İlbeylioğlu Hikayesi Şarkışla Eşmetni ( Doğan Kaya )


Esa
27.8.2020


SİVAS- ŞARKIŞLA EŞMETNİ-

İlbeylioğlu’nun kırk yiğidi bu yiğitlerin de etrafında gözü pek savaşçı adamları vardır.Eskiden Elbeyoğlu Ahmet Bey namında bir adam elliğini alıp geliyor ve bu beldeyeOturuyor. Elbeyli denilen beldeye. Tonus Ağaları buna müdahale ediyorlar. “Bura bzim.” diyorlar. “Vermeyiz.” diyorlar. Elbeyoğlu elliğiyle beraber Tonus Ağalarına karşı kyuyor. Son encamında Tonus Ağaları bununla başa çıkamayıp ve bu bölgeyi bölmeye karar veriyorlar. Ahmet Bey Tonus Ağalarının elinden Elbeyli köylerinin bulunduğu mevkiyi tamamen Tonus Ağalarının elinden alıyor. Ve bu köyleri buralara yerleştiriyor.

Kendisi aynı zamanda bu köylerin başında bey olarak kalıyor. Zamanın birinde, oluyor ya, elinden bir kaza çıkıyor da kazayla bir adam öldürüyor. Tabi bunu Ahmet Bey’in haddine binaen herkes bilip İstanbul’un padişahlık olduğu zamanlarda şikâyet etmiyorlar. “Bu bir kaza.” diyorlar. Fakat Ahmet Bey’in çok serveti var, sayısız. Bunun bir de fakır amcasının oğlu Ömer var. Ahmet Bey günlerin gününde arz eder, av-şikârına çıkar. Gezer dolaşır amcasının oğlu Ömer’in çit sürdüğü beldeye uğrar ki ne görsün: Öküzler çitin altına yatmış, Ömer de yüz üstü düşmüş devamlı ağıt ağlıyor. Ahmet Bey bunu görür, içi sızılar. Akşam evine geldiği zaman elliğin ileri gelen beylerini toplar ve amcasının oğlu Ömer’i çağırttırır. Elliğin ileri gelen adamlarına der ki:

-Komşular! Ömer benim neyim?”

-Neyin Ahmet Bey? Amcayın oğlu.

-Peki, bende bu kadar variyet, servet var iken Ömer’in bu fakirliği çekmesi doğru mu?

-Doğru değil.

-O zamanlar ben sizi vekil ettim. Benden Ömer’e ne verirseniz verin. Ömer bu darlıktan kurtaracak. O zamanlar elliğin ileri gelenleri Ahmet Bey’in arazisinden, ev eşyasından,

Malından, atından, devesinden, sığırından çok bir servet ayırarak amcasının oğlu Ömer’everirler. Ömer bunları alır çok zengin olur. Ahmet Bey de bundan iftihar ve şeref duyar.Fakat Ahmet Bey’in bir de dil ile tabir edilmeyecek kader güzel bacısı var. Kendisi deBekâr. Bu serveti Ahmet Bey’den alan amcasının oğlu Ömer şöyle düşünür. İlerdeBahsetmiştik ya Ahmet Bey’in elinden bir kaza çıkmıştı da bir adam öldürmüştü ya.Ömer der ki: Ben gizli olarak gider İstanbul Padişahına Ahmet Bey’i şikâyet eder, helakEttiririm. Bu ölür gider bunu evdeki bekâr bacısını da ben alırım. Diğer kalan servetine deBen sahip olurum. Bu fikri kurar. Ömer bir gün hanımına der ki:

-Sen biraz bana ekmek koy, torbaya. Ben İstanbul’a gideceğim. O zaman bugünkü

Gibi vesait de yok, İstanbul’a gider. Padişah divanına varır ve Padişah’a haber verirler:

-Sivas’tan bir aşiret sizi görmek istiyor.

Padişah emir verir:

-Alın aşireti içeri, der. Üç gün misafir edin. Dördüncü gün alın gelin. Dördüncü gün Ömer’i alırlar Padişah divanına götürürler. Padişah edep, erkân, hürmet neyse… Ömer bunları gösterdikten sonra padişah yer gösterir:

-Buyurun oturun, der. Hal hatırdan sonra sorar:

-Sivas’tan buraya kader gelmenizin sebebi nedir? -Padişahım! Bizim orada Elbeyoğlu Ahmet Bey namında bir adam var. Bu adam şöyle işliyor, böyle vurucu; Nice fakiri-fukarayı öldürdü, ağzının kanıyla, köpüğüyle yatıyor. Bu adamın elinden el aman dad-ı feryat. Bu adamı ne yapacaksan yap.

Padişah düşünür:

-Peki! Siz gidin. Biz bir şeyler düşünürüz, der.

Ömer çeker gelir. Hiç kimseye duyurmadan, görünmeden bu işi yapar padişahla. mer döndükten sonra padişah vezirini çağırır:

-Kara Vezir!

-Buyur Padişahım.

-Şu misilli bir adam böyle böyle yapıyormuş. Bir name yaz bu adam İstanbul’a kadar gelsin. Vezir, Padişah’a şöyle cevap verir: -Padişahım! Siz Elbeyoğlu Ahmet Bey’i duydunuz mu, gördünüz mü, yeni mi? Duyuyorsunuz?

-Neden.

-Senin orduların Ahmet Bey’i Sivas’tan buraya, getiremez.

-Peki, ne yapmak gerekir?

-Ahmet Bey böylelikle gelmez. Ancak onu bir plan ile getirebilirsek getiririz. Yoksa Ahmet Bey’i Sivas’tan İstanbul’a getirmeye kuvvet yoktur. Padişah kendi ağzından olgunca bir name yazar, Kara Vezir’e verir. Aynı zamanda namenin alt tarafında Ahmet Bey’in kahraman ve silahşor olduğundan bahsederek, bir acı kahvemizi buyurun için, diye İstanbul’a davet eder. Kara Vezir yanına birkaç muhafız alarak İstanbul’dan yiyip içerek, konup göçerek gelir, Elbeyoğlu Ahmet Bey’in konağına misafir olur. Bir gün kalır söyleyemez, iki gün kalır söyleyemez, üç gün kalır söyleyemez. Bunu da neden söyleyemez: üç gün Ahmet Bey’de misafir kalır. Ahmet Bey’in hanedanlığına, misafirperverliğine, hizmetine, hürmetine bakar. Padişah’a söylenen, haberlerin hiçbirini Ahmet Bey’e yakıştıramaz fakat dördüncü gün sabah sofrasında

Yemek yerken Kara Vezir mevzuyu açar. Fakat Ahmet Bey bahsettiğimiz gibi bekâr idi.Ömer’in gidip kendisini Padişah’a şikâyet etmesi, Padişah’ın Kara Vezir’i göndermesi, buArada aynı aşiretten olan Gündeşli Bey’in kızı Zülfü burmalı ile üç günlük evli idi. SabahSofrasında yemeği yerken Kara Vezir mevzuyu Ahmet Bey’e açıklar. Ahmet Bey KaraVezir’e şöyle cevap verir:

-Peki! Padişah bizi İstanbul’a istemiş ama Padişah beni İstanbul’a götürmek için sizinle beraber ne kuvvet gönderdi? Top, tüfek neyi var? Kaç orduyla geldiniz buraya?diye sorar. -Ahmet Bey’e Kara Vezir şöyle cevap verir:

-Hayır, Ahmet Bey. Biliyorum senin bir-iki orduyla İstanbul’a gelmeyeceğini. Biz bunu biliyoruz. Yalnız böyle ters düşünmeyin. Padişah hazretleri sizin kahramanlığınız işitmiş. Padişah böyle kimseleri sever. Sadece sizi İstanbul’a bir acı kahve içmek için davet ediyor. Sohbetinde bulunacaksınız. Başka bir şey yoktur. Diyor. Kara Vezir’den bu cevabı alan Ahmet Bey buna “Peki.” Der, fakat rüzgârın ne taraftan estiğini ve yelin nereden geldiğini Ahmet Bey pekâlâ bilir. Kara Vezir’e “Evet” cevabını verir ve aynı zamanda yemek kaplarını topladı. Konağın balkonunda yemek kaplarını aşağıda duran üç günlük hanımı Gündeşli Bey’inin kızı Zülfüburmalı’ya işaret etti.

-Hanım şu kapları alın. Hanım kapları aldı.

-Kapları götür eve. Sazı da bana getir, dedi.

-Hanım sazı getirdi. Ahmet Bey’e verdi.

-Merdivenden in merdivenin dibinde son basamakta bekle. Benim dediklerimi dinle,

Dedi.

-Ahmet Bey üç günlük ailesine İstanbul’a gitmesinin üzerine bakalım ne söyledi: Aman kaşı karam bana ne diyon

İstanbul’dan ferman geldi gidiyom
Benim bir derdimi sen bin ediyon
Var bir zaman hasretlik çekiptir
Ale gözden kanlı yaşlar döküptür

Aman kaşı karam bana ağlama
Keman atıp yollarımı bağlama
Gidiyorlar beni yoldan eyleme
Var bir zaman hasretlik çekiptir


Ala gözden kanlı yaşlar döküptür
Gider oldum el başıma derildi
Gitme diye boynuma sarıldı
Bizim kısmet gurbet ele verildi

Var bir zaman hasretlik çekiptir
Ale gözden kanlı yaşlar döküptür 
.....

Ahmet Bey üç günlük hanımına bu besteyi söyledikten sonra içeri girip Kara Vezir’e buyurdu: -Vezirim şimdi seninle İstanbul’a gidebilirim. Bunlar kayıtları gördüler Ahmet Bey’le beraberler. Malumunuz uzatmayalım… Günlerin bir gününde İstanbul’a vasıl oldular. Ahmet Bey’i misafirhaneye aldılar. Kara Vezir Padişah’ın divanına varıp da Ahmet Bey’in geldiğini söyledi. Padişah Ahmet Bey’in geldiğini eşitince:

-Derhal idam, diye emir verdi.

Ölüm sehpası kondu. Tellallar çağırıldı. Herkes Ahmet Bey’in idam edileceği sahaya toplandı. Ahmet Bey’in fermanı yazıldı, boynuna takıldı, kıyamet köyneği giydirildi.Ölüm sehpasına geldi. Padişah hazretleri de sandalyeye oturdu. Ahmet Bey ölümSehpasına çıkınca Padişah:

-Sorun bu adamın benden bir isteği var mı, söyleyeceği var mı?

Ahmet Bey’ e sordular. Ahmet Bey dedi ki:

-Söylen Padişah’a, bana bir cellât âmânı versin.Aynı zamanda Padişah buna cellât âmânı verdi.

-Söyle oğlum.

-Padişahım serime iki beyit türkü geldi. Bunu size ben dilinen mi anlatayım yoksael ile mi anlatayım?Padişah dedi ki:

-Oğlum anlat! İstersen telle istesen dille anlat, diye cevap verdi.

Padişah’ın bu lafı üzerine Ahmet Bey ölüm sehpasında eli kulağa koydu. BahalımPadişah’a ne dedi:

Efendim sultanım köle olduğum
Benim şu halimi sor deyi geldim
Ya elime bir ferman ver bileyim
İşte kılıç boynum vur deyi geldim

İyi gün yaralı kötü gün dostu
Olur mu âdemin âdeme kastı
Senin oturduğun peygamber postu
Peygamber vekili pir deyi geldim

Öldür efendim de beyle olmayım
Görmediğim kara günü görmeyim
Bir yapı taşıyım yada vermeyim
Alır duvarına kor deyi geldim

Elbeyoğlu der ki tükenmez sözüm
Çok gurbetlik çektim geçkindir özüm
Sen bir padişahsın reddolmaz sözün
Elime bir ferman ver deyi geldim

Ahmet Bey’in bu deyişlerinin üzerine Padişah;

-Bu adamı zindana atın dedi.

Padişah’ın verdiği emir üzerine Ahmet Bey’i ölüm sehpasından alıp zindana attılar.Ahmet Bey sorgusuz sualsiz on altı sene İstanbul’da padişahın zindanında on altı seneyitamam etti. On altı sene Ahmet Bey’i hiç sorup sual eden olmadı. Fakat bu on altı seneZarfında herkes Ahmet Bey’den umudunu kesti. Sivas çevresinde Elbeyli’deki olan konağıYıkıldı, kuşlara binek oldu, servet gitti ve üç günlük Gündeşli Bey’inin kızı olan hanımıZülfüburmalı ile ve bacısı Güldane yiyecek, giyecek bulamadılar; sersefil, perişan oldular.Köylerinin altında Karaçayır denilen yer vardı. O Karaçayır’ın içerisinde bir su çıkardı. Her gelip geçen bezirgân kervancılar orda konaklarlardı. Ahmet Bey hanımı ve bacısı el-âleme sezdirmemek için ellerine kalbur falan bir şeyler alıp yalandan çör-çöp toplamakBahanesiyle giderlerdi Karaçayır’a. Oradan gelip geçen bezirgânların çamaşırlarınıYıkayıp bir ekmek parası kazanırlardı. Bunlar, bu duruma kadar düştüler.On altı seneyi tekmil ettikten sonra Padişah bir gün evrakları karıştırırken Ahmet ey’in künyesi gözüne çaldı. Derhal veziri sesledi.

-Buyurun Padişah’ım.

-Vezirim şu adam çok yattı. Git şu adamı derhal çıkar, bana getir, dedi.Kara vezir gitti. Ahmet Bey olmuş bir ihtiyar. Saç, sakal kemalini bulmuş.Padişah’ın emri üzerine, Ahmet Bey’i çıkarıp önce hamama götürdüler, güzelce yıkadılar.Berbere götürüp saç-sakalını tıraş ettirdiler. Terziden de üzerine bir kat elbise yaptırdılar,Ondan sonra Padişah divanına getirdiler. Padişah, Ahmet Bey’e yükte yeğni kıymette ağır bir deve yükü hediyeler verdi. -Oğlum Ahmet Bey siz bir haksızlığa uğradınız. Bu kadar zindanımızda kaldınız.Hakkınızı helal eyleyin. Bu kadar yatmayacaktınız, yanlış oldu, dedi. Ahmet Bey hakkını ister helal etsin isterse etmesin ne yapacak ki! Mecburen “Hakkım helal olsun.” dedi. Ahmet Bey, Padişah’ın verdiği hediyeleri devenin üzerine attı. Bir deveyi yedeğine aldı. İstanbul’dan memleketine dönmek üzere Allah’a ısmarladığı çekti. Sivas’a giderken Ankara üzeri değil de Adana üzeri gitti. Adana’ya vardığı zaman Adana Valisi Ahmet Bey’i yakaladı, zindana koydu. Malumunuz ya zamanın hükmüne göre Adana’dan İstanbul’a kısa bir zamanda gidip gelecek vesait yoktu. Ahmet Bey her ne kadar senelerce zindanda yattığını, bu kadar malı padişahın verdiğini Vali Bey’e söylediyse de Vali Bey bunu kabul etmedi, zindana koydurdu. Haber almak için de İstanbul’a elçi gönderdi. O zamanın vesaitsizliğine göre Adana’dan İstanbul’a Padişah’a elçi gidip geri gelene kadar aradan sene geçti. Ahmet Bey bir sene de Adana’da vali tarafından zindanda yatırıldı. Bir sene sonra Ahmet Bey’i serbest bırakılması için Padişah’tan ferman geldi. Vali Paşa fermanı aldıktan sonra Ahmet Bey’i serbest bıraktı ve Padişah’ın vermiş olduğu hediyeleri develeri geri teslim etti. Ahmet Bey, bunları beraberine aldı, tekrar memleketine dönmek üzere yol çıktı. Malumunuzca; şairler söyle dil ile günler geçer yıl ile. Ahmet Bey günlerin bir gününde Sivas toprağına vasıl oldu. Köylerinin altında kendisine ait olan Karaçayır’a geldi. Bu çayırın içersinde bir de su çıkardı. Devesinin yükünü indirdi, deveyi çayıra saldı. Yanında, beraberinde bulundurduğu yiyeceklerini aldı, çeşmenin başına oturdu. Yemek yemek üzereyken lokmasını daha götürmemişti ki geriden iki kadının çıkıp geldiğini gördü. Ahmet Bey’e doğru yaklaşan kadınları Ahmet Bey tanımıştı. Lokmayı ağzına götürmedi geri koydu. Kadınlar yanına geldiler. Her zamanki gibi halka karşı yabandan odun falan toplamak üzere ellerindeki kalburlar ile Ahmet Bey’in karşısına dikildiler.

-Kardeş! Biz fakiriz, kimsemiz yoktur. Eğer yıkanacak çamaşırın filan var ise

ver yıkayalım da bize bir ekmek parası ver, dediler. Ahmet Bey bunlara hiç tanışlık vermedi. Dedi ki:

-Hanımlar! Siz mademki fakirsiniz, benim de yıkanacak çamaşırım yok.Zamanın devrine göre çıkardı bunlara beş-on kuruş para verdi.

-Alın bu parayı gidin, dedi. Bunlar Ahmet Bey’i tanımadan parayı alıp döndügittiler. Ahmet Bey o gün ahşama kadar vaktini çayırda, sağda, solda geçirdi. Akşamoldu. Herkes yerine yattıktan sonra devesini yükletti, yedeğine aldı. Doğrudan doğruyaköye vardı. Devesini bir kenara sakladı. Kendi yıkık evlerinin bir tarafından içeri girdi.Gördü ki ailesi on dört, on beş yaşlarında çiğdem gibi bir delikanlıyla sarılmış yatıyor.Heyecanlanarak yanında taşıdığı bıçağını çıkardı, her ikisini de öldüreceği zaman hemenayıktı, elini geri çekti. İleride de belirtmiştik ya. “Ben yanlış harekette bulunuyorum, bengiderken üç günlük evliydim. Bu delikanlı neyin nesi? Ben bunları öldürmem. Bunlarnasıl olsa beni tanımıyorlar. Sabahleyin gelir ben bunlara misafir olur, neticeyiöğrenirim. Ondan sonra bunların icabına bakarım.” dedi.Ahmet Bey, aynı zamanda onları uyarmadan evden ayrıldı. Devesini aldı köydenkenara çekildi gitti. Ve geceyi köyün kenarında geçirdi. Kuşluk vaktine kadar. Kuşlukleyin devesini yedeğine aldı. Doğrudan doğru geldi çekildi, kendi evine misafiroldu. Ahmet Bey’i misafir ettiler.Yalnız şurayı önceden açıklamadık. Ahmet Bey İstanbul’a giderken sazını duvaraasmıştı. Ahmet Bey gittikten sonra Ahmet Bey’in amcasının oğlu Ömer Bey, AhmetBey’in hanımına dedi ki:

- Ahmet Bey bu sazı duvara astı. O gelmeden bu sazı bu duvardan kim indirirse

onun soyunu sülâlesini yeryüzünde bırakmam. Sana da tenbih ediyorum, ona göre, dedi.Ahmet Bey gitti gideli on yedi senedir saz da duvarda asılı idi. Ahmet Bey hanesinemisafir olduktan sonra o çocukla o kadın Ahmet Bey’e hizmet etmeye başladılar. AhmetBey bir ara hanımından sordu.

-Hanım! Bu çocuk neyiniz olur, bu delikanlı?..diye sordu. Hanım cevap verdi:

-Oğlumdur.

-Peki, bu çocuğun babası yok mu?

-Yok.

-Neden.

-Ben üç günlük evliyken bu çocuğun babasını ihbar ettiler, İstanbul padişahına.

Padişah âl ile götürdü. Zindana mı attı, hapis mi etti? Sene on yedi tamam, çocuğunbabası dönmedi, dedi.O zamanlar Ahmet Bey o çocuğun kendi oğlu olduğuna kanaat getirdi. Sağa solabaharken kendi eliyle duvara astığı saz gözüne ilişti.

-Peki, bu saz nedir? Bu sazı kim çalar?

Hanım cevap verdi, misafire: “O sazı kocam çalardı.”

-Peki, bazen ben de tek tük çalarım, ara sıra. Müsaade edersen sazı indir de iki de ben tıngır mıngır çalıyım.

-Yok, olamaz.

-Neden?

-Siz bilemezsiniz, benim bir kaynım var ismine Ömer derler. Kocamın büyüğü.

Kocam gittiği günden itibaren bana şöyle söyledi: “Gelinim bu sazı Ahmet Bey astı.Ahmet Bey gelmeden bu sazı bu duvardan kim indirirse kökünü keserim, boynunuUçururum.” Kılıcı kına koymuyor. “Bu saz kardeşim gelene kadar bu duvarda kalacak.”Dedi. Misafire sazı indirmek bir şey değil. Sazın tıngırtısını kaynım duyarsa şuna itimatet, seni de öldürür beni de öldürür.

-Ömer herhalde misafirperverdir. Herhalde, bir şey demez. Misafir olduğum içinbelki de hatırına gelmez. Siz bana sazı müsaade edin de ben şu saza bir bakıyım, dedi.Hanım bunu katiyen kabul etmedi. Sebebi kaynı Ömer Bey’den korkuyordu. ÖmerBey kılıca el attıktan sonra kelleler uçmadan kılıcı kınına koymayan bir tipteydi.Hakikatte öyleydi. Ahmet Bey baktı ki hanım kaynının korkusundan sazı indiremeyecek.Kendisi kalktı.

-Ben alıyım sazı da senin kaynın beni öldürsün, dedi. Hanım ne kadar çalıştı, çabaladıysa da Ahmet Bey bunu dinlemedi. Kalktı sazı duvardan indirdi. On yedi senedir duvarda duran saz pislenmiş, paslanmış. Sazı sildi, temizledi. Tellerini güzelce bağladı, yeniledi.

-Hanım kocanız çalar, çağrırmış. Ben de benzer söylerim. İsterseniz şurada iki beyitde size söyleyim, dedi. Hanım her ne kadar razı olmadıysa da Ahmet Bey’in yegâne gayesi kendini bunlara tanıtmaktı. Ahmet Bey aldı sazı destine, koydu dertli sinesinin üstüne, bakalım hanıma ne söyledi.

Aldı bahalım Ahmet Bey:

Şu sıralı evler yaylaya bahar
Bir od düştü ciğerim köz gibi yanar
Sılada sevdiğim eskisin sanar
Korkusu kalmamış bu el turnanın

Çadırlar kurardım ben de obalı
Güzeller gelirdi altın zibalı
İsmini sorarsan Zülfüburmalı
Korkusu kalmamış bu el turnanın

Güvel turnam gökyüzünde dönüyor
Pervaz vurup ha evine iniyor
Beyoğlunu İstanbul’da biliyor
Korkusu kalmamış bu el turnanın

Deyip bitirdi. Sazını tıngırtısını duyan Ömer Bey hemen öbür taraftan kılıcı çekti.

Zülüfüburmalı bunun kocası Ahmet Bey olduğunu anladı. Ömer bey’i içeri tıkmamak için koştuysa da yetişemedi, Ömer Bey içeri girdi. Evin hayatında karşılaştılar. Kaynını bunu yakaladı. Yakalar yakalamaz kılıcını kaldırdı.

-Çabuk söyle! Bu sazı indiren kim?

-Aman Ömer Bey! Elini kendine çek, yanlış bir iş yapmayasın. Sazı indiren AhmetBey’dir. Ahmet Bey geldi, dedi.Gelininden bu cevabı alan Ömer Bey, Ahmet Bey’in geldiğini duyunca derhalHeyecanından baygınlık geçerdi, olduğu yere düştü. Bayıldı, aklı başından gitti. Butemaşaya Ahmet Bey geldi. Hanımıyla beraber Ömer Bey’i içeri aldılar. Onu ayıktır mayaÇalıştılar, sonunda ayıktırdılar. Sarım-gürüm her hasretlik dindi. Gözyaşları döküldü.

Her iş yolunu aldıktan sonra Ahmet Bey, tekrar Padişah’ın verdiği hediyeler ile evini, her bir eksiğini, gediğini temam etti. Tek bir eksiği kalmadı. Eskisi gibi yine elliğin başına geçti. Malum ya, Ahmet Bey on yedi sene zindanda kaldı. Bunun sıkıntısını çekecek. Günlerin birinde Cenabı Hakk’ın hikmeti, Allah’tan bütün vücudunun her yerinde çokderin yaralar çıktı, onulmaz bir yaraya giriftar oldu. Yaralar kokmaya başladı, kimseyanına kokudan yaklaşamaz oldu. Kendisi de canından aciz kaldı. Günün birinde hanımından su istedi. Hanım suyu getirdi Ahmet Bey’e uzattığı zaman Ahmet Bey suyualmak için biraz uzanınca yorganın açığından hafif rüzgâr çıktı, koku yayıldı. Zülüfüburmalı kokuya dayanamadı, suratını bu yana çevirdi. Kolunu da Ahmet

Bey’e uzattı.

-Suyunuzu alın” dedi.

Bunu gören Ahmet Bey içinden; “Eyvah! Hanım bizden yüz dönderdi.” Dedi.

-Hanım ben artık o suyu içemeyeceğim. Suyu oraya koy. Beni biraz yukarı doğrult, arkama da bir-iki yastık koy, dedi.

Hanım bunu doğrulttu. Ardına da bir iki yastık koydu.

-Hanım otur şuraya, dedi.

Hanım yanına oturdu. Ahmet Bey hanımın yüzü o yana döndürüp, suyu su bardağıyla uzatmasına kederlenerek aldı bahalım Ahmet Bey Hanımına ne dedi:

Sene devr eyledi hicrana tenden
Usandım vazgeçtim bu tatlı candan
Yüzünü çevirdin gül yüzlüm benden
Gül yüzlüm ellere kaldı ağlarım

Yâ Rabbi sen bilin derde ağlarım
Bende vücut yoktur cana gelmiyor
Çok doktorlar gezdim derman bulmuyor
Yakın ahbaplardan gelen olmuyor

Gül yüzlüm ellere kaldı ağlarım
Yâ Rabbi sen bilin derde ağlarım

Bunu dinleyen hanımı elini Ahmet Bey’in ağzına kapatıp;

-Ahmet Bey yeter. Artık bende tahammül kalmadı. Her zaman sen söyledin. Sen de bir beni dinle dedi, elini kulağına attı.

Nicedir böyle sen yalvarıp durdun
Ezelden ebede durana yalvar
Ağız-dilsiz yerde yatan kör kurdun
Yeşil yaprak gıda verene yalvar

Yedi cehennemi sekiz aynayı
Aynanın üstüne kurdu dünyayı
Kara herk içinde bir karıncayı
Karanlık gecede görene yalvar

Yedi cehennemi sekiz cenneti
Amentü’ye bağla sen itikati
Dünyada cemalin gören yok zati
Dünyada cemalin görene yalvar

Hanım beyiti temam ettikten sonra sırtı Hulus-i Cenaba doğru olan hanım beyitlerinin üzerine aynı dakikasında Ahmet Bey’in vücudundaki yaralar yılan kavı çıkar gibi sıyrıldı, çıktı. Anadan doğmuşa döndü. Hiç bir yarası, parası kalmadı. Ahmet Bey ayağa kalktıktan sonra elliğini topladı ve kendisine bu fesatlığı yapan amcasının oğlu Ömer’i çağırttırdı. Ömer’i öldürtmek istedi fakat aşiretin ileri gelenleri buna mani oldular.

-Ahmet Bey kötüyle kötü olunmaz. Sen onun kötülüğüne kanma. Sen aslı- asalet belli bir insansın. Azat et, dediler. Bunun üzerine Ahmet Bey amcasının oğlunu divanından kovdu. -Defol! Gözüme gözükme, dedi.

Aynı zamanda elliğin başına geçti. Yine beyliğini yaptı. İlbeyliği, Elbeyli yapan bu Ahmet Bey’dir.

…………………………………………………

DerleyenKadir Pürlü

Derlemenin yapıldığı yerSivas-Şarkışla- Yapracık köyü

Anlatan: Ümmet Avşar

Derleme tarihi: 26.04.1980.

Tahsili: İlkokul

Kaynak : Dr. Doğan KAYA, “İLBEYLİOĞLU HİKÂYESİNİN TÜRK KÜLTÜRÜ İÇİNDEKİ YERİ VE SİVAS EŞMETNİ” https://dogankaya.com/efsanemasal.asp

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış