Eşref Bey ile Zühre Han Hikayesinin Dil ve Üslup Özellikleri

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 19 Ocak 2018 Cuma aaa Beğen
KİTAP SATIŞ NOKTASI 
 
            
Hikâyede cümleler genel olarak, bilinen geçmiş zamanın kipiyle kurulan yüklemlerle biter. İfade de zaman zaman geniş ve gelecek zamanlı kipler de kullanılır.
 
            Hikâyede aldı Eşref, aldı Zühre gibi geçiş formellerine, üç,  beş, yedi, kırk, beş yüz gibi formel sayılara rastlarız. “Gel haberi kimden verek, konarak, göçerek,” gibi diğer hikâyelerde de rastlanılan kalıp sözlere de sık sık başvurulmuştur. “Elmalı ağaç taşlanır. Çeçinden ne hayır gördük ki; denesinden ne hıyır göresin.” gibi atasözleri de kullanılır. “Güççükten gusur böyükten affoldu. Canım sana gurban ola; feda ediyim sana canımı. Gözüm üstüne; emrin başım üstüne. Gözüm gurban...” gibi halk malı sözlere ve deyişlere rastlarız.
 
            Fakat VI ‘in en dikkat çekici tarafı edebî dile mahsus birçok terkip, tamlama, özellikle Arapça ve Farsçadan dilimize girmiş kelimelere, diğer halk hikâyelerine nazaran çok daha faza yer vermesidir. Üstelik bu kelime, tamlama ve terkiplerin büyük kısmı divan edebiyatı şairlerinin de çok sevdiği ve kullandığı kelime ve terkiplerdir. Bunların bir kısmı da Şehname ’de geçen veya o devrin sosyal kültürel ve edebî mahsullerinde kullanılan unsurlardır. Örnek verecek olursak: Rüstem-i Zal, Kahraman-ı Gatil, Hamza Pehlivan, Yusuf- ı Kenan gibi mitolojik ve menkıbevi kahramanların ismine sık sık rastlanılır. “Sulbü peder rahm- ı mader, dü- şemene, kün deyip var eden kün fe ye kün deyip yoh eden,  lebbeyke dedirten, şems- i kamer, serv- i gamed, zer güllap, sim-i zer guşa, müjgan,” vs gibi kelimeler sadece bunlara misal olabilecek az sayıda örneklerdir. Aynı üslupta başka hikâyelerimiz de vardır. Alişir Hikâyesinin dili bu yönleriyle Bayram KÖROĞLU’NUN üslubuna benzer49 .   Bu hikâyede de yabancı kelimelerin ağırlığı fazladır. Müdamî’nin dili, Eşref Bey Hikâyesinin dili gibi süslü, sanatlı bir dildir.
            Yukarıda verilen örneklerden de anlaşılacağı gibi Bayram KÖROĞLU, Arapça ve Farsçadan edebî dilimize girmiş kelimelere vakıftır.  Bayram Köroğlu’nun Azeri Lehçesine dâhil olmasının hikâyenin dilinde bu tip kelimelerin varlık nedenine önemli bir cevap olmakla beraber, divan edebiyatı dilinden akarak öyküye gelen kelimler için yeterli açıklamayı sağlamaz. Hiç bir tahsili olmayan KÖROĞLU’NUN kendini iyi yetiştirdiğine delalet teşkil eder.
            VI in dilini ve anlatımını güzelleştiren sayısız unsurlar vardır. KÖROĞLU halk diliyle,  divan edebiyatının dilini ilginç bir güzellikle birbirine katmış; ortaya değişik bir anlatım ve kendine özgü bir hikâye edici üslup ortaya çıkmıştır. VI deki tasvirleri, benzetmeleri ve anlatımının akıcılığını incelediğimizde bu durum daha da netleşir. Zaman zaman yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi yabancı kelimeleri kullanmasına rağmen dilinin ağırlık noktası o sevimli halk dilidir. Konuşmalarda nezakete, saygıya önem verilmiş, hemen hemen hiç argo kelime kullanılmamış adeta halk kültürünün seçkin kibarlık ve inceliğinden misaller verilmiştir. “Gel hele gel, guzum, sen kimin yavrusu san? Herkesin diline şöhret olmuş, sevgili Murat, yiğit Murat, üstün dereceyle ohuyup, ohulu bitiren, lütfen in de, zahmet olmasın da Nazim Han’ın hanımlara kaldırımdan insin. “Bu nezakete hiç gerek olmadığı halde Hanlar, Şahlar da çok sıradan insanlar veya çocuklar için bile bu nezaket içerisinde ifade edilmektedirler “Yavrum neden gorhir gel mirsen? Sen hangi bağın, hangi bahçenin sümbülüsen?”
            KÖROĞLU’NUN hem yabancı hem de halk dilinden kelime hazinesi oldukça yüklü ve zengindir. Anlatımı güzelleştiren faktörlerden biri de budur. Buna rağmen halk dilinin zarafetini ortaya koyan bu güzel anlatımın gerekçesini tahsil düzeyi olarak belirtemeyeceğimize göre Allah vergisi ve doğuştan gelen bir yetenekten söz etmemiz gerekir. Belki de ilk musannifin büyük payı olmuştur diyebilirsek de; bu üslup niteliğine diğer hikâyenin diğer varyantlarında rastlayamıyoruz. Hikâyenin ilk musannifinin Arapçayı, Farsçayı iyi bildiği manzum kısımlarından anlaşılmaktadır. Manzum kısımların ilk musannife ait olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü manzumeler halk hikâyelerinin en az değişime uğrayan kısımlarıdır. Hikâyecilik geleneğinde nesir kısımlar değişime uğratılabilirken, manzum kısımlar pek değişikliğe uğratılmazlar. Ayrıca ilk musannifin eskilere ait, astrolojik inançlara ait, bilgileri de iyi bildiği anlaşılmaktadır. (bkz. Hikâyenin yapısı) Tüm bu musannif tesirlerine rağmen yine de hikâyedeki üslup güzelliğini Bayram KÖROĞLU’na mal etmek zorundayız.
            Muhan BALİ, Erçişli Emrah ve Selvi Han Hikâyesinde Erzurumlu Behçet MAHİR’in dil ve üslubunu inceleyerek, B.MAHİR’İN “Tasvirlerini ve tasvir cümlelerini şaşılacak kadar güzel...” bulur 50 . Ve güzel bulduğu bu cümlelere örnekler verir.
            “Emrah’ın gir pikleri yumulmuş, gözüne bir gaflet uykusu almış, Emrah’ın babasını gördüğü kimin tanıyarak, merdivenin ayaklarının ikisini, üçünü birden inerek Âşık Ahmet’in ayaklarına sarıldı. O ehtiyar, gece gündüz evlat acısına ağlayarak, başını daşdan daşa vurarak, ayakları daşlara değerek, göğsünü döverek İsfahan’a gader getti”  Bu örnekteki cümleleri MAHİR’İN tasvir gücüne delil olarak verir. Ayrıca B.MAHİR’ın tiyatrocu kadar başarılı bir şekilde, konuşmaları başarıyla aktardığını anlatır 51 .
            Her ne kadar Muhan BALİ’nin söylediklerine ve B.MAHİR’in ifade güzelliğine itiraz etmiyorsak da bu cümlelere ve örneklere bakarak B.KÖROĞLU’nun çok daha güzel tasvirler, daha güzel bir üslup ve anlatıma sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz. B.KÖROĞLU’NUN bir kaç örnek vererek görüşlerimizi teyit etmiş olalım
.
            VI metninden:
 
Zöhre, otuz iki yasemen zülüfler, buse gibi, yastığın üstüne hazer gızı gibi, yayın girmiş, sim- i zer guşa, alma yanağa, haş haş gibi; ortaya alan gibi... Gül nefesi goharken, nazih dodahlarını n arasında kirpikler, o, müjgân kirpihler... Al yanağa yaslanmış...“
 
     “Şah-ı Duhter, boydan uzun, belden ince, naziyh dodahlı, koku sürmeli, alma yanahlı, otuz iki inci dişli, yasemen zülüflü, halay vari sekişli, güllü muyları bahar burması gibi.”
 
Engürü Şerbetleri gelmiş, misk- i anber saçılmış, dokkuz bahlavasıynan, Horasan halılarıynan, simli altın münakkaşlı, zer-güllablı, eyvanların gapıları açıldı; ferman içeri girdi... “
 
  “İnci Hanım’ın sevgisi, Ağustos cereyanının kiremit kavuran sıcağı… Suya yâr eden gibi gül- i serde bunu tahrib etmeye başladı. Gece gündüz giderken, hem hanlık seviyesi, hem de İnci Hanımlan bir yuvada yaşama arzularının sevgisiyle giderdi.”
 
 “Bülbül gülün aşkına on bir ay lohusa yatar. Gül ayı gül açılır; sinesini vurur har... Bir gülün yaprağı yüz bülbül ganına boyanmış gibi; beyle Zöhre’nin derdinde... Gence’de babası, anası rahmete gavuşmuş, sahapsız, umutsuz, bir umudu Allah olan, Murat isminde, Yusuf-ı Kenan’ı temsil eden, güzel, yaradılışı güzel, ehlağı güzel, hüsniyeti güzel, ohula aldılar.”
 
            Bayram KÖROĞLU’NUN üslubunu oluşturan özellikleri şöyle sıralayabiliriz. Cümleler genellikle kısa çekimli fiillerle kurulmuş, bileşik cümleler şeklindedir. “Gün geldi; vade çepek etti; yudular; yıhadılar; kabristanını hazırladılar; getti.” Tasvirlerde teşbih sanatına oldukça fazla yer vermiştir. “Alma yanahlı, Nuh tufanı” gibi, benzetmeler pek çoktur.
            “Yalçın gayalar, guş uçmaz kervan geçmez yollarda, dar boğazlarda, vurup, gırmah köylere, gazalara, vilayetlere zulmetmek, her tarafı viran edip, askerimizin ganını sel gibi ahıdan, bir zalim türemiş”. Anlatımda yabancı dillerden kelime, terkip ve tamlamalara sık sık başvurur. “Ayni peder, rahm- ı maderden gelip, dü- şemeneden yani aynı memenden süt içmiş...” Seçtiği kelimeler ahenk bakımından uyumludur. Anlatımlar şiirsel bir özellik de taşır.(bkz. yukarıdaki örnekler). Birçok yabancı dilden gelen kelimeleri Türkçenin ses ve kelime yapısına halkın söylediği gibi şuursuz bir şekilde Türkçe sesli ve sessiz uyumlarına uyuşturarak telaffuz etmektedir. “Memleket, sahapsız, tövbeker” vs. Artık günümüzde kullanılmayan bazı arkaik kelimelerle, mahalli kelimelere de yer verir. “Paç almak, tahar, sınah, seyirtmek, çep çepe, çepek etmek, eyni, gıya bahmah, gutrundan, hıy, nahırcı, sayrı, ırgat, arzuman, ayıldmah, ırgap” vs.
 
            Halk Hikâyelerinde olayların anlatıcısı her şeyi duyan, gören, bilen herkesin zihnine girebilen, düşüncelerini okuyabilen, her olaydan haberdar olan anlatıcı tarzında bir anlatım diliyle anlatılmıştır. Bu anlatım tekniğine ise “Tanrısal bakış açısı denir52 Eşref Bey Hikâyesi de bu bakış açısıyla anlatılmıştır. KÖROĞLU’NUN anlatımı dili geçmiş zaman kipiyle, her şeyi bilen, duyan, haberdar olan, olayları herkesin zihninden de takip edebilen bir tarzdadır.
 
 
 
49 Pertev Naili BORATAV; a.g.e., s.229-247.
50 Muhan BALİ, Ercişli Emrah ile Selvi Han, Ankara, 1973. s.227.
51 Muhan BALİ, a. g. e., s.231.
52 Ünal AYTÜR, Henry James ve Roman Sanatı, Ankara, 1977, s. 20.
49 Pertev Naili BORATAV; a.g.e., s.229-247.
50 Muhan BALİ, Ercişli Emrah ile Selvi Han, Ankara, 1973. s.227.
51 Muhan BALİ, a. g. e., s.231.
52 Ünal AYTÜR, Henry James ve Roman Sanatı, Ankara, 1977, s. 20.


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...