MENÜ
ESA E- DERGİ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Günün Şiiri: Haftanın Şiiri: Ayın Şiiri: Günün Yazısı: Haftanın Yazısı: Ayın Yazısı:
KOCOCAŞ DESTANI ve ÖZETİ ( Kırgız Destanı ) Dr. Doğan Kaya
Ekleyen : ESA , 20 Ocak 2018 Cumartesi Beğen
 
 
 
 KOCOCAŞ DESTANI ve  ÖZETİ ( Kırgız Destanı )  Dr. Doğan Kaya

Dr. Doğan Kaya
 
Pek hacimli olmayıp 6169 mısradan oluşmaktadır. Destanda, Kırgız halkının eski çağa ait düşünceleri, örf-adetleri, tabiat-insan ilişkileri, ümitleri ve idealleri görülür.
Destanın Süleyman Konakbayev, Tölömüş Cuntayev olmak ve Alımkul Üsönbayev olmak üzere üç eşmetni vardır. Kayum Miftakov, Talas’ın Keñkol kasabasında Sulayman Konokbayev’den derlediği metni, 1923 yılında Arap harfleriyle bastırmıştır. İkinci eşmetin Dr. Z. Mamıtbekov tarafından 1949 yılında Isık-Göl bölgesinde yaşayan şair Tölömüş Ceentayev’den derlenmiştir ve diğerlerine göre bu metin en hacimsiz olanıdır. Üsönbayev ve Konakbayev eşmetinleri Talas’ta, Cuntayev anlatması ise  Isık Göl’de derlenmiştir. A.Üsönbayev’in anlatmasından yazıya geçirilen varyant 1956 yılında D. Sulaymanov tarafından kitap halinde yayınlanmıştır. Kococaş’ın üç eşmetin ise 1996 yılında A. Akmataliyev’in editörlüğünde Keñeş Kırbaşev imzasıyla yayımlanmıştır. Bunların içinde, üslubu ve içeriği bakımından Alımkul Üsönbayev’in eşmetni daha ön plandadır.
Kococaş destanıyla ilgili bilgiler, S. Zakirov’un Kococaş Eposunun Kee Bir Maseleleri (Kocaocaş Destanının Bazı Meseleleri) adlı çalışmasında, manzumenin teşekkül tarihi ve ideolojik yönü ile manzumenin kompozisyon yapısı ve sanat özelliği üzerinde durmuştur. Verilen bilgiler çerçevesinde destanın XIX asrın sonlarında Kırgızların arasında yaygın olduğu belirtilir.
Kococaş destanı, 1985 yılında Büyükelçi T. Okeev tarafından “Beyaz Parsın Dönüşü” adıyla film haline getirilmiştir. Film, Berlin’de “Gümüş Ayı”; Şam’da “Gümüş Kılıç” ödüllerini almıştır.
Destanda avcılık konusu ön plandadır. Destan hayvan kahramanlarından olan Sur Eçki ise insanoğlunun eski çağlarındaki totemlerinden biri olan Kayberen’dir, bir insan gibi konuşur ve tabiat ile insanın mücadelesini temsil eder. Sur Eçki’nin kendisini öldürmemesi için Kococaş’a yalvarır, Kococaş’ın ise onu yakalamada inat eder, ancak kendi ölümünü hazırlar.
Destanın özeti şöyledir:
Kococaş Kıtay boyunda Karıpbay’ın oğludur. Çocukluğu çalı çırpıdan ok ve yay yapıp oynamakla geçer. On beş yaşına geldiğinde usta bir avcı olur.
Babası Karıpbay, yirmi hanelik halkı bölüp Kococaş’la birlikte Talas’taki Karakol denilen yere gönderir. Kococaş, sarp kaya bozkır demeden dağı taşı aylarca gezer avlanır ve avladığı yüzlerce geyiği Kıtay halkına getirip verir. Kendisine tabi olan yirmi hanelik köy, Kococaş’ın avladıklarıyla geçinir. Kococaş halkının gözbebeğidir. Kococaş birgün avda iken bulduğu bir erkek çocuğunu kardeş edinir, çocuğun adını Sartkoşçu koyar.
Karakoco, kızı Zulayka’nın eş seçmesi için büyük bir toy düzenler ve civardaki boyları toya davet eder. Toya Kococaş da davet edilir, ancak Kococaş köyde değildir, altı aydır köyden uzakta dağlarda avlanmaktadır. Karakoco kızı gelenleri ve yaptıklarını daha iyi görmek için minare gibi yüksek bir yer yaptırır. Düğüne gelen gençler yiğitliklerini gösterip kendilerini kıza beğendirmeye çalışırlar. Zulayka gelenlerin hiç birini beğenmez. Gelenler, kızın kibirli olduğunu söyleyip yurtlarına giderler. Zulayka; “Gelmeyen başka kimse kaldı mı?” diye sorar. Kıtaylardan birisi, Kococaş denilen bir yiğidin altı aydır avda olduğunu bu yüzden gelmediğini, söyler. Zulayka Kococaş’ı da görmek ister. O sıralarda Kococaş köyüne gelir. Köydekiler de Kococaş’a kızdan bahseder. Halkı, Kococaş’a gidip kızı görmesini ve alıp gelmesini söyler. Kococaş; “Beni beğenen böyle beğensin.” deyip üstünü başını değiştirmeden avcı kıyafetiyle kızı görmeye gider.
Zulayka köyden uzağa iki çadır diktirmiş ve burada kalmaktadır. Kendisini görmeye gelenleri burada görmektedir. Zulayka’nın Şabır adlı cariyesi, Kococaş’ın geldiğini Zulayka’ya haber verir. Zulayka, Şabır’ın çok övdüğü Kococaş’ı görmeye gider ve onun ısrarları karşısında Koacacaş’la evlenmeyi kabul eder.
Zulayka’nın kırk yaveri, Kococaş’ın kılık kıyafetine bakarak onun Zulayka’ya eş olamayacağını söylerler. Ancak Zulayka insanları giyimleriyle değerlendirmenin yanlış olduğunu söyler. Babasına kararını bildirir. Toy düzenlenir ve civardaki boyların beyleri toya davet edilir. Toy bir hafta sürer güreş müsabakaları düzenlenir, oğlak kapma oynanır. Eğlenceler sırasında hedef hazırlanır ve bey yiğitleri o hedefi vurmaya çalışır, ama hiç biri başarılı olamaz. Kimsenin vuramadığı hedefi Kococaş vurur.
Kococaş, Zulaykayı da yanına alarak köyüne doğru yola koyulur. Zulayka’nın babası, Almabaş denilen bir silahla, develer yüklü çeyiz verir. Kococaş’ın babası Karıpbay da Kococaş’la Zulayka’nın gelişi şerefine bir toy düzenler.
Kococaş, Zulayka’nın gelişinden sonra artık avlanmaya gitmez, bütün zamanını Zulayka’yla geçirir. Kococaş’ın getirdiği avlarla geçinen halk, bundan rahatsız olmaya başlar.
Aradan bir yıl geçer. Bir sonbahar gecesi Kococaş, kötü bir rüya görür. Aynı rüyayı üç defa görür. Bundan rahatsız olur ve rüyasını Zulyka’ya anlatır. Kococaş rüyasında av hazırlığı yapıp Ala Too’ya çıkmaya başlar. Daha sonra Ak Son Köl geçidinini tepesine çıkmış öğlene kadar boş gezmiş ve sonra teke ve keçilerin saklandığı yere giderek orada ne kadar hayvan varsa hepsini vurur. Sonra vuramadığım kaldı mı diye bakmak için bir tepeye çıkar ve bir daha aşağı inemez. Yanına Kıtay boyundan kimse gelemez. Orada tek başına namaz kılmaktadır. Zulayka, Kococaş’ın öleceğine kanaat getirir.
Zulayka, Kococaş’ın gördüğü rüyanın kötü olduğunu, eğer avlanmayı bırakmazsa, rüyasında Ak Toskok ile Gök Toskok’ta vurduğu keçi ile tekelerin kendisinin sonunu getireceğini söyler.
Kococaş’ın canı bu duruma bir hayli sıkılır. Sonra Aksakallı ihtiyarın yanına gidip rüyasını bir de ona yorumlatır. Aksakallı karısının onun evde oturmasını istediği için rüyasını böyle yorumladığını yoksa gördüğü rüyada hiçbir şey olmadığını söyler. Bunun üzerine Kococaş, karısının sözünü dinlemez, hazırlığını yapar ve ava çıkmaya hazırlanır.
Bu sırada Kayberen, Sur Eçki de rüya görmüştür. Rüyasında, Kococaş’ın gelip bütün çocuklarını ve tekesi Alabaş’ı öldürdüğünü görür. Bu rüyasını Alabaş’a anlatır.
Kıtay’larda Krıpbay’ın oğlu, Kococaş’ın silahını kuşanıp geleceğini ve çoluk çocuk demeden bütün soyunu yok edeceğini anlatır. Bunun için yaşadıkları yer olan Kara Ünkür’ü terk etmeyi teklif eder. Alabaş, Sur Eçki’ye, Kara Ünkür gibi bir yer daha bulamayacaklarını, sırf avcı gelecek diye yaşadıkları yeri terk etmenin anlamsız olduğunu söyler. Sur Eçki, iki oğlağını çağırıp Kerege Taş’ın yanında nöbet tutmaların söyler. “Eğer avcı gelirse, biriniz babanızı başka dağa kaçırın, diğeriniz bana haber verin.” der.
Kococaş yatağından kalkıp av için hazırlık yapar. Silah Ak Baran’ı alır. Zulayka, Kococaş’ın ava gitmesini engellemek için çok uğraşır ama başaramaz. Kococaş Ala Too’ya gider. Dağ taş dolaşmasına rağmen tek bir geyik bile avlayamaz. Ak Son Köl geçidinden geçer, Ak Toskok’un önünden Gök Toskok’a varır. Orada otuz oğlakla kırk keçinin yayıldığını görür. Silahını hazırlar. Ancak nöbetteki iki oğlak Kococaş’ı görüp babasına ve annesine haberdar ederler. Bu sırada Kococaş keçileri, oğlakları ve Alabaş’ı vurur. Tam Sur Eçki’yi vuracağı sıra, Sur Eçki kaçar. Bunun üzerine Sur Eçki, Kococaş’a; “Ben senin kutsal annendim, ama sen bunu bilmedin. Benim gibi yaşlı birini ağlatıp bedduasını aldın. Sen benim soyumu kuruttun bende senin hayatını zehir edeceğim.” der ve seke seke oradan kaçar. Kococaş, Alabaş’ın derisini yüzer, etini atına yükler, diğer oğlakların da kafalarını keserek köyüne dönüp kışlık evine çekilir.
Kococaş, son avından eşi Zulayka’ya söz etmez. Kış bitip de yaz gelince Kococaş, eşi Zulayka’ya Sur Eçki’yi avlamaya gideceğini söyler. Zulayka’nın yüreğine kor düşer. Kococaş’a; “Bir keçinin peşinden gidip eşinin içine kor düşürme, yaşlı ananla babanı bu yaşında evlatsız bırakma, vazgeç bu davadan.” der. Ama avcı gitmeye kararlıdır. Babasıyla annesi de ava gitmemesi için allayıp yalvarırlarsa da Kococaş’ı kararından vazgeçiremezler. Kococaş; “İnşallah keçiyi yakalar köyüme geri dönerim.” der ve annesini, babasını ve Zulayka’yı, öz kardeşi gibi sevdiği arkadaşı Sartkoşçu’ya teslim edip yurdundan ayrılır.
Kococaş dağ taş demeden Eçki’yi arar. Eçki bu inatçı gencin elinden kurtulamayacağını anlar var gücüyle kaçmaya devam eder. Ala Too’yu aşar, Sarı Ünkür ve Aksay dağlarının yanından geçer. Kococaş’ın ayağındaki çarık parçalanmaya başlar, ama Sur Eçki’yi vurmakta kararlıdır. Sur Eçki’yi kovalar pek çok dağ tepe bayır geçerler. Kococaş, Eçki’yi Talas’ta yakalamayı düşünür. Sur Eçki’nin gücü iyiden iyiye azalmıştır Kococaş’ın ise hırsı artmıştır.
Zulayka birgün rüyasında, Kococaş’la Talas’ta buluştuklarını görür. Sabah ezanları vaktinde uyandığında kayın babası yanına gelir ve 20 hanelik köyden hiç kimsenin Kococaş’ı aramaya gitmediğinden dert yanar. Zulayka babasının bu sözleri üzerine giyinir, kuşanır, eline sağlam bir sopa alır ve eşi Kococaş’ın peşinden Ala Too’ya doğru gider. Az gider uz gider çok dağ taş tepe aşar. Ala yanakları pul pul olur dökülür. Sevdiğiyle gönlünce bir ömür sürememenin hasretini çeker. Yorgunluktan beli bir kamçı gibi incelen Zulayka, sonunda Talas’a ulaşır ve orada Kococaş’ı bulur. Kococaş önce rüya gördüğünü sanır, sonra Zulyka’yla hasret giderir. Bu arada Sur Eçki de dinlenecek zaman bulur otlanıp kana kana su içer. Zulayka, sevip aldığı eşini bu davadan vazgeçirmeye çalışır. Ama Kococaş’ı ikna edemez. Kococaş, tekrar Sur Eçki’nin peşine düşer. Zulayka da sevdiğini iyi görmenin rahatlığıyla evine döner.
Tekrar gücüne kavuşan Sur Eçki, Kümüş Taş’a oradan da Atoynok ve Taldı-Bulak’a geçer. Oradan da Abletim kayasına tırmanmaya başlar. Kococaş, Eçki’yi kovalaya kovalaya dağa taşa tırmanmada ustalaşmıştır. Tam Kayberen’in Sur Eçki’sini yakaladım derken, Sur Eçki ortalığa kara duman salar. Kococaş hiç bir şey göremez olur. Eçki de karşıki kayalığa geçer. Tanrı keçinin duasını kabul etmiştir. Kococaş’ın üzerinde bulunduğu kaya göğe yükselip inilmez çıkılmaz bir yer olmuştur.
Sur Eçki Kococaş’a: “Ben nasıl Alabaş’ıma kavuşamadım sen de avcı Zulayka’ya kavuşamayasın. Çıktığın kayalık senin mezarın olsun, hiçbir akraban seni oradan kurtaramasın. Kemiğin o taşta kurusun.” diye beddua eder ve oradan kaçar.
Kococaş Sur Eçki’yi uzaklaşırken görür ve silahı Ak Baran’la ateş eder ve dengesini kaybedip düşer, ayağını kırar. Eçki geri döner ve avcıya bedduasını tekrarlar. “Abletim kayası mezarın olsun.” der ve gider. Kococaş da çaresiz kayalıkta ölümü bekler.
Karıpbay, bir gün oğlu Kococaş’ı rüyasında buz tutmuş kayalıkta görür. Rüyasını yorumlatır. Birisi rüyayı, oğlunun hayatta olduğu şeklinde yorumlar. Karıpbay oğlunu aramaya karar verir, yola çıkar. Dağlar tepeler aşar, sora sora onu Abletim kayasında olduğunu öğrenir. Oraya gider ve oğlu Kococaş’ı kuşların bile ulaşamayacağı kayada görür. Kococaş, babasına halkını buraya getirip ağaçlardan merdiven yapmalarını söyler. Karıpbay, hızla köyüne gider. Herkesi toplar ve Kococaş’ı kurtarmak üzere yola düşerler. Dağ taş aşarak hızlı akan nehirlerden geçerek Kococaş’ın olduğu kayalığa gelirler.. Kıtay boyu, Kococaş’ı kayadan indirmek için etraftaki ağaçları keserek merdiven yaparlar, ancak yaptıkları merdiven Kococaş’ın olduğu yere ulaşamaz. Daha sonra bulabildikleri bütün ipleri toplayarak ona atmak isterler, ama ip Kococaş’ın olduğu yere yetişmez. Halkın gücü git gide azalır ve çaresiz kalır. Sonunda Karıpbay, oğlunun oradan atlamasını söyler. Kococaş bunu yapamaz. Babası, eşi Zulayka ve kardeş olarak gördüğü Sartkoşçu ile helalleşir.
Zulayka, Kococaş’a karnında altı aylık bir hamile olduğunu söyler. Kococaş doğacak çocuğu kız olursa adını Kanış, erkek olursa Moldocaş koymasını ister. Arkasından  “Ak Baran’ı atıyorum. Parçalarını toplayıp saklayıver.” diye vasiyet eder. Silahını atar ama kendisi atlamaya bir türlü cesaret edemez. Sonunda cesaretini toplayıp kendini aşağı bırakır, yüksek kayaların üzerine düşüp orada vefat eder, cesedi orada kalır. Bunun üzerine Zulayka ağıtlar yakar. Babası Karıpbay, aklını yitirmiş gibi olur. Halk ertesi gün ezan sesiyle toparlanıp eski yerine döner.
Bahtsız Zulayka yol boyunca ağıt yakar. Halk çok geçmeden Kococaş’ı unutur, ancak Zulayka’nın karnında Kococaş’ın emaneti vardır. Kısa bir süre sonra Zulayka erkek çocuk dünyaya getirir ve Karıpbay’a haber verilir. Karıpbay Kococaş yeniden gelmiş gibi sevinir. Adak adayıp Kococaş’ın dediği gibi adını Moldocaş koyarlar.
Moldocaş’ın doğumundan bir yıl sonra halk Zulayka’ya Sartkoşçu ile evlenmesi için teklifte bulunur. Sartkoşçu o zamanlar daha evlenme çağında değildir. Aradan birkaç yıl geçer Sartkoşçu büyür. Zulayka onunla evlenir.
Bu arada Moldocaş altı yaşına gelir. Çalı çırpıdan ok ve yay yapıp karga, saksağan avlamaya başlar. Yedi yaşına geldiğinde uçan hiç bir kuş elinden kaçamaz. Bir gün gene köyün etrafında oynarken yanına 5 avcı gelir. Moldocaş onlarla ava gitmeye heveslenir. Ona kimin oğlu olduğunu sorarlar o da babasının adının Kococaş olduğunu söyler. Avcılar Kococaş’ın çok iyiliğini görmüştür. Bunu üzerine avcılardan bir Moldocaş’a diğer arkadaşlarıyla ava gitmesi için atını verir. Köyünde kimse Moldocaş’a babasının nasıl öldüğünü söylememektedir. O sırada avcılardan biri Moldocaş’ın babasının Sur Eçki’nin peşinden giderken kayalıkta öldüğünü ağzından kaçırır.
Av sırasında, atların yanına yavrusuyla birlikte bir arkar (dişi dağ koyunu) gelir. Moldocaş heyecanlanır ve avcı arkarı nasıl vuracağını öğretir. Moldocaş arkarın yavrusunu vurur ve başını keser. Yarısını alarak gururla köyüne gelir.
Zulayka, oğluna eti nerden bulduğun ve neden böyle sessiz olduğunu sorar. Moldocaş da avcılarla karşılaştığını ve ona babasıyla ilgili bir şeyler anlattıkların söyler. Moldocaş, annesinden babasıyla ilgili gerçeği söylemesini ister. Annesi de çaresiz oğluna babasının Abletim kayasında nasıl öldüğünü ve neden şimdiye kadar babası hakkında konuşmadığını anlatır. Daha sonra babasından kalan Al Baran’ın parçalarıyla oğluna Almabaş adında bir silah yaptırır.
Moldocaş, babasının kayalıkta öldüğünü öğrendikten sonra annesine babasının kemiklerini bulup gömmek istediğini söyler. Annesi ne kadar feryat etse de oğlunun babasının akıbetine uğrayacağını düşünür. Moldocaş, annesiyle ve dedesiyle vedalaşıp yola düşer. Annesi çaresiz Kococaş’ın Abletim kayalığı ile Çatkal arasında öldüğünü söyler.
Moldocaş, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Misken denilen bir yere gelir. Burada uyuyan çocuk bir rüya görür. Rüyasında bir adam Moldocaş’a bulunduğu yerin Misken dağı olduğunu ve eğer yarın erkenden kalkarsa Eçki’yi bulacağını söyler. Çocuk ezanla birlikte kalkar rüyasında gördükleri aklındadır. Dağ taş dolaşır ve Sur Eçki’yi bulur. Eçki, Kococaş’ın oğlu Moldocaş’ı tanır ve kaçmaya başlar. Çocuk dağ taş hiç yorulmadan, durmak nedir bilmeden Eçki’yi kovalar. Sur Eçki, en sonunda oğlanı babasının öldüğü yere sürükler. Eçki, Moldocaş’ı Ayuu-Tör’ün yamacına getirir. O sırada genç yiğit Moldocaş, elini uzatıp kurnaz Sur Eçki’yi yakalar. Sur Eçki, Kococaş’ın balası Moldocaş’ı babasının öldüğü kayalığa götürür. Moldocaş, babasının öldüğü kayalıktan bütün kemiklerini toplayarak ak balçıkla karıştırıp kefenleyip gömer. Moldocaş, babasını gömdükten sonra Sur Eçki’ye: “Sen babamı öldürdün, ben de seni köyüme götürüp başını kestireceğim, etini dağıtacağım.” der. Bunun üzerine Sur Eçki Moldocaş’a: “Ben gerçek Kayberen annenim. Benim başım senin neyine gerek. Benim Aşayran adında kızım var, seni onla nikâhlayayım.” der ve Moldocaş’ın önüne düşer. Kırgız çadırına benzeyen bir mağaraya girerler. Eçki, orda kızını Moldocaş’a gösterir. Kızı, aynı insan gibidir. Yemek yerler ve uyurlar.
Moldocaş, Eçki’nin kızı ile evlendikten sonra uyuyakalır. Sabah olup uyandığında, etrafında hiçbir şey göremez. Nişanlısını alıp köyüne döner. Köyün girişinde ağlayan iki çocuk görür. Annesi Zulayka’yı Sartkoşçu’yla evlen ve bu evlilikten Erkecaş ve Serkecaş adınde iki çocuk olmuştur. Moldocaş’ın gördüğü iki çocuk bunlardır. Çocuklar, Kococaş’ın kemiklerini bulmaya giden Moldocaş’ın arkasından ağlamaktadır. Moldocaş, iki kardeşine kendini tanıtır. Annesinin yanına gider ve onunla hasret giderir. Dedesi Karıpbay torununu görünce çok sevinir. Moldocaş nişanlısını ailesiyle tanıştırır.
Dr. Doğan Kaya
Dr. Doğan KAYA, KIRGIZ DESTANLARI, SALKIMSÖĞÜT Yayınları: I. Baskı Ankara 2015

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...