UYGUR DESTANLARI


UYGUR DESTANLARI
 
M. VIII. asıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla
birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygur lar, sekizinci asır ortalarında yine Dokuz Oğuzlar'la
birlikte, Gök-Türklerin Türk illerindeki yaygın hakimiyetlerine son vererek Uygur devletini kurdular. 
Uygur birliğini meydana getiren kavimler arasında eski Saka kalıntıları ve eski İran topluluğuna dahil,
 Türkleşmiş kavimler de vardır. Yeni devlet kısa zamanda geniş ülkelere yayıldı.
Kültür, sanat ve medeniyet bakımından Orta Asya Türk tarihine derin izler bıraktı.
Uygur boyları, daha önceki asırlarda da medeni bir hayat yaşıyorlardı.
 Hatta bunların M. V. asırda kendilerine mahsus bir yazı kullandıklarına dair Çin kaynaklarında kayıtlar vardır..
 Uygur devleti önce Moğolistan’da Orhun nehri havzasındaki Kara Balgasun Şehri
Orhun nehri havzasındaki Kara Balgasun Şehri çevresinde kuruldu.
 Bu devletin ikinci hükümdarı Moyunçur Han, büyük ve aydın bir hükümdardı.
Bu çağlarda Uygurlar Gök · Türk yazısını kullanıyorlardı.
Hatta Moyunçur Han, Göktürk an'anesine uyarak,kendi adına ve Göktürk harfleriyle yazılı bir abide
diktirmişti.
 
Nihat Sami Banarlı: Resimli Türk edebiyatı tarihi
 
Uygur destanları
 
Diğer Türk destanlarında olduğu gibi Uygur destanlarında da ana unsurlar “mavi ışık”, “kurt” ve anayurt’tur. Bu destanlar, bir karış toprağını, bir taşını feda etmemek gerektiği hususunda bir uyarı niteliği taşımaktadır.
“Dokuz Oğuz-On Uygur” Türklerinin iki destanı vardır. Birinci destan Uygurların Türeyişi ile ilgilidir ve bu, onların bir kurttan türediklerini anlatır. İkincisi “Göç Destanı” dır. Uygurların Ötüken’den Tarım havzasına niçin göç etmek zorunda kaldıklarını anlatır. Birinci destan Çin kaynaklarında, ikinci destan ise hem Çin hem İran kaynaklarında yer almakta ve bir birbirlerini tamamlamaktadır. İkinci destanın bir özelliği de hakanların kötü idaresi ve milli birliğin bozulması halinde yurdun nasıl yitirildiğini vurgulamasıdır.
 
 Refik Özdek: Türklerin Altın kitabı
 
 
 
TÜREYİŞ DESTANI
 
Hun Yabgularından bir Yabgu vardı,
Gök Tanrı’ya evlat için yalvardı.
 
Bu Yabgu’nun iki kızı doğmuştu,
Gökten sanki iki melek ağmıştı.
 
Ok adar çok güzeldi ki bu kızlar,
Yanlarında sönük kalır yıldızlar.
 
İnsanlara lâyık olamazdılar,
Onların elinde solamazdılar.
 
Kızların babası aklını yordu,
Günlerce hep bunu düşündü durdu.
 
İnsanlardan uzak tutmak istedi,
Onları Tanrıya vermek diledi.
 
Ülkede en tenha yere giderek,
Bir kule yaptırdı yüksek mi yüksek.
 
Kızlarını o kuleye kapadı,
İki kızı Gök Tanrı’ya adadı.
 
Kızlar o kulede hayat sürerken,
Ha bu gün, ha gece, ha yarın derken.
 
Çevrede bir ihtiyar kurt belirdi,
Gündüz demez gece demez gelirdi.
 
Hep kuleye bakar bakar ulurdu,
Kulenin altında yatar kalırdı.
 
Sonraları bir in yaptı kendine,
Orada yatmaya başladı yine.
 
Haftalar ve aylar geçti böylece,
Kuleyi gözetledi durdu her gece.
 
Kız kardeşlerin küçük olanı,
Ablasına sundu şöyle bir planı.
 
Bu bozkurt Gök Tanrı olmasın sakın,
Kurt görünümünde gelmesin sakın.
 
 Diye diye ablasını kandırdı,
Gök Tanrı bu diyerek inandırdı.
 
 Ablasını razı etti indiler,
Bozkurt ile orada evlendiler.
 
Kızlar o bozkurttan hamile kaldı,
Dokuz Oğuz, On Uygur dünyaya geldi.
 
Sesleri de kurt sesine benzerdi,
Şarkıyı da kurt gibi ünlerlerdi.
 
 Dokuz Oğuz, On Uygurları’n boyu,      
İşte bu çocuklardan türedi soyu.
 
   GÖÇ DESTANI
 
Uygur ilinde bir Hulin dağ vardı,
Tuğla ve Selenga bu dağdan çıkardı.
 
İki ırmak arasında bir ağaca,
Gökten mavi bir ışık indi gece.
 
Bunu gören halk pek çok şaşırdı,
Kimi iyiye kimi kötüye yordu.
 
Ağacın gövdesi gittikçe şişti,
Halk merak içinde, bu nasıl işti?
 
Kutsal saydı halk bu mavi ışığı,
Neyle vardı acaba bir ilişiği?
 
Ağacın gövdesi her gün kabardı,
Ağacın içinde acep ne vardı?
 
Ağaçtan müzik sesleri gelirdi,
Bazen kısılır bazen yükselirdi.
 
Bu ışık dokuz ay her gece indi,
Ülke halkı her gece tedirgindi.
 
Dokuz aydan sonra gerçek görüldü,
Ağacın gövdesi birden yarıldı.
 
İçinden beş erkek çocuğu çıktı,
Ülke halkı bu çocuklara baktı.
 
En küçüğe Buka Tigin dediler,
Büyüyünce oldu pek yiğit bir er.
 
Ülkeyi hükmünün altına aldı,
Başlarına güçlü bir kağan oldu.
 
Otuz göbekten çok geçmişti zaman,
Yulun Tigin oldu ülkeye kağan.
 
Çinlilerle birçok savaşa girdi,
Kimi galip kimi mağlup bitirdi.
 
Savaşlara ara vermek diledi,
Çin hanedanından bir kız istedi.
 
Oğlu Galı Tigin’i Çin sarayından,
Kiyu-Liyen ile eyledi nişan.
                                     
Sonra bu prensesi oğluna aldı,
Çin Hanedanından bir gelin geldi.
 
Hatun Dağında bir saray kurdular,
Damat gelin orada oturdular.
Orada Tanrı Dağ, Kutlu Dağ vardı,
Kutlu Dağ büyük bir kaya kadardı.
 
Çin’den elçileri gelip baktılar,
Bu civarda araştırma yaptılar.
 
Sonra konuştular, karar verdiler,
Sonunda şöyle bir hükme vardılar.
 
“Hatun Dağının ve Uygur ülkesinin,
Mutluluğu bu kayaya bağlıdır.
Bu ülkeyi yok etmek için,
Bu kutlu kayayı yok etmeliyiz.”
 
Çinlilerin derdi Yada Taşıydı,
Bu taşı yok etmek işin başıydı.
 
Çin elçileri bir plan kurdular,
Kağan’a şöyle bir fikir sürdüler.
 
Bu kayayı verirseniz siz eğer,
Prensese çeyiz olsun dediler.
 
Yulun bu teklife rıza gösterdi,
O Yada Taşını onlara verdi.
 
Yada küçük bir dağ kadar büyüktü,
Taşınması hiç imkânsız bir yüktü.
 
Etrafına odunları yığdılar,
Tutuşturup iyice kızdırdılar.
 
Üzerine keskin sirke döktüler,
Parçalayıp da yerinden söktüler.
 
Ondan sonra şöyle karar kıldılar,
Bir tek parça bırakmadan aldılar.
 
Arabalarla Çin’e götürdüler,
Bu olayı böylece bitirdiler.
 
Uygur ülkesine bir hüzün çöktü,
İnsanlar, hayvanlar gözyaşı döktü.
 
Yulun Tigin yedi gün sonra öldü,
Felaketler ardı ardına geldi.
                                        
Halkın huzuru kaçmıştı,
Toprak suyunu içmişti.
 
Irmaklar göller kurudu,
Ağaçlar dallar kurudu.
 
Toprak ürün vermez oldu,
Bütün ülke hüzün doldu.
 
Başa geçen Tiginler de,
Sık sık öldü o günlerde.
 
Hükümdarlar toplandılar,
Aldılar şöyle bir karar.
 
Hoçu’yu başkent edelim,
Göçüp oraya gidelim.
 
Başkentleri Hoçu oldu,
Uygur halkı huzur buldu.
 
Ordan Beş-Balık’a kadar,
Hâkimiyet sağladılar.    
 
“Yukarıdaki bölüm destanın Çin kaynaklarındaki şeklidir.
İran kaynaklarında fazla ve farklı olarak şunlar anlatılıyor.”
 
 
 Ağaçtan çıkan çocukların adları,
Büyükten küçüğe hem sıfatları.
 
Sungur Tigin, Kutur Tigin, Tükel Tigin,
Ur Tigin en küçükleri Bugu Tigin.di.
 
Bugu Tigin Akıllı, dirayetlidi,
Daha atak, daha cesaretliydi..
 
Onu başlarına kağan seçtiler,
Hükümranlığını kabul ettiler.
 
Tanrı ona üç karga vermiş idi,
O kargalar emrine girmiş idi.
 
Ülkenin her yanına ulaşırlardı,
Olan biten neyse hep taşırlardı..
 
Bir gece Buğu Kağan uyurken,
Odaya bir kız girdi pencereden.
 
Bugu kağan korktu ses çıkarmadı,
Kimsin nesin diye bir şey sormadı..
 
Vezirine bu rüyayı söyledi,
Vezir de,  “Onunla bir konuş.” dedi.
 
Kağan rüyada gelen o kızla,
Ak Dağ’da gezmeye başladı hazla
 
Günlerden sonra bir gece yine,
Aksakallı bir pir girdi düşüne.
 
Ona fıstık kadar, fıstık şeklinde,
Yüzük taşı verdi, dedi ki! “Dinle!
 
“Sen bu taşı sakladığın müddetçe,
Dünyanın dört tarafına hâkim olacaksın.”
 
Aradan çok zaman geçti,
Kadere devrana yol açtı.
 
Herkes gibi o da öldü,
Bir oğlu da kağan oldu.
 
Onun zamanında yurdun,
Üstündeki kuşun kurdun.
 
Canlı cansız cümle varlık,
Göç göç diye attı çığlık.
 
Bunu duyan Uygur halkı,
Gök Tanrı’dan ikaz belki.
 
Deyip düştüler yollara,
Katlandılar zor hallere.
 
Her nereye varsalar,
Her nerde dursalar,
 
Göç göç sesi geliyordu,
Kulakları deliyordu.
 
 Sesler durdu Beş Balık’da,
Huzur vardı ortalıkta.
 
“Demek yurt tutulacak yer,
Meğer bu yermiş” dediler.
 
Orda kalıp oturdular,     
Ve beş mahalle kurdular.
 
Mahalleler büyüdükçe,
Bir şehir oldu büyükçe.
 
Adına Beş- Balık dendi,
Ve dahi böyle söylendi.
 
 İbrahim Sağır
 
 
 
 
Kaynak Eserler
 
Nihad Sâmi Banarlı’nın RESİMLİ TÜRK EDEBİYATI TARHİ MİLLÎ EĞİTİM BASIMEVİ - 1STANBUL 1983-1.Cilt kitapları
 
Refik Özdek Türklerin Altın Kitabı1990-1.cilt
İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK DESTANLARININ TARİHİ AÇIDAN
DEĞERLENDİRİLMESİ
Yüksek Lisans Tezi Gülşen İnci Yılmaz
 
Türk Destanları
 
TÜRK DESTANLARI
Prof. Dr. Umay Günay
 
Türk Destanları
Metin TURAN
Anadolu Üniversitsi
 
 
 
 
 
 
 
 

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


4 Yorum
Esa
23.01.2018 - 07:55
İlk kez burada yayınlanmış olanların az zamanda hayli okur bulacağını biliyorduk. Başarılar diliyoruz.

22.04.2018 - 19:10
Başarılar diliyorum İbrahim Ağbey, okurun bol olsun.

02.05.2018 - 16:37
Teşekkür ederim. Şahamettin Bey

15.05.2018 - 19:25
Önceden söylemiştim İbrahim agbi. İlk kez Burada paylaşacağınız her yazı böyle çok okur bulacak.