İMAM HÜSEYİN

Ekleyen : M. Nihat Malkoç , 13 Eylül 2019 Cuma aaa Beğen 2
         
            ...kerbelâ yüreğimde kanayan bir yaradır...
 
Sensiz bu dünya bize dardır İmam Hüseyin!...
Yürekler yangın yeri, hardır İmam Hüseyin!...
 
Nebi'nin ehli beyti; canı, ciğerparesi...
Hayat filmini başa, sardır İmam Hüseyin!...
 
Yezid'in orduları çağı buladı kana
Hicran ateşten sıcak, nârdır İmam Hüseyin!...
 
Kerbelâ yangınında suya hasrettir canlar
Hicap fakiri çağda, ardır İmam Hüseyin!...
 
Binler Bir'e abanır, karınca-fil misali...
Bu yenilgide zafer, vardır İmam Hüseyin!...
 
Sesinin yankısında çoğalıyor sesimiz
Ehli Beyt'in goncası, yârdır İmam Hüseyin!...
 
İman ordularının muzaffer komutanı
Gönül karargâhında erdir İmam Hüseyin!...
 
Yetmiş iki gül soldu, gürbüzleşti dikenler
Minarelerden sâlâ, verdir İmam Hüseyin!...
 
Muhabbet dergâhında yara almış yürekler
Hakikat ordusunda serdir İmam Hüseyin!...
 
Ey cennet gençlerinin ay yüzlü efendisi!...
Ruhumuzdan goncalar derdir İmam Hüseyin!...
 
Kıyama durur ruhlar bu belâ çöllerinde
Gönül gözümüzde nur, ferdir İmam Hüseyin!...
 
Susuzluktan çatlamış, şerha şerha dudaklar
Gözden akan kanlı yaş, terdir İmam Hüseyin!...
 
Öfke barut fıçısı, yürekler darmadağın
Sevgiyi kalbimize, girdir İmam Hüseyin!...
 
Fatıma't-üz Zehrâ'nın gözünün nuruydu o...
Hakikat davasında, pirdir İmam Hüseyin!...
 
Yürekler nasırlaşmış, öfkenin pençesinde
Gönül aynamız puslu, kirdir İmam Hüseyin!...
 
Gözyaşıyla doldurdu tevhidin çeşmesini
Kesretin halkasında birdir İmam Hüseyin!...
 
Fikirlere vurulan paslı zincirleri çöz!…
Dağıt prangaları, kırdır İmam Hüseyin!...
 
Batılın Hakk'a kini, paslı hançer misali...
Bilinenden daha çok, sırdır İmam Hüseyin!...
 
Fırat boşa akarken suyun düşünü gördün
Gel bu rüyayı hayra, yordur İmam Hüseyin!...
 
Biat sözü verenler kustular nefretini
Yüreğimizde ateş, kordur İmam Hüseyin!...
 
Çöller kokundan yoksun, virandır dünya bize
Payımıza düşen renk, mordur İmam Hüseyin!...
 
Dünya dünya olalı görmedi böyle zulüm
Zalimlere hesap sor, sordur İmam Hüseyin!...
 
Kerbelâ çöllerinde ağladı kara gökler
Bakışlar öfke seli, hordur İmam Hüseyin!...
 
Ahir zamanda iman, avuç içinde ateş…
Onu yürekte tutmak zordur İmam Hüseyin!...
 
Kan ağlarken şafaklar bu abus yüzlü çağda
Fikir zehirli kıymık, urdur İmam Hüseyin!...
 
Hakikatin bağında boynunu bükmüş güller
Adil, hakça düzeni kurdur İmam Hüseyin!...
 
Kerbelâ mücrimleri zorlarken sınırları
Kalplere tevhit mührü vurdur İmam Hüseyin!...
 
Mazlumun kanı akar, sular seller misali
Akan mübarek kanı, durdur İmam Hüseyin!...
 
Geceyi aydınlatan gönüllerin ışığı
Zifiri karanlıkta nurdur İmam Hüseyin!...
 
Şehitlerin serdarı, aşk bağının bülbülü
Yıkılmaz bir kaledir, surdur İmam Hüseyin!...
 
M. NİHAT MALKOÇ
 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Cemil Uygun
13 Eylül 2019 Cuma 11:23:21
• 10 Muharrem (Ekim) 680 tarihinde Cuma günü Hz. Hüseyin Kerbela’da Yezid’in adamlarıyla savaşmaktan Cuma Namazını kılamamıştır. İkindiye doğru düşman karargahına çekilince abdest almak ve elindeki kırba ile ashabına su getirmek için Fırat’a doğru yürüyen Hüseyin, önüne atlı birlik çıkması sebebiyle gözleri nemli bir şekilde kumun üzerine diz çökerek kana belenmiş topraklarla teyemmüm alıyor ve şöyle söylüyordu; Ey dinsiz mü’minler, abdest almamıza mani oldunuz. Ey imansız dindarlar, Cuma kılmamızı engellediniz. Arşın duyduğunda titrediği şu susuz çocuklarımızın ve kadınlarımızın ağlayışları bu toprakların ateşi olsun, kıyamete kadar toprağınızdaki ateş sönmesin. (S: 203) • Hüseyin’in kesilip koparılan bir kolu Irak çöllerine çakallar yesin diye atılmıştır. O yüzdendir ki o gün bu gün hala Irak topraklarında birlik ve dirlik yoktur. Hüseyin’in başsız vücudu Fırat Nehri’nin suları altındadır. Bir göz çıkarılmış kafası Suriye Şam’da bilinmedik bir yere gömülmüştür. Bu sebepledir ki öğünden sonra bu coğrafyada yüzü gülen olmamıştır. (S: 228-229) • Bir gün Hz. Peygamber Eşi Ümmü Seleme’ye bir avuç toprak getirip saklamasını istedi. Ümmü Seleme annemiz; “Bu toprak neyin nesidir” diye sordu. Peygamberimiz; “Bu toprak kan haline gelince bil ki reyhanım Hüseyin şehit olmuştur. Toprak kan haline dönüştüğü zaman hemen kabrime gelip toprağıma serp” buyurmuştur. Ümmü Seleme annemiz bu toprağı saklar, yıllar sonra bir ikindi vakti toprağın kan haline geldiğini görür ve ağlamaya başlar. O günün bitimine doğru odasında yere baygın düşer. Rüyasında Peygamberimizi görür, Peygamberimiz sürekle ağlıyordur. Saçı sakalı top toprak içindedir. Ümmü Seleme annemiz sorar; “Ya Rasülallah, ne oldu sana” diye. “Biraz önce Hüseyin’imi şehit ederlerken Kerbela’daydım” diye cevap verir Allah’ın Rasülü. Cuma günü şehadet günüydü. Bedeninde otuz üç mızrak yarası, yirmi dokuz kılıç yarası bulundu. Başını gövdesinden ayırmışlar, cesedini soyup çıplak bırakmışlar, atlara çiğnetmişlerdir. Yetmiş iki şehidin başlarını mızrak uçlarına takarak tören alayı halinde sıralanarak çılgınca naralar eşliğinde Şam’a doğru yola çıktılar. Akşama doğru Gadiriye Köyü ahalisi korkularından cesetleri karanlıkta defnetmiştir. Hz. Hüseyin’in kolunun biri kopmuş, bacağı dizinden kırılmış cesedi Fırat Nehri yatağına gömülmüş ki kabri bilinip onu sevenler kabrini ziyaret etmesinler. Hz. Hüseyin’den geriye Kerbela’da çocuklarından sadece Zeynel Abidin sağ kalmıştır. (S: 215-216-217) • Hz. Hüseyin’in kesik başı Yezid’in Sarayında büyük bir masa üzerinde olduğu halde Bizans elçisini kabul etmiştir. Elçi kesik başın kime ait olduğunu sorunca; Yezid gururla; “Peygamberimizin torunu Hüseyin’indir” cevabını vermiştir. Elçinin gözleri buğulanmış, yaklaşarak üzerindeki tozları temizler gibi yaptıktan sonra Yezid’e doğru dönerek; “Sen nasıl bir hükümdarsın? Nasıl bir hükümdar böyle bir vahşete izin verir? Hiç mi Peygamberinize hürmetiniz yoktur? Biz peygamberimiz İsa’nın bindiği eşekteki nalı bulduğumuzda öyle sevindik ve onu gözümüzden bile sakınarak muhafaza ederek, hürmet gösterdik. Sizin peygamberinizin torununun, bir merkep nalı kadar da mı yanınızda değeri yoktur” demiştir. Yezid de; “Sen düşün, Hükümdarın Konstantinos Pogonatos düşünsün, peygamberin torununa böyle bir eceli reva gördüysem eğer, kimlere ne yaparım” demiştir. Kesik başa burada bir sürü işkence de yapmış, kesik baş Şam’da bir yere gömülmüş, yeri sadece kendisine bildirilmiştir. (S: 223-224-225) Tarihte kara bir leke olan bu acı olayla ilgili güzel çalışmanızdan dolayı sizi tebrik ediyorum üstadım, saygı ve selamlarımla.

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...