Ödüllü Şiir Yarışmasına Katıl (YENİ)

ANTAKYA'DA ZAMAN

Ekleyen : M. Nihat Malkoç , 27 Ocak 2020 Pazartesi aaa Beğen 2
I.
Akdeniz'in incisi, şehrengizler güzeli
Cadde ve sokakların maneviyat bezeli
Seni düşünedurdum kapayıp gözlerimi
Dününü dünüm saydım, iz ettim izlerini
Gözlerimi açınca seni gördüm ey şehir!
Zamanın yatağından aktı gümüş bir nehir
Çözülmeyen sırlara gebesin sen ay yüzlüm
Çınlayan kulaklara küpesin sen ay yüzlüm
Sevgiyi yüreklere, nefreti suya yazdın
Renkler içerisinde sütten daha beyazdın
Toprağında saklıdır insanlığın mirası
Yüreği aydınlatır hoşgörünün çırası
O/nurla karşı durdun düşmanların cevrine
Tarihin uzanıyor Cilalı Taş Devri'ne
Mâzini bilmeyene seni anlatmak zordur
Hasretin yanardağdır, avuç içinde kordur
Güneşin yangınını seyrederken camlarda...
Mor ufuklar tutuşur turuncu akşamlarda
Bayrağıma renk veren alların var Antakya!...
Peteklerden süzülen balların var Antakya!...
 
II.
Heybetli tarihinden geçmiş nice asırlar
Dünden bugüne kalmış kâşaneler, kasırlar
Buram buram bir tarih yatmakta toprağında
Köklerin imzası var, çınarın yaprağında
Kadim medeniyetin aydınlık beşiğisin
Hakikatin durağı, mukaddes eşiğisin
Seccademe düşerken kubbelerin gölgesi...
Çan sesine karışır lâhûtî ezan sesi
Çağları aşıp geldin, dünden daha dirisin
Ey hakikatin dili, sen sözünün erisin!
Çelik iradelisin, hiç bükülmez bileğin
Sevgi ve muhabbettir, kardeşliktir dileğin
Hakk'a nazar edenin gözlerinin ferisin
Hakikat ordusunda muzaffer bir çerisin
Baharların yanında nice hazanlar gördün
Şerefli destanını kanla yazanlar gördün
Aşk kokan şehirlerin sen oldun imamesi
Teğet geçmiştir seni hayatın hengâmesi
Turunçlarla süslenmiş dalların var Antakya!...
Gerçeği kıskandıran falların var Antakya!...
 
III.
Hüseynî makamında içli bir türküsün sen
Kızılelma misali efsûnkâr ülküsün sen
Başın göklere değer, aşkın timsali şehir!…
Dik ve diri durursun, elif misali şehir!...
Kardeşlikte, dostlukta yarışır Ulu Cami
Havrayla, kiliseyle barışır Ulu Cami
Her gece dolunaya dökersin sırlarını
Zaman perdelemiştir kadim asırlarını
Müminle dolup taşan camilerin var senin
Ateşten gömlek giyen hâmilerin var senin
Efsûnlu güzelliğin eşsiz tablolar gibi
Kutlu Neccar Camii zarif biblolar gibi
Ay adını sayıklar, bulutlar tanır seni
Seher vakti görenler, bir peri sanır seni
Mukaddes  şehirlerden Kudüs'ün kardeşisin
Tarık Bin Ziyad'a dost, Endülüs'ün eşisin
Seni anlatmak zordur kentler kraliçesi
Gönüllerdedir yerin, âşık sana nicesi
Yolcuya geçit vermez bellerin var Antakya!...
Anlaşılması müşkül hâllerin var Antakya!...
 
IV.
Hayatımın öznesi, sol yanımda atansın
Çağları aşıp gelen mukaddes bir vatansın
Senden ayrı kalınca yüreğime gam düşer
Gözümde canlanırsın, efkârıma dem düşer
Yatağından akarken o billur zaman nehri
Her gün kıyama durur tüm zamanların şehri
Asi Nehri geçtiği yere bereket katar
Kalenin burçlarında zamanın nabzı atar
Nereye nazar etsem orada gördüğümsün
Çözmek müşküldür seni, çetin bir kördüğümsün
Sen haykırdın mazlumun sustuğu zamanlarda
Meydandaydın hainin pustuğu zamanlarda
Bir yangının külünden anka gibi doğdun sen
Zifiri karanlığı ışığınla boğdun sen
Rüzgârınla dağıttın o kara bulutları
Mütebessim çehrenle yeşerttin umutları
Gurbet türkülerinde yanık bir ezgisin sen
Alnımıza çizilmiş derin bir çizgisin sen
Türkülere can veren tellerin var Antakya!...
Hakikate uzanan ellerin var Antakya!...
 
V.
Habib-i Neccar ile çağları aşarsın sen
Nice medeniyetle kardeşçe yaşarsın sen
Yarınlara umutla bakarken Altınözü...
Samandağ içten söyler söylenecek son sözü
Erzin, Hassa, Payas'la cenneti andırırsın
Uzağına düşeni hasretle yandırırsın
Girift bir bilmecedir İskenderun'da zaman
Amanos Dağları'nda hiç eksik olmaz duman
Düşmana ilk kurşunu yiğitçe sıkmış Dörtyol
Hıyanet sarmalından nicedir bıkmış Dörtyol
Gözü pektir Reyhanlı, hududu bekler durur
Kırıkhan'dan güç alır, Kumlu emekler durur
Defne, Arsuz cömerttir; kucak açar gelene
İskenderun müşfiktir, el uzatır Belen'e
Yalnızlığa mahkûmdur Yayladağı ilçesi
Antakya bir tarihtir, som altının külçesi
Başını taştan taşa vurup da akar Asi
Türkmen'in balasına ağıtlar yakar Asi
Yâr beline dolanan kolların var Antakya!...
Hakikate götüren yolların var Antakya!...
 
VI.
Ülkemin gözbebeği, bu kalp seninle atar
Hayallerin bitimsiz, yüreğin vatan kadar
Zamanın kadehinden içtiğim sensin ey can!
Şehirlerden bir/inci seçtiğim sensin ey can!
Ey hüzün sarmaşığı, derde derman sendedir!
Sen Leylâ'sın ben Mecnûn, aşka ferman sendedir!
Seninle tamam olur cümle noksanlarımız
Can fanusunda şule şeref ve şanlarımız
Senden ayrı düşenin kirpiğinde nem vardır
Sana sevdalananın yüreğinde gem vardır
Melâl ırmaklarında inşirahsın sevgili!
Yüreği alev ateş yakan âhsın sevgili!
Karanlık gecelerde yıldız oldun hilâle
Kırdın zincirlerini, başkaldırdın muhâle
Nabzımız sende atar, bu toprağa aitsin
Afrin'de yiğitlerin destanına şahitsin
Soframda kuru soğan; ekmeğim, aşım benim
Hasretin gözesidir, gözümde yaşım benim
Temmuzun sıcağında yellerin var Antakya!...
Gözlerden akıp giden sellerin var Antakya!...
 
VII.
Bir ekene bin verir bahçelerin, bağların
Bulutlarla söyleşir, heybetlidir dağların
Ruha inşirah verir minarelerden ezan
Can mülkü yağmalanır, kurulur bir gün mizan
Zifiri gecelere düşen mavi ışıksın
Göklerde dalgalanan ay yıldıza âşıksın
İlâhî bir nakkaşın elinden çıkmışsın sen
Aşmışsın engelleri, bendini yıkmışsın sen
Yârden geçilse bile geçilmez Antakya'dan
Gayri ölümden başka göçülmez Antakya'dan
Nice farklı kültürü bir paydada topladın
Gönülleri muhabbet iksiriyle kapladın
Üzerinde bir tarih yatmaktadır ey şehir!...
Yürekler hasretinle atmaktadır ey şehir!...
Cennetten bir köşesin, diyarısın dostluğun
Zümrüt ü anka'sın sen, şiarısın dostluğun
Mâziden istikbâle yaşıyorsun gönlünce
Kardeşlik havasını soluyorsun ömrünce
Birbirinden hoş, zarif illerin var Antakya!...
Kem sözlere kapalı dillerin var Antakya!...
 
VIII.
Hititlerden Persler'e  ne uygarlıklar gördün
Barışın hırkasını sevgi ipiyle ördün
Yüzün güleçtir senin, gün gibi sıcaksın sen
Annenin evlâdına açtığı kucaksın sen
Tarihin yorgun kalbi kadim müze(n)de atar
Mübarek toprağında Habib-i Neccar yatar
Bu hakiki Hakk dostu, hayata nizam verdi
O ki kutlu şehadet mertebesine erdi
Ölümüyle bu fâni hayata anlam kattı
Her dem yeniden doğdu, ölümsüzlüğü tattı
Karye halkını Hakk'a davet eden erendi
Hakk'ı ve hakikati kalp gözüyle görendi
Azları çok eyledi, onunla çoğaldık biz
Şifâyâb oldu gönül, çok şükür sağaldık biz
Hak nazardan korusun, şiş batsın kem gözlere
Mevlâ'nın armağanı, bir lütufsun bizlere
Ey huzurun diyarı, candan öte cansın sen!
Zifiri karanlığı aydınlatan tansın sen
Bahçeleri süsleyen güllerin var Antakya!...
Anka misalisin sen, küllerin var Antakya!...
 
                                                           M. NİHAT MALKOÇ
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...