Camasbanameler Ve Abdi’nin Camasbanmesi Ile Şahmaran


387071


Divan edebiyatında klasik mesnevi konularından biri olan bu mesnevilerin  ilkini  Ahmedi Dai, daha geniş ve kapsmalı olanını , XV. yüzyıl şairi Mûsâ Abdi yazmıştır. [1] Türkçe’de Dâî ve Abdi’nin Câmasbnâme’lerinden başka bir kısmı Abdi’nin eserinden faydalanılarak yazılmış, yer yer ondan alınmış bazı manzumeler ihtiva eden mensur Câmasbnâme’ler de vardır (İÜ Ktp., TY, nr. 9542 [1159/1746 tarihli]; İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Osman Ergin, nr. 16) Ayrıca  halk hikayelerinde ve efsanelerinden tanıdığımız Şahmaran  motifi ve hikayelerinin aslı da Camasbnamlerden özetlenmiş veya halk anlatılarına geçmiş olan anlatılar ve yazılardır.

Abdi’nin bu mesnevisinden başka 1780 tarihinde istinsali edilmiş ünlü bir Camasbname daha vardır. [2]Bu eser daha sonra kısaltılarak Mümtazetü’l-emasil, Şahmeran Hikâyesi adıyla yayınlanmıştır.

Şahmaran Hikayesi Abdi’nin yazdığı Camasbname’den halk edebiyatına ve divan edebiyatına geçmiş bir konudur. Şahmaran hikayesi Abdi’nin eserinden özetlenmiş müstakil pek çok hikayelerinnin yazılmasına vesile olmuştur. Camasbname, zamanla basitleştirilerek halk hikâyesi biçimine dönüşmüş, halk hikayelerine ve efsanelerine dönüşen hali  ile de pek çok kez basılmıştır. [3]Bu bakımdan Şahmeran Efsanesi Camasbname olarak da bilinir.[4]  Camasb bu hikayelerde  Abdi’nin eserinde de olduğu Danyal Peygamberin oğlu olarak geçemekte, Şahmaran hikayelerindeki konu ile Abdi’nin Camasbnamesinin konuları da bir birlerine çok çok benzemektedir.  Aslında Şahmaran öyküsü Abdi’nin Camasbanamesi’nin  basitleştirlmiş şeklidir.

Şahmaran Efsanelerinin bir benzeri ise    Binbirgece Masallarında geçmektedir. “Hasib Kerlmeddin ve Şahmaran Hikâyesi” Câmâsbnâme’nin dünyadaki ilk örneği ise   Fars tarihindedir.  Bu eserlerin ilki Keyânîler’den Şah Güştasb, veziri Camasb’a  kâinat ve yaratılışla ilgili sorduğu sorulara,  Veziri Camasb’ın verdiği cevaplardan oluşan  Pehlevîce yazılmış  500 beyitlik bir risâledir.  Bu sorulara verilen cevaplar İran Mitolojisi ve Zerdüşük düşüncesinden kaynaklanan dini, ahlaki,   tasavvurlar oluşturmaktadır. İlk Camasbname Keyûmert’ten Lohrasb’a kadar olan dönemin tarihi ve İran hükümdarlarının efsanelerini de anlatmakta,   İran’ın gleceğinden ve  Zerdüşt ‘ün  vaadlerden  de söz etmektedir.  [5]

Farsça kaleme alınan bir başka Câmâsbnâme ise Nasîrüddîn-i Tûsî’nin (ö. 672/1274) gizli ilimlerden bahseden “yıldıznâme” türünde otuz üç beyitten oluşan mesnevisidir.(bk. Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 4795, vr. 1b).[6]

Far edebiyatında yazılmış bu mesnevi türünün Türkçe’de  bir kaç maznum ve mensur tercümesi yapılmıştır. Ahmed-i Dâî’ (ö. 824/1421’den sonra), Nasîrüddîn-i Tûsî’nin bu eserini  genişleterek yetmiş üç beyitlik “feûlün/feûlün/feûlün/feûl” kalıbıyla bir Camasbanme çevirisi yapmıştır.  İsmail Hikmet Ertaylan bu  iki nüshadan  da faydalanarak eseri eski harflerle yayımlamıştır.[7][8]

Türkçe’deki en önemli Câmasbnâme çevirisi, XV. yüzyıl şairlerinden Mûsâ Abdi’ye aittir.  Hayatı hakkında yeterli bilgi bulunmayan Abdi, II. Murad devri şairlerindendir. Abdi adını Musa mahlasını ise Abdi olarak belirtmiş ve edebiyatımızdaki en önemli Camasbname çevirisini yapmıştır.  (vr. 4b-5ª). Câmasbnâme’yi II. Murad’ın isteği üzerine kaleme aldığını söyleyen Abdi (vr. 5ª, 118ª), onu aynı adı taşıyan bir kitaptan nazmen tercüme ettiğini bildirmekte (vr. 16ª), fakat eserin aslı ve dili hakkında bilgi vermemektedir. [9]

Fakat Abdi’nin yazdığı bu tercüme ile  Farsça Câmâsbnâme’lerin konuları birbirinden oldukça farklıdır. Bu yüzden  Abdi’nin eserinin başka bir Camasname’den tercüme edildiği sanılmaktadır. Ancak Abdi’nin , Câmasbnâme’nin konusunu genişlettiği  eserine pek çok telif unsuru da katmış olabileceği de ihtimal dahilindedir.

Abdi Câmasbnâme’yi Bandırma’nın Aydıncık kasabasında bir yılda kaleme almış ve 833’te (1429-30) tamamlamıştır. 5122 beyitten meydana gelen mesnevi “fâilâtün/fâilâtün/fâilün” kalıbıyla yazılmıştır. Eserde ayrıca aruzun değişik kalıplarıyla yazılmış seksen sekiz beyit tutarında on dört gazel vardır. Câmasbnâme’de bundan başka mesnevi tarzında bir tevhid, bir na‘t, biri Sultan II. Murad, diğeri Sadrazam Hoca Mehmed Paşa için söylenmiş iki methiye ile gazel şeklinde bir de mersiye yer alır.”[10]

Abdi’nin Camasabnamesi üzerinde  bir doktora çalışması yapan Şerif Ali Bozkaplan bu eserin Erzuurm Ataürk üniversitesinde bulunan yazma nüshası hakkında bilgiler verdikten sonra   Abdi ve Camasname hakkında şu bilgileri vermiştir.  “ Camasbname masaldan mürettep bir manzumedir. Birbiriyle bağlantılı görülmekle beraber bir çok hikayelerden meydana gelmiştir. Camasb, Bulkıya, Şahmaran ve Cihanşah vb. her biri başlı başına mevzuların birer kahramanı olup bunların etrafında ikinci derecede bulunan hikaye kahramanları da mevcuttur.  Eserin diğer bir özelliği de çeşitli vesilelerle Hz. Peygamber sevgisini ortaya koymasıdır. Zaten eserin hareket noktası da budur. Zira, Bulkıya, Hz. Peygamber’in na’tını babasının kitabında okumuş ve ona aşık olmuştur. Bulkıya’nın başından geçenler Hz. Peygamberi aramak ve onubulmak isteği iledir.”[11][12]

 

ABDİ’NİN CAMASBNAMESİ’NİN ÖZETİ

Dânyâl peygamberin oğlu Câmasb’ın başından geçenleri ve Şahmaran’ın (Şâh-ı Mârân) yanında geçirdiği günleri anlatan Câmasbnâme, iç içe girmiş birkaç hikâyeden meydana gelmektedir. Bunlar Bulkıya, Şah Sahre, Kaf dağı, Cihan Şah, Mürg Şah, Şah Peri, Gevhernigîn Kalesi, Şems Bânû, Kigal Hindî ve Giriftâr-ı Şehrişah hikâyeleridir. Masal unsurlarının hâkim olduğu eserdeki ana hikâyenin konusu şöyledir:”[13]

“ Dânyâl peygamber kâinatın bütün sırlarını bilen, her derde çare bulan hikmet sahibi bir kimsedir. Öleceğine yakın hikmet dolu kitabını, doğacak çocuğuna büyüdükten sonra vermesi için hanımına teslim eder. Dânyâl’ın ölümünden sonra doğan oğluna Câmasb adı verilir. Câmasb yedi yaşına girince annesi onu mektebe gönderir; fakat Câmasb bir harf bile öğrenemez ve herhangi bir sanatta da başarı sağlayamaz. Bunun üzerine dağdan odun getirip satmaya başlar. Bir gün arkadaşlarıyla çıktıkları dağda yağmur dolayısıyla bir mağaraya sığınırlar ve burada bal dolu bir kuyu bulurlar. Kuyuya inen Câmasb’a arkadaşları ihanet ederek balı alırlar ve onu kuyu dibinde bırakıp giderler. Kuyuda açtığı bir delikten yerin altına giren Câmasb bir sarayla karşılaşır. Burası yılanlar ülkesidir. Ancak yılanların şahı Şahmaran kendisine iyi muamele eder ve ikramda bulunur. Câmasb başından geçenleri anlatır, Şahmaran da ona Bulkıya hikâyesini nakleder. Daha sonra Câmasb Şahmaran’dan kendisini yurduna göndermesini rica eder. Şahmaran, gördüklerinden hiç kimseye bahsetmemesi şartıyla onu bal kuyusundan dışarı çıkarır. Bu sırada ülkenin hükümdarı olan Keyhusrev çok hastadır. Hastalığına Şahmaran’ın etinden başka hiçbir şeyin çare olamayacağını öğrenen hükümdar Câmasb’dan Şahmaran’ın yerini söylemesini ister. O da öldürüleceği korkusu ile sırrını açıklar. Şahmaran tılsımla yakalanıp öldürülür ve etinden yapılan ilâçla hükümdar kurtulur. Bu arada Câmasb Şahmaran’dan öğrendiği ve babasının kendisine bıraktığı kitaptan edindiği bilgilerle bütün dünyanın sırlarına vâkıf büyük bir hakîm olur.” [14]

Camasbanameler hakkında İ. Hakkı Ertaylan bir çalışma yapmış, Ashmaedi Dai’nin Nasreddin Tusi’den yaptığı Camaspname çeviirisni her iki Camasnameyi de inceleyerek yayımlamıştır. Ş. A. BOZKAPLAN ise Abdi’nin Camasbnamesi hakkında “ Abdi Musa, Camasbnâme, Dil Özellikleri, Metin, Söz Dizini” İnönü Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Ana Bilim Dalı Doktora Tezi 1989 bir çalışma yapmış eserin dil özellikleri- kısmî transkripsiyon,-söz dizini hazırlanmış ve çalışmanın sonunda metnin fotokopisi verilmiştir.

 

 

 

ESERDEN ALINTI: ( Bulkıya Hikayesinden bir bölüm)

Şah-ı maran şöyle takrir f;)lledi
Bulkıyayı ta buna dek söyledi

İşidüp Camasb bum hayran olur
Çarh elinden katı ser-gerdan olur

Ağladı bu kıssayı işidicek
Didi şaha ben de bundan gidicek

Ne sebep olur acep sen ölmege
Sorarm senden bu am bilmege

Şdh-ı maran eydür olsm diyeyin
Uşda kamusm önünde koyaym

Çıkuban çün sen adana varasm
İrtesi hammama varup giresin

Giricek hammama sen ben ölürem
Bu işe ben nice razı oluram

Sen reva görür misin ben ölmege
Sen varuban şim u hurrem olmaga


 


  • [1] Osman Ergin , Abdî, Câmasbnâme, İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, nr. 587; ,
  • [2] Anonim, Şahmeran Efsanesinin Türk Edebiyatındaki Yeri https://frmsinsi.net/showthread.php?t=969414
  • [3] Anonim, Şahmeran Efsanesinin Türk Edebiyatındaki Yeri https://frmsinsi.net/showthread.php?t=969414
  • [4] ŞAHİN ÖZKAN,SÖYLENCELERİ – HİKAYELERİYLE MERSİN, https://www.yumuktepe.com/sahmeran-efsanesi
  • [5] Mustafa Erkan, CÂMASBNÂME, TDV İA, cilt: 07; sayfa: 44
  • [6] Mustafa Erkan, CÂMASBNÂME, TDV İA, cilt: 07; sayfa: 44
  • [7] Mustafa Erkan, CÂMASBNÂME, TDV İA, cilt: 07; sayfa: 44
  • [8]  İsmail Hikmet Ertaylan, Ahmed-i Dâî Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1952, s. 73-79, 144-154
  • [9] Mustafa Erkan, CÂMASBNÂME, TDV İA, cilt: 07; sayfa: 44
  • [10] Mustafa Erkan, CÂMASBNÂME, TDV İA, cilt: 07; sayfa: 44- 45
  • [11] Abdulkadir ERKAL, ATATÜRK ÜNİVERSİTESİKÜTÜPHANEsİ SEYFETTİNÖZEGEKİTAPLIGINDABULUNAN “NAME” VE “İYE” İSİMLİ YAZMA ESERLER, file:///C:/Users/user/Downloads/1324-5230-1-PB.pdf
  • [12] Şerif Ali Bozkaplan, Abdi Musa Camasbname -Dil Özellikleri, Kısmi
  • Transkripsiyon, Söz Dizini-, İnönü Üniv. Sosyal Bilimler Enst. Doktora Tezi,
  • Malatya 1989.)
  • [13] Mustafa Erkan, CÂMASBNÂME, TDV İA, cilt: 07; sayfa: 44- 45
  • [14] Mustafa Erkan, CÂMASBNÂME, TDV İA, cilt: 07; sayfa: 44- 45

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış