MENÜ
ESA E- DERGİ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Günün Şiiri: Haftanın Şiiri: Ayın Şiiri: Günün Yazısı: Haftanın Yazısı: Ayın Yazısı:
KURMANBEK DESTANI ve ÖZETİ ( Kırgız Destanı ) Dr. Doğan Kaya
Ekleyen : ESA , 20 Ocak 2018 Cumartesi Beğen
 
 
 
KURMANBEK   DESTANI ve  ÖZETİ ( Kırgız Destanı )  Dr. Doğan Kaya

Dr. Doğan Kaya
 
Kırgızların çok sevdiği bir kahramanlık destanıdır. XVI – XVII. yüzyıllar arasında cereyan eden ve Halkın belleğinde “Kalmuk Devri” diye adlandırılan olayları ihtiva eden Kurmanbek ve Akkan (Appak Han=Abdulatif) gibi tarihî şahsiyetlerin gerçek hayat hikâyesine dayanılarak ortaya çıkan bir eserdir. Destanda olaylar Kaşgar, Yarkend, Karaşaar– Kambıl, Afganistan, Andican, Hokand, Aksı, Alay, Cazı (Yassı) gibi yerlerde geçmektedir. Kurmanbek, “kurban bey, kurban olacak bey” anlamına gelir.
Kurmanbek destanının pek çok eşmetni vardır. Bunlardan Moldobasan Musulmankulov, Cusup Mamay, K. Akiyev, Sarıkunan Dıykanbayev, Aytbekov, Şamşı Komuzcu, Kalandarov, Karmışak Cooşbayev eşmetinleri önemlidir. Destan ilk defa 1923’te Kayim Miftakov tarafından Moldobasan Müsülmankulov’dan derlenmiştir. Metin Arap harflidir. İkinci derleme, 1926’da Cuma Camgırçinov tarafından Karakol eyaletinin Ton ilçesinden Şamşı’dan yapılmıştır. M. Musulmankulov’un variyantı K. Akiyev (5.500 dize) ve S. Dıykanbayev’in variyantlarına nispeten daha kısadır. K. Akiyev eşmetni sanat açısından diğerlerinden daha üst seviyededir. Eserin yapısı son derece düzenlidir, anlam bakımından derindir. Ufak tefek sıkıcı ifadelerden, eserin güzelliğini ve düzenini bozan gereksiz tekrarlardan mümkün olduğu kadar kaçınılmıştır. Bu eşmetin ilk baskısı 1938’de Cusup Turusbekov’un başmuharrirliğinde; ikinci baskısı 1957’de de Seyitkazı Baykocoyev tarafından önsöz yazılarak üçüncü defa da 1970’de ise Saparbek Zakirov’un önsözü ile yayımlanmıştır.
Kurmanbek-Seyitbek-Şırdakbek birbirini tamamlayan üç destan halindedir. Bu durum Kırgız destanlarında sıkça karşımıza çıkar. Manas-Semetey-Seytek. Töştük-Coodarbeşim-Moldocaş bu neviden destanlardır.
Kurmanbek’in doğumu, büyümesi, evlenmesi abartılı bir şekilde anlatılır. Kurmanbek’in yaradılışında eski totem anlayışı yansıtılır. Kayberenin (kutsal geyiğin) soyundan gelir, eşi ay yüzlü peri kızıdır.
K. Akiyev’in eşmetninin özeti şöyledir:
Çok eski zamanlarda asırlarca evvel Kırgız ve Kıpçak halkının başında Teyitbek adlı bir han vardır. Han Andican’da oturmakta ve halkını barış ve saadet içinde yönetmektedir. O devirde Kalmuklar, Kırgız ve Kıpçaklara baskınlar düzenlemekte ve sık sık taciz etmektedir.
Teyitbek’in eşi Zulayka kırk yaşındadır ve henüz bir çocuk doğurmamıştır. Teyitbek de buna çok üzülmekte ve ne yapacağını bilememektedir. Evlat sahibi olmak için peş peşe on üç kadın alırsa da yine çocuğu olmaz. Zulayka bir peri kızıdır. Bu duruma çok üzülür, ağlar. Teyitbek çaresiz kalır, hep “Bir çocuk sesini duysam da ölsem.” diye Allah’a yalvarır.
Aradan bir hayli zaman geçer ve karı-kocanın duaları kabul olur,  Zulayka hamile kalır. Zulayka erkek çocuk doğurur. Teyitbek, sevincinden günlerce toy verir. Çocuğuna Kurmanbek ismini verir.
Zeki ve gürbüz olan Kurmanbek kısa zamanda büyür on iki yaşında mahalle çocuklarından yenmedik birini bırakmaz. On altı yaşında girince kırk yiğitten oluşan bir kuvvet oluşturur. Kırk yiğide kırk kara at ve savaş malzemeleri (zırh, tolga, kalkan, kılıç, balta, mızrak ve tüfek) verir. Kendilerine bir türlü huzur vermeyen Kalmuklardan intikam almaya karar verir. Yiğitlerini alıp onlara “Kaplanlarım, aslanlarım!” diye hitap eder. Kırk yiğit de “Biz senin kırk yiğidiniz, yakınlarınız, kardeşleriniz, kanadınız. Sen bize öz kardeşten daha yakınsın. Ne olursa olsun biz hep senin yanında oluruz bahadırım. Seninle birlikte biz de her zaman savaşa ve gerekirse, ölüme bile hazırız. Her an düşmanlara saldırmaya da hazırız hanım”. derler. Birlikte yola çıkarlar ve son sürat düşmana doğdu giderler. Kurmanbek de altındaki kahve renkli Teltoru adındaki atıyla en önde gider. Hedefi, Kambıl şehridir. Bu sırada Kalmukların başında Ekes ve Dölön vardır. Gel gelelim yolculuk çok uzun sürer. Birçok yerleri aşarlar. Yaylalardan, Ala-Cuuk, Alay gibi yerlerden geçerler. Geçtikleri her yerde halk, Kurmanbek’e iltifat eder, ağırlanır.
O sırada Kaşgar şahrinin hanı Akkan’dır. Akkan çok güçlü bir handır. Manas, Ürümçü, Üç aga, Tekes-Kuyaz, Canı cer (Yeni yer), Aksı (Aksu), Kuçar, Altı şaar (Altı şehir), hatta Kırgız dilini bilmeyen Dunganlar bile Akkan Han’ın hâkimiyeti altındadır.
Kurmanbek cesaretle Kara şehir Kambıl’a doğru yürür. Fakat oraya ulaşmak için de Kaşgar’dan geçmesi lazımdı. Kurmanbek bu yerin halkının huzurunu bozmadan sessiz sakin geçmeye karar verir. Böyle yapmasının sebebi de o kadar güçlü hanla buluşup ona nereye gideceğini anlatırsa sanki ondan yardım istemiş gibi olurum diye düşünür ve onunla geri dönüşte buluşup arkadaş olmaya karar verir.
Sonunda Kurmanbek ve yiğitleri Kalmuklara yaklaşırlar. Rastladıkları bekçiye kendilerinin zavallı halkla işlerinin olmadığını, Kıpçak halkını ezen Ekez, Korun ve onun oğlu Dölön’le hesaplaşmaya geldiğini, kırk yiğidinin en az 40.000 askerlik orduya bedel olduğunu söyler. Kurmanbek düşmanına on iki gün müddet verir. Verilen zaman içinde gelmezlerse, saldırıya geçeceğini bildirir. Söylediklerini doğrudan doğruya hanına iletmesini bekçiye emreder ve onu gönderir.
Bekçi hemen oradan uzaklaşır. Dölön Han’ın yanına gider, ancak onu bulamayınca Ekez’e gidip olup Kurmanbek’in söylediklerini aktarır. Bu yaşa kadar böyle bir heybetli yiğit görmediğini söyler. Bekçinin anlattıklarını duyan Ekez’in rengi kaçar.
Derin düşünceye dalar. Dölön Han’ın yanına gider. Bekçiden duyduklarını nakleder. O da önceden Teyitbek’in oğlu genç bahadır Kurmanbek’in marifetlerini duymuştur. Adamlarını toplar, orduyu hazırlamalarını emreder.
Ekez gazaplanan Dölön Han’ı ikna etmeye, vazgeçtirmeye çalışır. Dölön Han’a onun babası Korun’un Kırgızlara yaptıklarını hatırlatır. Kurmanbek’ın boşuna üstlerine gelmediklerini söyler. O, Özbek Akmat Zardar’ın, Karakalpakların ve Türkmen Köroğlu’nun yenemediği güçlü bir yiğittir. “Eğer kendisine güvenmeseydi buralara kadar hiç gelir miydi?” der. Kendisinin artık eskisi gibi genç ve güçlü olmadığını, onu ancak Çin hanı Çımaçın’ın yenebileceğini, sözlerinin dikkate alınmasını, akıllıca ve sabırla hareket etmesini söyler. Kurmanbek, vergi, isterse altın gümüş vermeyi teklif eder.
Dölön Ekez’in sözlerini dinlerken kendisini zor tutar, ne diyeceğini şaşırır. Sonunda Kalmukların danışmanlarını, beylerini toplamaya ve onlara danışmaya karar verir. Onları toplar ve durumu anlatır. Ekez’in söylediklerini nakleder, Kurmanbek gibi yeni yetme birine boyun eğmeyeceğini söyler. “Bu şerefsiz Kurmanbek kim oluyormuş da beni tehdit ediyor? Asıl ben onunla savaşa hazırım. Ordum, tümenim, binlerce yedek atım varken 40 kişiden mi korkacağım?” der.
Seksen yaşındaki Dölön Han ordusunu askerini hazırlar, ordunun başına geçer. Ondan daha yaşlı olan Ekez de daha fazla itiraz edemez, hanı ile birlikte gitmeye mecbur olur. Ağzında tek dişi yok, gözleri zayıf, boynu beli bükük bir şekilde atına zar zor binerek, içindeki kızgınlık ve kini belirtmeden Dölön Han’ın peşine düşer. Ölüm yoluna çıktığını bilmektedir.
Kurmanbek bahadır düşmanın yaklaştığını görünce sevinir, ordusunun önüne geçer. Kalmuklar kaçacak olursa peşinden düşmelerini, sonuna kadar savaşmayı, kaçmak son çare de olsa, asla kaçmamalarını emreder. Derken yavaş yavaş düşman görünür. Ellerinde kılıç, kalkan ve mızrakları parlamaktadır. Kalmukların sayısı karıncadan çoktur. Ordunun önünde Ekez, Kırgız-Kıpçakların önünde de Kurmanbek vardır.
Her ikisi birbirine hızlıca atlarını koştururlar. Bir tarafta genç bahadır Kurmanbek, öbür tarafta ise yaşlı bahadır Ekez. İkisi uzun uzun vuruşur, Kurmanbek, gayret ve gücünü toplayıp, Teltoru atının dizginini çekerek tekrar saldırır. Yaşlı Ekez’e defalarca mızrağıyla vurur. Ekez’in gücü tükenmeye beşler. Kalmukların ordusu şaşkın şaşkın bakmaktadır. Ekez öleceğini hisseder. Kaçsa bile kurtulamayacağının farkındadır. Kurmanbek’in mızrağı Ekez’in tam kalbine saplanır. Zaten atın üzerinde zar zor oturan yaşlı Ekez atından düşer. Cansız bedeni yerde hareketsiz kalır. Sadık devi Ekez’i kaybeden Dölön Han donakalır. Deli gibi hızlı vuran kalbi sanki ateş sönmüşçesine durmuş gibi olur. Kurmanbek bahadır da baş düşmanlarından birini kendi elleriyle yok etmenin sevincini yaşar.
Dölön Han gazaba gelir. Mızrağını eline alarak Kurmanbek’e doğru atını sürer. Ardında kara duman gibi tozu havaya karıştırarak, delicesine atını koşturur. Kurmanbek de hiç tereddüt etmeden, sakince bekler. O sırada Kurmanbek, kırk yiğidine der ki: “40 yiğidim, kaplanlarım! Ben Kırgız ve Kıpçağın baş düşmanı Kalmuk hanı Dölön’ü vurmadan rahatlayamam. Dölön’ü öldürüp, Kalmukları Karaşehr’e sürersem en büyük isteğim gerçekleşir”.
Kurmanbek, atını delirmişçesine yaklaşan Dölön Han’a doğru koşturur. Kurmanbek’in atı Teltoru’nun ağzı bir karış açılır. Gemini kemirir gibi olur, ağzından köpükler sıçrar. Sonunda iki en büyük düşman karşı karşıya gelir. Çok çetin bir karşılaşma olur. Mızraklar birbirine karışır. İkisi uzun uzadıya birbirine direnirler. Birdenbire Dölön Han’ın atı Karala, ürküp kaçmaya başlar. Kurmanbek bunu farkeder ve zaman kaybetmeden ardına düşer.
Dölön’ün yan tarafından sivri mızrağını onun kaburgalarına batırır. Dölön’ün rengi atar, güç kuvveti kalmaz. Artık kendini at üstünde tutamaz olur ve üzengiden ayağı kayar. Artık ecelinin geldiğini anlar. Kurmanbek, mızrağını çıkar. Dölön’ün çok ürkmüş atı Karala, üzerinde yaralı sahibini taşıyarak Kalmuklara doğru koşar.
Kurmanbek atının dizginini geri çekip kırk yiğidine bakar. Kalmuklar, yüz yüze, teke tek çarpışmaktan korkup kaçmaya başlarlar. Kurmanbek, 40 yiğidiyle kılıçlarını, mızrakları ellerinde, atlarını oynatarak kaçan düşmanların peşine düşer. Kurt gibi Kalmukları perişan ederler, kovalayarak şehre kadar sürerler. Şehri kuşatıp onları oraya hapsederler.
Perişan olan Dölön Han, Elbek’i elçi olarak Kurmanbek’e gönderir. Kurmanbek’e altmış kızıl nar (deve), buna razı olmazsa istediği kadar mal mülk, hayvan vereceğini söyler ve dost olmayı teklif eder.
Elbek, Kurmanbek’in yanına gider, selam verir. Dölön Han’ın dediklerini iletir. Kurmanbek, Elbek’i baştan ayağa kadar sakince dinler ve şöyle cevap verir: “Benim ne diyeceğimi çok iyi dinle ve aynen hanına ilet. Ben o kurnaz Kalmuğun tatlı yalanlarına kanmam. Demek ki, beni tanımamış. Barışmanın bu kadar kolay olduğunu mu düşünüyor. Bunca olanlardan sonra, benim halkıma bu kadar eziyet çektirdikten sonra, kolay kolay kurtulabileceğini düşünüyorsa çok yanılıyor. Ne benim, ne de halkımın kalbinden gitti o acı, o kin. Onun gibi aşağılık insanları çok iyi bilirim. Ben, yok yere kan döküp cana kıyanlardan değilim. Söyle hanına eğer gerçekten de barışmak istiyorsa, bizzat kendisi gelip benimle görüşsün, başka türlü olmaz. 60 kızıl narını (deve), altın ve gümüşünü yükleyip yanıma gelmesi gerekir. Ayrıca her sene vergi alacam. Bunun için 7 yedi gün müddet veriyorum,, bu müddet içinde dediklerim yapılmazsa, şehri basıp talan ederim.” der.
Elbek, oradan ayrılıp Dölön Han’ın yanına gelir, Kurmanbek’in söylediklerini nakleder. Savaşacak hali kalmayan Dölön Han, Kurmanbek’e boyun eğer, istediklerine razı olur. Ayrıca her sene vergi vermeyi de kabul eder. İlk olarak gereken altmış narı hazırlar, altmış atın üzerine altın ve gümüşü yükleyip Elbek ile yola çıkar. Yolculuk tam yedi gün sürer. Kurmanbek tam 6 gün sabırla bekler ve yedinci günü gelmeyeceklerini düşünerek yola çıkar. Kara şehir Kambıl’ı almaya karar verir. Kırk yiğidine harekete geçmeyi emreder. Yarı yolda Dölön Han ve elçi Elbek ile karşılaşır. Elbek elindeki beyaz bayrağı havaya kaldırır ve sallamaya başlar. Kurmanbek hemen durur ve yiğitlerini de durdurur. Gönderilen hediyeleri alır ve Kalmukları emirlerine uymaları konusunda sıkı sıkı tembihler ve ganimetleri alıp oradan ayrılır.
Kaşgar hanı Akkan, Kurmanbek’in başarılarını duyar, on gün yolunu bekler. Davullarla, zurnalarla, eğlencelerle onu karşılar. Kurmanbek kırk yiğidiyle gelir, Akkan ile selamlaşır, sarılır. Akkan, yiğitliğini duyduğu Kurmanbek’le tanıştığına çok sevinir. Birbirlerini çok sevip arkadaş olurlar.
Akkan, Kurmanbek’i birkaç gün ağırlar. Onun getirdiği ganimetleri görüp kendisiyle gurur duyar. Kendisi de on iki batman yük taşıyan bir deve ve üzerine altışar batman altın ve gümüş akçe yüklettirir. Ayrıca ticaret yapmaları için 40 kervan verir. Kurmanbek, yaptıkları için Akkan’a teşekkür eder. Her zaman kendisine güvenebileceğini ve bir şey olursa hemen haber göndermesi yeterli olduğunu söyler. Sarılarak vedalaşırlar.
Kurmanbek, uzun bir yolculuktan sonra yurduna gelir. Halkı, onun sağ salim geldiğine, düşmanı yenip ondan ganimetler alıp döndüğüne çok sevinir. Ancak izin almadan yola çıktığı için Kurmanbek’e küsen babası Teyithan oğlunun zaferine sevinmez.
Kurmanbek, Teyithan’ın gelir. Dölön Han’ı yenip ganimetler aldığını ve onu vergiye bağladığını söyler. Babası, asık suratla onu dinler. Kurmanbek buna anlam veremez ve kazandığı zaferi ve gelinceye kadar karşılaştığı insanlardan gördüğü ilgiyi ayrıntılarıyla anlatır. Bunu duyan Teyitbek’in keyfi yerine gelir.
Teyitbek, Kurmanbek’i evlendirmek ister ve veziri Zayırbeek’i onun yanına gönderir. Zayırbek, Teyitbek’in niyetini aktarır, Kırgız ve Kıpçaktan kız seçmesini söyler. Kurmanbek, babasının bu konuda aracı göndermesine kızar. Kurmanbek’in gönlünden, cesur, gümüşten beyaz, ay yüzlü, yıldız gibi parlak olan Oogan (Afgan) hanı Bakburhan’ın yalnız kızı geçmektedir. Ancak Bakburhan’ın kızı için bir şartı vardır: “Ürgönç suyunu geçerek beni kim vurup yıkarsa, kızım Kanışay’ı ancak o zaman veririm.” der. Bakburhan bunu sadece onun, yani Kurmanbek’in yapabileceğini ve kendisini beklediğini söyler. Kurmanbek vezir Zayırbek’in kendisiyle gelmesini ve Ürgönç’ü geçince aracı olarak Bakburhan’a haberini vermesini ister. Bunların hepsini de babası Teyithan’a anlatmasını söyler.
Vezir Zayırbek, Kurmanbek’in söylediklerini Teyitbek’e nakleder. Teyitbek Han, oğlunun fikirlerini beğenmez ve Afganlar’a yaklaşmalarının kendileri için hayırlı olmayacağını, Türkmen, Tajiklerle ittifak ederek bir bütün olabileceklerini ve Bakburhan’ı şu ana kadar kimsenin yenemediğini, en iyi davranışın Kıpçak veya Kırgız’dan kız alması olduğunu, yirmi dört yaşındaki bir gencin Bakburhan ile beş edemeyeceğini söyler.
Vezir Zayırbek, tekrar Kurmanbek’in yanına gelir, babasının söylediklerini nakleder. Gitmekte kararlı olan Kurmanbek, babasının ikazlarına aldırış etmez, Zayırbek’e kendisiyle gelip gelmeyeceğini sorar. O da “Teyitbek’in gazabından korkuyorum. Eğer sağ salim dönersek, beni öldürmesini engeller misin?”. der. Kurmanek razı olur.
Yol için hazırlık yaparlar. Birlikte yola çıkarlar. Kesip yemek için elliden fazla at alır. Kırk tane de kımız koymak için deve derisinden yapılmış olan köökör alıp yola çıkarlar. Buhara’dan, Tacik ülkesinden geçip ve otuz gün sonra Afgan’a ulaşırlar. Akşam üzeri büyük Ürgönç’e gelip, orada gecelerler. Kurmanbek erkenden kalkıp dürbünle etrafa bakar, uzaktaki şehri, evleri ve askerleri görür. Elini yüzünü yıkayıp Zayırbek’in yanına gelir, ona menzile vardıklarını haber verir.
Kurmanbek, kırk yiğidiyle birlikte saessizce büyük deryayı geçerler. Kurmanbek, Zayırbek’i elçi olarak Bakburhan’a gönderir. Zayırbek, hanın huzuruna çıkar, kendisini tanıtır, kızı Kanışay’ı istemeye geldiklerini söyler, Kurmanbek’in erliğini, bahadırlığını anlatmakla bitiremez. Bakburhan kırmızı yüzü hiddetten sararır. “Kız istemeye gelmişsiniz, ama hiç de öyle görünmüyor; ne getirdiğiniz? Ne malınız, ne pulunuz, ne de kulunuz var. Böyle kız istemeye mi gelinir? Kurmanbek, o kadar bahadırsa, elinde kılıç, mızrağıyla karşıma çıksın, onu devirip kanını içeyim. Yetimiş yaşına geldim hiç kimse beni düşüremedi. Eğer o beni yenerse tahtımdan inmeye söz veriyorum. Sabahleyin güneş doğar doğmaz gelsin.” der.
Zayırbek, Kurmanbek’e gelip hepsini anlatır. Geri dönmelerinin daha uygun olacağını, Bakburhan’ın kızını vermeye niyeti olmadığını ilave eder.
Ertesi gün Kurmanbek gün doğmadan uyanır, adamlarına hemen hazırlanmalarını emr eder. Zayırbek bir tepeye tuğu yerleştirir. İki tarafın askerleri savaş düzeni alırlar. Kurmanbek atı Teltoru’yu, Bakburhan da Kaskara’yı mahmuzlayıp birbirine doğru son sürat koştururlar.
Kurmanbek, Bakburhan’ı sol tarafına mızrağıyla vurup bir darbede indirir. Dört bir yana bahadırlığıyla tanınan Bakburhan, atından düşer. Zayırbek ve kırk yiğidi buna çok sevinir. Kurmanbek hemen atından inip Kaskara’yı tutar. Bakburhan da hemen ayağa kalkmaya çalışır. Kurmanbek ona geri ata binmesine yardım eder ve ona sözünü yerine getirmesini söyler. Bakburhan bunu kabul etmekten başka bir çaresi kalmaz. Bakburhan üştüğüne inanamaz, işte o zaman yaşlandığını anlar. Sözünde durur ve kızı Kanışay’ı kendisine vereceğini söyler. Kurmanbek’le Bakburhan el sıkışıp dost olurlar.
Bakburhan, kızını Kurmanbek’e verme konusunu halkına danışır. Halkın bilge kişisi Töpö belig, Kanışay’ı Kurmanbek’e vermesinin doğru olacağını söyler. Bakburhan evine gelip, otuz kız, otuz güzel gelini ve kırk yiğidi Kurmanbek’i karşılamaya gönderir.
Beri taraftan Kanışay, sırdaşı Batıyma yengesiyle evlenme konusunu konuşur. Batıyma; “Bu zamana kadar noksansız birini ne duydum, ne de gördüm. Hadi toplanıp gidelim, komuz çalarak onu sınayalım. Gönlüne göre değilse orada hemen kavga çıkarırız.”. Kiraz dudaklı, kara kaşlı, selvi boylu, al yüzlü, ipekten ve kıymetli taşlarla süslenmiş elbiseler giyen 16 yaşındaki güzel Kanışay, yengesinin sözlerine uyar. Kurmanbek’in yanına giderler.
Kurmanbek duygulanıp “Kanışay ne zaman gelecek” diye şarkı söylemektedir. Kanışay, onu beğenir. İçinden; “Böyle bahadırı kim beğenmez.” der.
Bakburhan, kızına yetmiş gün düğün yapar. Düğüne Kaşgar’dan dostu Akkan’ı da çağırır.
Aradan 6 sene geçer. Kurmanbek’in Kanışay’dan Seyitbek adında bir oğlu olur.
Kurmanbek kendisine bağlı insanları alıp Akkan’ın yanındaki Turpan’da oba kurar. İki sene içinde obası hazır olur. Artık kendi obasıyla birlikte yaşar.
Kalmukların üzerine gitme vaktinin yaklaşması dolayısıyla kırk yiğidini gönderip babasında atı Teltoru’yu istetir. Babası Teyitbek, kızar ve kendisinin bineceğini söyleyerek atı vermez. “İnşallah, Kalmuklar onun yüreğine mızrak batırıp, kanını döküp canını alsın, altın şehrini yağmalasın. Benim halkımı ayırıp benden aldı.” diye lanetler. Kırk yiğit, Kurmanbek’e gelip babasının dediklerini aynen iletirler. Kurmanbek, Teltoru’dan eksik olmayan Koyküröñ dlı atına binebileceğini söyler.
Dölön Han, vergisini üç ay geçirmiştir. Bununla da yetinmeyip 6.000 askeriyle gelip Kurmanbek’in şehrini kuşatır. Kurmanbek o gece rüyasında, tam yüreğinin olduğu yerde kan karışık buz, Altın şehrini altı bin Kalmuk kuşatıp o da tek başına, yaşlanmış bir vaziyette ortada kalmış durumda olduğunu, Kalmukları şehrinden kovup peşine düştüğünü, geri giderken de atının yürüyemediği ve bir türlü kaçamayıp kalbinden yaralandığını görür. Uyanınca rüyasını karısı Kanışay’ya anlatır. Kanışay, rüyyayı hayra yorumlar ve ”Yorduğum rüyan kutlu olsun, başına talih kuşu konsun, şansın bol olsun, düşmanının kalbi erimez tuz olsun.” der.
Gece yarısı altı kapılı kalesinin bir kapısını açıp bakar ve düşmanlar tarafından kalesinin kuşatıldığını görür. Hemen kırk yiğidine haber gönderir. Kırk yiğit kendi arasında mütalaa edip “Kurmanbek, zayıf at binerek gitmek istiyor, sağ kalıp kalmayacağı ne malum? Kurmanbek için tatlı canımızdan olmayalım. Hem sağ kasak bile Teyithan bizi sağ bırakmaz. En iyisi biz Kurmanbek’i bırakıp Teyithan’a gidelim.” derler.
Kurmanbek onlara bir daha hitap eder: “Sizler, ömrüm boyunca hep yanımda olan, keyfimi yerine getirip güldüren, Kalmuğa koşsam, benimle koşup düşmanı perişan eden Kırk yiğidimdiniz. Şimdi Kalmuklar şehri kuşatıp basmakta iken sizin böyle bir tavırda bulunmanız olacak şey mi? Güvendiğim sizdiniz, sizden başka kimsem yok. Eğer benimle gelmiyorsanız, Kanışay ile çocuğum size emanet, onlara çok iyi bakın.” der.
Sonra evine gider. Kılıcını beline bağlanıp, eline mızrağını alıp, karısıyla vedalaşır. Kanışay’ya eğer eceli gelip ölürse o güzel yüzünü yırtmamasını, üzülmemesini söyler. Sonra karısına biricik oğlu Seyitbek’i getirmesini ister. Oğlunu sımsıkı kucaklar, öper, kokusunu içine çeker. Kurmanbek yaşını tutamaz, onları gören Kanışay da acı acı ağlar. Böylece vedalaşırlar.
Kurmanbek, Kanışay’ya demir kapıları açmasını ister. Atı Koyküröñ’ü düşmana doğru sürer. Koyküröñ’ü adeta kuş gibi süzülüp koşar. Kurmanbek, önüne gelen Kalmuğu bir kurt gibi darmadağınık eder. O kadar Kalmuk içinden Kurmanbek’le yüzyüze gelecek birisi çıkmaz. Herkes kendi başının çaresine bakıp kaçışır. Savaş günler ve gecelerce sürer. Kalmuklar, başta hanı olmak üzere bu saldırıya geçtiklerinden çok pişman olurlar.
Kurmanbek kendine ve atına güvenerek, Yüce Tanrıya dua ederek saldırır. Önünde kimse duramaz, herkesi kırıp geçirir. Ara sıra atı Koyküröñ’ü biraz dinlendirir.
Bu sırada Kalmuk hanı Dölön Han, Kurmanbek’in altındaki atın Teltoru olmadığını görür ve onu yeneceklerine kalbi kanaat getirir. Nitekim akşamüzeri Koyküröñ iyice yorulur, kımıldayamaz hale gelir. Kurmanbek, kendisinu en önemli zamanında yalnız bırakan 40 yiğidine kahreder. Dölön, atı Tuuçunak’ı sürüp gelir. Kurmanbek’e yaklaşır, ona artık sonunun geldiğini söyler. Ciğerini parçalayıp mızrağımı batırıp intikamlarımı alayım mı: Başını keseyim mi? Biricik oğlanını öldüreyim mi? Şehrini yağmalayayım mı?” dedikten sonra Kurmanbek’e saldırır. Yorgun Koyküröñ hareketsiz durur. Dölön, atını sürüp gelir ve mızrağını Kurmanbek’in göğsüne saplar. Mızrak, Kurmanbek’in göğsünden girip sırtından çıkar. Dölön, Kurmanbek’i devirmenin mutluluğuyla çılgına döner, zafer sarhoşu olur.
Kurmanbek yere yıkılır ve bu arada at vermeyen babasına lanet yağdırır. Bir yandan hayata tutunmaya çalışır, sürüne sürüne ilerler, tan ağarırken yol kenarına düşüp kalır. Bu sırada oradan geçen kervan geçmektedir. Kurmanbek, kervandakilere karısına ve biricik oğluna durumunu bildirmelerini söyler.
Bu sırada büyük bir kervan daha gelir, bu Kaşgar hanı Akkan’ın kervanıdır. Altı senedir Kurmanbek ile görüşmeyen Akkan, Kurmanbek’in oğlu Seyitbek için kırk deve kızıl altın, kırk deve kızıl kemha ve ipek kumaş, kırk deve kızıl pamil çay ile yine çocuk için bir kızıl ve bir de kara tay götürmektedir. Akkan Kurmanbek’e yaklaşıp gözlerine bakar ve yüzü sarardığını, göğsündeki derin yarasından kan sızdığını görür. Onu bu hale kimin getirdiğini sorar. Kurmanbek başını kaldırıp, Akkan’a bakar, ancak onu hemen tanıyamaz. Son zamanlarında dostunu gördüğün için sevindiğini söyler. Olup biteni Akkan’a anlatır. Bütün anlatılanları duyan Akkan, Kurmanbek’e sarılıp ağlar. Onu burada bırakmak istemez. Kurmanbek ise yarasının ağır olduğunu, bir yere gidemeyeceğini, hanımına ve çocuğuna selâm götürmesini söyler. Akkan, her şeye rağmen Kurmanbek’i alıp evine getirir, on iki gün ona bakar. Onun göğsündeki mızrağı nasıl çıkaracağını düşünür. Sonunda acı duyacağını bile bile mızrağı Kurmanbek’in göğsünden çıkarır, ancak kurmanbak o vakit ölür. Akkan, Kurmanbek’in cesedini geleneklerine göre güzelce yıkatır, beyaz kefene sardırıp defneder. Onu güzel bir mezar taşı yaptırır, üzerine kılıcını nakşettirir.
Kanışay ise, her gün kalenin tepesine çıkıp dürbünle kocasının gelmesini beklemektedir. Günün birinde Akkan’ın atını koşturup kendisine doğru geldiğini görür. Hemen kırk kadınla Akkan’ı karşılamaya çıkar. Önce selamlaşırlar, hal sağlık soruştururlar. Kanışay hemen kocasından haberi olup olmadığını sorar. Akkan, üzüntüyle Kurmanbek’in ölüm haberini bildirir. Kanışay, kocasının ölüm haberini duyar duymaz kendinden geçer. Onunla birlikte herkes ağlar. Kanışay, aygın baygın, düşe kalka çadıra doğru koşar. Çadırın kenarında asılı duran kılıcı eline alır ve bir hamlede kılıcı kalbine batırır. Cansız bedeni yere yıkılır. Kurmanbek’in altı yaşındaki oğlu Seyitbek, iki acı karşısında kendini yitirir, ağlayıp kendinden geçer. Akkan’a kendisini dedesi Teyitbek eline bırakmaması için Akkan’a yalvarır.
Akkan, ölüm merasimini en güzel şekilde yerine getirip Kanışay’ı defneder. Sonra Teyitbek’in yanına gidip durumu anlatır. Teyitbek, oğlu kurmanbek’in ölümüne sevinir. Akkan, buna gazaplanır, kırk yiğidine seslenir, Teyitbek’i yakalamalarını emr eder. Teyitbek’i ayaklarından bağlar ve onu da Teltoru atın kuyruğunu bağlayıp dağ taş yuvarlattırır, Teyitbek’in her bir parçası bir yerde kalır, her parça kargaya, kuzgun, ite kuşa yem olur.
Akkan, Kurmanbek’in yegane emaneti olan Seyitbek’i yanına alıp şehrine döner.
Dr. Doğan Kaya
Dr. Doğan KAYA, KIRGIZ DESTANLARI, SALKIMSÖĞÜT Yayınları: I. Baskı Ankara 2015

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...