MENÜ
ESA E- DERGİ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Günün Şiiri: Haftanın Şiiri: Ayın Şiiri: Günün Yazısı: Haftanın Yazısı: Ayın Yazısı:
KARAÇ – KÖKÜL DESTANI ve ÖZETİ ( Kırgız Destanı ) Dr. Doğan Kaya
Ekleyen : ESA , 20 Ocak 2018 Cumartesi Beğen
 
KARAÇ – KÖKÜL DESTANI ve  ÖZETİ ( Kırgız Destanı )  Dr. Doğan Kaya
 
Dr. Doğan Kaya
 
Geniş bir coğrafya içinde bilinir ve buna bağlı olarak da eşmetni fazla olan bir destandır. Manas kadar hacimli bir eserdir, ancak ya bir kısmı anlatılamamış ya da bu zamana kadar unutulmuştur. Eşmetinleri içinde önemlileri şunlardır: Talas’ta yaşayan Irsalı Bıyırmanoğlu’nun anlattığı Kaim Miftakov’un 1923 yılında Talas’ta Irsalı Bayırmanoğlundan derlediği; 1926 yılında Nasirdin Botoy, Ömüralı Maanaoğulları tarafından Isık Göl bölgesinde yazıya geçirilen; 1966 yılında Böksö-Col köyünde yaşayan Özbekov Karınak tarafından anlatılan ve Dil Edebiyat Enstitüsü folklor heyeti üyeleri tarafından yazıya geçirilen ve 1975 yılında yayımlanan Dozu Taşmatov’un anlatmalarıdır.
Rus bilim adamı V. V. Radloff da halktan Kara Kökül (Kara Kukul-Kara Kokol) masalını kaydededip, Ülgülör’ün 4 cildinde yayımlanmıştır.
Destanda, masalımsı unsurlar çok fazladır. Sözgelişi, Kökül’ün atı Ker Kulun, çok akıllı bir hayvan olup Kökül’e zor anlarında yardım eder. Düşmanlarını mağlup eden Kökül’ün onlara kötülük etmeyip tam tersine adaletli davranması ise verdiği mesaj bakımından önemli bir özelliktir.
Destanın özeti şöyledir:
Geçmiş zamanlarda Kedenbay adında koyun, inek, yılkı, keçi gibi pek çok hayvanı olan birisi vardır, ancak 90 yaşına geldiği halde Kedenbay’ın hiç çocuğu olmamıştır. Mutlu olmalarına rağmen Kedenbay ve karısının bu yüzden yüzü gülmemektedir.
Çocuk sahibi olmak için bir hayli yer-su gezerler. Kambar Ata, Oysul Ata, Zengi Baba, Çolpan Ata’ya gidip dualar ederler. Rastladıkları biri, “Sarıgül ile Karagul koyunlarınızdan bir tanesini keserseniz, dilekleriniz gerçek olur.” der ve gözden kaybolur. Onun dediğini yaparlar. Sabah olduğunda birisi gelip, kocanın koynuna beyaz elma, eşininkine ise yeşil elma bırakır gider.
Günlerden bir gün Kedenbay rüyasında karısı ve kendisini çok genç olarak görür. Yolda beraber giderken bir kaplana rastlarlar, kaplanı yanlarına alırlar. Hanımı buna hayra yorumlar ve kaplan gibi çocuklarının olacağını söyler. Sonbaharda altmış yaşına gelen karısı hamile olur. Karnındaki çocuk konuşmaya başlar. Aradan dokuz ay geçer ve Kedenbay’ın karısı oğul doğurur.
Çocuğunun doğumuna sevinen Kedenbay, büyük toy düzenler. Halka, altmış kısrak, altmış koyun sürüsü, 700 akciğer ve sarı yağ, yetmiş at yavrusu dağıtır. Toy yedi güne sürer. Toya davet edilenin hepsi toy sahiplerine ve çocuğa mutluluk dileyip dua ederler. Çocuğun adını da Kökül koyarlar. Nazar değmesin diye kimseye göstermeden büyütürler. Çocuğun dünya geldiği vakit, Kedenbay’ın yılkısının içinden Ker Boz adlı kısrağı da doğurur.
Birgün Kedenbay Tuu Çunak adlı atına binip yılkılarına bakmak için yılkıların bulunduğu yere gelir. Yılkıdaki atları tedirgin görür. O sırada su kenarında bulunan bir akciğeri fark eder. Eğilip onu alacağı sıra, akciğer, birden Kedenbay’ın sırtına fırlayıverir ve konuşur. Kedenbay’a, kendisini epey zamandan beri beklediğini ve öldüreceğini söyler. Kedenbay akciğer yalvarır. “Ne istersin, malımı, mülkümü hatta istersen karımı vereyim.” der. Akciğer; “Hayır, sen ölürsen zaten onlar benim olacak.” der. Bunun üzerine Kedenbay; ‘’O zaman oğlumu al.’’ der. Akciğer, buna çok sevinir ve onu serbest bırakır. Kedenbay, bitkin vaziyette evine gelir. Eşi sebebini sorar, o da olup biteni anlatır.
Bunu duyan kadın, oracıkta vefat eder. Kedenbay, yer altında kimseye göstermeden büyüttüğü oğlunu, atıyla yer üstüne çıkarır, oğluna; Karahan adlı bir hanın olduğunu, onun yanına gitmesini, hanın Karaç adında yiğit bir oğlu olduğunu ve artık orada yaşamasını ve söyler. Yüzünden öper, dua edip yolcu eder.
Yalnız kalınca, çocuğundan ayrıldığına da çok üzülür. Oğlunu o şeytana vereceğine kendisinin canını verip ölmesinin şerefli bir davranış olacağını düşünür. Aradan biraz zaman geçer, Akciğer, Kedenkay’ın yanına gelir ve Karaç’ı ister. Kedenkay, onunla çarpışır, yaşlı olduğu için Akciğer, onu alt edip öldürür.
Diğer taraftan Karahan’ın oğlu Karaç, yüksek bir kuleden dürbünle etrafına bakarken kendisine doğru gelen bir atlı görür. At üstündeki, daha yedi yaşına bile gelmemiş olan Kökül’dür. Karaç, onun kaçak birisi olduğunu düşünür ve kızarak Kökül’ün bacağına bıçak vurur. Kökül, buna aldırış etmeyince, çocuğun sıradan birisi olmadığını fark eder. Çocuğu alıp evine götürür. Karahan, Kökül’ü görüp onu beğenir ve oğlunun onu affetmesini, iyileşinceye kadar bakmaları gerektiğini söyler. Karaç, kabul eder.
Karaç birgün, uyurken, bir ses duyar ve aniden uyanır. Hemen kuleye çıkar, dürbünüyle baktığında kendilerine doğru birisinin geldiğini görür. Bu, Kökül’ün babasını öldüren şeytandır. Karaç’tan çocuğu ister, Karaç vermez. İkisi dövüşe başlar. Karaç, Akciğer’in / Şeytan’ın iki elini keser. Şeytan canını kurtarmak için kaçar ve giderken de 4 oğlunun intikam almak için bir gün mutlaka gelip Karaç’ı öldüreceğini söyler.
Aradan yıllar geçer. Karaç, gelecek 4 düşmanı beklemektedir. Günlerden birgün dürbünle etrafa bakarken, kendisine doğru gelen 4 atlıyı görür. Bunlar, çoktan beri beklediği düşmanlardır. Bu sırada yanına Kökül gelir ve düşmana karşı birlikte savaşacağını söyler. Şiddetli bir çarpışma olur. Uzun süren çarpışmadan sonra Karaç ve Kökül düşmanları öldürüp sevinçle evlerine dönerler.
Birgün çobanlar, altı metre uzunluğunda bir tilkinin insanlara saldırıp, onları yediği haberini getirirler. Karaç, kartalıyla tilkiyi avlamaya gider ve onu öldürmeyi başarır.
Canı sıkılan Karaç, birgün yanına Kökül’ü ve yiğitlerini alarak keklik avlamaya çıkar. Yola çıkmadan önce yengesi Kökül’e, kendi büyüttüğü bir kuşu verir ve akşam avdan dönerken önünden çıkacak tavşanın ardından bu kuşu göndermesini söyler. Karaç, Kökül ve Karaç’ın yiğitleri ormandan bir hayli besili keklik avlarlar ve pişirip yerler. Akşam olunca evlerine dönerler.
Dönüş sırasında önlerine bir tavşan çıkar. Kökül’ün aklına yengesinin verdiği kuş gelir. Kuşu, tavşanın ardından gönderir. Tavşan kaçar ve ardındaki kuşu uzaklara götürür. Kökül, ne yapacağına bir türlü karar veremez. O sırada birden atı konuşur. “O gördüğün tavşan değil, yer altında yaşayan yılan Bapay Han’ın kızıdır. İsmi Cılamış’tır. Eğer sen önündeki zorlukları geçirebilirsen o Cılamış senin eşin olacak.” der. Hemen atın yelesi kanata dönüşüverir ve böylece uçarak yer altına giderler.
Bir kaç gün geçtikten sonra yer altındaki ülkeye ulaşırlar. Çok yorulan Kökül 10 gün kadar uyur. Onu uykudan atı uyandırır ve ona “Burasının yılanlar ülkesi olduğu için çok tehlikeli olduğunu, kimseye gözükmeden kızın odasına ulaşmaları gerektiğini” söyler.
O sırada Karahan, kendi oğlu olarak kabul ettiği Kökül’ün kaybolmasına kaygılanır ve her tarafı aratır, ama bir türlü Kökül’ü bulamazlar. Kökül ise Cılamış’la evlenmiştir ve yer altında yaşamaktadır.
Kökül, birgün rüyasında yengesi Çiçan (Çaçıke)’yi görür. Yengesi ona, her yerde kendisini aradıklarını ve buna çok üzüldüklerini söyler. Rüyanın etkisinde kalan Kökül, eşine gitmek istediğini söyler. Ancak o sırada Kulanç Avcı diye bilinen birisi Cılamış’ın arkadaşı Cezbilek’i götürmüştür ve Kökül’ün Cezbilek’e kurtarması gerekmektedir.
Kulanç Avcı yer altında yaşayan yenilmez bir kahramandır. Kökül her türlü tehlikeyi göz önüne alarak Kulanç Avcı ile savaşır. İkisi uzun müddet mücadele eder. Kökül, çok yorgun düşer, gücü tükenir. Tam yenileceği sıra, atı ona yardım eder. Birlikte Kulanç Avcı’yı öldürüp Cezbilek’i kurtarırlar.
Kulanç Avcı’nın halkı, Kökil’den özür dilerler. Kökül de onların suçlu olmadığını söyler ve onlara adaletli davranır. Cezbilek’in annesi kızını Kökül’e evlendirir. Kökül, eşleri Cılamış ve Cezbilek’i alıp sağ salim babasının ülkesine döner. Yer üstünde de huzurlu ve mutlu bir şekilde hayatlarını sürdürürler ve yer altındakilerle de barış içinde yaşarlar.
Karaç-Kökül destanının / masalının muhtelif coğrafyalarda farklı anlatmaları vardır. Bunlardan bir kısmını kaydetmek yerinde olacaktır.
Minusin vadisinde yaşayan Baraba, Tobol Tatarlarının ”Kara Kukul” masalında, 170 yaşındaki adamın bir oğlu olur.
Çocuk bir günde bir günü bir yaşa, ikinci gün iki yaşa, yedi günde yedi yaşına gelir. Ker-Kulun adlı atına biner. Birgün babası “Odun gerek.” der, çocuk hemen gider ayı ile aslana söyler. Onlar da hemen emrini yerine getirirler. Yaşlı annesi on sığırın etini pişirir, Kara Kökül hepsini yer, sonra yedi gün yedi gece uyur. On dört yaşında uyanır. Atına binip, on iki gün, on iki gece yol yürür. O anda Temir Alp’la karşılaşır. Onu öldüreceği sıra, Temir Alp aman diler ve kızını kendisine vereceğini söyler. Kökül Temir Alp’ı öldürmez ve kızı ile evlenir.
Birgün Temir Alp, Kara Kökül’ü çağırır ve Güneşin battığı yerde yaşayan ve oraya gidenin dönmediği Çoyun Alp’ın üzerine gönderir. Kara Kökül, Temir Alp’in dediği yere gider. Orada kapısı olmayan dağ gibi bir saraya rastlar. O anda gürültü çıkar ve beyaz buluta binen Çoyun Alp gelir. İkisi yedi gün, yedi gece güreşirler. Sonunda Kökül Çoyun Alp’ı yener. Tam öldüreceği sıra, Çoyun Alp, Kara Kökül’den aman diler. Kızını kendisine vereceğini söyler. Kökül Çoyun Alp’ı alır ve onunla dostu olur.
Kara Kökül, aynı şekilde doğuda yaşayan baş edilmez bir yiğidi daha alt eder ve kızı Zubayte ile evlenir. Kara Kököl’ün çok çocuğu olur ve bir hayli yaş yaşadıktan sonra vefat eder.
Dr. Doğan Kaya
 

Dr. Doğan KAYA, KIRGIZ DESTANLARI, SALKIMSÖĞÜT Yayınları: I. Baskı Ankara 2015
 
 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...