Sümmani ile Gülperi Varyantları Metinleri ve Hikaye Hakkında






HİKAYE HAKKINDA
 

Aşık Şenlik Hayatı ve En güzel Şiirleri,

Erzurumlu Sümmani Hayatı ve Seçilmiş Şiirleri İÇİN TIKLAYIN

 

D.1862 - Erzurum, Narman’ın Samikale ,Ö. Erzurum, Narman’ın Samikale 1915.  Erzurumlu Türk halk şairi

Erzurum, Narman’ın Samikale köyünde doğan şairin asıl adı Hüseyin’dir. Ailesi bu köye  Kafkaslar' dan gelerek yerleşmiş babası köyde çobanlık yaparak geçimlerini sağlayan bir çiftçidir.  [1]Babası Kasımoğullarından Hasan’dır. Ve Sümmani Hasan’ın tek çocuğudur.[2] Sümmânî, okuma yazma öğrenemedi. Okuma yazma öğrenmeyen ve belli bir tahsil öğrenmeyen Hüseyin babası ile çobanlık yapmaya başlamış, belli bir yaştan sonra Âşık Şenlik ile dost olarak gezgin aşıklık geleneği içerisinde Şenlik ile birlikte pek çok yeri dolaşmıştır. Sümmani önce Kars’a, sonra KafKaslar'a oradan İran'a gider. İran- Turan illerini dolaşır. Onun bir gurbeti yaklaşık beş yıl sürmüştür. Bir gezisinde Kırım’a kadar gittiği söylenmektedir. [3]

Erzurumlu Sümmani'yi badeli halk ozanlarımız arasında kabul etmek zorundayız. Sümmani,  bade içtiğini, rüyada âşık olduğunu iddia eden ozanlarımız arasındadır. Rüyasında Isfahan Şahı Şah Abbas'ın kızı Gülperi'ye âşık olduğu rivayetinde bulunulan Sümmani'nin hayatını merkez alan  bir  halk hikâyesi oluşmuştur.[4] Sümmani ile Gülperi hikâyesi olarak adlandırılan bu halk hikâyemiz aşk konuludur. Bu hikâye Emrah ile Selvihan da olduğu gibi yaşamış halk ozanlarımızın hayatı etrafında oluşturulmuş  halk hikâyelerimizden birisidir. Bu halk hikayemiz 16 yy dan bu tarafa oluşan diğer halk hikayelerimiz gibi aşk konulu  ve Asıl Aşk Hikayeleri grubuna dahil etmemiz gereken bir hikayedir.


Sümmani rüyasında İsfahan Şahı Şah Abbas'ın kızına âşık olur. Şah Abbas ve kızı motifi pek çok halk hikâyemizde geçmektedir. Erzurum’da oluşan bir kaç halk hikâyesinde de âşıklar aynı şekilde rüyalarında Şah Abbas'ın kızına âşık olmaktadırlar.

Bu halk hikâyesinin üzerinde detaylı ve mukayeseli bir araştırma yapılmamıştır. Sümmani üzerinde yazılan eserlerin ilki Nesip Yağmurderli “Sümmani, Hayatı ve Şiirleri, İstanbul 1939 adlı eseridir. Hayrettin Rayman, Sümmani hakkında bir doktora çalışması yapmış , “ Aşık Sümmani’nin Hayatı, Edebi Şahsiyeti Şiirleri ve Şiirlerinin Tahlili “ SBE, Fırat Üniversitesi, Doktora Tezi’inde şaiirn hayatı ve şiirleri üzerinde yoğunlaşmıştır. [5]. Murat Uraz Sümmani hikaeyesini derlemiş ve üzerinde tahlil çalışması yapmadan yayınlamıştır.[6] Abdülkadir Erkal tarafından “ Narmanlı Âşık Sümmani’nin Hayatı ve Eserleri “ adında bir kitap hazırlanmış ve bu eserde Sümmani’nin hayatı ve hikâyesi üzerinde bazı tespitler yapılmıştır.[7] Fakat Sümmani hakkında yazılmış makaleler dışında Sümmani’nin hikâyesi üzerinde bilimsel bir çalışma yapılmamıştır. Dr. Metin Özarslan”Aşık Sümmani Hakkında Yazılan Son Kitap Üzerine Bazı Dikkatler” adlı yazısında Sümmani hakkında yazılmış eserlerde görülen yanlışlar ve dikkatten kaçan hususlar üzerinde bazı  tespitler yapmıştır.  [8]

Sözü edilen hikâyesini ise kuvvetli bir ihtimalle Sümmani’nin kendisi oluşturmuştur. Hatta varyantlarından edinilen izlenimlere göre bir anlamda Sümmani’nin biyografisini büyük ölçüde kapsayacak şekilde teşekkül etmiştir. Aşığın hayatından bazı kesitler taşıdığı da anlaşılmaktadır.

Bu halk hikayemizi özel kıla bir husus vardır ki; Sümmani'nin Aşık Şenlik ve Aşık Zülali ile atışmasının bu hikaye metni içerisinde ve hikayenin bir epizodu olarak anlatılmış olmasıdır.

Bir başka ilginç konu ise hikâyenin bizzat Sümmani tarafından anlatılmış ve tasnif edilmiş şeklinde anlatılmasıdır. Bu durum ise Hikâyeyi ilk oluşturan kişinin Sümmani'nin kendisi olabileceği hakkındaki öngörüyü kuvvetlendirmektedir.

Hikâye varyantlarının birinde Sümmani'nin Çin Maçin Hükümdarının kızına, diğerinde ise Şah Abbas'ın kızına âşık olması bu iki varyantın kısmen Erzurumun farklı bölgelerinde oluştuğuna işaret eder. Anlatıcılar varyantları derledikleri yerler ve derledikleri kişiler hakkında bilgi vermemektedirler.





 

SÜMMANİ İLE GÜLPERİ [9]  Emsal Günaydın'ın  Tespiti

 

Babası köyde çobanlıkla geçimini sağlamakta idi Hüseyin 10-11 yaşlarına geldiğinde, babasıyla birlikte çobanlık yapmaya başladı Hüseyin ` in genellikle danalarını otlattığı yer Ablaktaş’tır: Bir gün Şekerli Düzü’ne hayvanlarını otlatmaya tek başına gider. Hüseyin, kendisine doğru bir atlının geldiğini görür. Atlı, Hüseyin`e selam verir ve adını öğrenmek ister. Çok aç olduğunu söyleyip ondan ekmek ister. Köylerinde nerede misafir olabileceğini sorar. Hüseyin üç arpa ekmeğinin yarısını atlıya verir. O’nun bu cömertliği hoşuna gider ve der ki

-Oğul, sana bir dua öğreteyim. Bu duayı kırk gün okuyacaksın. Yalnız yüz tane taş say, cebine koy. Her okuyuşta bir taş atarsın. Duayı kırk gün okur ve son gün Ablaktaş`a gider. Babası ise Cuma namazını kılmak için köyde kalır. Ablaktaş’taki çeşmenin yanında hayvanlarını otlatmaya bırakır. O da namaz kılmaya niyetlenir. Daha önce babasıyla burada namaz kılarlarmış Namaz vaktini anlamak için de kendilerine bir taş tespit etmişler. Güneş taşa isabet ettiği zaman öğle vakti olduğunu anlarlarmış, O gün de babasıyla yaptığı gibi kendisine taşı nişan eder ve Güneşe bakarken uykuya dalar.

Uykusunda, çeşmenin başında kırk yeşil güvercin görür Güvercinler birden kaybolur ve karşısında üç derviş belirir. Dervişler Hüseyin`e abdest aldırırlar ve birlikte namaza dururlar, Hatta bir dörtlüğünde der ki:

Vardım saf saf olup durmuş divana
Ben de el bağlayıp geçtim bir yana
Meylimi bağladım gari sübhana
O güzel Allah`ı gözler gözlerim

 

Daha sonra Hüseyin`i ortalarına alıyorlar. Hüseyin bakıyor ki. Dervişlerden birinin elinde bir tabla, üç dolu bardak var. Derviş, bunları Hüseyin’in önüne getiriyor ve

-Hüseyin, bu şerbetlerden bir tanesini iç bakalım. Diyor. Hüseyin bardakların içindekileri şerbete benzetemiyor. Kendisini kandırdıklarını. Ona içki içireceklerini sanıyor. Ne kadar zorluyorlarsa da içmiyor Bunun üzerine birisi Hüseyin`in ellerini tutuyor. Birisi de parmağını bardağa batırıp Hüseyin`in ağzına sürüyor. Tam bu esnada Hüseyin uykudan uyanıyor. Bakıyor ki. ne derviş var ne de şerbet. Fakat ağzında İnanılmaz bir lezzet hissediyor- Öylece bir daha uykuya dalıyor. Uykuda yine karşısına dervişler çıkıyor Tam eline bardağı alıp içmeye hazırlanıyor ki. Dervişler şôyle diyor:

-Oğul. buna aşk badesi derler. Sevdiğin kız aşkınadır. Kızın adı Gülperi’dir. Bedahşan kentinde Şah Abbas`ın kızıdır. Sen Onun. O da senindir. Birbirinize aşık maşuk ` sunuz. Dervişlerden biri Gülperi`nin cemalini gösterir. Üç bardak Hüseyin`e. üç bardak ta Gülperi `ye verirler. Yeşil mürekkeple yazılı bir kitap okuturlar.

Üç harf okuttular yeşil yapraktan
Okudum harfini noktasın tek tek…..

Hüseyin uykudan uyanır ki, ne Gülperi Han var ne de dervişler. Danaları da göremeyince köyün yolunu tutar. Köye varmaya yakın bir atlıyla karşılaşır,

-Hüseyin, korkma oğlum, sen ereceğine erdin. Bundan sonra senin mahlasın Sümman, dünyada kavuşmak senin için haram.

der. Sümmani, anlam olarak “Sonuncu, sona ait” demektir.

Hüseyin köye varınca annesini,. Babasını uyandırır. Babası da ertesi sabah. köylülere, çobanlığı bıraktıklarını söyler. Aradan otuz kırk gün geçer, günler geçtikçe aşkı da ziyadeleşir. Herkes. Onun hastalandığını. cin`e; peri`ye karıştığını sanır. O zamanlar sıra geceleri düzenlenirmiş. Bir akşam babasına yalvarır. gece!:e katılmak İstediğini söyler. Babası da dayanamayıp götürür. Sıra Sümmani`ye gelince. bazı kimseler, O`nun çocuk olduğunu söyleyerek atlamak İsterler. Köylülerin teklifini kabul etmeyerek, türkü söylemek istediğini belirtir ve söze başlar:

Uyandım gafletten oldum perişan
Bir nur doğdu alemler oldu ürüşan
Selam verdi geldi üç-beş dervişan
Lisanları bir hoş sedasın tek tek

 

Lisanları bir hoş eyler avazı
Onlarda mevcuttur ilm-ü el fazı 
Dediler: Vaktidir kılak namazı 
Aldılar abdestin edasın tek tek

Aldılar abdesti uyandım habran 
Aslımız yapılmış hak ü turabtan 
Üç harf okuttular yeşil yapraktan 
Okudum harfini noktasın tek tek

Okudum harfini zihnim bu!andı
Yalelerim göz göz oldu sulandı
Baktım çar etrafa kadeh dolandı
Nuş ettim kırkların mahlesin tek tek

Nuş ettim badesin gördüm rengini
Tam on sekiz saat sürdüm cengini
Yar yüzünde saydım üç beş bengini
Halhalın altında hırdasın tek tek

Dediler: Sümmani gel etme meram
Adamı çürütür dert ile verem
Sen içün dünyada kavuşmak haram
Hüdam böyle salmış kalemin tek tek

Koşma bitince köylüler şaşırır. Onun badeli Aşık olduğu anlaşılır. Fakat henüz saz çalmasını bilmemektedir. Babası ile bir gün Erzurum ` a giderler. Burada aşık kahvelerine devam eder. Sazın perdelerini ve tezene tutmasını öğrenir. Her akşam köylüyü toplayıp saz çalar. Günler ayları, aylar yılları kovalar Sümmani köyde duramaz ve sevdiğini aramaya karar verir. Önce KatKaslar`a. oradan İran`a gider. İran- Turan illerini dolaşır. Bedahşah`ı tanıyan, Gülperi`nin adını duyan bir Allah kuluna rastlayamaz Hint, Afgan topraklarına gider. Onun bir gurbeti yaklaşık beş yıl sürmüştür. Günlerden bir gün rüyasında pirini görür. Piri O`na Kırım`a bir geziye çıkmasını söyler. Sümmani yanına sofusunu alıp Kırım yolculuğuna çıkar Kışı Kırımda geçirir. Yaz gelince tekrar köyüne döner. Artık şair, hareket kabiliyetini yavaş yavaş kaybederek duraklama dönemine girmektedir.

Devrin büyük şairlerinden Erbabi`yi mat eder. Başarıları Erzurum Valisinin kulağına kadar gider. Bir süre sonra. Sümmani Pasof` a gider. Aşığı oradan Suskap köyüne Zülali`nin yanına götürürler. O sırada ünü Kars`ı, Ardahan`ı, Erzurum`u kaplamış olan Aşık Şenlik`te oradadır. Üçünden bir atışma İsterler. İlk sözü Sümmani söyler:

Adem Sefiyullah makam-ı peder
Cennet` te ihvan bir kere düştü
“Sürün“ dedi, mollam takdir-i kader 
Cennetten dünyaya bir kere düştü

 

Şenlik:

Hışm-ı nar içinde gülüstan gözü
İbrahim Safa`ya bir kere düştü
İsmail` e gelen koç kurban kuzu
Cennet`ten Mina `ya bir kere düştü

 

Zülali: 

Türaptan bir avuç hak aldı kaddes
Bu zemin Ierzeye bir kere düştü
Beytullah yerine Beytü`l Mukaddes 
Kuruldu Kabe`ye bir yere düştü

Sümmani`nin esas amacı, Şenlik ile meydan edilmekti. Günün birinde yine Samikale köyünden, Sefili isminde birisi, Aşık Şenlik`in yaşadığı. Kars`ın Çıldır ilçesinin Suhara Köyü`ne gider. Kendisini Aşık Sümmani olarak tanıtır. Fakat mat olup, sazını bırakarak köyüne geri döner. Bu olaydan hemen sonra Aşık Şenlik, Ardahan`a gider. Aşık Sümmani ile Ahmet Onbaşı da Şenlik`İn köyüne gelirler Orada. yöre İçinde önemli bir konuma sahip olan, Haşimoğulları `ndan Celal Bey ve Şerif Bey`le karşılaşırlar. Her ikisi de, bir süre önce köye gelip kendisini Sümmani olarak tanıtan aşıktan, Onun Şenlik`le yaptığı karşılaşmadan bahsederler. 0 zaman, Sümmani, kendi şanını kurtarmak için Aşık Şenlik`le karşılaşmak istediğini söyler. Şenlik, Ardahan ` dan köye çağrılır. Neticede bir araya gelirler. Hem tatlı tatlı sohbetler ederler hem de atışırlar. Sonunda yenişemeyip, kardeş olduklarım ilan ederler. Birkaç gün sonra köyüne geri döner. Fakat zaman Gülperi`yi unutturamamıştır. Köylüleri ona rastlayıp konuşturdukları zaman, 0, şu şiirini söyler:

Ervah-ı ezelden Ievh ü kalemden
Bu benim bahtımı kara yazdılar
Gönül perişandır alev-i alemde
Bir günümü yüz bin zara yazdılar

Gönül gülşeninde har oldu deyu
Hasretlik ismimde var oldu deyu
Sevdiğim, sevdiğin pır oldu deyu
Erbab-ı garezler yare yazdılar

Dünyayı sevenler veli değildir 
Canı terk edenler deli değildir
İnsanoğlu gamdan hali değildir
Her birini bir efkara yazdılar

Nedir bu sevdanın nihayetinde
yadlar gezer yarin vilayetinde
Herkes diyarında muhabbetinde
Bilmem bizi ne civara yazdılar

Döner mi kavlinden sıdk-ı adıklar
Dost ile dost olur bağrı yanıklar
Aşk kaydine geçti bunlar aşıklar
Sümmani`yi “Derkenara“ yazdılar

Aşık artık gerileme dönemine girmiştir. Bir gece rüyasında Gülperi. işaret almadan gurbete çıkmaması yolunda tembih eder. Bu duruma çok üzülür. Zaman zaman Erzurum`a gidip gelmektedir. Erzurum. da bulunduğu günler kahvede otururken arkadaş ve dostları sözü eski günlerden açıp. Sümmani`ye Gülperi ile olan aşkını anlattırmak isterler. Artık ihtiyardır. Sazını eline alıp şu şiirini söyler.

Tarih seksen dokuz on bir yaşımda
Cem başımda iş birer birer
On sekiz yıl sürdü yarin peşinde
Akıttım gözümden yaş birer birer

Görmedim dünyada bir şadlık demi
Geçti civan ömrüm, gülmem encamı
Her boyun sistemi, feleğin kahrı
Vurdu her taraftan taş birer birer

Sümmani`yim hani benim otağım?
Gün be gün, bulandı dalım, budağım
Devroldu devranım, çevrildi çağım
Döküldü dihenden diş birer birer

Bir gün gençliğini hatırlayıp aşk badesini içtiği Ablaktaş`a gider. Çobanlığı bıraktığından beri buraya hiç gitmemiştir. Orada oturur, uzun uzun düşünür, çalar, söyler. Artık, sadece kahvelerde çalıp söylemektedir. Bu sıralarda, Gülperi de Sümmani`den haber alamadığına üzülmektedir. Bir gün Bedahşah `tan tellal çağırttırır. Sümmani`yi aratmak için iki kardeş görevlendirir Sümmani`yi bunlara iyice tarif eder. Aradan günler, ay!ar geçer İki kardeş Kafkas taraflarına gelirler. Birden gözlerine bir adam ilişir. Adamlara Sümmani adında birisi aradıklarını söylerler. Adamlar:

-Biz Onun akrabalarındanız. Sümmani yakında öldü. Gülperi adında bir kızı sevmişti. Bu kızın aşkı için pir elinden bade verilmişti. İşte o vakitten beri. Sümmani Gülperi`nin aşığı olmuştur. Daha ölmeden bir kaç gün evvel rüyasını görmüştü. Günlerce ağladı, son dakikasına kadar Gülperi`nin acılarını çekti. Sonunda Ona hasret gitti.

İki kardeş, Sümmani`nin ölümüne çok üzülürler. Köye dönerler ve doğruyu Gülperi`ye söylemeye karar verirler. Şah`ın sarayına yaklaşırlar, bakarlar ki bir cenaze kalkmaktadır. Bu Gülperi`nin cenazesidir.

 

 



Erzurumlu Sümmanî ile Gülperi : DİĞER BİR VARYANTI

KAYNAK : Ahmet Özdemir [10]



Hüseyin henüz on, onbir yaşlarındadır. Babası ile birlikte hayvanları alıp, Ablaktaşı’na doğru sürmüşler. Burası, hem iyi bir otlak, hem de erenler yatağı, ziyaret yeriymiş. Yalnız Samikale’den değil, çevre köylerden de dara düşenler, hacet dileyenler, adağı olanlar buraya gelir, kurban keser, dualar ederlermiş.

Hüseyin’in babası:

“Oğul” demiş. “Burası yatırlar yatağıdır. Şu taşları, dikenleri temizle ki sevaba giresin. Gün gelir, emeğinin karşılığını görürsün. ”


Babası sürüsünü başka bir yamaca doğru sürerken, Hüseyin de babasının yumuşunu tutmaya koyulmuş. Hayvanlar çevresinde otlayadursunlar, epey bir temizlik yapmış. Bu arada öğlen sıcağı da bastırmış. Hüseyin, oracıkta başını bir keseğin üzerine koymuş da, çayırın üzerine uzanıvermiş. Çok geçmemiş ki, bir rüya görmeye başlamış. Neler mi görmüş?

Dinleyelim kendisinden:



“Uyandım gafletten oldum perişa
Bir nur doğdu âlem oldu ürüşan
Selâm verdi bana hep dervişân
Lisânları bir hoş, sedâsı tek tek..

Aldılar abdesti uyandım habdan
Dediler aslınız hâkü türâbda
Okuttular üç harfi yeşil yapraktan
Okudum harfini noktasın tek tek..”


Hüseyin rüyasında kırk güvercin ile üç derviş görmüş. Dervişlerin biri yaprak üzerinde üç harf yazmış, bunu delikanlıya göstermiş ve okumasını istemiş.. Hüseyin’in okuma yazması yokmuş. Hemen orada yeterince öğretmişler. Bu kez okumuş ki, yaprak üzerinde G.P.İ harfleri yazılıymış. Bu biraz sonra gösterecekleri güzelin baş orta ve son harfleriymiş.

Sözün kısası, dervişler Hüseyin’e bâde vermişler: “Al iç!” demişler. Delikanlı içmek istememiş. Dervişler:

“Al iç oğul, Sevdiğin kızın aşkınadır. O kız ki, Çinmaçin ilinin Badehşan şehrininden Abbas Han’ın kızı Gülperi’dir.”

Hüseyin bâdeyi içince. Gülperi’yi karşısında görmüş. Bu kez, dervişler kıza dönmüşler ve bâdeyi uzatmışlar:

“Al kızım Erzurum ili, Narman Kazası Samikale köyünde Kasımoğullarından Hüseyin’in aşkına ” demişler. Gülperi de içmiş. Böylece ikisi de üçer kadehi tamamlamışlar tamamlamasına da, kız ortadan kaybolmuş. Dervişler Hüseyin’i alıp dağlar, ovalar, nehirler aşırmışlar, Badehşan’da Abbas Han’ın sarayına indirmişler. Orada Gülperi’yi bir defa daha göstermişler. İşte o sırada Hüseyin derin uykusundan uyanmış. Zaman gece yarısını geçiyormuş. Çevresine bakmış ki, ne rüyasından bir eser, ne de öğle sıcağında uyurken bıraktığı hayvanlar var. Şaşkınlık içinde düşmüş yola. Köyüne girmeden önce, bir kır atlı karşısına çıkmış. Selâm vermiş:

“Oğul!” demiş. “Bundan sonra senin adın Sümmanî’dir. Sakın ola ki, bu gördüklerini üç ay kimselere söylemeyesin.” İşte böylece Hüseyin’in adı o günden sonra Sümmanî oluvermiş.

Öykü doğru mudur, yanlış mıdır? Bunu araştırmanın kimseye yararı yoktur. Bu bir gelenektir. Her Âşık, kendi ile özdeşleşmiş bir dolu “bâde” içme öyküsü yaratmıştır ki artık bu öykü kendisi ve sevdiğinin adıyla dilden dile, telden tele anlatılagelir. Sümmanî ile Gülperi’nin hikâyesi gibi.

Sümmanî, Gülperi’nin uğruna yollara düşmüş. Kırım’dan Kafkaslara kadar adım adım gezmiş. Gülperi’ye özlemini, gurbet duygularını öyle içten, öyle kendine özgü türkülerle anlatmış ki, işte onun üslubuna, tavrına bir başka anlatımla ayağına, yine bir başka anlatımla makâmına ve en doğru deyimle ağzına, Türk Halk Müziği’nde “Sümmanî Ağzı” demişler. Ondan sonra gelen Erzurum ve Kars yörelerinin halk şairlerinin çoğunluğu, demelerini bu ağızla sürdüre gelmektedir.

Genç yaşta kendini ihtiyarlar defterine lâyık gören Sümmanî, 1912 yılına doğru köyüne çekildi. Artık şiirlerinde öğüt, yol gösterme ve birikimlerin ağırbaşlılığıyla bilgelik ve olgunluk vardı. Bundan sonra ki Sümmanî’yi bir halk filozofu olarak niteleyebiliriz.

Bir şiirinde “Çekme şu dünyanın endişesini /Demir eyle gönlün dört köşesini /Kemlik ile kırarsan gam şişesini / Dönüp ona derman olsan ne fayda?” derken kötülükle kırılan gönlün, bir şişe gibi geri yapışmayacağı gerçeğini dile getirmektedir. Dünyanın düzenini ve gerçeğini kıssadan hisseler almamız için bize anlatır durur.

Bir şiiri ile yazımızı bitirelim istiyorum:


“Tövbekâr ol, gönül tarikten çıkma
Namertten şefaat şifadâr olmaz
Eylik eyle, sakın bir gönül yıkma
Görüşme kötüyle onda ar olmaz.

Dinleme dünyanın kılükâlini
Gözetle kâmilin bir kemâlini
Düşürme üstüne el vebalini
Zira böyle kişi bahtiyâr olmaz

Namertler içinden hicret et durma
Yapacağın hayrı kimseye sorma
Kişi zedelikle kendini kurma
Mezartaşı ile iftihar olmaz.

Yürüyüp meydana hışma gelenler,
Evvel tövbe edip pişman olanlar,
Ta ezelden sana düşman olanlar,
Sakın teslim olma kafadar olmaz.

Münafığın yeri her dem nar iken,
Düşman olsa korkma Mevlâ’m var iken
Bir adamın ezel vakti var iken,
Sonu yoksul olsa gözü dar olmaz.

Yoksulluk dediğin ömürler söker,
Katranı kaynatsan olur mu şeker,
Cinsi bozuk adam cinsine çeker,
Aslı kara demir mücevher olmaz..

Sümmanî ah edip sararıp solma
Gelen Tanrı’dandır kimseden bilme
Sevilen bir yere çok gidip gelme
Kesilir muhabbet itibar olmaz..”[11]


 


kaynakça 
 

 

  • [1] Emsal Günaydın , Aşık Sümmani, turkuler.com/ozan/summani.asp, son erişim, 12*10-2012
  • [2] Erzurumlu Sümmani Hayatı Seçilmiş Şiirleri, https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/e
  • [3] Erzurumlu Sümmani Hayatı Seçilmiş Şiirleri, https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/e
  • [4] Anonim, Sümmani Biyografisi,://nedirkimdir.org/summani-biyografisi/ son erişim, 11-12-2013http
  • [5] Hayrettin Rayman Aşık Sümmani’nin Hayatı, Edebi Şahsiyeti Şiirleri ve Şiirlerinin Tahlili “ SBE, Fırat Üniversitesi, Doktora Tezi- Elazıg 1991
  • [6] Murat Uraz, ( 1960) Aşık Sümmani ile Gülperi, İstanbul,
  • [7] Abdülkadir Erkal  “ Narmanlı Aşık Sümmani’nin Hayatı ve Eserleri” Erdem Yayınları İstanbul, 1998
  • [8] Dr. Metin Özarslan_Aşık Sümmani Hakkında Yazılan Son Kitap Üzerine Bazı Dikkatler,turkoloji.cu.edu.tr Milli Folklor Dergisi, yıl 11 Sayı 44
  • [9] Emsal Günaydın, Aşık Sümmani, turkuler.com/ozan/summani.asp, son erişim, 12*10-2012
  • [10] Ahmet Özdemir  https://www.ufukotesi.com/yazigoster.asp?yazi_no=20060253
  • [11]  Ahmet Özdemir  https://www.ufukotesi.com/yazigoster.asp?yazi_no=20060253 
  •  

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış