CANIŞ-BAYIŞ DESTANI ve ÖZETİ ( Kırgız Destanı ) Dr. Doğan Kaya

Ekleyen : ESA , 20 Ocak 2018 Cumartesi aaa Beğen
 
CANIŞ-BAYIŞ  DESTANI  ve  ÖZETİ ( Kırgız Destanı )  Dr. Doğan Kaya
Dr. Doğan Kaya
 
Sadece Kırgızistan’da değil Çin’deki Kırgızların da bildiği anlattığı bir destandır. Halk arasında büyük bir zevkle okunan bir eserdir. Ne zaman teşekkül ettiği bilinmemektedir. Masalımsı unsurların ön planda olduğu bir eserdir. Destanı ilk olarak kimin söylediği bilinmemektedir, ancak Balık, Esenaman, Aytıke, Sartbay, Ceňicok, Toktogul gibi destancılar tarafından anlatılmıştır.
Destanda, Canış Bayış’ın Kalmuklarla olan mücadelesi ve hürriyetini kazanması anlatılır.
Destanın birçok eşmetni vardır. Bunların içinde Moldobasan Musulmankulov, Cusupaalı Canaev, Kalık Akiyev, Sagınbek Dıykanbaev (Sarıkunan), Aydar Küyükov ve Ömür Mambetuulu’ndan derlenmiş anlatmalar önemlidir. Mambetuulu’nun varyantı Urumçi’de Şincan Halk Matbaası tarafından basılmıştır (1988). İlk derleme 1922’de Kayım Miftakov tarafından Musulmankukov’dan derlenmiştir. Önce Arap harfleriyle daha sonra Latin harfleriyle yazmıştır. İkinci eşmetin de yine aynı şahıs tarafından Narın’da Orto-Sırt yaylasında Cusupaalı Canaev’den yapılmıştır (1923). Sonraki yıllarda destanın diğer eşmetinlerinin derlenmesi yapılmıştır. Yukarıda zikredilen isimlere A. Küyükov, Ümötaliyev Abış, Esengul Barktabasov, Sarıkuna ve Orozbay Urmambetov’dan derlenen anlatmalar da dâhil edilebilir. Destan üzerinde C. Taştemirov, Emil Moldobaev, O. Urmambetov Batma Kebekova, Kayım Miftakov, Bolot İsabekov, Cancigit Kazakbaev ve Mustayuulu Böötay gibi araştırmacıların çalışmaları olmuştur.
Canı Bayış destanın özeti şöyledir: 
Bir zamanlar Altı Şehr’in sahibi Asılkan adlı çok zengin bir padişah vardır. Asılkan’ın hiç çocuğu olmamıştır. Hac ibadetini yapmak için Mekke’ye doğru yola çıkar. Yolda Hızır Ellez’le karşılaşır. Hızır Ellez, Asılkan’a muradına ereceğini müjdeler. Asılkan iki oğul ister. Dua edip elini yüzüne çalar. Baktığında Hızır Ellez kaybolduğunu görür.
Dokuz ay dokuz gün sonra hanımı altın kâküllü ikiz oğlan doğurur. Asılkan, 90 gün eğlence düzenler, misafirlerini yedirir içirir. Vakti gelince ak sakallı bir ihtiyar gelip çocukların adını Canış-Bayış kor.
Canış ve Bayış on beş yaşına gelirler. O zamanlar bir dağın başındaki gölün hâkimi Nurkoco adında kuşlar padişahı vardır. Rambak adında bir perinin yedi kızı her yıl bir defa gelip bu gölde eğlenmektedir. Canış ve Bayış yanına seksen yiğit ve av kuşu alıp bu gölde avlanmaya gider. Gölde eğlenmekte olan kızları görüp âşık olurlar. Nurkoco’dan onların kim olduklarını öğrenirler. Kızlar, eğlenmekte iken gizlice iki kızın giysisini çalarlar. Kızların beşi uçup gider, ikisi orada kalır. Kızlardan birisinin adı Ayçolpon, diğerinin adı da Künçolpon’dur. İki kız, bunlara giysilerini vermeleri için yalvarır. Yiğetlerin arasından bulunan ve onların dilini bilen bir yiğit Canış ve Bayış’ın kendilerine âşık olduklarını söyler. Kızlar da Canış-Bayış’ı beğendiklerini söylerler. Birlikte şehre dönüp evlenirler.
Beri taraftan Kalmukların Şumurut adlı padişahı vardır. Şumurut’un sarayının on sekiz kapısı vardır. Sarayı seksen yiğidi beklemektedir. Şumurut, yiğitlerini yanına çağırıp Asılkan’ın oğulları Canış’ı ve Bayış’ı getirmelerini emredir. Ancak yiğitlerin pek gönlü olmaz. İki kardeşi kim getirirse ona kızını vereceğini söyler. Bunun üzerine Celmayan adlı bir yiğit öne çıkar, onları getireceğini ve on yıla kadar döneceğini söyler.
Celmayan yaya olarak yola çıkar ve doksan günlük yere otuz günde varır. Bir dul kadına evlat olup onun yanında üç yıl yaşar ve zamanla Canış-Bayış’ın güvendikleri yiğit olur. Aradan altı yıl geçer, Celmayan seksen yiğidin başına geçer ve bir de ona güzel bir kız verirler. Celmayan, Canış-Bayış’a her dediğini yaptırır hale gelir. Böylelikle aradan dokuz yıl geçer.
Celmayan bir gün kendi padişahı Şumurut hatırlar. Elinde dil bilen güvercini vardır. Bir ayda iki kardeşi de getireceğini, kendilerini Aydıň-Köl’ün kıyısında karşılamalarını yazıp mektubu güvercinle Şumurut’a gönderir. Mektubu okuyan Şumurut çok sevinir. Elli bin asker, otuz bin pehlivan alıp Ala-Köl’e gider.
Bu arada Celmayan, Canış-Bayış’a av için son derece güzel olan Ala-Köl’de av yapmayı teklif eder. Onlar da kabul ederler. Yola çıkmadan önce Canış_Bayış’ın annesi ve babası oraya varmak için doksan gün yol gitmelerinin ve dokuz deryadan geçmelerinin gerektiğini söylerler ve vazgeçirmeye çalışırlar. Eşleri de ağlarlar, ama iki kardeş onlara aldırış etmezler. Hatta Bayış’ın eşi, kötü rüya gördüğünü, gitmelerinin kendileri için hayırlı olmayacağını söylerse de dinletemez.
Canış’la Bayış, Celmayan’ın sözüne uyup yola çakarlar. Celmayan, onları dağlık kayalık yerlerden götürür. Çok sert akan ulu deryaya gelince Celmayan kayık yapar ve hepsini altı saatte geçirir. Otuz gün içinde Ala-Köl’e varırlar ve oraya yerleşirler. Bu sırada Kalmuklar onları beklemektedir. İki bey, olacaklardan habersiz kısrak kesip istirahat ederler. Bulundukları yer ayı, kaman, geyik, kulan, kuğu kuzgun, arkar gibi hayvanlarla doludur. Yemeklerini yedikten sonra yorgun oldukları için yatıp uyurlar.
Herkes ağır uykudayken Celmayan kimseye belli etmeden ata binip kaçar ve Şumurut Han’ın yanına gider. Şumurut Han, onları hemen yakalanmasını isteyince Celmayan, iki kardeşin çok güçlü olduğunu yiğitlerinin başlarını elma gibi koparabileceğini ve onları hile ile daha kolay yakalayabilecekleri söyler. Tekrar Canış-Bayış’ın yanına gelir.
Her iki kardeş birden uyanırlar. Bayış gece rüyasında Kalmukların saldırdığını, şehrine dönemeyeceğini görür. Canış da kötü rüya görmüştür. Geri dönmek dahi akıllarına gelir. Sabahleyin Celmayan ava götürmeye ikna eder ve seksen bin askeri ikiye ayırır. Av başlar. İki bey, rüyalarını unuturlar. Av sırasında iki kardeş bir sungurun ardından giderler. Kalmuklar buna sevinerek iki oğlanı kuşatırlar. Çok çetin bir çarpışma olur. Bu savaşta on bin kadar Kalmuk ölür. Sonunda Kalmuklar Bayış’ı urgan atarak yakalarlar. Canış’ı yetmiş yerinden yaralarlar. Canış’ın Aktulpar adlı atı çok iyi olduğundan dolayı Canış, kaçarak kurtulur. Aktulpar onu Kara-Üňkür adlı mağaraya götürür. Kalmuklar onu mağaranın yakınlarında kaybederler.
Canış mağarada yatarken gördüğü fareyi yakalayıp yetmiş yerinden keser. Fare, orada bulunan otları yer ve anında sağlığına kavuşur. Bunu gören Canış da o otlardan yer ve yaralarından kurtulup sağlığına kavuşur. Hemen Bayış’ı aramak için mağaradan çıkar. Kalmuklar, Bayış’ı esir alarak ülkesine dönerler ve onu seksen kulaç derinlikte zindana atmışlardır.
Şumurut Han’ın Belkıs adında bir kızı vardır. Belkıs, Bayış’ı görüp âşık olur. Ancak onu bir daha göremez ve sarılık hastalığına tutulur, on sene yatar. Kızının hastalığına çok üzülen baba ile anne onu falcılara, tabiplere gösterir, ama kimse Belkıs’ı iyileştiremez. Bir yaşlı kadın “Ben bunun derdini bilirim.” diyerek gelip kıza bakar. Kıza; “Sen aşıksın, aşığını bulup getirebilirim, ama bunu gerçekleştirmek için sen beni on beş yaşındaki oğlanla evlendir, on sekiz yaşındaki kız gibi yaşamak istiyorum” der. Kız onun dilini keser ve öldürtür. Bayış’ın hayatta olduğundan haberdar olur ve kırk kızını toplar. İslâm dinini kabul edip kaçmak için iki iyi atı hazırlar. Babasıyla konuşmak için evine giderken önünden bir köle çıkar. Onu kandırarak Bayış’ın nerede olduğunu öğrenir. Babasına “Celmayan’a vermek istiyorsun, bana on gün izin ver, şehri gezeyim, şehirden kimse çıkmasın, çıkarsa hepsini atarım.” der. Babası kabul eder. Kırk kızını yanına alarak Bayış’ın yanına gider. Ona âşık olduğunu ve Müslüman olduğunu söyler. Bayış’ı zindandan at kuyruğuna urgan bağlayarak çıkarır. Bayış ona güvenir ve ikisi kırk kızı bırakarak kaçarlar. Ardından da Kalmuklar kovar.
Gece gündüz at üstünde gidince Bayış’ın uykusu gelir. Bir ormana yerleşerek uyumaya başlar. O anda ormandan bir kaplan çıkar ve Bayış’ı yemek için yaklaşır. Oğlanı uyandıramayan Belkıs kaplanı yay ile öldürür. İkisi Canış’ı ararken kara taşa yazılmış bir yazı görürler. Belkıs okur ve anlamını söyler. Bayış, kardeşinin ölümünü duyunca bayılacak gibi olur. O anda Hızır Ellez peyda olur ve “İsteğin gerçekleşti, kardeşini burada saklamıştım.” diyerek kara taşı yarar. Oradan Canış çıkar ve Hızır Ellez kaybolur. Kardeşler sevinerek evlerine yönelirler.
İleride karşılarına altmış bin Kalmuk askeri çıkar. Belkıs, babasına Müslüman olmasını söyler. Babası, kabul etmez. İkisi çarpışır babası Şumurut Han ölür. Kalmuklar; “Babasını öldüren kızdan hayır olmaz.” deyip kaçar. Bu savaşta üçü galip gelir ve Celmayan’ı esir alırlar.
Yolda, Celmayan’ı çelepçi ederler. Belkıs bunu kabul etmez. “On sene evinizde istediği gibi yaşadı, ondan sonra da kötülük yaptı. Öldürmezsek yine kötülük yapar, zehir alıp hepimizi zehirleyebilir.” diyerek öldürürler.
Altı Şehr’e yaklaştıklarında Canış ile Bayış, Belkıs’ı dağda atlara bakmak üzere bırakıp şehrin durumunu öğrenmek için derviş kıyafetinde şehre girerler. Bir inek besicisinden Canış ve Bayış’ın Altı Şehr’den gittikten sonra köleleri olan Akcol ile Darbaz tahta çıktığını, onların baba ve annelerini değirmen taşının altına koyduklarını, Canış ve Bayış’ın eşleri Ayçolpon ile Künçolpon’u da kendilerine aldıklarını ve düğün yapmakta olduklarını, Bayış’ın oğlunu da öldürmek istediklerini söyler.
İki kardeş doğruca değirmene gider. Anneleri, iki oğlunu da tanımaz ve oğullarının on beş yıl önce gidip şehri terk ettiklerini, onlar gittikten sonra başlarına belâlar geldiğini söyler.
Canış-Bayış hemen oradan ayrılıp Akcol ile Darbaz’ın düğünlerine giderler. Eşleri devamlı ağlamaktadır. Oğlu Bayaman da annesine “Kölelerle evlenmeyin.” diye yalvarmaktadır.
Akcol ile Darbaz Bayaman’ı asmak için darağacını kurdurur. Derviş kılığındaki Canış ile Bayış da eşlerini sınamak için kölelerle evlenmelerini, onların zenginliği zayesinde güzel bir hayat yaşayacaklarını söylerler. Buna kızan Ayçolpon ikisine beddua eder, Bayaman da onları öldürmek için kılıcını kaldırır. Canış ve Bayış oradan kaçıp Akcol ile Darbaz’ın yanına gidip onları övmeye başlarlar. Onlar da iki dervişe kaftan verir. Dervişler de buna sevinmiş gibi yaparak düğün başlamasını isterler.
Cellatlar, Bayaman’ı öldürmek için zorla asmak için dara götürürler. Bu arada Bayış daha fazla beklemez ve derviş kıyafetini çıkarıp kendisini tanıtır. Akcol ile Darbaz’ı öldürür. Orada bulunanlar Canış-Bayış’ı altın kâküllerinden tanıyıp sevinçten ağlarlar. Eşleriyle ve Bayaman ile sarılırlar. Bayış, dokuz kişi gönderip annesini ve babasını değirmenden getirtir. Belkıs’ı da bulunduğu yerden getirir.
Ayçolpon, Bayış ile Belkıs’ın evlenmelerine karşı çıkmaz. Bayış doksan gün düğün yapar ve hepsi birlikte mutlu olarak kalırlar.
 
Dr. Doğan KAYA, KIRGIZ DESTANLARI, SALKIMSÖĞÜT Yayınları: I. Baskı Ankara 2015
 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...