Ferhat ile Şirin Hikayesi Varyantları ve Özetleri


 

https://img03.blogcu.com/images/y/i/t/yitiksokaklar/ferhad_sirin_1238876371.jpg

Ferhat İle Şirin Öyküsünden bir sahneyi anlatan minyatür 

 

Ferhat ile Şirin Hakkında Genel Bilgiler

Ferhat ile Şirin, konusunu Hüsrev - ü Şirin (Hüsrev ü Şirin) adlı İran öyküsünden alan eski bir Türk Halk Hikayesidir. Onuncu yy dan önce oluşan bu halk hikâyesi Arap ve İran kaynaklarından Türk Edebiyatına geçmiştir. 

İlk önce bir halk hikâyesi olarak oluşan bu öykü daha sonra mesnevi olarak yazılmış, Firdevsi'nin Şehnamesi ’si başta olmak üzere çeşitli zamanlarda Türk ve İranlı şairler tarafından defalarca mesnevi tarzında kaleme alınmıştır. Hikâye hakkında yazılan ilk mesneviler Önce Hüsrev-i Şirin adıyla yazılırken hikâyenin adı sonraları Ferhat ile Şirin şekline dönüşmüştür. Türk Divan Şairleri tarafından da yazılmış hem Hüsrev ü Şirin hem de Ferhat ile Şirin adında pek çok mesnevi vardır.
 

Hikâyenin eski tarihlerdeki adı ve kahramanları Hüsrev ile Şirin iken sonraki zamanlarda Hüsrev’in yerini Ferhat almıştır.  Fakat Ferhat’ın Şirin’e beslediği aşk ve bu uğurda çektiği sıkıntılar ve acıklı akıbeti öyküde aynı kalmıştır.

Hikâyenin ilk olarak X. Asırda Firdevsi’nin Şehname’sinde işlendiği. XII. Yy da İranlı Şair Hâkim Senai’nin bu hikâyeyi edebî bir ser haline getirdiği bilinmektedir.  Azerbaycan sahası şairi Genceli Nizami ‘nin bu eseri mesnevi şeklinde yazarak ölümsüz bir eser haline gelmiş bu kaynaktan da Türk Edebiyatının vazgeçilmez öykülerinden bir olagelmiştir. Nizami’den etkilen Çağatay sahası şairimiz Ali Şir Nevai, hikâyeyi Çağatay Türkçesi ile Ferhat u Şirin adı ile işlemiştir.

 

Türk edebiyatında Nizami’den sonra yazılmış olan ilk Hüsrev ü Şirin mesnevisi Altınordu sahası şairi olan Kutb tarafından yazılmıştır. Eser Nizami’den den tercüme edilmiştir.

Konu daha sonra birçok İranlı ve Türk Şairi tarafından defalarca ele alınmış pek çoğu Nizami’den kaynaklanan yirmi mesnevi yazılmıştır. (Timurtaş 1959, 70; Seyidoğlu 2002, 133; Özarslan 2006, 35-37; Gökalp 2009, 496).[1]

Hikâyenin kaynağı İran edebiyatıdır. Şükrü Elçin,[2] Ferhat ile Şirin hikâyesinin İran-Hind kaynağından geldiğini belirtir (Elçin 2004, 445). Boratav da Elçin’e benzer biçimde hikâyenin kaynağı olarak İran edebiyatının klasik eserlerinden biri olarak kabul ederek, hikâyenin İran yoluyla Yakın Şark’a geçmiş olduğunu söyler. (Boratav 2002, 21)  Bu hikâye yazılı metinlerden hareketle daha sonra sözlü geleneğe geçmiş, zaman içinde sözlü gelenekte de bilinen söylenen anlatılan varyantlara uğrayan bir hikâye olmuştur.

Ferhat ile Şirin önceleri İran’lı ve Divan Şairlerimiz tarafından mesnevi biçiminde yazılmış bir eser iken daha sonralarında sözlü geleneğimizde bir  Türk Halk Hikayesi, olarak Orta Asya, Azerbaycan, İran, Türkiye ve Balkanlar'a doğru yayılıp ülkelere ve yörelere göre bazı değişikliklere uğramış bir halk hikayesi olmuştur. Hikâye “ yazılı metinlerden sözlü edebiyata geçişte bazı değişikliklere uğramış, birçok varyantı meydana gelmiş, hikâyenin tarihî ve coğrafî çerçevesi de değişerek bir kısmı Anadolu’ya adapte edilmiştir”[3]

Anadolu'da geçen haliyle Ferhat İle Şirin'in Amasya ile ilintisi bulunmaktadır. Öykünün en eski Türkçe baskısı 1854 yılında, yeni harflerle de 1930 yılında yayımlanmıştır. Ferhat İle Şirin, bir  Karagöz İle Hacivat oyununa konu olmuş, şair NAZIM HİKMET' in yorumlamasıyla, Devlet Tiyatroları, Ankara Sanat Tiyatrosu gibi topluluklarca sahnelenmiş, 1966 ve 1970 yıllarında iki kez Sinema filmi olarak çekimi yapılmıştır.[4]

 

Ferhad ile Şirin hikâyesinin en eski Türkçe baskısı 1854 yılında yapılmıştır. Latin harfleri ile yapılan ilk baskı ise ilk kez 1930'da yayımlanmıştır.

Ferhat ile Şirin’in öyküsü hemen her halk edebiyatı türüne dağları delmek motifi ile girmiş bulunmaktadır. Bu öykü aynı adla bir Karagöz oyununa da konu olmuştur. Öykü; Ferhat'ın Şirin'e olan sevgisi ile dağları delerek halkı suya kavuşturma çabalarını bir arada işlemekte olan destansı bir aşk hikâyesidir.

 

 

FERHAT İLE ŞİİRN’İN MEZOPOTAMYA  MİTOLOJİLERİ İLE BAĞLANTISI.

Ferhat ile Şirin öyküsünün Sümer Akat, Asur ve Babil medeniyetlerindeki mitlerle yakın bir ilgisi vardır. Bu öykü kimi kaynaklara göre  Baal ve İştar'ın aşkıyla yakından ilgilidir. Öykü Baal ve İştar'la ilgili temel özellikleri değişik bir biçimde ele almış bir anlamda bu mitoloji zamanla Husrev ile Şiirin Hikâyesine dönüşmüştür. Mezopotamya mitlerinde Baal, bir elinde gürz ve diğer elinde bir yıldırımı tutan fırtınaya hükmeden bir tanrı olarak tasvir edilir. Baal’ın diğer adı ise Tammuz 'dur. Baal ve Tammuz’un diğer adı ise Marduk’tur. Baal, ve Tammuz, Marduk’un değişik şekillerindeki görünümleri olmaktadırlar.

Tammuz ilkbaharda yeraltı dünyasından yeniden çıkarak mitlerde gökyüüz fahişesi olarak da adlandırılan İştar ile ilişkiye girer. Genellikle meşe ağacıyla simgelenen İştar bitkilerin tanrıçasıdır. Tanrıça İştar, Asur ve Babil’in en gözde tanrıçasıdır ve Sümer mitolojisindeki İnanna adlı Tanrıça’nın Asur ve Babil kültüründeki haline dönüşmüş şeklidir. “İştar'a İnanna'nın Akad mitolojisindeki hali denilebilir. Kökeni kuzeybatı Semitik tanrıça Astarte'ye dayanır. İştar'ın Astarte, Anunit ve Atarsamain olarak da anıldığı olmuştur”.[5]  İştar ile Baal Yunan mitlerindeki Venüs ile Zeus’a benzemektedir. Tanrıça İştar Venüs gezegenini temsil eden,  bereket, aşk, savaş ve seks tanrıçasıdır. Zeus ise tıpkı Baal gibi şimşeklere ve göklere hükmeden bir elinde yıldırım tutuğuna inanılan bir tanrıdır.

Baal'ın (Tammuz) İştar'la cinsel ilişkiye girmesi, fırtına tanrısı olan Baal'ın ilkbaharda yağmurlar yağdırarak bitkileri (İştar'ı) sulaması olarak görülür. Mezopotamya kültüründe yağmurların yağıp toprağın yeşermesi Baal'in İştar'la çiftleşmesine bağlıydı. Bu inanca göre ilkbaharda yeraltı dünyasından yeniden doğan Baal, İştar'la cinsel ilişkiye girer, Baal'ın yağmur yağdırarak İştar'ı (bitkileri) sulaması ile toprak yeşerir ve ürünler oluşurdu. Bu olayın başlangıcı olan 21 Mart, Paskalya, Ostern, Nevruz gibi adlarla anılmaya ve Baal ve İştar’ın birleşmesinin kutlanması aslında günümüzde dahi devam etmektedir. Kırmızı gül, Baal ile İştar'ın aşkının diğer bir simgesidir. Kırmızı gül Baal ve İştar için kurban edilen küçük çocukların kanlarını simgelemektedir.

Bu motfi Ferhat ile Şiirn öyküsünde de geçmektedir. Ferhat ile Şirin’in mezarları arasında kırmızı bir gül bitmektedir. Diken ise onların arasına giren cadıyı temsil etmektedir.

 

ÖZET KONU

AZERBAYCAN'da Erzen kentinin kadın hükümdarı Mehmene Bânu kız kardeşi Şirin için bir köşk yaptırmıştır. Köşkü süsleme işini o yörenin en usta süslemecisi (nakkaş) Ferhad'a verirler. Ferhad, çalışırken Şirin'i görür ve ona âşık olur. Mehmene Bânu da Ferhad'ı sevmektedir. Bu nedenle Şirin'le evlenmesini istemez, karşı çıkar. Ferhad bir gezi sırasında Amasya kentinin hükümdarı Hürmüz Şah ile tanışır. Hürmüz Şah Ferhad'ın başına gelenleri dinleyince onu yanına alır. Birlikte Erzen'e giderler. Hürmüz Şah, Şirin'i Ferhad için Mehmene Bânu'dan ister. Mehmene Bânu karşı çıkınca iki hükümdar birbirlerine savaş açarlar. Savaş sırasında Hürmüz Şah'ın oğlu da Şirin'e âşık olur. Savaş sonunda yenilen Mehmene Bânu her şeyi bırakarak kaçar. Şirin Amasya'ya getirilir. Oğlunun da Şirin'e âşık olduğunu öğrenen Hürmüz Şah güç durumda kalır. En sonunda Ferhad'a başarılması güç bir iş verir ve bu işi başarması koşuluyla Şirin'e kavuşabileceğini söyler. Ferhad,  Amasya yakınlarındaki bir dağı delecek ve kente oradan su getirecektir. Ancak bu işi başarırsa Şirin'le evlenebilecektir. Ferhad büyük bir coşku ile işe koyulur ve bir süre sonra işin sonuna yaklaşır. Ferhad'ın bu işi başaracağını anlayan Hürmüz Şah, çalıştığı bir dağda Ferhad'a yaşlı bir kadınla Şirin'in öldüğü haberini yollar. Bu yalan habere inanan Ferhad, Şirin'in ölüm acısına dayanamaz ve dağları deldiği gürzünün canına kıymak amacıyla havaya fırlatır ve yere düşen gürzün altında kalarak ölür. Ferhad'ın ölüm haberini alan Şirin de bir hançerle kendini öldürür. İki sevgiliyi yan yana gömerler. Söylenceye göre; her bahar Ferhat'ın mezarı üstünde kırmızı, Şirin'in mezarı üstünde beyaz bir gül ve aralarında da bir diken çıkmaktadır. 

 

AMASYA İLE İLGİLİ VARYANTI

Ferhat, nakkaşlık yapan, Şirin’e sevdalı yiğit bir delikanlıdır. Saraylar süsler, fırçasından dökülen zarafetin Şirin’e olan duygularının ifadesi olduğu söylenir.

Amasya Sultanı Mehmene Banu’ya, kız kardeşi Şirin için, dünürcü gönderir Ferhat. Sultan; Şirin’i vermek istemediği için olmayacak bir iş ister delikanlıdan. “ Şehir'e suyu getir, Şirin'i vereyim” der, demesine de su, Şahin kayası denen uzak mı uzak bir yerdedir.

Ferhat'ın gönlündeki Şirin aşkı bu zorluğu dinler mi? Alır külüngü eline, vurur kayaların böğrüne böğrüne. Kayalar yarılır, yol verir suya. Zaman geçtikçe açılan kayalardan gelen suyun sesi işitilir sanki şehirde.

Mehmene Banu, bakar ki kız kardeşi elden gidecek, sinsice planlar kurarak bir cadı buldurur, yollar Ferhat’a. Su kanallarını takip edip, külüngün sesini dinleyerek Ferhat’a ulaşır. Ferhat’ın dağları delen külüngünün sesi cadıyı korkutur korkutmasına da, acı acı güler sonra da. “Ne vurursan kayalara böyle hırsla, Şirin'in öldü. Bak sana helvasını getirdim” der. Ferhat bu sözlerle beyninden vurulmuşa döner. “Şirin yoksa dünyada yaşamak bana haramdır” der. Elindeki külüngü fırlatır havaya, külüng gelir başının üzerine bütün ağırlığıyla oturur. Ferhat'ın başı döner, dünyası yıkılmıştır zaten. “ŞİRİN !” seslenişleri yankılanır kayalarda.

Ferhat'ın öldüğünü duyan Şirin, koşar kayalıklara bakar ki Ferhat cansız yatıyor. Atar kendini kayalıklardan aşağıya. Cansız vücudu uzanır Ferhat'ın yanına.

Su gelmiştir, akar bütün coşkusuyla, ama iki seven genç yoktur artık bu dünyada. İkisini de gömerler yan yana. Her mevsim iki mezarda da birer gül bitermiş, sevenlerin anısına, ama iki mezar arasında bir de karaçalı çıkarmış. İki sevgiliyi, iki gülü ayırmak için. ( bkz. Benzer motif için bkz https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/halk-edebiyati-turleri/aruzilekanber )[6]

 

İRAN KAYNAKLARINA GÖRE ÖZET

Ferhat, Persler döneminde yaşamış ünlü bir nakkaştır. Sultan Mehmene Banu'nun yeğeni Şirin için yaptırdığı köşkün süslemelerini yaparken Şirin'i görür ve birbirlerine sevdalanırlar. Ferhat, Sultan'a haber salarak Şirin'i istetir. Sultan, yeğenini vermek istemez. Ferhat'ı oyalamak için dağı delip şehre su getirmesini şart koşar. Ferhat, zekası, teknik bilgisi, bilek gücü, aşktan aldığı kuvvetle dağı deler. 

Mehmene Banu, dağı delip suyun akacağı kanalı tamamlamak üzere olan Ferhat'ın yanına yaşlı dadısını göndererek, Şirin'in öldüğü haberini ulaştırır. Ferhat, bu acı haber üzerine, elinde tuttuğu külüngü havaya atar, düşen külünk Ferhat'ın başına isabet eder ve Ferhat orada ölür. Ferhat'ın acı haberini alan Şirin korku ve heyecanla olayın geçtiği kayalığa gelir. Ferhat’ın öldüğünü görünce bu acıya dayanamaz ve kayalıklardan aşağı yuvarlanarak, orada can verir. Her iki sevgiliyi, can verdikleri kayalıklarda yan yana gömerler. 




AZERBAYCAN VARYANTI ÖZET

Azerbaycan'da Erzen kentinin kadın hükümdarı Mehmene Banu, kız kardeşi Şirin için bir köşk yaptırır. Köşkün süsleme işleri, o bölgenin en ünlü ustası olan nakkaş Ferhat`a verilir. Ferhat çalışırken Şirin'i görerek ona âşık olur. Mehmene Banu da Ferhat'ı sevdiği için onun Şirin'le evlenmesine karşı çıkar. Ferhat'ın bir gezi sırasında tanıştığı Amasya kenti hükümdarı Hürmüz Şah, Ferhat'ın sevgisini öğrenince onu yanına alarak, Azerbaycan'a giderler. Hürmüz Şah'ın Şirin'i Ferhat'a isteyip alamamasıyla, iki hükümdar arasında savaş çıkar. Savaşta Şirin'i gören Hürmüz Şah'ın oğlu da ona aşık olur. Mehmene Banu'nun yenilerek kaçmasıyla, Şirin'i de alarak Amasya'ya dönerler. Oğlunun Şirin'e sevdalanmasıyla zor durumda kalan Şah, Ferhat'a Amasya civarında bir dağ göstererek, o dağı delerek kente su getirmesi koşuluyla Şirin'le evlenebileceğini söyler. Ferhat inançla işe başlar. Onun dağı delip, Şirin'i alacağını anlayan Hürmüz Şah, Ferhat'a yaşlı bir kadınla Şirin'in öldüğü haberini yollar. Gerçekdışı bu habere inanan Ferhat, üzüntüsünden dağı deldiği gürzünü havaya atarak, altına geçer ve ölür. Ferhat'ın ölüm haberini alan Şirin de bir hançerle intihar eder. İki sevgili yan yana gömülürler,

 


KAYNAKÇA 

 

  • [1] Mehmet Emin BARS, FERHAT İLE ŞİRİN HİKÂYESİNDE BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİK, Turkish Studies - Volume 7/4, Fall 2012, p. 995-1008, ANKARA-TURKEY
  • [2] ELÇİN Şükrü, Halk Edebiyatına Giriş, Akçağ Yay., Ankara 2004
  • [3] Mehmet Emin BARS, FERHAT İLE ŞİRİN HİKÂYESİNDE BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİK, Turkish Studies - Volume 7/4, Fall 2012, p. 995-1008, ANKARA-TURKEY
  • [4] https://tr.wikipedia.org/wiki/Ferhat_ile_%C5%9Eirin
  • [5] https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0%C5%9Ftar
  • [6] https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/halk-edebiyati-turleri/aruzilekanber

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.co

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


1 Yorum