenmeli
Topraklar tohuma durmalı, aydınlanmalı yarınlarımız
Yeniden başlamalı kardeşlikle görklü heyecanlarımız
 
İnsanlığın ülkesi dünyadır; sınır, sınıf nedir ki
Allah’ın armağanıdır insanlık, tüm insanlar kardeştir
“Barışta evlâtlar verirler topraklara babalarını
Savaşta babalar evlâtlarını topraklara verirler”
Yeter artık usandık; acından, sancından savaş
Çocukların gördüğü, yarı mavi bir düş olsun barış
 
Bir dolunay aydınlığıdır, fecir sonlarında şarkılı
İlkyaz türkülerinde hançerenin demi, dermanıdır barış
El ele, kol kola girmektir soylu düşünceler uğruna
Özgürce sözler etmektir, yanlışlara göğüs germektir
Yeğlemektir doğruyu; zalime, zulmete karşı gelmektir
Ve yâr bağrına baş koyup, özgürlük türküleri söylemektir barış
 
 
 
 33.VAY BENİM TÜRKİYE'M VAY ANADOLU'M   HALİL KURU
 
Şu yalan dünyaya geldim geleli
Kürdü kardeş bildim Ermeni düşman
Moskof’a kalırsan yandın o zaman
Vay benim Türkiye’m vay Anadolu’m
 
Biz eskiden beri Kürtle kardeştik
Beraber şavaştık beraber öldük
Şehitlik şerbetin beraber içtik
Vay benim Türkiye’m vay Anadolu’m
 
Karlı dağda donduk bu vatan için
Sıcak çölde yandık bu bayrak için
Nerde yanlış yaptık bilemem niçin
Vay benim Türkiye’m vay Anadolu’m       
 
 
34  “Birlikte Yükseleceğiz!”   Rasim Tanrıverdioğlu
(Rasim Rajabov)
 
 
Durun ve kulak verin, ey silah taşıyanlar!
Nifak tohumu ekmek yeni bir olay değil.
Derman olmak yerine, yarayı kaşıyanlar!
Başarı sizin için o kadar kolay değil.
Çünkü bu birliktelik, bin yıllık koca çınar...
Türk ve Kürt; bu çınarı besleyen iki pınar…
 
Tam bin yıldan beridir bir atıyor kalbimiz.
Damarlarımızdaki kanımızın rengi bir.
Sırt sırta savaşmışız, kız alıp kız vermişiz.
Ruhumuzu okşayan türkünün ahengi bir.
Biri Türk, diğeri Kürt, yan yana iki mezar…
Malazgirt, Çanakkale bunu der, bunu yazar.
 
Şimdi nedir bu savaş, bu ayrılık, bu telaş?
Daha da geç olmadan bir çözüm bulmalıyız.
Bize değil, düşmana yarar ancak bu dalaş.
Özümüze dönmeli, yine bir olmalıyız.
Karşımızda ittifak eder iken tüm küffâr.
Birbirimizi yersek, affetmez bizi Gaffâr.
 
Mutluluğumuz gibi dertlerimiz de şerik.
İş, aş, eğitim, sağlık yalnız Türk’ün mü derdi?
Birlikte taş altına el koymaktır becerik.
“Kürtçe yasaktı…” Sanki Türkçe göğe mi erdi?
Biz ülkeyi yükseğe taşımadıkça zinhar.
Bahçemizde gül açmaz, gelse de yeni bahar.
 
El birliği yaparak güçlenmez isek eğer.
Evimize göz diken, pay isteyen çok olur.
Birlikte güçlenirsek, başımız arşa değer.
“Az olsun, benim olsun,” diyen hepten yok olur.
Bataklık yaratanı bir gün bataklık yutar.
Gül bahçesi kuranı herkes baş üste tutar.
 
Gün gelecek el ele ve güçlü olacağız.
Kalmayacak ortada kan ağlayan bir vicdan.
Yükseldikçe ülkemiz, biz “biz”i bulacağız.
O günü bir an önce göstersin bize Rahman.
Huzura kavuşunca bir gün bu mahzun diyar.
O gün Kürt de bahtiyar, o gün Türk de bahtiyar.
 
 
 
35 KARDEŞLİK HALAYI  ORHAN SEBAT
 
 
Ne hacet ki şiire, görmek için bu görkü?
Ecdat destanlar yazmış paylaşarak bir mürkü.
Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Rum’u, Arap’ı, Türk’ü,
Aynı sazın notası, dillerde aynı türkü.
Garbın pençelerinden kim kurtardı bu kürkü?
Hatırla, çok olmadı, daha evvelsi günkü
Savaşta sırt sırtaydın, oysa şimdi bugünkü
Halin içler acısı, hep öteki, öbürkü…
 
Vatanın tarih boyu medeniyet beşiği
Sınırların adeta birer cennet eşiği
Tarlaların, bağların cömertliğin yeşiği
Sevda ile dolmalı her çiftçinin meşiği
Göğe salıncak kuran şu uslanmaz geşiği
Bağlayıp bir ucundan çevirmeli teşiği
Bir urgan yapıp ondan dikmeli her deşiği
Zira her bir evladın birer vatan aşığı
 
Oku, sev, yaşat diye Hak’tan gelen o emre
Kulak verdi Mevlana, Farabi, Yunus Emre
Çemişgezek, İpsala, Çamlıhemşin ve Demre
Aynı anda düştü mü bu sene de ilk cemre?
Fikirlerde oluşan o kirli, paslı kemre
Çare oldu mu bahar, aydınlandı mı şemre?
Yoksa durmadan azan şu devası yok temre,
Döktü mü yüzümüzü, öldü mü garip amre?
 
Hasankeyf’ten İzmir’e bir kardeşlik halayı
Kuralım, zılgıtlarla geçsin düğün alayı
Kin gütmek zor kardeşim sevgi işin kolayı
Sevelim, sevilelim yaratandan dolayı.
Vur davulcu davula, çal zurnacı zurnayı
Çanakkale’ye uçur bizim telli turnayı
Şehit kanları ile kavra toprak anayı
Bil kardeşim görünenin ardındaki manayı
 
 
Dünya bu, geçici bak, ölüm var, beşer fani
Rezzak’ın yazdığına ne olabilir mani?
Ne sultanlar ne şahlar geldi geçtiler gani
Nerde saltanatları, nerde tahtları hani?
Ebedi bir saadet dileğin varsa yani
Dostunu bas bağrına,  bir sevgiye ol kani
Bak elele Fuzuli, Teyran, Ahmed-i Hani
Kavuşsun Leyla Mecnun, alsın artık Mem Zin’i
 
Alevilikse eğer o Ali’ye muhabbet
Dost ve düşman bilsin ki aleviydi Muhammed
O ki Rahman’ın bize lütfettiği bir rahmet
O Allah’ın resulü, anlamaya gayret et
Dış mihrakın ektiği fitne, fesat, adavet
Çürür gider ezanla, baki kalır uhuvvet
Kan çekilir damardan, tırnaktan ayrılır et
Birbirinden ayrılmaz bu iman dolu ümmet!
 
 
36. MEMLEKET   Çağrıl Taştan
 
 
Ah gidebilsem
Bir gidebilsem memleketime
Bir ev, bir pencere, bir sokak
Bir sevgili bıraktım geride
 
Varna sokaklarında gezerken bir sabah
Özlem kokarken, parmaklarım, saçlarım,
Anadolu'da söylenen, bir köy türküsü tutturdum dilime
Bir yar bıraktım ya geride
Sesim seslenirken o yare
Ağıt yakıyordu, kendi halime
"Ağlama yar ağlama, mavi yazma bağlama"
 
Tam o anda, bir adam durdu karşımda
Gülümseyerek, yaklaştı bana
O da katıldı sözlerime
" Seyran Mangî Nîsan e qurban, çünkü vade Gulan e"
 
Ayaklarıma kadar irkildim
Sanki o andan, bir ölüydüm ve o an dirildim
Türkülerde bir değildi belki bizim dilimiz
Ama birdi o adamla, bizim türkülerimiz
 
Bir türkünün ezgisiydik, ben ve o
Kim çalarsa çalsın, aynı duyguyu tadardık,
Dilden dile değişse de sözleri,
Kim olduğumuzu unutmazdık, kalbin sesi  duyuldukça
 
Dedesinden bahsetti önce, türkü bittiğinde
Bende hatırladım dedemi, onun bahsettiği yerde
Dedelerimiz koyun koyuna, yatıyormuş meğerse Çanakkale de
O doğuda büyümüştü, bir ülkenin doğusunda
Ben batıda doğmuştum, o ülkenin en batısında
Ve karşılaşmıştık  kardeşimle, sıla derdinde
Varna'da bir sokakta, bulmuştum memleketimi
 
 
37 Toprak Kardeşliği   Yunus LAÇİN
 
Bi dur! Dört kitaba kulak ver, anla gardaş,
Kopup geldiğimiz bağ, aynı karındaş,
Özümüz ‘Kâlû Bela’dan mayalı toprak,
Hâkk yazmış doğmak da hak, ölmek de hak,
İyisi mi gel, sen de büyüklenmeyi bırak,
At bir kenara kibrini, enaniyeti yak,
Sen topraksın gardaş, bu neyin kavgası,
Âdem’e üstünlük, İblis’in ateşli ihtirası,
Bak şu mayanın rengine: siyah, beyaz, hâki…
Şu İrem bağını kara toprak, iradesiyle mi seçti,
Meyve vermiyorsa yararsız mı bildin sen kili,
Yerim dar diye sızlanıyor mu nebatın tek biri,
Dinle, cümle âlem aynı dilde çekiyor tekbiri.
 
Mayamız ya, gözümüzü toprak doyurur,
Yüce Mevla, üstünlüğü takvada buyurur,
Güvenme varlığa, gerisi fitne ve fücur,
Tamahkârlığı bırak, yeter artık bu gurur,
Büyüklenme, Nemrut bir sinekle yıkıldı,
Firavun’un enaniyeti ummanla boğuldu,
Nice kılıçlar, krallar ben ben diye yoruldu,
Cümle geçmiş bu yolda yalan oldu, toz oldu.
Gururlandı da padişah, serencamı ne oldu,
Sultan Süleyman’a kalmadı ya yurdu,
Kıran girdi kuzuya, iti, çakalı, kurdu,
Savaşlar hep benlik kavgasıyla yoğruldu
Gönül gözünü aç, dünya gözüyle kim doydu,
Senden büyük Allah var, gerisi hep hiç oldu.
 
Kardeşim, biz bir elin beş parmağıyız,
Birimiz olmasa, topal düşer öteki yanımız,
Ne terazide ne boyda müsavi yaratığız,
Öyleyse ne diye sen ben kavgasındayız.
Hepimiz, kandan, etten ve kemikteniz,
Soğuktan ve sıcaktan yanan birer teniz,
Güvenme kesretine, hepimiz biriz,
Nice ervahtan arkaya kalan bir iz
İbretlik, şu âlemde nebatın intizamı,
Var mı çınarın kavağa bir imtiyazı,
Yahut bülbülün gülün dikenine itirazı,
Cem-i cümlesiyle eylerler zikr-i niyazı,
Gel kulak ver, Mansur’da ‘Enel Hakk’a,
Yunus ile doğrul sevgi dergâhında,
‘Ne olursan ol’ gel duralım semaha,
‘Vav’la eğil, ‘Elif’le birle gönlünü Mevla’ya.
 
‘Kardeşlerim!’diyor cümlemize Gülcihan-ı Nebi,
Aynı dilden konuşur Ahmetler; Yesevî ile Hâni,
Oku da idrak et, var mı ırkçılığın dinde yeri,
Hisli bir yürekle doku ‘Hikmetler’i, ‘Mem-û Zîn’i.
Yetmiş iki millet birbirinin gardaşı,
Bitsin artık bu topraklarda sen ben dalaşı,
Kabil’den devraldığın bu çıkmaz savaşı,
Kim kazanmış, kimin var bir dikilitaşı,
Gel kardeşim, bitsin daim Habiller’in gözyaşı,
Veysel’i dinle: ‘Sen balsın da ben çeç miyim?’
İnsan aşkın dokuduğu desen desen bir kilim,
Laçin der ki Diyarbakır, Nevşehir, İzmir’de bizim,
Farkımız yok bu topraklarda, yeter ki sev kardeşim,
Yunus’ça, ‘‘Yaratılanı yaratandan ötürü sev.’’ kardeşim.
 
38. BİZ KARDEŞİZ   SELMA GÜNDÜZ
 
 
Aynı Âdem’den türemişiz,
Çoğalmak için üremişiz,
Aylar, yıllar geçtikçe biz,
Ayrı sınırlar çizmişiz.
 
Başka olsa da dinlerimiz,
Farklı olsa da renklerimiz,
Uymasa da dillerimiz,
Aynı kökene sahibiz.
 
Dünya bizim vatanımız,
Aynı havayı paylaşırız,
Kırmızı akar kanımız,
Biz kardeşiz, biz insanız.
 
Hepimiz bir gün öleceğiz,
Bu dünyadan göçeceğiz.
Son nefesi vermeden biz,
Unutmayalım ki kardeşiz.
 
 
39. Elimi Tut Kardeşim   Sema Kızıltoprak
 
Hayat öyle uzun bir yoldur
Kime güvensem, kimi sevsem
Nereye gitsem,
Hep bir kargaşa dolu.
Kime uzatsam bu eli,
Kim tutar kırmadan hiç kalbimi,
Şüphesiz bir cevabım var
Canıma can,
Canımdan can.
Elimi tut  kardeşim
Meydan okuyalım korkmadan.
Sen bana sığınan sığınağımsın.
Hayatın hiçliğinde koştuğum o huzur,
Kendimi bulduğum vatanımsın.
Hayat çok uzun, çok zor
Elimi tut kardeşim.
Yollar var aramızda, çok uzun o yollar
Aah! lanetimi üzerinde taşıyor bizi ayıran bütün yolar
Sen yine de gözlerini kapa mesafelere
Elimi tut kardeşim, ihtiyacım var.
Ağladığımda gözyaşlarımı kapat,
Çaresizliğimi gizle, koru beni
Ben bir tek senin yanında korkusuzum.
Sensiz koca bir korkak.
Elimi tut kardeşim, bu el hep sana muhtaç.
Bu vatan biz birken, tekken demirden bir sur
Nerde olursan ol, bu vatanın toprağıysan
Elimi tut kardeşim, şimdi bir olmaya
Tek olmaya memleketin ihtiyacı var.
 
 
40 .BİRLİK TÜRKÜSÜ  Hakan Özçelik
 
Göz nûru bu berrak sular üstündeki yolda,
Ferdâya akan yolcularız sandalımız bir…
Yer tutsa da her yaprağımız başkaca kolda,
Gür bir çınarız biz; kökümüz bir, dalımız bir.
 
Her kahpe karanlık gecenin gündüzüyüz biz.
Birlik ve berâberliğin en gürbüzüyüz biz.
Bir dev tümün aslında mütemmim cüzüyüz biz.
Zîrâ bizi birlikte tutan mandalımız bir.
 
İstikbal için fikrimiz ayrılsa da bâzen,
Tek âilenin mensubuyuz bizler esâsen.
Hiç gayrımız olmaz ya bizim birbirimizden,
Et-tırnağız elbet; canımız bir, malımız bir.
 
Düşmez dilimizden vatanın türküsüdür bu.
Kardeşliğe dâir ne güzel öyküsüdür bu.
Bir çokluğu bir millet eden ülküsüdür bu:
Gök yorganımız; yer küre toprak halımız bir.
 
Tek bir cihetin hem soluyuz hem sağıyız biz.
Beş boydayız ancak bir elin parmağıyız biz.
Cennet vatanın dalgalanan sancağıyız biz.
Ay yıldızımız bir, akımız bir, alımız bir…
 
Vezin: Mef’ûlü Mefâîlü Mefâîlü Feûlün
 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


1 Yorum
14.07.2017 - 09:33
Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Daha nice güzel etkinliklere hep birlikte inşallah...