GEBEYSE ZAMAN


GEBEYSE ZAMAN

 

Böyle geçer mi? Toz, duman, savruk…

Ne sabaha yayılabildim pervasız, ne dost olabildim geceyle.

Bekle desem zamana:

“az sonra dağılacak duman

Durulacak belirsizlik

Varlıksa var-a, yokluksa yok-a

Eylemsizlik silkeleyecek kendini”

Sadece aczimi haykırır sırıtarak;

Ve çevrilir başı bin yılları atarak terkisine,

Süzülür vijdanı kara.

 

Benim sandığım yıllar nasıl da hain;

Dokundukça yüzüme, tenime,

Delikanlılığıma dokundukça yiter varlığım,

Yitirir elinde ne var ne yoksa.

Ketumluğunu bilirim,

Bilirim, yazgıya yoktur direncim;

Ama köpüren öfkem

İsyanımı taşa çaldıran benliğim

Kimsesizliği haykıran tahayyüllerim nasıl da çaresiz,

Nasıl da kıskanç,

Yüzü dönük kalabalığa;

Halbuki kalabalık ânın içinde,

Zamanın ayrık dilimi bir parça şöleni tattırır tine.

 

Yarım kaldı dilimde haykırdığım cümle;

Dokunduğum tüm varım

Sabahım, günüm, yarınım, hep yarım!

Çocuklar çocuk

Analar ana

Bulandı umuda sevdalar türküler yarım söyleniyorken.

 

Bir soluk vermeye yanaşmıyorken zaman

Doyumun hazzı coşturuyorken isteği

Arzular boyun eğemiyorken kanaate

Kanaat mahkûmken tanrısallığa

Sözüm ona yaşamak;

Delicesine yuvarlanmak zamanın gölgesinde.

Hele ki hissediyorsam, anlamışsam mundar yüzünü;

Sevince boğulduğum dün

Hüzne boğulduğum dün

Yok-un nezaretinde olgunlaşmış “var”

Sadece tesellisi budalalığımın.

 

Yarını oynayan hayal

Gerçeklerden çok daha güçlü;

Ve gerçek, “farkında olamadığım haykırışım”

Gücüm, zayıflığımın en yüce dinamiği.

Zamana haykırıyorsam hayasız

Ve hayasızca rolünü oynuyorsa zaman

Cesaretim kırık;

 

Vedasını edemediğim topal saatler,

Tanrı, şuur, hükümsüzce çağlayan çığlık!

Kaos havasında soluğum kesik,

Aynı nakarat benliğimi heyecanlandıran.

 

Ve ben yokum aslında

Aslında zaman donuk;

Aslında bir kısrak çayırlarda özgürce koşan

Bir rutubet, denizin vurduğu kıyıda

Yosunlaşmış kayalar iradesiz

Meydan okur gibi kıyılar kendi sefilliğine;

Günlerce döven dalga

Binlerce döven dalga

Ve dövülmeye aldırmayanlar

Dövmeye aldırmayanlar;

Umursuzca yüzüme yansıyan, seyri kıskanan

Körlük direncim,

Yok oluş; usul usul…

Zamanın söküp aldığı tüm kavgalarım

Ve koşulsuz verdiğim taze sabahlarım,

Gençliğim

Söz vermişliğim

Acziyet kokulu zaferlerim

Hepsi eriyor içinde.

 

Bugün, dünle flörte başlamışken

Güneşin kokusu sinmişken cana

Buram buram kokan istek

Ve aralık gecelerden sızan aydınlık

Birkaç saatlik umut

Birkaç saatlik karamsarlık;

Dostum zaman, düşmanım zaman!

Hangi yaraya dem vurmuşsam

Ve hangi merhem uyuşturmuşsa içimi sabrın yelkovanında,

Kızdıkça sana, öfkelendikçe,

Âna hapsolmak…

 

An,

Sadece soluğuma mesnet olan;

Neşe, ânın içinde, mutluluğun resmi anlamın flaşıyla;

Kahkaha,

Zamanın sonu, son dansı bilincin.

Ölüm kadar yok edici, yaşam kadar ihtiraslı;

Ve insan,

Neyin kabulü, ya da kabule yaslı olan…

 

 

 

 

 

 

 

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış