HAL MAHMUT HİKÂYESİ KADİRLİ -Yard. Doç. Dr. Esma ŞİMŞEK


Esa
24.08.2016
MAHMUT İLE NİĞAR HİKÂYESİ

 

HAL MAHMUT HİKÂYESİ – KADİRLİ VARYANTI )

 

Yard. Doç. Dr. Esma ŞİMŞEK, Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi )

 

Mahmut ile Nigar Hikâyesi, asıl aşk hikâyeleri olarak bilinen aşk konulu hikâyelerimizden biridir.

“ Azerbaycan sahasında "Gül Mahmut" diye bilinen bu hikâye Çukurova bölgesinde "Han Mahmut", "Nar Mahmut" ve "Hal Mahmut" isimleriyle geçmektedir. Aynı hikâyeden. Pertev Naili Boratav, "Mirze-ı Mahmut" diye bahsederken, Sivas'ta da "Mahmut ile Nigar" şeklinde bilinmektedir.

 

Azerbaycan varyantı, Bakü'de Kril harfleri ile basılmış olan destanlar toplusunda' yer almakta olup, aynı hikâye Türkiye'de, Doç. Dr. Ali Berat Alptekin tarafından yayımlanmıştır. Burada, hikâyenin M. Mastov'un el yazmaları arasında tespit edildiği ve aynı metnin Ermenice olarak da yayınlandığı belirtilmektedir-, Dr. Doğan Kaya ise tespit hikâyenin edebildiği dört varyantını (Sivas, Azerbaycan, Osmaniye ve Faruk Rıza Güloğlu) mukayese etmiştir",

Ancak, bu bölgeler arasında, hikâyenin en iyi bilindiği yer olarak Adana'nın Kadirli ilçesi ile Osmaniye'yi gösterebiliriz. Osmaniye'den; , Dr. Doğan Kaya'nın, çalışmasında istifade ettiği varyantın dışında, yüksek lisans talebemiz Nazife Gül Sekni tarafından da, "Hal Mahmud" adıyla aynı hikâye derlenmiştir". Oldukça uzun olan bu hikâye, Sivas varyantına da çok benzemektedir.

  • I ) Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi
  • Azerbaycan Mehebbet Destanları. (Tertib edenler: Memmed Hüseyn Tehmasib-TehmasibFerzeliev-İsrafil Abbasov-Nüreddin Seyidov).
  • 2 )Ali Berat Alptekin. "Azerbaycan Halk Hikâyesi: 1, Kul Mahmut", Türk Dünyası Araştırmaları,(39), Şubat 1985, s. 53–82.
  • 3 ) Doğan Kaya,Mahmut ile Nigiir Hikâyesi Üzerine Karşılaştırmalı Bir Araştırma, Ankara, 1993.

Diğer varyantlarına göre biraz kısaltılmış olan bu hikâyeyi bize Sevim Öztürk? Anlattı. Öztürk hikâyeyi, iyi bir masal anlatıcısı ve aynı zamanda ağıtçı olan annesi Durdu Açıkgöz'den öğrenmiş.”

 

KADİRLİ VARYANTI METİNİ

(HAL MAHMUD'UN HİKAYESi)

Bir köyde zengin bir köy Ağası varmış. Bir de bunların sığırtmacı, çobanı varmış. Zengin Ağa ile garısı akşamları, hiç çocukları olmadığı için sessiz sedasız otururlarmış. Çobanın evinden ise her gün gülme sesleri, eğlenceler gelirmiş. Padişah merak ediyor, bir gün gelip soruyor:

"Yahu, sizin evde her gün gülüşmelerduyuluyor. Siz, her zaman böyle neye gülüyonuz ı:

Çoban:

"Ağam, bizim bir altıntopumuz var. Akşamları, hanım bana atar, ben hanıma atarım. Onun için gülüp oynuyoruz ."

Zengin adam, ikinci gün şehire gitip bir altıntop da kendisi alır. Akşam olunca hatununu çağırır:

"Hanım gel, çoban bu topla eğlenirmiş. Gel, biz de eğlenek" diyor. Ağa, topu hanımına atıyor. Hanımın bağrı kırılıyor! Bu sefer, hanım kendisine atıyor, kendinin de bağrı kırılıyor! Bunun üzerine topunan oynamaktan vazgeçiyorlar. Sabah olunca Ağa, tekrar çobanın yanına gidiyor.

"Oğlum, ben de top aldım. Amma, ben attım hanımın bağrı gırıldı gırıl, hanım attı, benim bağrım gırıldı. Bu nasıl iş ?" O zaman çoban özür diliyor:

_ Ağam, bizim altıntop öyle Değil. Bizim bir çocuğumuz var, bunu birbirimize atıp güleriz," der. (Ağaya, önce, çocuklarının olduğunu açıklamaz. Ağanın çocuğu yok, üzülür diye. ) Ondan sonra Ağa, hanımına diyor ki:

"Hanım, ben yola çıkacağını, bu derdime bir çare bulacağım," Ağa, ata binip yola çıkar, bayağı gider.... Uzun uzun giderken önüne beyaz sakallı bir Pir Dede rast geliyor. Ağa'nın bu haline acıyor:

"Nereye gidersin oğlum ?" der.

"Dede, şu gadar yıldır (işde gaç yıllık evliyse) bizim çocuğumuz yok. Bu derdime bir çare bulmaya gidiyom," der. O anda, o Pir Dede, cebinden gırmızı bir elma çıkarıyor:

"Bunu al oğlum, dörde böl. Bir dilimini sen ye, Bir dilimin karın yesin, bir dilimini atma ver, bir dilimini de kısrağıma. Vakit geldiğinde kısrağının bir tayı, senin de bir çocuğun olacak. Amma, ben gelene gadar çocuğuna ad koyma," der. Ondan sonra, adam elmayı alıp götürüyor. Dedenin dediği şekilde yapıyorlar. Kısrağın bir tayı, hanımının bir çocuğu oluyor. Aradan üç-dört sene geçiyor, bu çocuğun hala adı yok (Pir Dede koymayın dedi ya ...) Arkadaşları" Adsız" diye çağırırmış çocuğu. Bundan sonra bir gün (artık çocuğun aklı eriyor ya) babasının yanına gidiyor: "Baba, niye benim adım yok? Herkesin bir adı var. Arkadaşlarım beni "Adsız" diye çağırıyor." diyor. Ondan sonra babası düşünüyor:

"Bu çocuk haklı, Pir Dede gelmedi, çocuk adsız kaldı," diyor. Bir koç kestiriyor. Yemek yaptırıyor, bütün köylüleri çağırıyor, mevlit okutuyor. Çocuğu ortaya getiriyor, isim koymak için. Ağanın arkadaşlarından biri bir şey söylüyor; "Yok şu olsun', "Yok bu olsun" diye.

Hala adında oyalanıyor muşkine, belki dede gelir diye. O anda, daha isme karar verilmeden Pir Dede geliyor. Tabi çocuğun babası bunu tanıyor. Dedeyi karşılıyor:

"Buyur Pir Dedem," diyor. Pir Dede, çocuğu eline alıyor, dua ediyor:

"Bunun ismi Hal Mahmut, atın adı da Bengiboz" diyor.

(Çocuğun doğduğu gün kısrak da doğurmuş. ) Aradan zaman geçiyor çocuk büyüyüp yakışıklı bir delikanlı oluyor. Bu, ata merak sarıyor. Delikanlı, ata binip, kırları, dağları gezermiş.

Ondan sonra bir gün, uzak bir yere gidiyor, orada yoruluyor. Attan inip bir su kenarına yatıyor. Orda, kendi yatarken, orası da padişahın sarayına yakınmış. Padişahın kızı pencereden bakarken oğlanı görür. (amma, oğlanın güzelliğinden şavkı, pencereye vurmuş, o kadar güzelmiş, kız o zaman görmüş.) Kız, oğlanı görüyor, buna hemen âşık oluyor. Kız, oradan hemen bir elma alıyor. Elmayı böyle dişliyor, dişlerinin yerine de gümüş mü, inci mi neyse ondan oturt duruyor, ondan sonra, şimdi elmayı oğlanın göğsüne atıyor. Oğlan uyanı-yor ki, yanında bir elma, göğsünden yuvarlanıp suya düşüyor. İnip, elmayı sudan alıyor. Elmayı eline alınca bakıyor ki, içinde de gümüş var! Buna bir türkü söylüyor:

 

Elma seni kim dişledi

Sapını gümüşledi

Gız, ordan bakıyor tabii, takip ediyor. Ordan da gız söylüyor:

 

O elmayı ben dişledim

Sapını gümüşledim.

 

Hal Mahmut tekrar alıyor. Şimdi karşılıklı söylüyorlar:

 

Elma geldi tekerlendi

Yedikçe şekerlendi

 

Hal Mahmut buna fikirlendi.

Ondan sonra gız diyor:

.................................... (Anlatıcı hatırlayamadı)

Gız gediyor, babasına diyor ki:

"Baba, ırmağın kenarında bir oğlan yatıyor, güzelliğinden şavkı pencereye vuruyor. Bu oğlanı sarayına işçi olarak al," diyor. Babası da bu Hal Mahmut'u getirttiriyor. Zaten işçisi çokmuş. Bunu da sarayına alıyor. Bundan sonra, gız ile oğlan anlaşıyorlar. Gizli gizli devamlı buluşuyorlarmış, Hal Mahmut, böyle a koşusuna falan gidermiş. Gız da, ağa da buna çok iyi davranırlarmış. Diğer işçiler, bu oğlanı gısganırmış. Gızın babasının çok kıymetli bir mendili varmış, etrafında altın mı, cevher mi neyise bir şey işliy imiş. Gız, onu alıp Hal Mahmut'a hediye ediyor. Bir gün gene, koşuya gediyorlar. Mendil de Hal Mahmut'un cebinde imiş. Atın sırtında koşarken, cebindeki mendili öbür işçiler görüyor. Gelip ağanın yanına çıkıyorlar:

"Biz, yıllardır yanında çalışıyok, böyle bir halimizi gördün mü? Bak, Hal Mahmut senin mendilini çalmış." diyorlar. Ağa, çağırıyor Hal Mahmut’u, bayağı sıkıştırıyor. Oğlan mecbur galıyor doğruyu söylemeye:

"Biz, gızınIa birbirimizi seviyoruz. Bu mendili de gızın bana hediye etti." diyor.

"Sen kim oluyorsun da benim gızımı seviyorsun? -diyor Ağa- Ceza olarak, şunun elini ayağını bağlayıp denize atın," diyor. Bütün halk da oraya toplanmış imiş, Gız da yukarıda odasındaymış. Şimdi, deniz inilemeye başlıyor. Gızın yanında da cariyeleri var imiş, bunlara:

"Babam, gene suçsuz birini denize atacak herhalde. Deniz gene inilemeye başladı." diyor.

Şimdi gız diyor ki;

"Açın şu pencereyi de ben babamn yanına gideyim," diyor. Cariyeler de Hal Mahmut'un atılacağını biliyorlar imiş. Diyorlar ki:

"Aman abla, boş ver bakma. Zahar suçIu birisidir. Görünce üzülürsün, sen bakma," diyorlar.

Gız, bunları dirilemiyor. Denize bakan başka bir pencereyi açıyor ki, atılan Hal Mahmut! Pencere açılınca Hal Mahmut da bunu görüyor:

 

Pencereden mayıl mayıl bakan yar

Od ışkına ciğerimi yakan yar

Ben ölürsem, sen kimlere bakan yar

 

Gız aynısını tekrarlıyor:

 

Pencereden mayıl mayıl bakarım yar

Od ışkına ciğerini yakarım yar

Sen ölürsen. Ben kendimi atarım yar

 

diyor. O zaman Ağa:

"Söyletmen şu köpekleri, hemen atın," diyor. O arada, Hal Mahmut'u denize atıyorlar. Ondan sonra gız da kendini atıyor Atınca. Ağanın ciğeri yanıyor. (Gız da getti, oğlan da getti) Bu sefer yaptığına pişman oluyor. Ne kadar yüzme bilen dalgıç, var ise hepsini çağırttırıyor:

"Bunları hemen geri çıkarın," diyor. Şimdi, iyice bir zaman arıyorlar. Sonunda ikisini de denizden çıkarıyorlar. Bakıyorlar ki, gız Hal Mahmut'a sarılmış! Hem de, gızın göğsü Hal Mahmut'a bitişmiş, ikisini de bitişmiş. Yapışmış olarak buluyorlar. Bunları. Sarayın bahçesine, ortaya getiriyorlar. Millet toplanıyor. Her birisi, bunları nasıl ayırak diye düşünüyor. Çünkü mezara girecekler, ikisi bitişik O sırada Pir dede gene geliyor:

"Geri çekilin," diyor biriken kalabalığa. Eliynen, böyle ikisinin arasını sıvazlayıp dua ediyor. Bunlar birbirlerinden ayrılıp geri gene cana geliyorlar. Artık, bunlar cana geldikten sonra, padişah da yola geliyor, pişman oluyor.

Bunlara yedi gün, yedi gece, yedi davul, yedi düdüklen düğün yaptırıyor. Onlar da muradına eriyor, gızını HaI Mahmut'a veriyor, evlendiriyor. Pir Dede de gene oradan kayboluyor.

İlgili Linkler

 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com


 

 

 

 

 
Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış