Mezopotamya

Ekleyen : Adem , 21 Ağustos 2016 Pazar aaa Beğen

 

Resim Alıntı: http://www.google.com.tr/search?q=mezopotamya&hl=tr&tbm=isch&tbo=u&sour

 

Mezopotamya 

 

Mezopotamya Kelimesi Antik Yunan dilinde iki ırmak arasındaki ülke veya bölge anlamına gelmektedir.  Mesos; "arasında" Potamos; "ırmak" demektir. Bu iki kelimenin birleşiminden meydana gelen Mezospotamus (Mezopotamya), "İki ırmak arasındaki topraklar" anlamına gelir. Kastedilen iki nehir ise Fırat ile Dicle'dir,   Bu kelime bu günkü anlamında, Doğu Suriye, Güneydoğu Anadolu (Türkiye) ve Kuzey Irak'ı kapsayan coğrafi bölgeyi tarif etmek için kullanılmıştır. [1]

Bu bölge Fırat ve Dicle ırmaklarının Güneydoğu Anadolu’dan başlayarak Ortadoğu ve Basra Körfezine kadar uzandığı coğrafik bölge için kullanılmıştır.  Fırat ve Dicle, Bağdat yakınlarında birbirlerine çok yaklaşır ve Kurna şehrinde birleştikten sonra Şattü'l Arap ismini alarak Basra Körfezi'nden denize dökülür. 

 Dicle ve Fırat'ın getirdiği topraklar Mezopotamya'nın güneyinin çok verimli olmasına sebebiyet vermekteydi. Dicle ve Fırat, bu sıcak bölgenin iklimi yumuşatıyor, daha ılıman yapıyor kenarlarındaki topraklara bereket veriyor, bu sayede her türlü ürünün kolayca ve bolca yetişmesine olanak sağlıyordu.  Üstelik o asırlar için en gerekli olan balçık ve çamur için oldukça uygun olan zeminler sağlıyordu.

Mezopotamya üç bölgeden oluşur. Dağlık olan bölgeye "Yukarı Mezopotamya", En önemli bölüme "Orta Mezopotamya", nüfus açısından kalabalık bölüme ise "Aşağı Mezopotamya" denmektedir. Dümdüz uzanan ova, Mezopotamya'nın kuzeyinde Toros Dağları ile Zağros dağlarının eteklerinde bereketli ve daha serin bir iklim oluşturuyordu.

Bölgenin Suriye ve Güneydoğu Anadolu bölgesine Yukarı Mezopotamya  Güney’de kalan kesimine ise Aşağı  Mezopotamya adı verilir.  Dicle ve Fırat nehirlerinin vadileri ile bu iki nehrin arasında kalan ve Mezopotamya diye anılan bu topraklar, güneyde Basra Körfezi, kuzeyde Güneydoğu ile Toros Dağları, doğuda Zağros Dağları, batıda Suriye  ve Arabistan Çölleri ile çevrilidir

Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan bölge günümüzde Irak, kuzeydoğu Suriye,  Güneydoğu Anadolu  ve Güneybatı İran topraklarından oluşmaktadır. Büyük bölümü bugünkü Irak'ın sınırları içinde kalan bölge, Tarih Öncesi Çağlar’da  medeniyetin beşiği olan, ilk uygarlıkların ortaya çıktığı yerdir.   Yeryüzünün  ilk uygarlıkları olan, Sümer, Asur Babil , Akat, Elam, Mitanni, Kalde uygarlıkları bu bölgede ortaya çıkmıştır.  Ozamanlar tüm dünya’nın beşiği bu coğrafyaydı.  Mezopotamya olarak anılan bölgenin belirli bir siyasi mevcudiyeti olmadığı gibi sınırları da belli bölge olmamış, Yunan tarihçileri bu bölgeyi anmak için bu ismi anmışlardır.[2]

Günümüzde kurak ve sıcak bir iklime sahip olan git gide çölleşen bu topraklar o çağlarda bereketli topraklara ve oldukça uygun iklim şartlarına sahipti.  Fırat ve Dicle’nin de sayesinde yerleşmeye ve tarım hayatına geçmeye oldukça uygun şartları taşıyordu. Göç yollarının üzerinde olması, topraklarının verimli, ikliminin elverişli olması, ırmaklarından sulamada yararlanılması gibi nedenlerle ilkçağların başından itibaren yeryüzündeki ilk uygarlıkların ortaya çıkmasına zemin olmuştur.

 

Neolitik (Yeni Taş) Çağ: M.Ö. 5800-4800, Kalkolitik (Maden-Taş) Çağlarda yeryüzündeki medeniyetlerin ilk alametleri önce Mezopotamya’nın yukarı kesimlerinde ortaya çıkmıştır. Bu çağa ait ilk ve en özgün özelliktir.  Antep, Şarklı mağra,  Göbeklitepe ve Soğanlı tarla ( Urfa ) , Diyarbakır Çayönü, Antalya Beldibi, Karain, Belbaşı ve Öküz önü Mağaraları, bu çağa ait verilerin bulunduğu noktalardır. ( Bkz Tarih Öncesi Çağlar ve Uygarlığın Oluşumu ) Göbeklitepe bulunana kadar dünyanın en eski yerleşim yerinin ve en eski tapınaklarının Türkiye’nin Yukarı Mezopotamya daki bölgelerinde olduğu bilinmiyordu. “Üstelik taş çağında insanların yerleşik hayata geçmedikleri, avcılık ve toplayıcılıkla uğraşan Taş çağı insanlarının mimari eserler yapmadıkları yönündeydi. Göbeklitepe bulunana kadar dünyadaki en eski yerleşim yerinin MÖ 5000 yılında Avrupa’da Malta adasında olduğu sanılıyordu. “ ( Bkz: Göbeklitepe Urfa Cihanda İlk Tapınak ve Gizemleri )  Göbeklitepe ile birlikte Yukarı Mezopotamya’nın daha taş çağında iken mimari eserlerin yapıldığı, dini inançların şekillendiği,  tapınaklar inşa eden kültlere sahip olmaya başladığı ilk köy hayatının oluşumlarının olduğu bir bölge olduğu ortaya çıktı.  Göbekli tepe’nin bulunuşu ile tüm bu teoriler birer birer çöktü . Araştırmalar Göbeklitepe’nin Schliemann´ın Troiası'ndaki gibi üst üste tabakalardan oluşan ancak Priamos´un şehrinden en azından 5000 yıl daha eski bir yer olduğunu söylüyordu. Üstelik M.Ö. 4800-3000, Bakır Devri, Tunç devri, Demir devri aşamalarına ulaşan ilk halklar ve  uygarlıklar Mezopotamya da ortaya çıkmıştı.

Mezopotamya farklı kavimlerin bir arada yaşadığı bir bölgeydi.   Bölge iklim koşullarının uygunluğu yüzünden sürekli göç alıyordu. M.Ö. 4000 ve 3000 yıllarında Sümerler, Akatlar , Babiller , Elamlar, Ur-Uruk , Lagaş ve Ninovalılar  avcılık ve toplayıcılık kültüründen yerleşik hayata ve tarım ve madenciliğe geçmişlerdi. Onların kurdukları bu medeniyet ilkel insan topluluklarının bu bölgelere akın etmesine vesile olan diğer bir sebepti. Sümerler, Akadlar, Persler, Babilliler, Aramiler ve Asur,Babilliler, gibi. Bunların dışında daha birçok halk ve kavim Mezopotamya'da kök salmıştı.

Mezopotamya, birçok farklı kültür ve halkın karıştığı bir bölge haline geliyor göçler sonucu oluşan kültür alışverişleri uygarlıklarının gelişimine de katkı sağlıyordu. Mezopotamya’nın hem güneyi hem de kuzeyi son buzul çağından kaçarak güneye doğru inen insan topluluklarının ilk yerleşim yerlerini oluşturuyordu. Güneydoğu Anadolu'da Çayönü (Diyarbakır ) , Göbeklitepe Urfa  gibi yerleşim yerleri Neolitik dönemde Yukarı Mezopotamya'daki göze çarpan yerleşim bölgeleri olmuşlardı.

Aşağı Mezopotamya tarımın gelişmeye başlaması ve ilk köylerin oluşumlarının başlaması ve yazının ortaya çıkışına kadarki dönemin ünlü yerleşim bölgelerine örnek olarak Samarra, Tell Halaf ve Hasuna [3] verilebilir.  5500-MÖ 5000 dolaylarında Aşağı Mezopotamya'da öne çıkan iki kültür kuzeyde Halaf ve güneyde Ubaid (Obeyd) kültürleridir.[4]   

Orta Asya`dan gelerek aşağı Mezopotamya’ya yerleşen Sümerler yerli kavimlere hakimiyet kurarak kendi kültürlerini bölgede geliştirmeye başladılar. Çamurun bol, taşın az olduğu bölgede kerpici icat ederek, kerpiç tuğlalardan ilk evleri yapmaya ve ilk şehirleri kurmaya başladılar. Yerli halklara baskın gelen Sümer kültürü ile birlikte yeryüzündeki ilk devlet yapılanmaları, idare şekilleri, kast sistemi de oluşmaya başladı. Yönetenler ve yönetilenler arasında ilk tabakalaşmalar da başladı. Din, kült ve tapınma ile birlikte idareci kesimin de ortaya çıkması yönetici üst kesimin oluşması, kimi halkların kimi halklar üzerinde egemenlik kurması ile birlikte Mezopotamya’da halk; hürler, korunanlar ve köleler olarak üçe ayrıldı. Krallar, kral ailesi, devletin üst tabaka amirleri ve rahipler asilleri veya korunanları oluştururken baskın kültüre mensup olan halk hür vatandaşları, alt kültüre ait halkların insanları da köleler olarak tabakalaşıyordu.

Sümerler, çamur kalıpları güneşte kurutarak düzenli biçimler alan kerpiç ve tuğlalardan ilk mimari eserleri ve tapınakları yapmaya başladılar. Tarım hayatına geçerek buğday ekip biçmeye başlayan Sümer halkı ilk tarım şehirlerini de kurmaya başlamıştı.

Bu şehirlerin ilki Ur kenti olmuştu. Sümerler şehirlerinin  etrafını surlarla çevrilip, içlerine tanrılar için tapınak, krallar için saraylar ve evler yapmaya başlamıştı. Neolitik çağda ortaya çıkan bu uygarlıklar zamanında höyükler oluşmaya başlamış, tapınaklar ve kültler oluşmuş, ev ve tapınaklara duvar süsleri yapılmaya başlanmıştı. [5] . Heykeller, pişmiş topraktan seramik kaplar, eşyalar yapılmaya başlanmıştı. Ana erkil bir düzen oluşmuş, tapınma ve ayinler ortaya çıkmıştı. Tekerlek icat edilmişi bir arada yaşamaya başlayan insanlar arasında işbölümü oluşmuştu. Toplumsal düzeni sağlayan yazısız hukuk kurallar ortaya çıkmış,  mülkiyet kavramı oluşmuş, resim ve  heykel, çömlekçilik,  marangozluk, mimarlık, sanatlarında da ilerlemeler görülmüştür. dolmenler, menhirler ve Tümülüs ( ilkel anıtlar ) dikilmeye başlamıştır. Çıplak ana tanrıça,  çocuk ve diğer türden heykelcikler yapılmaya başlanmıştır.  Duvar resimlerinde  yaşam, ölüm, mücadele gibi temalar belirmiş, insan, hayvan figürleri, ölü gömme ve av törenlerinin resimleri yapılmıştı. [6]

Tüm bu faaliyetler uygarlığı başlatan çok önemli gelişmeleri içeriyordu. Hazar Gölü’nün doğusundan gelen Sümerler bölgede ilk siyasi birliği kurmuş, şehir devletlerini bir idare altında birleştirmeyi başarmıştır. Ur, Uruk, Lagaş, Nippur ve Eridu gibi site devletleri oluşmaya başlamıştı. [7]

 İlk yazılı kanunlar Sümer kralı Urukagina tarafından yapılmıştı. Bu yasalar ile birlikte Mezopotamya’da devlet gücü otoritesi, sosyal güvenceler ve haklar ortaya çıkıyordu. Bu kanunlarla kralın baskı ve zulme son vererek özgürlük getirdiği anlaşılıyor, alt tabaka halklarına da bir çeşit haklar veriliyordu. Yöneten halk ile yönetilenler arasında ortaya çıkan huzursuzluklar giderilmek ve huzur temin etmek amaçlanıyordu. Toplumsal huzur için bu kanunları oluşturmak demek ki şart haline gelmişti.

Eski Sümerler M.Ö. M.Ö. 5000-2400; Yeni Sümerler: M.Ö. 2150-1950 Akatlar, BABİLller, Elamlar, Ur-Uruk, Lagaş ve Ninovalılar burada büyük şehirler kurmuşlardı.

Halaf ve güneyde Ubaid (Obeyd) kültürlerinden sonra bölgenin bir sonraki evresi olan Uruk dönemini oluşturanlar ilk Sümerli kavimlerdi. (MÖ 4000-MÖ 3100).

Sulu tarımın geliştiği bu dönemde, madencilik ve sanat dallarında da ortaya çıkan gelişmeler kentlerin gelişimine yol açıyordu. Uruk kentinin ünlü Mezopotamya kahramanı Gılgamış'ın evi olduğu da söylencelerde yer almaya başlayınca bu köylerin içinde Uruk Kenti bir kent devleti olarak belirmeye başlamıştı. Çok tanrılı bir dinsel inançları vardı. Tanrılar kuvvet ve kudretin, düzen ve ahlakın temsilcileriydi. Her sitenin kendi tanrısı ve tapınağı vardı. Buna rağmen herkesin diğer sitelerdeki tanrılara tapınma ve inanma hakkı da vardı.   Gök tanrısı Anu, hava ve yeryüzü tanrısı Enlil, yer altı ve okyanus tanrısı Enki,  güneş tanrısı Samas ve Ay tanrısı Sin, en önemli tanrıları idi. Her site bu tanrılar adına tapınaklar yapıyor bu tapınakları aynı zamanda gözlem evi olarak da kullanabiliyordu. Taraçalı ve çok katlı olarak yapılan bu mabetlere Ziggurat adını veriyorlardı.

Krallar için yapılan saraylar, tanrılar için yapılması gereken Zigguratlar,  Sümer medeniyetinin sadece mimari değil mimariye dayalı olarak matematik, geometri, alan hesaplamaları,  el ve süsleme sanatlarında da gelişmeye zorlamıştı.  Nihayetinde yedi kata kadar ulaşabilen Zigguratları yapabilmek için gerekli olan bilim ve sanatta aşama kaydetmek mecburiyeti böylece hâsıl oldu. Sümer ve Mezopotamya bölgesinde, heykel,  kabartmacılık, oymacılık, kuyumculuk ve heykeltıraşçılık önemli bir yer tutmuştu. Çünkü tapınakların önüne ve üstüne tanrıların ve tanrıçaların heykelleri yapılmak zorundaydı.  Sarayların önüne kralların ve kraliçelerin, kabartmaları ve tasvirleri yapılmak zorundaydı.  Bu tapınakları ve sarayları süslemek için süsleme sanatlarında, gelişmek zorundaydılar.  Sapan, ok, kılıç ve eşya yapmak için madencilikte gelişmek zorundaydılar. Soyluların zevki için takılar ve diğer türden seçkin eşyalar yapmak gerekiyordu.

Dini inançlar, sosyal yaşam, şehirleri kurmak güvenliği sağlamak gibi mecburiyetler Sümerleri ve Mezopotamyalıları yeryüzünün ilk kâşif toplumları olmaya mecbur bıraktı.

Gelişmeye başlayan ticaret yukarı Mezopotamya ile Anadolu halklarının kültürünü de Mezopotamya’ya, taşımıştı.  Bu dönemin sonlarında yazı geliştirilmiş ve kayıt tutumu da başlamıştı.  Böylece ilk uygarlıklar şekillenmeye ve ilk site devletleri oluşmaya başlamıştı. Tüm bu gelişmeler ise uygarlığı doğuruyor üstelik de tüm dünyaya yayılmaya gidiyordu. 

 

 

Sümer Uygarlığı

Sümerler M.Ö. 3000 başında Fırat ve Dicle Nehirlerinin mecralarına Şattül Arap ve Aşağı Mezopotamya denilen bölgeye  yerleştiler. Kuzeyden gelen  Sümerler İlk inşaatlarını kamış örgü üzerine balçık çamuru sıvayarak yapıyordu.  Daha sonra, pişmiş toprak tuğla, mimarisi oluştu ve  güzel formlu, pişmiş kaplar da yapmaya başladılar. Soyut – geometrik süsleme sanatının, yerli halkın sanatı olduğu Sümerlerin de bu sanatı ilerlettiği anlaşılmıştır.[8]

Mezopotamya'daki kavimlerden ilk öne çıkan medeniyetin temelini atan Sümerler,  yazı, dil, tıp, astronomi, matematik, mimari, Sanat ,  din, fal, büyü  ve Mitoloji gibi alanlarda ilk örnekleri verdiler.  "Yaratılış" ve "Tufan"a ilk kez Sümerlerde ortaya çıktı.

Sümer kültürü üst tabaka ve alt tabaka  eserleri olarak iki türlüydü. Halka hükmeden tabaka olan Sümerlerin, aşağı tabaka ya da yerli halkı  buradan çıkarmadıkları,  yerli halkın mozaik gibi bir teknikle ve geometrik anlayıştaki süslemeler yapmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Üst tabaka ise, mimari, resim  , rölyef ve heykel sanatında ilerlemişti. Yerli kültüründe soyut – dekoratif anlamda bir sanat  , üst tabaka Sümer yönetiminde ise doğa gözlemine dayalı heykel  ve rölyef sanatı gelişmişti[9] .

Sümer döneminde Mezopotamya'da 18'i büyük olan yaklaşık 35 şehir ve kasaba vardı. Bunlardan bazıları Kiş, Nippur, Zabalam, Umma, Lagaş, Eridu, Uruk ve Ur kentleriydi.

Geometrinin temellerini bulan Sümerler bu bilgilerini mimari de de kullandı. Bu yüzden Mezopotamya mimarisinde, matematik anlayışından doğan bir düzen görüldü. İlk anıtsal yapıları inşa eden Sümer sanatında mimariye dayalı olarak diğer sanatlar da gelişmeye başlar. Duvarlar ve filpayeler, geometrik  Süsleme,  süslerin üzerleri çubuklar ve boncuk kakmalarla, geometrik kesinlikteki kübik bir sisteme dayanan sütunlarla süslenmişti. [10]

 

 

SÜMERLERİN BULUŞLARI BİLİM VE MEDENİYETE KATKILARI

 

Alan, hacim, uzunluk ve ağırlık ölçüleri, bunlara dayalı olarak saray ve tapınak mimarisi,  sütun, kubbe ve kemer usulü,  kabartma, oymacılık, heykeltıraşlık ve kuyumculuk, alanlarında çeşitli keşifler Sümerlere aittir.  Harran’la özdeşleşen Kümbet, Kubbeli Evler veya Konik Evler diye bilinen Harran’a özgü evlerin bir kısmı mevcudiyetini korumaktadır. Sümer ve Mezopotamya kubbe ve mimari özelliklerini yansıtır. Harran daki evlerde gördüğümüz konik kubbe biçimi Sümer icadıdır. Mimarideki ilk kubbeler Sümerliler tarafından bulunmuştur.  Yeryüzünün ilk yazısı olan çivi yazısı Sümerler aittir. Damga mühür, kayıt tutma Sümerlerle başlamıştır.  İlk yazılı kanunlar,  ilk siyasi teşkilatlanma ve devlet yönetimi ile ilgili hususlar, Gılgamış, Yaratılış, Tufan gibi ilk mitolojik destanlar,  Sümer uygarlığının ürünüdür. Astronomi ve matematik bilimlerinin temelleri,  ilk takvim, ilk saban, ilk sayıları bulmuşlar ve ilk tarımsal faaliyetler Sümer kültürü ile ortaya çıkmıştır. Buğday, arpa gibi tahılların tarımı ve tereyağın keşfi Sümer icadıdır. Tarım ürünlerini ilk ekip biçmeye başlayanlar, su kanallarının ve ilk barajlarının yapımını keşfedenler,  din kavramını ve kült inancında ilk aşamalar, ilk takvim, Sümer medeniyetinde görülmüştür. İlk site devletleri ve yönetimde kademe sistemi, tuğlanın imali, ilk şehirleşeme ve şehir planları, sulama sistemi, kanal ve baraj yapımı onlara aittir.

60 rakamına dayanan sayı sistemi onların keşfidir. Sümerler'in "sos" dedikleri 60’lık birim bütün zaman ve mekân hesaplarında kullanılmıştır. Ayı 30, yılı 360 gün olarak hesaplamışlar, gece ve gündüzü 12'şer saate bölüp, bir yılı 12 ay olarak hesaplamışlardır. Dünyada ilk kez ay yılı hesabına dayanan takvim Sümer kültürünün icadıdır. Aritmetik ve geometrinin temellerini atarak, dört işlemi bulmuşlar, dairenin alanını hesaplamışlar, çarpma ve bölme cetvelleri hazırlamışlardır. Daireyi 360 dereceye bölmüşlerdir. Ağırlık ve alan hesaplarında gelişme gösteren bu kültür tartı ve ölçü sistemini de oluşturmuştu.

Yerleştiklerinde Seramik  ve Çömlek, yapmayı ve madenleri işlemeyi biliyorlardı. Bakırcılık Sanatının ilk örnekleri Kaldea', Sümer ve Anadolu’da bulunmuştur. Ziggurat denilen çok katlı, çok amaçlı tapınaklar Mısır Piramitlerinin oluşmasına ulaşan mimari tekniklerin ilk örnekleridir.  Hatta birçok Asur anıtında kullanılan tonozun da Sümerlere dayanan bir buluş olduğu sanılmaktadır. İlk rölyeflerin ve ilk duvar ve taban mozaiklerinin ilk yapımcılarının Sümerler olması kuvvetle muhtemeldir.  Çeşitli süsleme sanatlarının ilk mimari eserlei yapan Sümer mimari eserlerinde kullanıldığı bilinmektedir.  Resim sanatında ileri gittikleri yazıyı ilk bulan toplum olmalarından sabittir. Çeşitli boyaların ve renklerin mucidi de Sümerliler olmalıdır.  Yıldızları çok gözlemleyen Sümerlerin ilk rasathaneleri kurmuşlardı.  .

M.Ö. 4000 yılından itibaren Mısırlıların ve M.Ö. 3000 yıllarında Sümerlerin Mezopotamya'da  Altın üreterek kullandıklarına dair kesin bulgular vardır.  Tarihte kuyumculukla ilgili ilk karmaşık işler, Sümerlerin ilk altın işçileri olduğunu düşündürmektedir.[11] Telkari, Telkari Sanatı  tekniği ve  Kuyumculuk Sanatı  M.Ö. 3000 yılından beri Mezopotamya'da M.Ö. 2500'den bu yana da Anadolu'da kullanıldığı anlaşılmaktadır.[12]

Tarihte ilk yazılı hukuk kuralları Sümerler tarafından oluşturulmuştur. Lagaş Kralı Urukagine tarafından oluşturulan ilk yazılı kanunlar "fidye ve bedel" sistemine dayanır.  Tarihin en eski yazılı destanı olan Gılgamış ile Tufan ve Yaratılış destanları Sümerlerin edebiyatla olan ilgisini ispat eder.

 

MÖ 2400-2350 yıllarında Sümerler düşüşe geçerken, Akadlar yükselişe geçmişti. Sümerler yıkılsa bile onların bu keşifleri her kültüre miras kaldı.

 

Akadlar

 

Sami kökenli bir topluluk olan Akadlar, Sümerler döneminde Mezopotamya'ya göçerek Sümer kültürünü benimsemişti. Sümerler sonrasında Mezopotamya'nın lideri konumuna gelen halk, Mezopotamya'daki medeni gelişimin öncüsü haline geldi. Akkadlar Mezopotamya'da en güçlü konuma ulaşarak Sami kökenli Asur ve Babil halklarına da öncülük ve liderlik etmeye aşladılar. Sümer kültür ve dininin devam ettiren Akatlar da çok tanrılı dinlere inanmışlardı. Akkadlar, Sümerlerden farklı olarak kent krallıklarından ziyade Evren veya Dünya krallığı kavramını Mezopotamya'ya getirerek tarihteki ilk imparatorluğu kurmayı başardılar.  Bölgenin merkezi bir idare eline geçmesi de ilk kez Akkadlar döneminde oldu.

Akat hanedanının kurucusu kral Sargon, Agade isimli bir başkent kurarak antik kayıtlara göre tam 34 savaş yaptı. Sargon'un torunu olan Naram-Sin de dedesinin yolundan gitmiş birçok sefer yapmıştır. Fakat Naram-Sin'den sonra bölgedeki güç dengeleri değişmiş ve Akkadlar düşüşe geçmiştir. Kısa bir süre içinde Zagros Dağları'ndan inen ve işgale başlayan Gutiler yönetimi ellerine geçirmişlerdir.[13] Akkadların ilerlemesi karşısında Sümer şehirleri de karşı saldırıya geçtiler. Gutiler çok güçlü bir dağ kabilesiydi. M.Ö. yaklaşık 2230 yıllarında Akkad'ı işgal ettiler. Böylece Akkad imparatorluğu yıkılmış oldu. Sümerler ve Akkadlar arasındaki savaşlar MÖ 2113'te Ur kralının Sümer ve Akkad şehirlerini egemenliği altına almasına kadar sürdü.

 

 

 

 

 

                            

Resim Alıntı Vikipedi: Uruk döneminden bir heykelcik.Hammurabi kanunaları,

 

 

 

KONUYLA BAĞLANTILI LİNKLERİMİZ

  • Mezopotamya ve Uygarlıklarının Ortaya Çıkışı
  • Mezopotamyalılar Sümer Akad Babil Asur Elam Kalde İbrani ve Fenikeliler
  • Mezopotamya Uygarlıklarının Bilim ve Sanata Katkıları ile Tarihi
  • Sümer Sanatı ve Uygarlığı
  • BABİL MEDENİYETİ TARİHİ VE SANATI
  • Asurlularda Heykel Mimari ve Diğer Sanat Dalları
  • Mezopotamya Uygarlıklarında Heykel Sanatı Sümer Asur Babil Akat,
  • İlkçağ Medeniyetlerinden Günümüze Resim Sanatı

 

 

 

KAYNAKÇA


  • [1] .edebiyadvesanatakademisi.com/sanat/130-mezopotamya_uygarliklarinda_heykel _
  • [2] http://tr.wikipedia.org/wiki/Mezopotamya
  • [3] Cemil Bülbül ,Amurru Göçleri ve Amurruların Eski Önasya Tarihindeki Rolleri, ergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/ shf, 31
  • [4] http://tr.wikipedia.org/wiki/Mezopotamya
  • [5] http://tr.wikipedia.org/wiki/Mezopotamya
  • [6] edebiyadvesanatakademisi.com/sanat/341-asurlularda_heykel_mimari_ve_diger_sanat_ 
  • [7] edebiyadvesanatakademisi.com/sanat/341-asurlularda_heykel_mimari_ve_diger_sanat_  
  • [8] http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/sanat/319-sumer_sanati_ve_uygarligi.html

 

Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim,Tablo, kaligrafi, ebru, Fotoğraf, minyatür, hat, sedef, el işi, oya, bezeme, Telkari, kazaziye  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak ,  bize başvurarak ESA'da paylaşarak kültürümüze katkıda bulunabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirisiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com






Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...