EŞREF BEY İLE ZÜHRE HAN HİKÂYESİNİN TARİHİ OLAYLAR VE KİŞİLERLE İLGİSİ

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 19 Ocak 2018 Cuma aaa Beğen

 

 

EŞREF BEY İLE ZÜHRE HAN  HİKÂYESİNİN TARİHİ OLAYLAR VE KİŞİLERLE İLGİSİ

 
         Hikâyede geçen bir takım olaylar ve isimlerin tarihle ilişkisi vardır. Hikâyenin ana kahramanlarından olan Şah Abbas 1600- 1630 yılları arasında Safevi tahtında oturan Safevilerin Şah İsmail’den sonra belki de Şah İsmail’den de meşhur hükümdarıdır. Şah Abbas bu hikâyede tarihi kimliği ile birebir örtüşen bir gerçeklik ile karşımıza çıkmaktadır.  Murat Han ile Habib Bey’in de tarihte yaşamış kimseler olduklarına diar birçok amare vardır. Örneğin Kandahar, Şah Abbas zamanında Hint Türk İmparatoruluğundan alınrak Safevilerin eline geçmiştir. Kandahar Hanları arasında Habib Bey adında tarihi bir şahsiyetin de olduğu anlaşılmaktadır.
 
            Şah Abbas, 1557–1629 yılları arasında yaşamış, Safevi hanedanının en önemli hükümdarıdır. Yeniçerilere özenerek Ermeni, Gürcü ve diğer azınlıklardan oluşan Tüfekçi ordusunu kurmuş, ayrıca Türk asılllı askerlerden oluşan “Şah seven” adlı bir hassa birliği oluşturmuştur. Isfahan'ı başkent yapıp imar etmiştir. Mazenderan’da yollar, hanlar, saraylar, köprüler, camiler yaptırmıştır. Tüm bu nedenlerden dolayı Şah Abba,  Safevilerin Kanuni’si olarak yâd edilir.
 
            1603 yılında Gence’yi Osmanlılardan alır. Kandahar’ı Türk-Hint İmparatorluğundan, Buhara’yı ise Özbek, Hive Hanlığının elinden alarak topraklarına katmıştır. Zamanında soygunculara ve eşkıyalara aman vermemiş; yolları güven altına almıştır74 . İçte ve dışta Safeviler için yararlı olmuş bir şahtır. Şah Abbas, Şiî Türklerince çok sevilmiş, birçok hikâyeleri onun şahsına düzenlenmiştir. Eşref Bey, Yaralı Mahmut, Ercişli Emrah ile Selvi Han, gibi hikâyelerimizde adına rastladığımız gibi; kendisinin başkahramanı olduğu hikâyelerimiz de vardır. Şah Abbas Nagılı75 , Şah Abbas Hikâyesi76 ,  Şahoğlu Şah Abbas77 ,Hikâyesi78 , gibi hikâyelerimiz Anadolu ve Azerbaycan’daki hikâyelerin varyantlarıdır. Sünni Türklere karşı zalimce davrandığı iddia edilen Şah Abbas, Şii mezhebini yayma çabaları sebebiyle Şii Türklerince sevilip, destanlaştırılmış bir hükümdardır.
 
Şah İsmail ile birlikte Şia Türkemnelerinin idolü olan Şah Abbas sünni Türkler tarafından sevilmeyen bir hükümdardır.  Caferi mezhebindeki Türklerin Şah Abbas’ı yüceltemelerine karılık, Sünni Türkler de Şah Abbas’ı yeren veya küçük düşürmeye çalışan hikâyeler üretmişlerdir.  “Genç Osman ve Kayıkçı Kul Mustafa hikâyeleri” Sünniler tarafından oluşturulan ve Sünni Türklerin zaferlerini dile getirerek, Şah Abbas’a karşı kazanılan zaferleri anlatan destanlardır.  Bu destanlar Şah Abbas’ın nasıl perişan edildiği anlatmak üzerine kurulmuştur.
            Caferi mezhebindeki Türkler tarafından tasnif edilmiş hikâyelerde Şah Abbas; adil, adaletli, yumuşak kalpli, duygusal, halkını çok düşünen, merhametli bir Şah olarak tanıtılır.  Şah Abbas’a atfedilen bu tür vasıfların hemen hepsi Pers İmparatoru Hüsrev (I) , diğer adıyla “Nuşirevan” olarak tanınan Hükümdara verilen vasıfların aynısı ve benzeridir.
 
 İslam kaynaklarında adilliğin, adaletin simgesi olarak gösterilen Nuşirevan’ın – Anuşirvan veya I. Hürmüz-  neredeyse tüm vasıfları Şah Abbas’ta da bulunmaktadır. Böylece Şah Abbas’ın eski İran ananesindeki Nuşirevan’ın İslamiyet sonrası tezahürü olduğu anlaşılır.
 
Fakat İran geleneğindeki bu unsurla taltif edilen tarihteki Şah Abbas, nüfusunun artmasından çekindiği bir oğlunu öldürüp, diğerinin de gözlerini çıkaracak kadar acımasız79  bir hükümdar da olabilmiştir.   Hatta ele geçirdiği Sünnî Türkleri katletmiş; kendi ülkesindeki bir şehrin ahalisini fazla kalabalıklaştığı gerekçesi ile kılıçtan geçirtmiştir.
            Şiî Türkleri tarafından, Şiîliğe hizmetlerinden dolayı bu denli sevilen Şah Abbas, Eşref Bey Hikâyesinin sonuna kadar ismine rastladığımız birisidir. Hikâyede sık sık, adeletli, merhametli Şah olarak söz edilir. Eşkiyaların halkına gösterdiği zulüm yüzünden ağlar. Gerçek hayatında olduğu gibi Eşref Bey Hikâyesinde de eşkıyalığa karşı büyük mücadele vermiş, ülkesindeki eşkiyaların bertaraf edilmesi için çok uğraşmıştır.
 
Hikâyede Isfahan’ı yağmalayan Abdürrezak’ın peşine Murat’ı yollayarak onları yok ettirmiştir. Memleketin selametini sağlayamadığı için mecliste ağlar. Kötüleri imha eder. Kimseyi mahkeme etmeden idam etmez; bunu adaletine yakıştırmaz.
 
 Şah Abbas’ın gerçek hayatında yaptığı gibi hikâyenin birinci bölümünde eşkiyaların otoriteyle mücadelesi anlatılır. Hikâyenin bu yönü, Şah Abbas zamanının olaylarına işaret etmektedir.
            Hikâyede yaşadığını tespit ettiğimiz diğer kişi ise Murat Han’dır. Murat Han’ın 15.yüzyılda Timur’un Gence’ye getirdiği Kaçar Türklerinin nesebinden gelen Ziyad Han Oğullarının İlk han Şahverdi’nin torunlarından olduğu anlaşılmaktadırr80 . Osmanlılar Ferhat Paşa komutasında Gence’yi zapt ederken Murat Han’ın, Karabag Sancakbeyi ve Gence müdafilerinin başpehlivanı olduğunu tespit edebiliyoruz81 . Gence’nin Osmanlılarca fethi destanlaşmış, yaralı Mahmut Hikâyesi bu zapt hadisesi üzerine kurulmuştur82 . Murat Han, Yaralı Mahmut Hikâyesininin kahramanı Mahmut’un sevgilisi Mahbup’un, dedesidir83 .
            Tarihler 1583 yılında Gence seferi esnasında meşale savaşından bahseder. Gence Han’ı İmam Kulu ile Osmanlılar bu savaşta gece meşale yakarak da savaşmışlar84 bu şavaşa da meşale savaşı denmiştir . Şehrin meşalelerle kuşatılması motifi Eşref Bey Hikâyesinde bir kaç kez tekrar edilir. Habib, Eşref’i, Şiraz’a götürdüğünde Şiraz’ın etrafını sarıp, askerlerine meşalelerini yaktırır. Murat’la Habib, Isfahan’ı gelip kuşatırlar ve şehrin etrafını meşaleler yakarak sararlar.
            Azeri şairlerinden Sadiki “Mecma’al Havvas” adlı tezkeresinde Murat Han isimli bir şairden söz eder. Şair Murat Han’ın mahlası ise Fikarîdir. Tezkere henüz günümüz Türkçesine tam olarak çevrilmemiştir. Fakat tezkerenin içinde adı geçen Şairlerin 1550 yılından sonra yaşadıkları belirtilmiştir.85 . Sadikî’nin bahsettiği bu şairin Eşref Bey Hikâyesinde de adı geçen Ziyad Hanoğullarından Murat Han’ın olması da muhtemeldir. Çünkü bu Genceli sairin yaşadığı zamanla Murat Han’ın yaşadığı zaman uygunluk gösterir. Bu açıdan hareketle Murat Han’ın aynı zamanda şair olduğunu da söyleyebiliriz. Murat, zaten hikâyede de şairdir. Hikâyede oğlu Eşref ve Abdullah Hocayla karşılıklı şiirler de söylemiştir.
            Tüm bu bilgiler Murat Han’la Şah Abbas’ın aynı tarihlerde yaşamış olduklarını göstermektedir. Gence’nin Safevilerin eline geçtiği 1603 yılından sonraki dönemler Eşref Bey Hikâyesinin konusunu teşkil etmiş olmalıdır. Çünkü Hikâyede Gence, Şah Abbas’a bağlı bir Hanlık olarak anlatılır. O halde Murat Han, Gence’nin Osmanlılarca fethedildiği tarih olan 1588 tarihiyle ve Şah Abbas’ın Gence yi aldığı 1603 yılları arasında han olduğu söylenebilir. Yaralı Mahmut Hikâyesinin DTCF deki yazma nüshasında Gence müdafilerinin başpehlivanı olarak yansıtılan Murat ile 86  hikâyemizdeki Eşkıya Deli Murat’ın kimlikleri bu yönlerden de örtüşür.  Zira Pehlivan, Eşkıya veya Deli Murat olarak adlandırılan bu kahraman, Gence Hanı ve askerleri iel deflarca savaşmış, sonunda ise Gence Hanı’nın kızı İnci Hanım’ı da Gence hanlığını da zorla ele geçirmiştir. Deli ve Eşkıya Murat,  Eşref Bey Hikâyesinde de “Cihan Pevlivanı” olarak lanse edilmiştir.
            Bu bilgilerden yola çıkarak Şah Abbas’ın ve Murat’ın tarihteki rolleri ne ise, hikâyedeki rolleri de aynı rollerdir diyebilmek mümkün olabilmektedir.
 
           Hikâyenin bir yerinde Şah Abbas’ın Gence’yi müstakil bir şahlık yaptığından bahsedilir. Hâlbuki sözü edilen bağımsız Hanlık devresi Şah Abbas’ın ölümünden yüz yirmi yıl sonra vuku bulmuştur. Gence, Nadir Şah’ın ölümü üzerine müstakil bir Hanlık olmuştur. (1747)  Gence Han’ı Cevat Han’ın Ruslara karşı Gence’yi kahramanca müdafaa ederken elinde kılıcıyla topun başında Hacıkale burcunda parçalanarak ölmesiyle bu Hanlık tarihe karışmıştır87 .
            Bu iki tarihi bilginin yanı sıra V3 ‘te geçen Eşref’in yardımcısı Hasan Bey’in de yaşamış biri olduğu düşünülebilir. Hikâyede eğer ismi tesadüfî olarak benzerlik taşımıyorsa, Şah Abbas’ın güvenilir adamlarının biri de Hasan Bey’dir. Osmanlıya karşı İngilizlerle birlik olmaya çalışan Şah Abbas kendini ziyarete gelen İngiliz soylularını ağırlayıp, Hasan Bey adlı adamıyla onları İngiltere’ye göndermiştir 88 Şah Abbas’ın Hasan Bey’e verdiği görev Avrupa’yla iyi ilişkiler kurmaktır. Hikâyede Hasan Bey, Irak çöllerinin Bey’i ve Habib’in kardeşi olarak anlatılır. Hikâyemizdeki Hasan Bey savaşçı biridir ve Şiraz’a gelip Eşref’i, Zühre’ye kavuşturmak amacıyla Zühal Hanla haftalarca savaşarak Zühal Han’ın ordularını kırıp geçirir.
            Hikâyede ismi geçen iki kişinin yaşamış olmasından hareketle bu hikâyenin yaşanmış olaylardan alındığını söyleyemiyoruz. Bu iki tanınmış simanın hayatı hikâyeye esin kaynağı olmuşsa da zaten hikâyenin sözünü ettiği olaylar yaşansa bile tarih kitaplarına geçebilecek derecede önemli olaylar değildir. Hikâye bir savaş, muhasara veya büyük bir isyan olayına dayanmamakta, daha çok küçük çaplı eşkıya mücadeleleriyle, kişisel aşk serüvenlerini içermektedir. Zaten Hikâyenin diğer Kahramanları genellikle astral İnançların simgesi olan isimlerden oluşmaktadır ki bunların bu isimlerle yaşamış olmaları düşünülemez. Zühal, Zühre, Eşref, Behram, Rüstem gibi isimler bu anlayışın ürünü isimler olabilir.                                             Hikâyelerimizin bir kısmının yaşanmış olaylara dayanması gerçeği bu hikâyemiz için de geçerli olabilir. Bu görüşümüze en büyük delil Murat ve Şah Abbas’ın aynı tarihlerde yaşamış olması, daha önceden söylediğimiz gibi hikâyenin o yıllardaki İran’ın birçok siyasi ve içtimai olaylarına büyük oranda aynı gerçeklilikle yer vermiş olmasıdır. Bu konuda mevcut bilgilere göre hikâye, Şah Abbas ve Murat Han’ın tarihi kişiliklerinin ve ünlerinin etrafında oluşmuş, kısmen hayatlarının bazı kesimlerinden etkilenmiş, bir aşk olayıyla da süslenmiş bir eserdir denilebilir. Musannif bunu yaparken hikâyeye bazı mitolojik ve astrolojik unsurları da ilave etmiştir.
 
 
74 Clement HUART, Abbas I, İslam Ansiklopedisi, C. 1, İst. 1950, s. 9.
75 Şah Abbas Nagıılı, Azerbaycan, Bakü, 1926.
76 Asker ÇAĞLAR, Iğdır Çevresi Halk Hikâyeleri,  Şah Abbas Hikâyesi. Erzurum, Atatürk Üniversitesi, (Lisans Tezi) 1968, s. I 5-22.
77  Nihat ÇETİNKAYA, Tuzluca Azeri Ağzı, Şahoğlu Şah Abbas, İstanbul Üniversitesi, (Lisans Tezi) 1975.
78  Yener, KAZAK, Kars Merkez Ağzı, Şahoğlu Şah Abbas, Erzurum, Atatürk Üniversitesi, (Lisans Tezi) 1972, s. 76-78.
79 Clement HUART, Abbas I , İslam Anlsilopedisi, C.1 Ankara ,1946,  s.9.
80 Mirza BALA,Gence İslam Ansiklopedisi,  C. IV, Ankara, 1946, s. 763.
81 Mirza BALA, a.g.e., s, 763.
82 Doç. Dr. Ensar Arslan, Yarall Mahmut Hikâyesi, Dicle Üniversitesi, , 1990, s. 32.
83 Mirza BALA,a.g.e., s,763.
84 Gence, Türk Ansiklopedisi, C. XII, Ankara, 1969,  s. 17.
85 M.Fuat KÖPRÜLÜ, Azerbaycan Edebiyatı, İslam Ansiklopedisi, C. XII, Ankara, 1946, s. 136.
86 Zeki Velidi TOGAN, Azerbaycan Tarihi, İslam Ansiklopedisi, C. IV, Ankara, 1949, s. 763.
87 Gence,Türk Ansikilopedisi,  M.E. B. Yayýnlarý, C. XVII, Ankara,. 1969, s. 17.
88 Türk Ansikilopedisi,” Gence “Maddesi, M.E. B. Yayýnlarý, C. XVII, Ankara, 1969, s. 17.


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...