OĞUZ KAĞAN DESTANI,


                                      OĞUZ KAĞAN DESTANI
 
Hun Türklerinin destanıdır. Fakat bu destanın bugün elimizde bulunan parçası, İslâmiyet’ten sonra,13. Yüzyılda Uygur Türkçesi ile yazıya geçirilmiştir. Aslında destan çok uzundu Bugün “Dede Korkut hikâyeleri diye bildiğimiz yazılar o destanın İslami geleneğe adapte edilmiş bölümlerinden başka bir şey değildir. Aşağıda bugünkü Türkçe ile sunacağımız ve apayrı bir bölüm olarak yazıya geçmiş parça İslamiyet’ten sonra yazılmış olmasına rağmen, orijinalliğini oldukça korumuştur. Oğuz Kağan Destanı’nın bu ayrı bölümünün bugün tek bir yazma nüshası vardır, o da Paris’teki “Bibliotheque Nationale”dedir. Bu kütüphanenin “Türkçe Eserler“
seksiyonunda 1001 numara ile kayıtlı bulunuyor.  
Bu yazma günümüz Türkçesine Reşit Rahmeti Arat tarafından çevrildi ve 1936 da yayınlandı.
Daha sonra 1970 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın “1000Temel Eser dizisinde Muharrem Ergin’in açıklayıcı önsözü ile Uygurca metin de eklenerek yayınlandı. Destanın kahramanı Oğuz Kağan’ın Asya Hunlarının en büyük en ünlü kahramanı olan
Mete (Motun) olduğunda birçok tarihçi birleşiyor. Belki bu destan Mete’den evvelde vardı. Mete’nin ünü, Kahramanlıkları ve hayatının Oğuz kağan’ın Hayatına benzemesi, Oğuz Kağan’ın aslında Mete olacağını düşündürmüştür.                                                                                                                          
 “Oğuz Kagan’ın sol yanında yer alan Urum Kagan’ın destanımızda Rum, yani
Romalıları temsil etmekte olduğu malumdur.
Urum Kagan’ın kardeşi olarak görülen Uruz Beg’de, Rusları ifade etmektedir.
Destanda Oguz Kagan, çok altın yolladığı ve
şehri iyi koruduğu için Uruz Beg’in oğluna, Saklap adını koyar ve onunla dost olur.
Buradaki Saklap ise, Rusların Slav Türklerce tanınmış şeklidir. Çürçet, destanda,
tarlasız ve çorak bir yer olarak tarif edilir. Çürçet Kagan da, Oğuz Kagan tarafından mağlup edilen
Kaganlardandır. Buradaki Çürçet’ten, Çin sülalesi kastedilmektedir.
Destanda geçen Tangut, Tibet’i ifade etmektedir. Uygur menşe efsanesinde de geçen Tangutların
 Tibetlilerin bir kolu oldukları bilinmektedir. Barkan’dan ise Mısır kastedilmektedir,
hükümdarının isminin de Masar olması bunu
kuvvetlendirmektedir. Bayat’a göre, Barkan, Tangut, Urum, Cürçet gibi ülkeleri almak,
dünyanın Asya ve Afrika’dan ibaret olduğunu bilmek anlamına gelmekteydi.
 
 
OĞUZ KAĞAN DESTANI
                            
Oğuz’un annesi Ay Kağan idi,
Doğurmaya kalmış az zaman idi,
 
Ay Kağan’ın iki gözü şavkıdı,
Gelmek üzereydi doğum vakidi.
 
An geldi gözleri birden parladı,
Doğum sancıları onu zorladı.
 
Bir erkek çocuğu doğdu o anda,
Yoktu belki bir benzeri cihanda.
 
Yüzü gök gibiydi, saçları kara,                         
Ağzı kıpkızıldı, benzerdi kora.
 
Bu çocuk başkaydı, peri miydi ne?
Güzellikte yoktu sanki üstüne.
 
Vücudu baştanbaşa kıllıydı,
Öküz gibi güçlü, çok akıllıydı.
 
Anasının memesinden bir defa,
Süt içti ve istemedi bir daha.
 
Çiğ et, kımız, aş istedi, dillendi,
Kırk gün sonra yiğit oldu, dellendi.
 
Vücudu tüylüydü, güzel huyluydu,
Ay Kağan oğluydu, asil soyluydu.
 
Yılkı güder tavlanırdı,
Ava gider avlanırdı.
 
Günler böyle geçti gitti,
Artık ünlü bir yiğitti.
 
Yiğitlikte eşi yoktu,
Korkusuzdu, gözü pekti.
 
Düşmanına kılıç saldı,
Dostlarına umut oldu.
 
O çağda o yerde ulu,
Bir orman vardı korkulu,
 
Bulakları pek çok idi,
İçinde de yok, yok idi,
 
Çeşit çeşit kuşlar vardı,
Ötüşürler,  uçarlardı.
 
O ormanda bir canavar,
Türemişti, akla zarar,
 
Hayvan yerdi, insan yerdi,
Halka eziyet ederdi.
 
Oğuz Kağan huzursuzdu,
Düşünmekten uykusuzdu.
 
Bir gün ok, yay, kılıç aldı,
Atıyla ormana daldı.
 
Öfkelendi için için,
Canavara tuzak için,
 
Bir geyik tuttu bağladı,
Uzaklaştı sabahladı.
 
Gün ışıdı, geri geldi,
Geyik yerinde değildi.
 
Bu defa bir ayı tuttu,
Yine çekip uzak gitti.
 
Sabah geri döndü baktı,
Tuzaktaki ayı yoktu.
 
Düşünüp bir karar aldı,
Tuzakta kendisi kaldı.
 
Gece karanlık basınca,
Canavar gelip tosunca,
 
Kargısıyla vurdu hınçla,
Kesti başını kılınçla.
 
Canavarın işi bitti,
Aldı kesik başı gitti.
 
Meraklandı geri geldi,
Sunguru leş yerken buldu.
 
Yayla, okla onu vurdu,
Ardından şöyle buyurdu.
 
“Canavar geyiği yedi,
Sonra da ayıyı yedi.
 
Onu kargımla öldürdüm,
Çünkü kargım demirdendi.
 
Canavarı sungur yedi,
Okum, yayımla öldürdüm,
Çünkü okum bakırdandı.”
 
Günlerden bir gündü ıssız bir yerde,
Dua etmedeyken, biraz ilerde,
 
Gökten mavi ışık düşerken gördü,                 
İçini bir merak endişe sardı.
 
Bir müddet öylece ışığa baktı,
Güneşten ve aydan daha parlaktı.
 
Oğuz Kağan ona doğru yürüdü,
İçinde oturan bir kız var idi.
 
Öyle güzel bir kızdı ki şaşırdı,
Gönlünü o an ona düşürdü.
 
Gülse gökler mavi mavi gülerdi,
Sanki benden başka güzel yok derdi.
 
Usu gitti, onu sevdi, eş aldı,
Ve ondan üç erkek çocuğu oldu.
 
Adlarına Gün, Ay, Yıldız dediler,
Şimdi daha da çok mutlu idiler.
 
Oğuz Kağan avlanmayı severdi,
Her zaman ormana ava giderdi.
 
Gene bir gün Oğuz ava varmıştı,
Ormanın içinde bir göl görmüştü.
 
Gölün ortasında bir ağaç vardı,
Kovuğunda bir kız oturuyordu.
 
Çok görümlü, alımlı bir kız idi,
Sanki gökten inmiş bir yıldız idi.
 
Bu güzellik karşısında çok şaştı,
Aklı gitti, yüreğine od düştü.
 
Onu sevdi, kendisine eş seçti,
Yine aylar, günler, geceler geçti.
 
Bundan da Oğuz’un üç oğlu oldu,
Gök, Dağ, Deniz isimleri konuldu.
 
Ondan sonra Oğuz Kağan toy verdi,
Cömertliğin bütün halka gösterdi.
 
Kırk masa, kırk sıra kurdu meydana,
Hiçbir eksik yoktu taamdan yana.
 
Toydan sonra Oğuz Kağan hislendi,
Bütün beylerine şöyle seslendi.
 
“ Ben sizlere oldum kağan,
 Alalım yay ile kalkan,
Nişan olsun bize buyan,
Bozkurt olsun bize uran,
Demir kargı olsun orman,
Av yerinde yürüsün kulan,
Daha deniz, daha müren,
Güneş tuğ olsun, gök kurıkan.”
 
Toydan sonra yarlıg saldı dört yana,
“Dost olurum buyruğuma uyana,
 
Kim baş eğmez ise düşman bilirim,
Gazaplanır, üzerine gelirim.
 
Çeri salar, obasını basarım,
Her kim ise hiç acımaz asarım.
 
Uygurların kağanıyım biline!
Kağanım ben dört bucağın iline”
 
Sağ yandaki Altın Kağan baş eğdi,
Gönderdiği hediyeler pek yeğdi.
 
Pek çok altın, gümüş, mücevher sundu, 
Hürmet edip dostluğunu kazandı.
 
Sol yanda bir Urum Kağan var idi,
“Ben onun emrini dinlemem” dedi.
 
Oğuz, takıp ordusunun peşine,
Yöneldi Urum Kağan ülkesine.
 
Kırk gün sonra Buz Dağına vardılar,
Eteğine çadırları kurdular.
 
Ertesi gün Oğuz Kağan uyandı,
Çadırında parlak bir ışık yandı,
 
O ışığa hayretle, dikkatle baktı,
İçinden gök tüylü erkek kurt çıktı.
 
Bunu gören Oğuz Kağan hislendi,
Kurt, Oğuz Kağan’a şöyle seslendi.
 
“Ey, ey Oğuz! Sen Urum üzerine
 Yürümek istiyorsun.
 
Ey, ey Oğuz! Ben de senin,
Önünde Yürümek istiyorum!”
 
Bunun üzerine kahraman Kağan,
Beylerine emir verdi o zaman.
 
Çadırları toplattırıp, dürdürttü,
Ordusunu zafer için yürüttü.
 
Günlerce durmadan yürüdü ordu,
Nihayet bir yerde o bozkurt durdu.
 
Oğuz Kağan ordusunu durdurdu,
Çerilere çadırları kurdurdu.
 
İtil Müren deniziydi burası,
Karadağ’la pek az idi arası.
 
Urum Kağan çerisiyle gelmişti,
Oğuz’la savaşı göze almıştı.
 
İki ordu tutuştular savaşa,
Kılıç kalkan çarpıştılar diş dişe.
 
Ok vınlamasından, kargı sesinden,
Sarsıldı Karadağ at kişnemesinden.
 
İki taraftan da çok çeri öldü,
Kimi yaralandı, saf dışı kaldı.
 
İtil Müren’in suyu kıpkızıl aktı,
Urum Kağan ordusuna bir baktı.
 
Kederinden gözlerinden yaş saçtı,
Zaferden ümidi kesti ve kaçtı.
 
Böylece Oğuz Kağan muzaffer oldu,
Canlı, cansız birçok ganimet kaldı.
 
Urum Kağan’ın bir kardeşi vardı,
Ona halkı Uruz Beğ’ derlerdi.
 
Uruz Beğ, Oğuz’la harbe giderken,
“Bu şehri çok iyi kolla hele sen”
 
Diyerek oğluna tembihlemişti,
“Vuruşgudan sonra da gel” demişti.
 
Lakin Oğuz o şehire yöneldi,
Birkaç zaman sonra oraya geldi.
 
Oğuz’un geldiği yolu kolladı,
Ona çok çok altın gümüş yolladı
 
Uruz Beğ’in oğlu Oğuz Kağan’a,
“Malım, mülküm, başım fedadır sana.”
 
Benim kağanımsın ey Oğuz Kağan,
Bu şehir de sana olsun armağan.
 
Babam korumam için bu şehri verdi
Şehri korumamı bana önerdi.
 
Şehri benim için saklayıp koru, dedi
Vuruşgulardan sonra gel diye söyledi.
 
“ Babam sana kızdıysa benim ne suçum?
Ben senin dostluğuna muhtacım.
 
Ben senin buyruğunu yerine getirmeye hazırım.
Bizim kutumuz, senin kutun olmuş.
 
Bizim uruğumuz senin ağacının yemişindendir.
Tanrı sana yer verip buyurmuşsa,
 
Ben sana başımı, kut’umu veriyorum.
Sana vergi verir, dostluktan çıkmam” dedi.
 
Oğuz kağan onun sözlerini beğendi,
Bu sözleri duyunca pek neşelendi.
 
“Bana çok altın, gümüş yollamışsın
Şehri güzel saklayıp kollamışsın.”
 
“Adın Saklap olsun” diye söyledi,
“Artık dostuz” Diye tembih eyledi.
 
Ondan sonra ordusuyla Oğuz Han,
Yine oldu yeni sefere revan.
 
İtil ırmağının yanına geldi,
Orduya ve beylerine yöneldi.
 
Bu ırmağın suyu gayet çok idi,
Geçmek imkânı sanki yok idi..
 
“İtil’in suyunu nasıl geçeriz,
Geçmek için nice bir yol seçeriz?”
 
Topladı nökerlerini, beylerini,
Sordu birer birer hep reylerini.
 
Çeri arasında iyi bir beğ vardı,
Ona Uluğ Ordu Beğ derlerdi.
 
Uluğ Ordu Beğ düz ağaçlar kesti,
Üstlerine yatarak nehiri geçti.
 
Oğuz Kağan yine sevindi, güldü,
 Dudağından şu cümleler döküldü.
 
“Sen burada beğ ol,
Senin adın Kıpçak olsun.”.
 
Dedi. Yine ordusunu yürüttü,
Nice yollar kat ederek eritti.
 
Günlerden sonrası bir an idi ki,        
O Gök kurt Oğuz Kağan’a dedi ki,
 
“Şimdi sen çeri ile burada atlan,
Atlanıp halkı ve beğlerini götür.
Ben önden yürüyüp sana yol göstereceğim.”
 
Oğuz Kağan o bozkurdu dinledi,
Beğlerine, yürü diye ünledi.
 
Tan ağarırken o bozkurdu gördü,
Ordusunun önünde yürüyordu.
 
Oğuz, alaca bir ata binerdi,
Alaca aygırı pek çok severdi.
 
Bir ara aygır at gözden kayboldu,
Burda bir dağ vardı, karları boldu.
 
Oğuz Kağan kaygılandı, üzüldü,
Bu dağın başı da ap-ak buzuldu.
 
Çok soğuk ve ormanlık bir yerdi,
Onun için ona Buz Dağ derlerdi.
 
Aygır at o dağın içine girdi,
Onu oradan kim getirebilirdi.
 
Çerilerden kahraman bir er vardı,
Ne Tanrı’dan, ne şeytandan korkardı.
 
Çok soğuğa dayanıklı bir erdi,
Atı bulmak üzre bir karar verdi.
 
O asker o dağa korkusuz girdi,
Dokuz gün sonra da atı getirdi.
 
Oğuz Kağan yine sevindi, güldü,
Şu sözleri ona has bir ödüldü.
 
 “Sen buradaki beğlere baş ol,
Senin adın ebediyen Karluk olsun.”
 
Böyle deyip, Oğuz atını sürdü,
Yolda giderken bir büyük ev gördü.
 
Bu evin, altından duvarı vardı,
Pencereleri gümüş çatısı demirdi.
 
Kapısı kapalı açkısı yoktu,
Tömürdü Kagul’un hüneri çoktu.
 
Oğuz Kağan ona yarlıg eyledi,
Arkasından şu sözleri söyledi.
 
“Sen burada kal ve çatıyı aç,
Açtıktan sonra adın olsun Kalaç”
 
Ordusuyla ilerledi bir zaman,
Bozkurdu gördü en önde bir an.
 
Biraz sonra bozkurt bir yerde durdu,
Oğuz kağan ordusunu durdurdu.
 
Burası tarlasız çorak bir yerdi,
Buraya da Çürçet yurdu derlerdi.
 
Burası çok büyük, zengin mülk idi
Çürçet Kağan’ına bağlı halk idi
 
İki ordu amansızca dövüştü,
Ölesiye, kıyasıya savaştı.
 
Vuruş tokuş yaman oldu, pek yaman
Oklar, kılıçlar savruldu, el aman.
 
Oğuz kağan bu savaşı kazandı,
Zaferlere zafer kattığı andı.
 
Cürcet Kağanını orda buldurdu,
Başını keserek onu öldürdü.
 
O ülkeyi ülkesine bağladı,
Pek çok savaş ganimeti sağladı.
 
Bu ganimetleri taşımak zordu,
İçlerinde hünerli bir er vardı.
 
O Barmaklıg  Çoşun Billig’idi,
Bu kişi bir kağnı icat eyledi.
 
Cansız malları tek tek yükledi,
Baş tarafa canlı mallar ekledi.
 
  Onun için ona Kanga dediler,
Yürürken kanga kanga söylediler.
 
Oğuz Kağan bunu gördü sevindi,
Sefer için tekrar atına bindi.
 
“Kanga kanga ile cansızı canlı yürütsün,
Kangaluğ sana ad olsun, Bunu da kağnı belirtsin.”
 
Gök tüylü, gök yeleli erkek kurt ile
Nökerleri, çerileri hep bile,
 
Sind, Hind, Tangut, Şam’a doğru yöneldi,
Güneyde Barkan denen yere geldi.
 
Hakanları Masar adlı kağandı,
Onun ülkesine varıp dayandı.
 
Çok büyük, varlıklı, sıcak diyardı,
.Yüzleri kapkara bir halkı vardı.
 
Mücevheri, altını, gümüşü çoktu,
Bu ülkede neredeyse yok yoktu.
 
Masar’la çok çetin savaşlar etti
Fethedip ülkeyi yurduna kattı.
 
Oğuz’un dostları hep şad oldular,
Düşmanları saçın başın yoldular.
 
Oğuz Kağan her savaşı kazandı,
Pek çok uzak ülkelere uzandı.
 
Bundan sonra ülkesine yöneldi,
Muzaffer olarak yurduna geldi.
 
Oğuz’un veziri Uluğ Türk idi,
Uluğ Türk Oğuz’a şöyle söyledi.
 
“Ey! Oğuz uykumda bir rüya gördüm,
Kendimce bu düşü hayıra yordum.
 
Bir altın yay, üçte gümüş ok vardı,
Altın yay doğudan batıya kadardı.
 
Gümüş oklar güneye doğru uzardı,
Elbette bir sırlı manası vardı.
 
Ey! Kağanım sana dirlik hoş olsun,
Ey! Kağanım senin ömrün hoş olsun.
 
Gök Tanrı düşümde ne verdiyse gerçek olsun,
Tanrı bütün dünyayı senin uruğuna bağışlasın.”
 
Ondan sonra ertesi gün Oğuz Kağan,
Oğullarına şöyle eyledi ferman.
 
 “Ey oğullarım, benim gönlüm av diliyor,
Ama kocamış olduğum için cesaretim yoktur.
 
Gün, Ay, Yıldız! Tan yönüne sizler varın,
Gök, Dağ, Deniz! Tün yönüne sizler varın!
 
Gün, Ay, Yıldız tan yönüne,
Gök, Dağ, Deniz tün yönüne,
 
Avlanmak üzere yola düştüler,
Nice çetin dere tepe aştılar.
 
Gün, Ay, Yıldız çok avlar avladılar,
Dönerken yolda bir altın yay buldular.
 
Getirip Oğuz Kağan’a verdiler,
Babalarına çok saygı gösterdiler.
 
Oğuz Kağan çok sevindi ve güldü,
Altın yayı aldı ve üçe böldü.
 
 “Ey büyük oğullarım, yay sizlerin olsun,
Yay gibi okları göğe kadar atın.”dedi.
 
Gök, Dağ, Deniz’de çok avlandılar,
Geri dönerken üç gümüş ok buldular.
 
Getirip Oğuz kağan’a verdiler,
Babalarına saygı gösterdiler.
 
Oğuz Kağan yine sevindi, güldü,
Gümüş okları aldı üçe böldü.
 
, “Ey küçük oğullarım, oklar sizin olsun,
Yay oku attı. Sizler oklar gibi olun” dedi.
 
Ondan sonra Oğuz Kağan konuştu,
Ulu bir kurultay toplamayı danıştı.
 
Yarlıglar gönderdi bütün ülkeye,
Beyleri çağırdı, gelsinler diye.
 
Beyler gelip saygıların sundular,
Ordugâhın önünde toplandılar.
 
Sağ yana kırk kulaç ağaç diktirdi,
Başına bir altın tavuk taktırdı.
 
Dibine de bir ak koyun bağladı,
Böyle bir hikmetli düzen sağladı.
 
Sol yana kırk kulaç ağaç diktirdi,
Başına bir gümüş tavuk taktırdı.
 
Dibine bir kara koyun bağladı,
Kendince böylesi düzen yeğledi.
 
Sağ yanına Bozoklar’ı oturttu,
Sol yanına Üçoklar’ı getirtti.
 
Bir görkemli şölen verdi halkına,
Dost sevine,  düşmanları yakına.
 
Her taamdan zengin sofra açtılar,
Tam kırk gün kırk gece yiyip içtiler.
 
Üleştirip oğullarına yurdu,
Ondan sonra Oğuz kağan buyurdu,
 
“Biz hepimiz bir soydanız, ben ölünce
Benim yerime han, Gün olsun önce
 
Yay verdiklerim sağ kolu teşkil etsin
Padişah olup ulusa hükmetsin
 
Ok verdiklerim de alt kol olsunlar,
Padişahlarına tabi kalsınlar.”
 
“Ey oğullarım, ben çok yaşadım,
Çok vuruşgular gördüm,
Çok kargı ve çok ok attım,
Aygır ile çok yürüdüm,
Düşmanlarımı ağlattım,
Dostlarımı güldürdüm,
Ben Kök Tanrı’ya borcumu ödedim,
Sizlere yurdumu veriyorum.”
 
13.yüzyılda Uygur Türkçesiyle yazıya geçirilmiş olan Oğuz kağan destanının hem üslubu hem de 13.yüzyıl ‘ hakkında bir fikir vermek için son bölümünü aşağıya aynen alınmıştır.
“Ay ogullar, köp men aşdum,
Uruşgular köp men kördüm
Çıda birle ok köp atdum
Aygır birle köp yürüdüm
Düşmanlarını ıglagurdum
Dostlarumnı men küldürdüm
Kök Tengrige men ötedim
Senlerge bire men yurdum.”
 
 “Türkler, İslamiyet ten önce de sonra da Oğuz Kağan’ı ata saymışlardır. Tarih, Hunlardan Osmanlılara kadar bütün Türklerin, Horasan, Azerbaycan, Irak, Anadolu, Balkanlar, Kırım, Ukrayna, Kuzey Afrika’da devlet kurmuş Türk topluluklarının hepsi aynı Hun Oğuz birliğinin torunları olduğunu gösterir.”   Oğuz Kagan’ın sol yanında yer alan Urum Kagan’ın
destanımızda Rum, yani Romalıları temsil etmekte olduğu malumdur.
Urum Kagan’ın kardeşi olarak görülen Uruz Beg’de,
Rusları ifade etmektedir. Destanda Oguz Kagan, çok altın
yolladığı ve şehri iyi koruduğu için Uruz Beg’in oğluna,
Saklap adını koyar ve onunla dost olur.
Buradaki Saklap ise, Rusların Slav Türklerce tanınmış
 şeklidir.
Çürçet, destanda, tarlasız ve çorak bir yer olarak tarif edilir.
Çürçet Kagan da, Oğuz Kagan tarafından
mağlup edilen kaganlardandır.
Buradaki Çürçet’ten, Çin sülalesi kastedilmektedir
Türklerin en eski yurdu olarak Talas ve Sayram
 bölgeleri ve bunlara komşu yerler, yani genelde
Balkaş-Aral Gölleri arası kabul edilmiştir.
   OSMANLILAR’IN MENŞEİ 
                     
Oğuz Han Destanı, Türklerin tarih sahnesine çıkışını ve büyük bir devlet
haline gelişini anlatır. Destana göre Oğuz Han’ın
  iki karısından üçer çocuğu Dünyaya gelmiştir.
Büyük oğulları Gün Han, Ay Han, Yıldız Han, Oğuzların
“Bozoklar” denilen sağ kolunu;
Küçük oğulları, Gök Han, Dağ Han ve Deniz Han
İse “Üçoklar”  denilen sol kolunu idare ediyorlardı.
Türk illeri Oğuz Han’ın ölümünden önce,
bu altı oğul arasında paylaştırılmıştır.
Sonra oğullarından her biri dörder erkek evlat sahibi oldu.
bunlar Oğuzların 24 boyunu meydana getirdiler     
 
Bu konudaki en eski kayda ise, Yazıcıolu Ali tarafından kaleme alınan ve Sultan II. Murad’a takdim edilen
“Tarih-i Âl-i Selçuk” adlı eserde rastlanır. Ondan önce, Osmanlıların menşeini gösteren herhangi bir eser yazılıp yazılmadığını bilmiyoruz. Çünkü Ankara Savaşı’ndan sonra Bursa’ya kadar giren Timur orduları, o güne kadar toplanmış arşiv vesikalarının büyük bölümünü yakmışlardır.  
Osmanlı Devletini kuran ve onu en büyük cihan devleti yapan Türklerin, Gün Han’ın Büyük oğlu “KAYI” neslinden geldiği kabul edilmiştir.
 
                        OĞUZ HAN
                             ----------------
BOZOKLR                                     ÜÇOKLAR
-------------                                      -----------------
GÜN HAN                                     GÖK HAN
--------------                                _______________
Kayı                                             Bayındır
Bayat                                            Çavuldur
Akevli                                         Çepni
Karaevli                                      Peçenek
AY HAN                                     DAĞ HAN
__________                                               ________________
Yazgır                                         Salur                                                             
Dodurga                                       Alayuntlu
Döğer                                          Eymür
Yıparlı                                         Üregir 
 
YILDIZ HAN                         DENİZ HAN                          
____________                                          _______________
Avşar                                            Iğdır    
Beğdili                                          Bügdüz
Karkın                                           Yıva
Çaruklu                                         Kınık                  
 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış