MENÜ
ESA E- DERGİ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Günün Şiiri: Haftanın Şiiri: Ayın Şiiri: Günün Yazısı: Haftanın Yazısı: Ayın Yazısı:
MUNDUK-ZARLIK DESTANI ve ÖZETİ ( Kırgız Destanı ) Dr. Doğan Kaya
Ekleyen : ESA , 20 Ocak 2018 Cumartesi Beğen
 
MUNDUK-ZARLIK  DESTANI ve  ÖZETİ ( Kırgız Destanı )  Dr. Doğan Kaya


Dr. Doğan Kaya
 
Munduk ve Zarlık”ta esas konu çocuksuzluk olup olayın gelişmesine mehaz teşkil etmektedir. İlk olarak Cusupbek Şayhulislamov tarafından Kazan’da basılmıştır (1915). Ayrıca K. Salibayev, Bübü Baysınava, Nürdöölet Samsaliev, Muratalı Kurenkeev, Ümet Moldo, Barpı Alıkulov, K. Salibaev’den yazılmış nüshaları da vardır.
Eser, Asya’da muhtelif Türk boyları arasında muhtelif adlarla yaygn şekilde anlatılagelmiştir. Konusu; “Aralbay Han’ın Oğlu”, ”Padişah Sultan Hakkında Masal”, ”Güzel Ezel Zulhar”, Tsetsen Han ile Onun Akıllı Gelini Hakkında”, “Osodor-Avcı”, “Altın Kılıç” ve “Çember Has Güzel” gibi Tuva, Avar, Rus, Kalmak, Karakalpak, Sibirya ve Türkiye’de anlatılan masallarla aynılık gösterir.
Destanın bütün nüshalarında Kayberen ana, iki çocuğu kendisi emzirip büyütür. Destanda Zarlık tipi ile sevdikleri uğruna ölüm yoluna giden bir kahraman tipi ortaya konulmuştur. Hiçbir zaman düşmanlardan korkmaz, zekidir, güçlüdür, kararlı ve inatçıdır. Munduk-Zarlık’ta geleneksel olaylar, motifler, karakterler, mücadeleler, arkaik ve mitolojik unsurlar muhafaza edilmiştir.
Destan, Türkiye’de 2007 yılında yayımlanmıştır. Türk Dil kurumu tarafından yayımlanan bu kitapta ayrıca Kozuke ve Bayan, Er Eşim, Şırdakbek adlarında üç destan daha vardır. Bu kitaptaki metin manzum ve mensur bir yapıya sahiptir. Manzum kısımlar, 1033 dizedir.
Destanın özeti şöyledir:
Eski zamanlarda Nogay halkından Çançarkan adlı bir han vardır. Bu hanın altmış kadınla (başka anlatmalarda kırk kadınla) evlenmesine rağmen çocuğu olmaz. Han, bu duruma çok üzülür. Bu sebepten ağlayıp sızladığı bir sıra uykuya dalar. Rüyasında bir yaşlı derviş gelir. Çançarkan’a, çukurun içinde ağlayarak yatmasının bir fayda sağlamayacağını, bunun yerine halkından bir güzel kız alması durumunda çocuğu olacağını söyler.
Çançarkan sarayına gelir. Dervişin dediğini yapar ve kendisine eş olarak on başında bir kız daha alır. Aradan bir yıl geçer, ancak hanın bu kadından da çocuğu olmaz. Bütün bunların kaderinden olduğunu söyler, artık ölüme bile razı olur. Yine daha önce girdiği çukura girer. Orada kırk gün kalır. Birden karşısına Hızır Aleyhisselam çıkar. Çançarkan’a ağlamamasını, eğer çocuk istiyorsa, halkını toplayıp sayısız hayvan keserek sofraya şeker koyarak ziyafet vermesini, bir eş daha almasını ve bu eşinden bir kız ile bir oğlunun olacağını söyler, gözden kaybolur.
Çançarkan, yine sarayına döner. Veziri Basari’nin fikrini alır. Hızır’ın dediklerini yapar. Koyun, inek, at, deve keser ve halkına ziyafet verir. Vezir Basarin, halka hanın çocuğunun olmadığını çocuğunun olması için bir kızla daha evlenmesi gerektiğini söyler ve kimin kızını Çançarkan’a verebileceğini sorar. Ziyafete katılanlardan kimse kızını vermek istemez. Han ve vezir ziyafet verdikleri için pişman olurlar.
O sıralar da Cobdur adlı bir fakir vardır. Cobdur evine gelir. Bu sırada kızı Kançayım ? Kanışayım bir rüya görür. Rüyasında, ay ile güneş’i koltuklayıp koynuna alır. Onlar eteğinden yere düşüp yuvarlanarak, dağın arkasınagider. Kendisi ise kimsesiz yerde kalır. Ay ile güneş tekrar yere doğar.Annasi bu rüyaya hayra yorumlar.
Cobdur, vezirin söylediklerini kızı Kancayım’a nakleder. Kızı, babasından Han’a gidip “Kızımı vermeyi kabul ettim.” demesini ister. Babası buna çok sevinir. Mihir olarak ne alması gerektiğini sorar. Kızı da ağzı yorulana kadar mal istemesini söyler. Babası sayısız hayvan istemeyi düşünürken kızı hayvanlara bakacak kimsenin olmadığını söyler. Bunu yerine babasına bir torba verir. Torbanın dolusu altın almasını söyler.
Cobtur, torbayı alır. Vezir Basari’nin yanına gider. Vezir onu Han’a götürür. Han, kızı getirmesi durumunda Cobdur’a torba dolusu altın verilmesini emreder. Cobdur’un torbasına ne kadar altın korlarsa da torba dolmaz. Yedi ev dolusu altın koyarlar, torba yine dolmaz. Han halkından yeni vergiler alıp Cobtur’un torbasına koydurur, torba yine dolmaz. Çançarkan, bunun sebebini bir türlü bulamaz. Mastan Kembir adlı ihtiyar kadın, bu torbayı kendisinin dolduracağını söyler. Gelip eline bir avuç toprak alır ve torbanın içine koyar. Torba dolar ve taşar. Mastan Kembir “İnsanın gözünü toprak doyurur.” der.
Han, Cobdur’un kızını alır. Altmış karısını bir kaleye kapatır. Cobdur’un kızı Kançayım, Çançarkan’dan hamile kalır. Doğum yaklaşınca aşiret dağlarına dürbününü alır ovaya gider. Kancayım’ın doğum sancısı yaklaşınca altmış kadın onu kıskanır. Kocakarı Mastan, altmış kadının yanına gider, kendisine her birinin altmış tabak dolusu altın verirlerse, doğacak çocuğu öldürebileceğini söyler. Kadınlar, altın vereceklerini vadederler.
Kancayım’ın doğumu yaklaşır. Kocakarı Mastan, Koncayım’ın ebesi olur. İkiz çocuk beklemektedirler. Mastan, gözleri açılmamış biri dişi biri erkek iki köpek yavrusu bulur. Koncayım biri kız biri erkek, iki çocuk doğurur. Çocukların göğüsleri gümüş, kıçları altındır. Mastan, daha önce hazırladığı köpek yavrularını kanla bulaştırır ve Koncayım’a “Han’a birer köpek yavrusu doğurdun” der.
Mastan, çocukları nehre atmak için yanına alır. Yolda onlara isim verir. Oğlanın adını Zarlık, kızın adını Munduk koyar. Giderken kendi kendine türkü söyler. O sırada çocuklar konuşmaya başlar. “Kocakarı Mastan anamız, daha yeni doğduk, altmış üvey anamıza biz ne yaptık ki?” derler.
Ölüme gittiklerini anlayarak kendilerine sahip çıkması durumunda ilerde ona bakacaklarını söylerler. Mastan, çocukları suya atar. Tam o sırada Kayıp (dağlı geviş getiren hayvanların koruyucusu) yardıma gelir, çocukları sudan alır ve Şükürlük dağına götürür. Çocuklara Kayberen (Kayıp) ve kırk çiltan (kırklar) yardım eder. Geyikler ikisini de emzirir.
Kocakarı Mastan, çocukları nehre attıktan sonra eşinin iki köpek yavrusu doğurduğunu söylemek için Han’ın yanına gider. Han, eşinin doğum müjdecisi geliyor diye sevinir, ancak andan kötü haber duyunca dünyası yıkılır. Derhal, kırk yiğidine, Kançayın köpek yavrusunu Aralık ormanında bırakmalarını emreder. Kırk yiğit Han’ın emrini yerine getirir.
Han, bir gün Şükürlük ormanına ava çıkar. Zarlıkkan da ava çıktığı bir sırada orada uyuya kalır. Han, dağın başında bir parlaklık görür. Oraya gider parlayan şeyin kıçı altın, göğsü gümüş bir çocuk olduğunu görür. Çocuğu kucaklar. Zarlık, korkar ve babasını iter. Sonra sadağından bir ok çıkarır, babasına hedef alır. Han, korkar kaçar. Han gördüklerini kırk yiğidine anlatır. Han’ın altmış karısı Mastan’ı çağırıp Han’ın gördüklerini naklederler. Kocakarı Mastan, onların Munduk ile Zarlık olduğunu; Zarlık’ta otuz iki şehrin hüneri, Munduk’da da otuz iki şehrin mesleği olduğunu; oğlanın kırk yiğitten daha güçlü olduğunu ve Kayberen ve kırk Çiltan’ın terbiyesinde yetişerek yedi yaşına gelen bu çocukların, Han’ın çocukları olduğunu söyler. Arkasından da kendisine vad ettikleri altınları verirlerse, kendilerine Han Çançarkan’ın aşkını yeniden kazandıracağını söyler. Mastan, Han’a gider o çocukların dağdaki cinlerin çocukları olduğunu söyler.
Munduk mağarada oturmakta iken Mastan gelir ve ona kendisinin annesi olduğunu söyler. Munduk ona inanır. Kardeşi Zarlık gelince olup biteni nakledir. Zarlık, kendilerinin annelerinin olmadığını, başlarına gelen bütün sıkıntıların Kocakarı Mastan yüzünden olduğunu, ona inanmaması gerektiğini söyler.
Zarlık ava çıktığında, kocakarı tekrar gelir. Munduk’u kandırmaya çalışır. Ona kardeşi Zarlık’ın Kulmöskan’a gitmesini söylemesini ister. Munduk, Zarlık’a anlatır. Zarlık, kardeşini kırmaz, yola koyulur. Çok zahmetli bir yolculuktan sonra, gecelemek için bir yerde kalır. Burada uyurken Hızır Aleyhisselam gelir. Munduk’u kocakarı Mastan’ın yoldan çıkardığını ve kendisinin de Külmöskan şehrine yakın olduğunu söyler. Külsaman adlı atı ve Kuralay kızı, kara devi öldürdükten sonra alabileceğini ve sağ salim eve dönerek annesi Kançayım’ı bulacağını, Mastan ve altmış üvey annesini öldüreceğini söyleyip üç kez nefes verir, gözden kaybolur.
Zarlık uyandığında, kendini çok güçlü hisseder. Ellerindeki ve ayaklarındaki yaralar iyileşir. Ertesi gün şehre gelir. Mantı yapan birinin yanında mantı yer. Kendine karşı çıkanları öldürür. Dükkânları dağıtır. Külmöskan’ın 40.000 askerini öldürür. Hiç gülmeyen Külmöskan, Zarlık’ı görünce güler. Askerlerine; “Bu Cançarkan’ın oğlu kendisi hanzade, iri doğmuş bir kahramandır. Bunu küçük görmeyin. Kuralay’ı buna vereceğim.” Ancak Kuralay’ı daha önce Karadev kaçırmıştır. Zarlık, Karadev’le güreşmeye karar verir. Külmöskan’ın atı Külsaman’a binip yola çıkar. Karadev’le karşılaşır. Zarlık, Karadev ile üç gün üç gece savaşıp yorgun düşmüş ve uykuya dalmış. O anda Kayberen, rüyasında Zarlık’ın kazaya uğrayacağını görmüş ve yavru keçilerini toplayıp Zarlık’a yardıma gitmiş. Gittiğinde Zarlık uyuyormuş, Karadev ise, Zarlık’ı öldürmek üzeredir. Kayberen Zarlık’ı uyandırıp ona dua edip, ölümden kurtarır.
Zarlık’a güç gelir ve Karadevi öldürür. Zarlık, altı ay yol yürür ve kendi memleketine gelir. Munduk’a çeşitli giyecekler getirir. Munduk yengesi Kuralay ile tanışır.
Yine birgün, Koçakarı Mastan, Munduk ile Zarlık’ın yanına gelip onlar şöyle der: “Zılay Dağ denilen yerde, Ayneki Caan adında her yeri gösteren sihirli bir ayna var. Dünyada olup büten her şeyi söyler ve gösterir. O aynayı elde eden dünyaya padişah olur. Onu kimse almayı başaramadı. Zarlık sen çok şey biliyorsun, güçlüsün, kahramansın ve dünyaya da adın tanınsın. O aynayı kız kardeşin için alıp gel.”
Bunları duyan zarlık, aynayı çok sevdiği kardeşi Munduk’a getirmek için yola çıkar. Çetin bir yolculuktan sonra Zlay Dağ’ına ulaşır. “Ayneki Caan buraya gel.” diye üç kere bağırır. O anda, aynayı almak için daha önce oraya gelen ve taş kesilen bir hayli kahraman görür. Hepsi de normale döner. Zarlık, Şerbala isimli kahramanla tanışıp dost olur. Onlar, Zarlık’ın eline Ayneki Caan’ı verirler. Zarlık, aynada anne babasının kim olduğunu, 40 kadının ne yaptıklarını, Mastan’ın çocuklara yaptıklarını, annesinin dağlarda yalnız ağladığını Karadev’i yenip Kuralayı kurtardığını, kızkardeşi Munduk’un kendisini üzüntü ile beklediğini görür.
Beri taraftan, Munduk, aylardan beri kardeşi Zarlık’ın yolunu gözler. Birgün rüyasında ağabeyinin taşa döndüğünü ve yer altında zorluklar çektiğini görür. Korkuyla uyanır. Derhal hazırlık yapıp Zılay Dağı’na doğru yola çıkar. Gece gündüz yürüyüp, Ken Bulun’a ulaşır. Burada gecelerken, karşısına yaşlı kadın çıkar. “Sen Zarlık’ın kardeşi Munduk musun? Ağabeyini mi arıyorsun? Ağabeyin gelirken buraya uğrayarak benim evimde gecelemişti. Başınıza bir kaza gelebilir, gitmeyin!” dedim. Fakat dinlemedi. Birkaç sene geçti hâlâ dönmedi.” der. Munduk, sevinerek : “Ağabeyimin nerde olduğunu biliyor musunuz? Benim onu kurtarmam lâzım. Onu nasıl bulabilirim? Yolu gösterir misiniz” diye rica eder.
Yaşlı kadın şunu söyler: “Dediklerime kulak ver kızcağızım. Bu nehrin adı Itıldır. Bu nehri geçip, yokuşu aşacaksın. Yokuşu aştığında ılık suyun aktığını görürsün. Suda yıkanıp öbür tarafa geçersen, Zılay Dağ’a ulaşırsın. İnsana benzeyen taşlar var, sakın korkma. Ortasında sandık gibi büyük taş var. Korkmadan o taşan yanına git. Ayneki Caan dedikleri taş odur. Onu yumuşak ve temiz olursan alabilirsin. O sandık taşın yanına gidip, Allah’a yalvarıp ağlayın. Bugüne kadar oraya hiçbir kadın gitmedi. O taşı kucaklayıp gece gündüz ağlayın. Kimse yardıma gelmez Ayneki Caan kendisi açılır. O zaman herkes yer altından çıkacak.”
Munduk, yaşlı kadının dediğini yapar. Sonunda tövbesi kabul olup yer altından Zarlık çıkar. Alp Şerbala, Ayneki Caan’ı kaldırıp, Munduk’a hediye eder. Orada bulunan herkes yerin altından çıkar.
Munduk, Zarlık ve Alp Şerbala üçü Ayneki Caan’ı alıp, Külmöskan’ın yurduna doğru yola çıkarlar. Külmöskan onlara kucağını açarak karşıladı. O zaman Zarlık ile Munduk Külböz Han’a Ayneki Caan’ı verip, Külböz Han aynanın gösterdiği şeyleri, dünyadaki olayların hepsini gördü. Böylece Külböz Han Munduk ve Zarlık’ın kaderini görüp onlara yardımcı olmak ister. Ertesi gün Külmöskan yiğiti Hatip Caynak’ı, Munduk’u, Zarlık’ı ve Alp Şerbala’yı alıp Çançarkan’ın yurduna doğru yola çıktı. Çançarkan eskisi gibi çocuğunun olmadığına üzülmektedir. O sırada içeriye Külmöskan girer. Olup biteni Çançarkan’a anlatır. Ayneki Caan’ı eline verir. Cançarkan Ayneki Caan’dan herşeyi görüp öğrenir. İki çocuğunu kucağına alır.
Ertesi gün herkes toplanıp Kançayım’ı aramaya gider ve uzun aramalar sonunda onu bulup saraya getirirler. Kançayım, iki çocuğunu görür, sevincinden bayılır. Böylece oğul, kız, ana, baba on altı sene sonra birbirine kavuşur. Bunları öğrenen Mastan, kaçacak olur. Kırk yiğit Mastan’ı yakalar.
Çançarkan, kırk yiğidine emir verir. Altmış üvey anne ve Mastan öldürülür. Munduk, o zaman babasıyla barışır. Çançarkan’la Kançayım tekrar evlenir ve mutlu bir hayat sürerler.
Zarlık, Külmöskan’ın kızı Kuralay’ı, Alp Şerbala da Munduk’u alır. Her ikisine de kırk gün düğün yapılır. Cançarkan mirasını Zarlık’a verip onu padişah yapar.
Dr. Doğan Kaya
 
Dr. Doğan KAYA, KIRGIZ DESTANLARI, SALKIMSÖĞÜT Yayınları: I. Baskı Ankara 2015

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...