ŞAH İSMAİL İLE GÜLİZAR HİKAYESİ


 
 

 

Bu hikâyemiz tarihte yaşamış bir âşık veya tarihi kişi etrafında oluşan hikâyelerimizden biridir. Şah İsmail, Bilindiği gibi Yavuz Selim ile çağdaş olan Safevi Hükümdarıdır. Aynı zamanda bir şair olan Şah İsmail Türkmenler tarafından çok sevilen biridir. Hikâye onun kişiliği etrafında oluşturulurken Şah İsmail’in hükümdarlık yönü ile ilgili değil şairlik yönü ile ilgili olarak hikâye kahramanı haline getirildiği dikkati çeker.

Şah İsmail ile Gülizar hikâyesi asıl aşk hikâyeleri kategorisinde görmemiz gereken bir halk hikâyesidir. Çünkü konusu aşk olan bu hikâyemiz hakkında pek çok varyant üretilmiş, hakkında birçok çalışma yapılmıştır. Bu hikâye üzerinde oldukça fazla satıda çalışma yapılmıştır. Hikayede yer yer kahramanlık konusu da geçmektedir. Kadın Savaşı Abüzengi motifinin de bulunması özel bir yanıdır. Savaşı Abüzengi motifi yarı kahramanlık yarı aşk konulu geçiş dönemi halk hikâyelerimizin birçoğunda vardır. Elif İle Mahmut, Mahmut ile Niğar hikâyemizde de olduğu gibi.

 Bu çalışmaları merak edenler Prof Dr. Tuncer Gülensoy[1]’un,  Şah İsmail Hikâyesi Üzerine Türkiye'de Yapılan Çalışmalar adlı yazısından inceleyebilirler.

 

GENEL ÖZETİ

Kandahar padişahının çocuğu olmamaktadır. Padişah ile veziri çeşme başına geldiklerinde vezir bu çeşmenin bir 'Hızır Çeşmesi' olduğunu ve burada insanların muratlarına ulaştıklarını söyler. Bir aksakallı dervişin bu çeşmenin başında oturmaktadır. Derviş’in yardımıyla padişahın bir oğlu olur.  Adını Şah İsmail koyarlar ve onu iyi düzeyde eğitirler. Büyüyen Şah İsmail avlanırken bu 'Hızır Çeşmesi'ne varmasıyla macera başlar. Ceylanı takip ederek çadıra kadar girer. Ceylanı avlamak isterken bir ses işitir ve bağıran kişinin bir kız olduğunu görür, kızın adı Gülperi'dir. Şah İsmail'in başındaki tuğdan onun bir şehzade olduğunu Gülizar ve yaşlı kadın anlarlar. Ava vezirin oğlu da Şah İsmail ile beraber gittiğinden olan biteni padişaha anlatır.

Şah İsmail gördüğü Gülizar’a âşık olur. Şah İsmail, babasını kızı istemeye razı ederek gönderir ancak kızın babası kabul etmez ve oradan göçerler. Bir süre sonra Gülizar’ın obası yöreden göç edince Şah İsmail Gülizar’ı aramaya çıkar. Şah İsmail yollara düşerek onu aramaya koyulur. Bu arada bir saraya rastlar bu sarayda Arap Özengi'yi bulur Arab üzengi aslında bir beyin kızıdır ve erkek gibi yetiştirilmiş, babası ölünce de onun yerine tahta geçmiştir.

Arap Özengi ile Gülperi'yi aramaya çıkarlar, Hindistan’da onu bulurlar. Babasından kızı isterler, babası da onu verir çünkü Şah İsmail kızı cariye olarak değil de tek eşi olarak alacaktır. Dönüşte Arap Özengi sarayında kalır. Şah İsmail, Gülperi ile Kandahar’a döner. Malik Şah oğluna kızarak onun gözlerine mil çektirir ve Gülperi'yi de zindana attırır. Malik Şah'ın asıl amacı kızı almaktır. Bunun için de eğer kendisinin olursa Şah İsmail'i bırakacağını söyler. Önce razı olmayan kız daha sonra razı olur ve her ikisi de serbest bırakılır. Malik Şah, Şah İsmail'e Gülperi'nin kaçtığını söyler. Bunun bir yalan olduğunu anlayan Şah İsmail babasına hakaret eder, bunun üzerine onun gözlerine mil çektirmek ister (Daha önce Şah İsmail'in gözlerine mil çekilmişti!). Tam bu sırada Arap Özengi askerleriyle gelir, Malik Şah'ı öldürür. Gülperi, buradan kurtulduktan sonra Arap Özengi'nin yanına gitmiştir ve durumu ona anlatmış sonra da kalbine hançer saplayarak intihar etmiştir. Şah İsmail bu haberi aldıktan sonra Arap Özengi ile evlenir.[2]

 

Şah İsmail ile Gülizar Hikâyesi Hakkında Basılmış Eserlerim Tanıtımı


“Bu çalışma ve hikâye incelemesi Erdoğan Kara'nın Şah İsmail ile Gülizar Hikâyesi adlı kitabı esas alınarak hazırlanmıştır.”
 

Bu kitaplardan biri de M. Zeki Korgunal tarafından hazırlanan kitaptır.[3] Bu hikâyenin başlangıcında bir kulübe motifi yer alır. Karısının niçin ah çektiğini sorması üzerine padişah karşıdaki bir kulübeyi göstererek, bu kulübenin bile boş kalmadığı halde, kendinin muhteşem sarayı zamanla boş kalacağından dem vurur (s.3). Ayrıca, şehzadenin yeraltında okutulmasına sebep olarak, okuduğundan daha ziyade istifade etmesi gösterilir (s.6). [4]İncelemeye esas alınan metinde yer alan Şah İsmail'in kemiği atarak camı kırması kısmı bu hikâyede yer almıyor. Kamer Tay'ın ismi bu metinde Kamber Tay olarak veriliyor. Şah İsmail, Gülizar'ı aramaya çıkarken daha önceki ceylanı görerek arkasından gider ve Gülperi'nin sarayına ulaşır. İncelenen metinde Arap Özengi ile Şah İsmail'in evlenmesi konusu belli değilken, bu metinde evlenirler (s.32). Arap Özengi'nin Kara Bacak adlı bir atı vardır. Gülizar Hint Hükümdarının oğluyla değil, hükümdarın kendisiyle evlenmek üzeredir, ancak Gülizar kırk gün yas tutarak onları oyalamaktadır. Hanım Sultan üç kızı görmeye geldiğinde hastalanarak bunun bir suikast tılsımı olduğu fikrine kapılır. Böyle bir düşmanlığı yalnızca oğlunun yapabileceğini düşünür (s.41). Şah İsmail'in katledilmesine Hoca Danyal engel olur. Şah İsmail, gözleri açıldıktan sonra bir delikanlı ile arkadaşlık eder (s.50).

Tam 56 sayfadan oluşan bu hikâyedeki olaylar dizisinin farklılığı bundan ibarettir. Yazar, olaylara kendine göre yorumlar getirir, onları açıklamaya çalışır. Nazım kısmında da büyük farklılıklar yoktur, mısralardaki hece sayısı eşitlenmiştir. Kitapta ayrıca dört tane de resim var.[5]

İkinci bir eser D. Remzi Koruk’un eseridir. [6]Bu kitapta da padişah ile veziri çeşme başına geldiklerinde vezir bu çeşme hakkında bilgi vererek bu çeşmenin bir 'Hızır Çeşmesi' olduğunu ve burada insanların muratlarına ulaştıklarını söyler. Onlar bu çeşmeye ulaştıklarında, bir aksakallı dervişin bu çeşmenin başında oturmakta olduğunu görürler (s.2). Şehzadenin eğitim için yeraltında bir mahzen yapılması bu hikâyede yok. Sıradan bir av gününde Şah İsmail'in bu 'Hızır Çeşmesi'ne varmasıyla maceralar başlar. Ceylanı takip ederek çadıra kadar girer. Şah İsmail'in başındaki tuğdan onun bir şehzade olduğunu Gülizar ve yaşlı kadın anlarlar. Ava vezirin oğlu da Şah İsmail ile beraber gittiğinden olan biteni padişaha anlatır. Devle Gülperi'nin kardeşlerinin savaşmasının nedeni olarak devin aslında Gülperi'yi sevdiği ve onu kaçırmak istediği gösterilir (s15). Gülizar'ı Hindistan'da bulduklarında Şah İsmail ona işaret olarak başındaki tuğu gönderir. Geri dönüşte babası onu iyi karşılar, Şah İsmail üç kızla da evlenir (s.20).

Toplam 20 sayfa olan bu hikâyede, Şah İsmail'in babasıyla olan mücadelesi yer almaz. Bu yazar da diğer yazarlar gibi olaylara kendine göre yorum ve açıklamalar getirir. Nazım kısmındaki şiirlerin sayısı hem azdır hem de incelenen metinden çok farklıdır.

Diğer bir kitap S. Münir Yurdatap'ın eseridir.[7] Yurdatap, eserinin takdim kısmında "Eski zamanlarda olmuş çok meraklı bir sevgi masalıdır; içindeki şiirler en eski basımının aynıdır. Hikâyenin mevzuu da herkesin anlayacağı sade bir dile çevrilmiştir"[8] diyerek hikâye üzerinde yaptığı değişiklikleri bize belirtir. Bu değiştirme sadece bununla da kalmaz ve hikâyenin metin kısmıyla oynar. Hekimler öyle tavsiye ettiği için yürüyüşe çıkan padişah bir pınar başında oturur. Burada bir seyyahla karşılaşır ve seyyah ona elmayı verir. Şah İsmail'in ava çıktığı dağın adı "Kara Dağ"dır. Gülperi'nin kardeşlerini kurtarmak için Şah İsmail devli değil, ejderha ile dövüşür. Şah İsmail'in üç kızla geri dönmesinden sonra onları ziyarete gelen anne oğlunun saadetini kıskanır. Padişah'a 'bir gönülde üç sevdanın olamayacağı, bu kızların aslında bir padişaha layık olduğunu' belirterek onu, oğlunu öldürmeye teşvik eder. Şah İsmail dağa atıldıktan sonra yanına bir çiftçi gelerek onu kendi evine götürür ve tedavi ederek iyileştirir. Bu çiftçi daha sonra, Şah İsmail padişah olduğunda saraya alınır.

Toplam 63 sayfadan oluşan bu eserde Yurdatap, sadece metni eserin başında belirttiği gibi herkesin anlayacağı sade bir dile çevirmekle kalmaz, aynı zamanda onun olaylarına da müdahale ederek değişik bir metin çıkarır. Şiirler Osmanlı Türkçesi basımlarla hemen hemen aynıdır.

Ergun Sav'ın eserinin on dördüncü hikâyesi Şah İsmail hikâyesidir.[9]  Bu eserde padişahın ismi Malik Şah olarak verilir. Hikâye, Şah İsmail'in ava çıkması epizotuyla başlar. Ceylanı avlamak isterken bir ses işitir ve bu ses nedeniyle onu avlayamaz, bağıran kişinin bir kız olduğunu görür. Şah İsmail onun yanına gelir, kızın adı Gülperi'dir. Şah İsmail, babasını kızı istemeye razı ederek gönderir ancak kızın babası kabul etmez ve oradan göçerler. Buna çok üzülen Şah İsmail yollara düşerek onu aramaya koyulur. Bu arada bir saraya rastlar bu sarayda Arap Özengi'yi bulur ve onun gerçek kimliğini ortaya çıkarır. Burada Arap Özengi'nin hayatı anlatılarak, onun aslında bir beyin kızı olduğu, erkek gibi yetiştirildiği, babası ölünce de onun yerine tahta geçtiği belirtilir. Arap Özengi ile Gülperi'yi aramaya çıkarlar, Hindistan’da onu bulurlar. Babasından kızı isterler babası da onu verir çünkü Şah İsmail kızı cariye olarak değil de tek eşi olarak alacaktır. Dönüşte Arap Özengi sarayında kalır. Şah İsmail Gülperi ile Kandahar’a döner. Malik Şah oğluna kızarak onun gözlerine mil çektirir ve Gülperi'yi de zindana attırır. Malik Şah'ın asıl amacı kızı almaktır bunun için de eğer kendisinin olursa Şah İsmail'i bırakacağını söyler. Önce razı olmayan kız daha sonra razı olur ve her ikisi de serbest bırakılır. Malik Şah, Şah İsmail'e Gülperi'nin kaçtığını söyler. Bunun bir yalan olduğunu anlayan Şah İsmail babasına hakaret eder, bunun üzerine onun gözlerine mil çektirmek ister (Daha önce Şah İsmail'in gözlerine mil çekilmişti!). Tam bu sırada Arap Özengi askerleriyle gelir, Malik Şah'ı öldürür. Gülperi, buradan kurtulduktan sonra Arap Özengi'nin yanına gitmiştir ve durumu ona anlatmış sonra da kalbine hançer saplayarak intihar etmiştir. Şah İsmail bu haberi aldıktan sonra Arap Özengi ile evlenir.

Toplam 14 sayfadan oluşan bu eserde hikâyenin yapısı çok farklıdır. Sanki hikâyeden bazı motifler alınmış ve bunlarla yeni bir hikâye oluşturulmuştur. Hikâyenin nazım kısmı da çok farklıdır. Şiir sayısı oldukça azdır.

Beşinci eser İstanbul Maarif Kitap hanesi tarafından neşredilen eserdir.[10] Bu kitapta da bazı değişik kısımlar yer alır. Şah İsmail doğduktan sonra padişah müneccimleri toplar ve oğlunun falına baktırır. Müneccimler ona, oğlunun yedi yaşından sonra güneş görmemesi gerektiğini söylerler. Buna akıl erdiremeyen padişah Hoca Danyal'a başvurur, o da yeraltında bir mahzen yapılmasını söyler. Hikâyede ayrıca Arap Özengi’nin hayatı bundan önceki eserde olduğu gibi anlatılır. Arap Özengi, kim kendisini yenerse onunla evleneceğini söylemiştir, Şah İsmail yener. Hikâyede ayrıca bir de üvey ana motifi vardır. Şah İsmail üçü kız ile geri döndükten sonra onu ziyarete gelen annesi değil, üvey annesidir. Şah İsmail Gülizar'ı aramak için evden gittiğinde annesi bunun hasretine dayanamaz ve hastalanarak ölür. Padişahın vezirinin çok güzel bir kızı vardır. Vezir bir gün padişahı evine davet ederek kızını gösterir. Kıza aşık olan padişah daha sonra onunla evlenir. Aslında vezirinin gözü tahttadır ve kızıyla birlikte tahtı ele geçirmek isterler. Onları ziyarete giden üvey anne (=vezirin kızı) kızları çok güzel görünce bir plan yapar. Dönüşte ağlamaya başlayan karısına padişah ne olduğunu sorar. Karısı da, Şah İsmail'i ziyarete gittiğini ve orada onları dinlediğini, aslında oğlunun tahta çıkmak için çabaladığını söyler. Padişah buna kızar ve ertesi gün kendisi ziyarete gider. Ancak giderken karısı, eğer orada  kendisine bir şey ikram edilirse yememesini, aksi takdirde kendisini zehirleyeceklerine söyler. Padişah da getirdikleri kahveyi içmez. Geri dönerek oğlunun öldürülmesini vezirine emreder. Yine, Şah İsmail bağlanıp tam öldürülecekken Lokman gelir ve kendisine bağışlanmasını ister. Bunun üzerine ölüm emrinden vazgeçilir ve gözleri oyulur. Hikâyenin sonunda, Arap Özengi ile Şah İsmail dövüştükten sonra akşamleyin Lokman Hoca Arap Özengi'nin yanına gelir, Şah İsmail da oraya gelmiştir. Durumu bilen Hoca Lokman her şeyi onlara anlatır. Bir plan yaparlar ve ertesi günü Şah İsmail Arap Özengi'yi yere yıktığında padişah değil de veziri onu öldürmesi için çağrılır. Vezir yaklaşınca Arap Özengi kalkarak vezirin kellesini uçurur. Şah İsmail de yüzünde nikab ile dövüştüğü için onu kimse tanımamıştır. Vezir ölünce nikabının çıkarır, padişah da oğlunu tanır ve çok şaşırır. Olup biten padişaha da anlatılır. Padişah yaptıklarına pişman olyur. Tahta çıktıktan sonra Şah İsmail üç kızla da evlenir.

Toplam 50 sayfadan oluşan eserde hikâye on üç bölüme ayrılmış ve ilk 11 bölüme isim verilmiştir. Nazım kısmındaki şiirler küçük değişikliklerle hemen hemen aynıdır. Kitap resimlidir.

İstanbul Maarif Kitaphanesi'nin diğer bir eseri [11]de daha önceki ile gerek hikâyenin olaylar dizisi ve gerekse şiirler yönünden aynıdır. Yalnız bölüm sayısı onbire indirilmiştir. Resimli olan bu eser toplam 108 sayfadır.

Yeni harflerle basılan en önemli eser Rezzan Güney'in hazırladığı eserdir.[12] Bu kitapta hikâye romanlaştırma yoluna gidilmiş ve yeni bir dille oldukça genişletilmiştir. Olaylar dizisinde büyük farklar mevcut değildir. Yalnız, büyüklerin şehzadeye ad koyma istişaresinden sonra padişah müneccimleri toplar ve çocuğun yıldızına baktırır. Müneccimler, çocuğun yıldızının gülmediğini bunun için de yedi yaşından sonra güneş görmemesi gerektiğini söylerler. Bunun üzerine Lokman Hoca'ya başvurulur ve Lokman Hoca, onun yedi yaşından sonra yeraltında bir mahzende eğitim görmesini söyler.  Bu görev  Lokman Hoca'ya verilir (s.8-9).

Nazım kısmındaki şiirler taş basma nüshalardaki şiirlerle hemen hemen aynıdır. Bazı şiirlerin ilk mısraları korunduğu halde diğer mısraları değiştirilmiştir.

Yeni harflerle yapılan basımlar arasında en farklı olanı Halûk Nihat'ın eseridir.[13] Yazar bu kitapta, halk arasında yaşayan Şah İsmail hikâyesini alarak onu destanlaştırma yoluna gitmiştir. Manzum bir dille aktarılan hikâye hecenin 8'li, 11'li ve daha çok 14'lü kalıplarıyla yazılmıştır. Hikâyenin olaylar dizisinde birçok kısaltma yapılmıştır. Zaten hikâye eserde konu olarak vardır, şiirler ve anlatım tamamen değişmiştir. Yazarın amacı da bir destan oluşturmaktır.

Eserde üç destan yer alır. Bunlardan ikincisi Şah İsmail ile Gülizar'dır. Bu kitabın başlangıç bölümünü hazırlayan Hilmi Ziya, Şah İsmail hikâyesiyle eski Türk destanları arasında bir irtibat kurarak, buradaki kişileri birer sembol olarak ele alır.[14]

 

Yukarıdaki karşılaştırma ve özetlerden de anlaşılacağı gibi, birçok yazar yeni harflerle hikâyeyi yayımlarken nazım kısmını genellikle korumuş, nesir kısmında ise kendi düşüncelerine uygun olarak değişiklikler yapmışlardır. Bu değişiklikler, dilini düzeltmek, sadeleştirmek ve okuyucunun daha iyi anlamasını sağlamak gibi nedenlerle yapılmışsa da metne müdahaleler çok fazladır. Bazen bu müdahaleler çok fazlaya kaçmış, metine orjinalliğini kaybettirmiştir. Hikâyeyi roman haline getirmek isteyenler de ne yazık ki bunları roman haline koyamamışlardır. Halk hikâyesinin daha sonra anlatılacak kendine has dokusu bunlarda da kalmıştır. Ayrıca daha önce de belirtildiği gibi bu hikâyelerin kaynağının ne olduğu belli değildir. Maarif Kitaphanesi her ne kadar kaynak olarak eski yazma nüshaları göstermişse de bu nüshaların hangileri olduğu belirtilmemiştir. Bu konuda Boratav şu değerlendirmeyi yapar ki bu düşünceye katılmamak mümkün değil:

"Bu düzeltme yalnız imlâ ve mâna yanlışlarını düzeltme, eksikleri tamalama, v.s... gibi metnin sadece aslî şeklinin en iyi hale getirilmesine, tamirine münhasır kalmamış, dil ve üslûbu güzelleştirme, daha doğru bir tabirle, kitabı yeni zamân ve şartlara uydurma gayretleri de göstermiştir". "Bir yandan, İkbal Kütüphanesinin tabları ve onun yolundan giden bazı başka basımlar, az çok halk hikâyeleri dil ve üslûbunun hususiyetlerini muhafaza ederek yeni yazılarla yayınlamakta devam ederken, öte yandan da Muharrem Zeki, Selâmi Münir, v.s... gibi yeni bir halk hikâyeciliği tarzı bulmağa çalışan bazı muharrirlerin elinde halk hikâyeleri eski dil ve üslûp damgasını tamamıyla kaybetmişlerdir".[15]

 

 

KAYNAKÇA 

 


 

  • [1] Prof Dr. Tuncer Gülensoy, Şah İsmail Hikayesi Üzerine Türkiye'de Yapılan Çalışmalar, sbe.erciyes.edu.tr/.../Şah%20İsmail%20Hikayesi
  • [2] Erdoğan Kara, "Şah İsmail ile Gülizar Hikayesi ", İ(MENAKIB-I ŞAH İSMAİL İLE GÜLİZAR),Boğaziçi Üniversitesi,Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,İstanbul - 1995,https://www.birikimler.com/html/tez.
  • [3] Erdoğan Kara, "Şah İsmail ile Gülizar Hikayesi ", İ(MENAKIB-I ŞAH İSMAİL İLE GÜLİZAR),Boğaziçi Üniversitesi,Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,İstanbul - 1995,https://www.birikimler.com/html/tez.
  • [4] Erdoğan Kara, "Şah İsmail ile Gülizar Hikayesi ", İ(MENAKIB-I ŞAH İSMAİL İLE GÜLİZAR),Boğaziçi Üniversitesi,Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,İstanbul - 1995,https://www.birikimler.com/html/tez
  • [5]
  • [6] Dâniş Remzi Korok, Şah İsmail (İstanbul: Türk Neşriyat Yurdu, 1937).
  • [7] Selâmi Münir Yurdatap, Şah İsmail hikâyesi: Resimli halk hikâyesi (İstanbul: Balçık Kitabevi, 1960).
  • [8] Yurdatap, a.g.e,. 4.
  • [9] Ergun Sav, "Şah İsmail," Halk hikâyeleri (İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 1974), (Folklör Dizisi:1).
  • [10] İstanbul Maarif Kitaphanesi, Şah İsmail (İstanbul Maarif Kitaphanesi, 1943), (Halk Kitapları Serisi, A:Saz Şairleri Hikâyeleri).
  • [11] stanbul Maarif Kitaphanesi, Tam Şah İsmail (İstanbul Maarif Kitaphanesi ve Matbaası, 1975).
  • [12] Rezzan Güney, Şah İsmail (İstanbul: Yeditepe Yayınları, 1961) (Yeditepe Halk Klasikleri:1).
  • [13] ]Halûk Nihat (Pepeyi), Türk destanına giriş (İstanbul: Ülkü Kitaphanesi, 1975).
  • [14] Pepeyi, a.g.e,. 5.
  • [15] Pertev Naili Boratav, Halk hikâyeleri ve halk hikâyeciliği (İstanbul: Adam Yayınları, 1988

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış