Leyla ile Mecnun Hakkında Mesnevileri ve Özeti


 

          Leyla ile Mecnun 

 

 Leyla ile Mecnun hikâyesi Arap kaynaklı olduğu ve halk hikâyelerimizi büyük ölçüde etkileyerek aşk hikâyelerimizin oluşmasında tesirli olduğu bilinen bir konudur. Anonim bir halk hikâyesi olarak oluşan bu hikâyenin sonradan yazıya geçtiği ve hakkında çok sayıda mesnevi yazıldığı zaten bilinmektedir. Arap Türk ve Fars edebiyatlarında çok yaygın olan bu halk hikâyesindeki olayların ve Kahramanları olan Leyla ile Mecnun’un tarihî şahsiyetler olduklarını belirten kaynaklar da vardır. Bazı kaynaklar bu fikre karsı durmakta; bu hikâyeyi, dağınık rivayetlerin Leyla ve Mecnun gibi tarihî olmayan kişiler etrafında toplanmış hali olarak kabul etmektedir. 

Leyla ve Mecnun konusunda ilk bilgiler VII. yüzyılın ikinci yarısına kadar uzanmaktadır. Bazı Arap kaynaklarının verdiği bilgiye göre Mecnun, Beni Âmir kabilesine mensup tarihî bir şahıstır ve asıl adı Kays bin Mülevveh veya Kays ibn Muad’dır. Bazılarına göre de Mehdi bn Muad ya da El-Buhturî ibn el-Ce’d’dir. Tacik sairi Nâsir Hisrav’ın (M. XI. yy.) verdiği bilgiler de Mecnun’un tarihî bir şahıs olduğunu doğrular niteliktedir.  Arabistan yarımadasında, Mecnun’a ait olduğu düşünülen şiirler etrafında zamanla türetilen efsane ve rivayetler sekizinci, dokuzuncu yüzyıllarda giderek artar. “X.  asırda Araplar arasında halk hikâyesi olarak yaygınlaştığı kesin olarak bilinmektedir.” [1]

Edebiyatımıza ilk önce mesneviler şeklinde yazılarak girmiş olan bu halk hikâyesi daha sonra diğer anonim halk edebiyatı ürünleri gibi hikâye anlatıcıları tarafından anlatılan anonim halk hikâyelerinin özelliklerine bürünmüştür. XVI. ve XVII. yüzyıllara kadar kahramanlık hikâyeleri özelliğinde olan halk hikâyelerimiz, Leyla İle Mecnun,  Yusuf ve Züleyha  , Ferhat İle Şirin  gibi Arap kökenli aşk hikâyelerinin de etkisi ile aşk hikâyelerimizin oluşmasına zemin hazırlamışlardır.  16 yy dan itibaren Arap ve İran kökenli halk hikayeleri ve destanlarının Türk kültürüne sirayet ederek asıl aşk hikayeleri olarak adlandırdığımız aşk konulu hikayelerimizin oluşmaya başlamalarına sebep olmuşlardır.

Divan şairlerimizin bu hikâyelerin mesnevilerini yazmış olmalarının yanı sıra sözlü gelenek yoluyla da halkımızın bu tip hikâyeleri duyup öğrenmeye başlaması Arap ve İran menşeli aşk konulu hikâyelerin bizim halk hikâyelerimizin konularında da değişimlerin oluşmasına yol açmıştır.

Tamamıyla kahramanlık konulu olan destan ve hikaye geleneğimizin 16 yy dan itibaren yarı aşk, yarı kahramanlık konulu hale gelmeye başladığı görülür.   Elif ile Mahmut Eşref Bey Hikayesi böyle bir özellik gösterir. Bu hikâyelerimizde kahramanlık ve aşk konusu iç içedir.

Fakat konusu tamamen aşk olan ve asıl aşk hikayeleri  olarak adlandırdığımız hikâyelerin ilki olduğu sanılan Kerem İle Aslı hikâyesi ile birlikte halk hikâyelerimizden kahramanlık konusunun git gide silinmeye başladığı gözükür.

16 yy. dan itibaren oluşan halk hikayelerimizin önceleri yarı aşk yarı kahramanlık, sonraları da tamamen aşk konulu oluşmasında en etkin faktörlerinden birinin Leyla İle Mecnun hikayesi olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Halkımız tarafından çok sevilen bu hikâye divan şairlerimizin de en sevdiği mesnevi konularından biri olmuş, hakkında çok sayıda mesnevi yazılmıştır. Özellikle 17 yy ve 18 yy dan itibaren oluşan halk hikayelerimizde sadece konu bakımından değil diğer hususlarda da Leyla ile Mecnun, Ferhat İle Şirin  ,  Yusuf ve Züleyha  hikayelerinin tesirleri görülür. Klasik şark kültürünün etkisiyle kahramanlık destanlarına yeni motif ve epizotlar eklenmiş, bu destanlar yavaş yavaş kahramanlık ask destanlarına dönüşmeye başlamıştır. Asırlar öncesinden süzülüp gelen mevcut kahramanlık destanlarının yapısına sark edebiyatının yazılı şiiri ve özellikle de onun büyük eserleri önemli derecede tesir etmiştir. Sark edebiyatının büyük eserleri, toplumun sadece belirli tabakalarınca kabul görmemiş, aksine çok geniş kitlelere hitap etmiştir. Bu edebiyatın karakter sistemi, konusu ve motifleri halk edebiyatı tarafından da kabul edilmiştir.[2]

Leyla ve Mecnun’u konu edinen ilk mesnevi, miladî 1188’de Azerbaycan sairi Nizamî Gencevî tarafından kaleme alınmıştır. Leyla ve Mecnun konusu, Nizamî’den sonra hamsecilik geleneğinin bir parçası haline gelmiş neredeyse her hamseci bu halk hikâyesini mesnevi olarak yazmaya başlamıştır. Bu bakımdan Leyla İle Mecnun hakkında en çok mesnevi yazılmış halk hikâyesidir. Ali Şir Nevai  ’ye gelinceye kadar halk arasında rivayet, efsane ve kıssa şeklinde anlatılan bu hikâye Nevai’den sonra klasik edebiyatta tekrar tekrar işlenen bir konu haline dönüşmüştür. Ali Şir Nevai , Hâtifî,  Fuzuli   Andelîb, Sevdâ’î ve Hakîrî’ Larendeli Hamdi, gibi pek çok şair Leyla ile Mecnun hikâyesini mesnevi olarak yazmıştır.

Leyla ile Mecnun’un hem anonim edebiyattaki hem de yazılı edebiyattaki vaka düzeni her mesnevi ve her halk hikâyesinde aynı şekilde değildir. Örneğin Emir Hüsrev-i Dehlevi'nin Hamse’ sindeki Leyla ile Mecnun mesnevisinde, Mecnun bir Hint prensi Leyla ise Nevfel 'in kızıdır. ( bkz Nevfel Nedir Kimdir Leyla ile Mecnun Hikayelerinde Nevfel)   Cami, Heft Evreng adlı eserindeki mesnevisinde öykünün sonunu değiştirmiştir. Cami’nin bu eserindeki son şu şekilde bitmektedir. “ Mecnun’u kucağında bir ceylanla çölde ölü bulan bir bedevi gelip Leyla’ya bu haberi vermiş, Leyla’da Mecnun’un mezarına giderek orada ölmüştür.[3]

Halk hikâyesi olarak da şekillenen bu halk hikâyesinin sözlü gelenekte Arap İran ve Türk kültüründe pek çok varyantı bulunmaktadır. Bu varyantların pek çoğu araştırmacılar tarafından derlenerek yazıya geçirilmiştir.[4]

 Leyla ile Mecnun konusunu işleyen halk hikâyelerinin, Türk boyları arasında varyantlarının varyantların ana kolları Anadolu, Azerbaycan ve Özbek- Çağatay sahalarıdır. Leyla ile Mecnun sözlü gelenekte anlatılan anonim bir halk hikâyesi özelliğinde olarak Türk Kültürünün uzandığı her yere uzanmıştır.

Mesnevi halinde yazılan hikâyelerin bazıları hikâyedeki beşleri aşk konusunu İlahi bir aşk konusu haline getiren birçok mesnevi şairi de olmuştur. Fuzuli’nin yazdığı mesnevi bu şekildedir. Fuzuli, Leyla ile Mecnun adlı mesnevisinde bu hikâyeyi ilahi bir aşk haline getirerek işlemiştir. Ama söz gelimi Nevai’nin yazdığı Leyla İle Mecnun adlı mesnevide konu beşeri bir aşk şeklinde anlatılır.

Leyla İle Mecnun hikâyesini tasavvufi açıdan düşünerek ilahi aşk öyküsü haline getiren şairlerimizin bakış açısını ortaya koyması bakımından Sait Mermer’in aşağıdaki yazısı dikkat çekicidir. “ Vuslatın gerçekleşmesi için bütün gayretler sarf edilmesine rağmen, aralarında geçen kavuşmayı engelleyici birçok olaydan (sebepten) dolayı bu gerçekleşemez. Mecnun, Leyla`ya kavuşamamanın ızdırabı ile yaşar. Bütün hayatı Leyla ile kuşatılmıştır. Leyla, Mecnun için bir karanlık/gece (leyl) olmuştur. Bir insana, mahlûk gece olursa, Halık aydınlık olur. Geceyi Allah rüya için yaratmamış mıdır? Rüya da, Vahyin kırkta biridir, Allah Resulü`nün bildirdiğine göre. Yani gece, insanın Hakk ile doğrudan diyaloga geçebildiği rüya gibi aktif bir hayata yatak oluyor.  Leyla ismi de `leyl` kelimesiyle iştikakı (etimolojik) bir birlikteliğe sahiptir. Sonunda Mecnun Leyla`yla buluşur ama artık Leyla`yı tanımamaktadır. Çünkü Mecnun Leyla`yı gördüğü zaman aslında Leyla`yı değil Mevla`yı müşahede etmektedir. Çünkü Leyla mahlûktur / gecedir ve bu gece sayesinde Mecnun`a Mevla gündüz olmuştur.  Yani Mecnun Leyla`dan geçip Mevla`ya ermiştir.[5]

Şair ve anlatıcıların nerden baktıkları ve nasıl anlattıklarını ve nasıl yorumladıklarını bir tarafa bırakırsak, Leyla ile Mecnun hikâyesinin beşeri bir aşk hikâyesi olduğu ve kavuşamayan iki aşığın öyküsünü dile getirdiği ortadadır.

Edebiyatımızda çok sayıda Leyla ile mecnun mesnevisinin yazılmasına bu farklı bakış açıları renk katmış, edebiyatta olaydan ve konudan ziyade neyin nasıl anlatıldığı daha önemli olduğundan bu öykü defalarca yazılmış defalarca anlatılmıştır.

LEYLA İLE MECNUN’UN ÖZETİ

Leyla ve Kays (Mecnun) ilkokulda birbirlerine âşık olmuşlardır.  Bu aşkı duyan annesi Leyla’yı okuldan alır ve Kays ile görüşmesini engellemeye başlar. Artık Leyla’yı görmeyen Kays çılgına dönmüş deli gibi olmuştur. Bu yüzden de herkes ona "deli" anlamına gelen "Mecnun"diye seslenmeye başlamıştır.  

Bu sevdası yüzünden çöllere düşen Mecnun’a herkes Leyla’yı unutmasını söylemektedir. Fakat Kays için kâinat artık Leyla’dan ibarettir. Her yerde ve her şeyde Leyla’yı görmektedir.  Kays bu yüzden bu aşktan vazgeçmez. Dedesi onu bu dertten kurtarmak için onu Kabe’ye götürür; Kabe’ye giden Kays bu aşkından kurtulmayı dilemek yerine tam tersi olarak aşk derdinin artması için Allaha dua etmiştir.

Hem Leyla’nın hem Mecnun’un halleri gittikçe perişanlaşmaktadır. Leyla, başkasıyla nikâhlandırılmış ama Leyla kocasından kendisini uzak tutmak için bir hikâye uydurmuştur. Bu yüzden kocası ona ilişmez ve bir süre sonra ölür. Bu sırada Mecnun çöllere düşmüş ve bu aşkının yüzünden tam bir deli gibi olmuştur. Dünya ile bağlarını koparmış olan Kays, yemeden içmeden kesilmiş dünya ile bağlarını tamamen koparak aşkı ve sevdasının hayali ile yaşamaya, sadece ruhunun sesi ile yaşamaya başlamıştır. Bu aşk onda ilahi bir cezbeye dönüşmüş maddi âlemden tamamıyla uzaklaşmıştır. Leyla’nın vücudu da dâhil olmak üzere bütün maddi varlıklarla ilişkisi bitmiştir. Öyleki bir gün Leyla çölde onu bulmuş ona “ Leyla Benim “ demiş ama kays onu tanımamıştır.  Mecnun ona “Leyla benim içimdedir, sen kimsin?” diye sormuştur.  Leyla, Mecnunun ulaştığı mertebeyi anlamış ve evine geri dönmüştür. Bu olaydan sonra Leyla hayata gözlerini yumar. Mecnun, onun mezarına uzanır ve hıçkıra hıçkıra ağlar. Yaradana yalvararak kendisinin de canını alması, kendisini Leyla'sına kavuşturması için dua eder. Duası kabul olur ve Leyla'sına kavuşur....

Leyla ile Mecnun Hikâyesinin ( Varyantları ve Mesneviler ) Epizotlarına Göre Özeti:

Hüseyin Baydemir’ Özbekistan’da derlenmiş olan Yoldaşoğlu varyantı ile Ali Şir Nevai’nin Leyla ile Mecnun adlı Mesnevisini karşılaştırarak hikâyenin epizotlarını çıkarmış ve pek çok Leyla İle Mecnun varyantlarının da bu örgü içinde olduğu göz önünde bulundurularak hikayenin epizot düzeni aşağıdaki gibi tespit etmiştir. Bilinen tüm Leyla ile Mecnun hikâyelerinin karşılaştırılması söz konusu olmadığı halde hepsinin ortak yönlerinin bu epizotlar içerisinde olabileceğine de kuşku yoktur.

Hüseyin Baydemir, Leyla ile Mecnun hikâyesinin epizotları ve özeti aşağıdaki şekilde tespit etmiştir. [6]

 

İLGİLİ LİNKLER

İlgili Linkler

KAYNAKÇA 


  • [1] KÜTÜK, Rıfat, Lârendeli Hamdî’nin Leylâ ile Mecnûn Mesnevîs 2002: 10) ”
  • [2] BAYDEMiR, Hüseyin Rüstem Han Destanı,1998:https://e-dergi.atauni.edu. V)
  • [3] https://tr.wikipedia.org/wiki/Leyl%C3%A2_ile_Mecnun
  • [4] FAZIL YOLDASOĞLU’NUN LEYLA İLE MECNUN HİKÂYESİ ÜZERİNDE BİR İNCELEME, Hüseyin BAYDEMİR)
  • [5] Sait Mermer, “Bir aşk hikâyesi olarak Leyla ile Mecnun olayının ideolojik arka planı”

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.co

 
Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış