MENÜ
ESA E- DERGİ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
17. Yy Divan Edebiyatı
Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 29 Haziran 2018 Cuma Beğen 1
 
 
NEF'Î (1572-1635),
 
Asıl adı Ömer [1]olan Nef'î  Erzurum, Hasankalelildir. Babası Sipahi Mehmed Bey ‘dir. İyi bir öğrenim görmüş, öğrenimine Hasankale'de başlamış, Erzurum' da devam ettirmiş,  Türk edebiyatının ünlü eserlerini Arapça ve Farsça öğrenmiştir. Nef'i Erzurum'da öğrenimini sürdürürken genç yaşında şiir yazmaya da başlamıştır. İlk mahlası Hicivlerinden dolayı  "Zari" "zararlı, faydası dokunmayan" anlamları taşır.[2] İlk mahlası Zarrî "zararlı"dır 1585 teErzurum defterdarı olan Gelibolulu Müverrih Ali, şaire Nef'i "Nafi" yararlı" mahlasını verir.[3]
Müftü efendi bize kâfir demiş.
Tutalım ben O'na diyem müselman.
Lâkin varıldıktan ruz-ı mahşere,
İkimiz de çıkarız orda yalan."
 
Uzunca bir süre IV. Murat tarafından korunMUŞ,  daha sonraları IV. Murat kendisinden hiciv yazmamasını rica Emretmiştir. Nef'î padişah IV. Murat'a söz verse de, Vezir Bayram Paşa hakkında bir hicviye kaleme almış ve bu hicviyesinden ötürü, 1635 yılında, sarayın odunluğunda kementle boğularak öldürülmüş ve cesedi  İstanbul boğazı'na atıllmıştır.
 
Nef'î, yazdığı kasideler ve  hicivleriyle tanınır.  Nef'î, divan edebiyatının en önemli kaside şairidir. Kasidelerin kendine özgü tasvirleri ve hayal gücünü ortaya koyar.
 Şiirleri dil  ağır, ama akıcıdır. Şiirlerinde iç ahenge önem veren şair, aşırı süslü, abartılı, mûsıkîli ve ihtişamlı bir şiir dili oluşturmuştur. Övgülerinde ve yergilerinde ölçüsüzdür; "Ö vdüklerini göklere çıkarır, yerdiklerini yerin dibine geçirir. Daha önce övdüğü birini, bir süre sonra hiç çekinmeden hicvetmiştir.
Nef'î'nin gazelleri de başarılıdır. Türkçe ve Farsça divanı vardır. Hiciv türündeki şiirlerini Siham-ı Kaza adlı bir kitapta toplamıştır.
Nefi'nin Eserleri
  • Sihâm-ı Kazâ (Hiciv şiirleri) Yar. Doç.  Metin Akkuş, Nef'i ve Siham-ı Kaza Akçağ Yayınları / Kaynak Eserler Dizisi
  • Türkçe Dîvân, ( Haluk İpekten) Nef'i Divanı, Metin Akkuş, Akçağ Yayınları / Türk Klasikleri / Divanlar Dizisi
  • Farsça Dîvan. ( Ali Nihat TARLAN)
 
NÂBÎ (1641-1712)
Urfa'da doğan Yusuf Nâbi yokluk ve sefalet içinde yaşayarak büyümüş, 24 yaşındayken de İstanbul'a gitmiştir.  Asıl adı Yusuf’tur. Yusuf Kalfa adındaki bir şeyhin müridi olduğu, Nâbî’nin babasının adının, Seyyid Mustafa olduğu ve  soyunun Şeyh Ahmed-i Nakşibendi’ye kadar uzandığı ifade edilmektedir. Nâbî’nin IV.Mehmet’in padişahlığı zamanında İstanbul’a  gelmiş, önemli paşalara şiirler yazmış, yardım taleplerinde bulunmuş ve Musahib Paşa’nın dikkatini çekerek onun yardımlarını kazanarak onun divan katipliğine girmiştir. Muhasip Paşaya kethüda olan şair yaptığı hac yolculuğunu anlattığı Tuhfet’ül Harameyn adlı ünlü eserini bu sıralarda yazmıştır. Muhasip Paşanın kaptan-ı deryalığa atanması üzerine onunla beraber Mora’ya gitmiştir.
Muhasip Paşa vefat edince Nâbî İstanbul’da duramaz ve Haleb’e gelerek ,evlenip aile kurarak devletin yardımlarıyla rahat bir yaşam sürerken  bir müddet sonra maaşı kesilir ve devletin verdiği ev elinden alınır. Baltacı Mehmed Paşanın yardımıyla maaşını ve evini geri alır. Baltacı sayesinde 20 yıl uzak kaldığı İstanbul’a geri döner. Şair geri kalan ömrünü İstanbul’da geçirmiş, burada yaşlanmış ve dönem şairlerinin eserlerinde anlattıklarına göre 1712 yılında vefat etmiştir.
Na ve bi kelimeleri Farsça ve Arapça'da 'yok' manasına gelir. Şiirlerinde düşünce ön plandadır. Toplum yaşamında aksayan yönleri eleştirmiş; din ve töreyle ilgili öğütler içeren didaktik şiirler yazmıştır. Şiirlerinde hikmetli sözlere yer vermiştir.
Hişkemi tarzın kurucusu olan Nâbî, güzellikten çok iyi, doğru ve faydanın peşindedir. Şiirlerinde rindâne, âşıkâne duygular, değil, düşünce esastır. Bu yüzden şiirlerinde lirizm bakımından kuruluk ve durgunluk vardır.Kendinden sonraki şairler üzerinde önemli bir tesiri olmuş, böylece edebiyatımızda "Nâbi Ekolü" diyebileceğimiz bir edebiyat çığırı meydana gelmiştir.
Prof.Dr. Mine Mengi’ye göre; “Nâbî’nin ekol sahibi oluşu, onun düşünmeye ve düşündürmeye ağırlık veren sanat anlayışıyla ilgilidir.” Nâbî’nin bu hikemi tarz şiir anlayışının oluşmasında yaşadığı dönem koşullarının etkisi vardır.
Abdülkadir Karahan ise:“Denilebilir ki Nâbî, çağının huzursuzluk ve kararsızlıktan, hükümet yönetiminden başlayarak çeşitli meslek erbabı arasında yaygınlaşan zulüm, hile, yalan, rüşvet, mal ve menala aşırı rağbet, riyakarlık, her işe menfaate bağlılık gibi kötü huyların toplumu kemirmesi karşısında: fikir ve hikmetin gölgesinde rahat ve dağdağasız yaşamak iç arzusuyla dolu bir şahsiyettir.” Demiştir.
Şairin divanından başka "Hayriyye" ve "Hayrabad" adlı mesnevileri, mektuplarından oluşan "Tuhfetü'l-Harameyn" ve "Münşeat" adlı kitapları vardır.
Hayriye, oğluna dair yazılmış bir ahlak ve öğüt kitabıdır.
Hayrâbad, eserin asıl yazarı İranlı F. Attar'dır. Bir aşk ve macera öyküsüdür.
Manzum Eserleri:
* Hayri-name (oğlu Hayri’ye yazdığı öğütler içeren eser)
* Tercüme-i Hadis-i Erbain (hadis tercümesi)
* Hayrabat (bir hikaye)
* Sûr-name (şehzade Mustafa ve Ahmed’in sünnetleri vesilesiyle yazılmış, onların sünnet törenini anlatır)
* Farsça Divan
* Türkçe Divan ( Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan Nabi Hayatı Sanatı Eserleri , Akçağ Yayınları )
 
Mensur Eserleri:
* Fetih-name-i Kamaniçe (Kamaniçe’nin fethini anlatır)
* Tuhfet’ül Harameyn (Hac yolculuğunu anlatır)
* Zeyl-i Siyer-i Veysi (Veysi’nin yarım kalmış siyerini tamamlamak için yazmıştır) (siyer: Hz. Muhammed’in hayatını anlatan eser)
* Münşeat (Nâbî’nin mektuplarından oluşur)
 
Bana devranın âzarı kemâzar olduğumdandır
Sipihrin vaz’-i mahemvarı hemvar olduğumdandır
 
Gubar âsâ beni böyle lekedhâr ettiği çerhın
Nigâh-i itibar-i yârde hâr olduğumdandır
 
Reh-i kûyünden özke rah görmez çeşnı-i hunpaşım
Dücar olmak o mest-i naze naçar olduğumdandır
 
Edüp küstahlık ol pence-i hurşide el sunmak
Meta’-i arzuye germbazar olduğumdandır
 
Benim asudebal-i kayd-i pervaz olduğum Nabî
Sikenc-i zülf-i dildare griftar olduğumdandır
 
 
NÂİLÎ
Asıl adı Mustafa olan  şair İstanbul doğumludur.  . Sebk-i Hindi akımının temsilcilerinden olan şair Naili-i Kadim olarak da anılmıştır. Nâilî, zayıf, çelimsiz, hastalıklı, narin anlamına gelmektedir. Bu yüzden kendisinin de ufak tefek ince yapılı biri olduğu sonucu çıkarlılabilir. 19. yüzyılda yaşamış ve aynı mahlası kullanmış olan (Manastırlı Nâilî’den) ayırabilmek için "kadîm" sıfatıyla anılır.
Tezkirelerde adı çok nadir geçer  ve  kendisinden çok kısa olarak bahsedilmiştir. Tezkirelerin verdiği bilgiye göre İstanbul’un orta halli memur ailelerinden birinden olduğu Babasıın maden katiplerinden Piri Halife adında bir kişi olduğu anlaşılır.  Bu yüzden bazı kaynaklarda Nâilî, Pirizade olarak geçer. Nâilî’nin doğum yılı belli değildir. Bununla birlikte divanının daki şiirlerinden yola çıkılarak 1600 lü yıllarda yaşamış olduğu sonucu çıkartılabilmektedir.  Nâilî bir kasidesinde 55 yaşına geldiğini söylemiştir ki  en az 56 yaşına kadar yaşamış olduğu  ortaya çıkmaktadır.[4]
Safayi’nin tezkiresinde geçen “evail i halinde tahsil-i maarif-i bi-hisabdab sonra….” cümlesinden, Nâilî’nin iyi bir eğitim aldığı ortaya çıkmaktadır.  Gençliğinde Nâilî, babasının  yanında katiplik yapmış, maden kalemine girmiş, burada baş halifeliğe kadar çıkmıştır.[5] Nâilî, devlet büyüklerine kasideler, gazeller yazıp gelir kapısı elde etmeye çalışmış ama kendi  deyimiyle “fakr-u zaruret”  içinde bir hayat yaşamıştır.
Safayi’nin tezkiresine göre, Nâilî’yi çekemeyenler ona bir iftira atmışlar şair, dönemin sadrazamı Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa’nın gazabına uğramış, memurluktan atılarak sürgün edilmiştir. Sürgün yıllarını Edirne’de geçirdiği de Nâilî’nin kasidelerinden anlamış bulunmaktayız. Şair bir şitaiyesinde Edirne’de kış mevsimini anlatmıştır. Nâilî’nin Köprülüzade’ye yazmış olduğu,  affını istediği şiirlerine dayanarak bu olayın doğruluğu kabul edilebilir. Nâilî’nin sonunda muradına erdiğini, İstanbul’a döndüğünü şiirlerinden anlıyoruz. Nâilî, 55-60 yaşları civarlarında, İstanbul’a  dönmüş ve orada ölmüştür.
Nâilî, şiirlerinde,  kendinden önce görülmeyen yeni bir üslup  oluşturan divan şiirinde çığır açan önemli bir şairdir. Sebk-i Hindi’nin kuramcılarından olan şair, aklın yerine hayali ön planda tutmuştur. Bu yüzden Nâilî’nin beyitlerinde hayal önemli bir unsurdur.   Sözden ziyade anlama ve hayale önem veren Nâilî’nin şiirlerinde  anlam son derece girift ve ince işlenmiştir. Izdırap, Nâilî’nin şiirlerinde geniş yer tutar.  Yaşadığı fakir hayat, çektiği zorluklar, sürgün yıllşarı şairin şiirlerine yansıyan ızdırabı arttıran unsurlar olmuştur.  [6]
Sebk-i Hindî her şeyden önce, anlam ve sözden oluşan iki temel üzerine oturmuştur.  Gerçekte bu iki unsur her şiir için geçerlidir.  “Söz güzelliği ve söz sanatı yerine, anlam ve hayâl derinliğine ağırlık verilmeye başlanmış, bu çerçevede şairler daha çok anlamı ön plana çıkartacak bir üslûba yönelmişlerdir. Bu yoğun ilgi sonunda, anlam derinleşmiş, karmaşık hale gelmiş ve ince zarif bir nitelik kazanmıştır.” [7]
Nâilî’nin şiirlerinde umutsuzluk, “hayret” üzerine kurulmuş olan  bir hayal derinliği, uzun tamlamalar, tezatlar iç dünya tasvirleri görülür.  Nâilî’nin şiirlerindeki  tasavvuf, Fuzuli’deki gibi geri plandadır. Nâilî tasavvufu konuları bir maça olarak değil bir araç olarak kullanmıştır. Önceliği tasavvufi düşünceyi vermek değil, sanatta incelik yaratmaktır. 
 Her kelimeyi yerli yerinde ve etkili kullanır.Soyut ifadeleri ile renkli, veciz ifadeleri ile  Nedim ve Şeyh Galip'i derinden etkilemiştir.
Gazelde başarılıdır. Şiirlerinde anlam derinliğine önem vermiştir. Sebk-i Hindi temsilcisidir. Divanı vardır.
DİVANI
Divanı Haluk İpekten tarafından tenkitli olarak incelenmiş ve günümüz diline çevrilmiştir. Haluk İpekten, Naili Divanı, Akçağ Yayınları / Türk Klasikleri / Divanlar Dizisi
Naili’nin Divan’ında 4413 beyitlik 2 münacaat, biri Hz. Ali, diğeri Hz. Hüseyin, sekizi de Hz Muhammed’le ilgili 10 na’at, 29 medhiye, terci-i bend şeklinde bir mersiye, 4 müseddes, 1 terkib-bend, 1 tahmis, 390 gazel, 1 müstezad, 18 kıt’a, 8 rubai, 5 beyit, 11 şarkı ve 6 tarih vardır.
 
 
NEŞATİ  (1623 Edirne - 1674)
Asıl adının Süleyman veya Ahmed olduğu sanılmaktadır. [8] [9] Şairin önce "Semendî" mahlasını kullandığı daha sonra ise, devrin şeyhülislâmı tarafından kendisine "Neşâtî" mahlası verildiği nakledilir.[10]
 
Mevlevi olan şair, Gelibolu Mevlevihanesi'nde Şeyhi Ağazâde Mehmet Efendi'nin dervişi olmuş, şeyhinin ölümünden sonra bir süre Konya'da bulunmuştur. 1670'te Edirne Mevlevihanesi'nde Osman Dede'den boşalan şeyhliğe getirilmiş, bu görevde dört yıl klamıştır. Neşati, büyük ölçüde Nef'î ve Urfî'nin etkisinde kalmış bir şairdir. Sultan IV. Murat, Sultan İbrahim, IV. Mehmed gibi padişahlarla; Köprülü Mehmed Paşa, Köprülüzâde Fâzıl Ahmet Paşa gibi devlet büyükleri zamanında yaşamış olan Neşati bu kişiler için kasideler yazmıştır.
Neşati bir Sebk-i Hindi şairdiir. Sözün güzelliği yanında, anlamda derinlik ve hayallerde genişlik aranması; mübalâğa, tezat ve telmih gibi edebî sanatların çok kullanılması, Neşatinin şiirlerinin ve devrinin özelliklerindendir.  Neşati diğer Sebk-i Hindi şairleri gibi “ söylemek istediklerini öz ve manaca zengin sözlerle anlatmaya özen göstermiş” bir şairdir. Neşâtî, Arapça ve Farsça kelimelerden oluşan uzun, zincirleme  terkipler kullanmış, mana inceliği, hayallerin genişliği, sözün kolay anlaşılır olmaktan uzaklaşması için, çeşitli terkiplere başvurmuştur.
 
20 sayfalık Şerh-î Müşkilât-ı Urfî adlı eseri hem Farsça'ya olan hakimiyetini hem de Urfî'ye hayranlığını gösterir.
Sultan IV. Murat, Sultan İbrahim, IV. Mehmed gibi padişahlarla; Köprülü Mehmed Paşa, Köprülüzâde Fâzıl Ahmet Paşa gibi devlet büyüklerine kasideler yazmış,.Kasidelerine rağmen, esas ününü gazelleriyle kazanmıştır. Kasidelerinde Nef'î'nin etkisi görülür. [11]Tasvvuf şiirlerinde bir çeşit çeşnidir.  Şiirleri daha çok âşıkane bir tarzdadır. Neşâtî divanında yer alan şiirlerin çoğu başkalarınınkine nazire olmakla birlikte bunlar sıradan nazireler olmayıp Neşâtî'ye özgü şiirler görünümündedir. Nâ'ilî ve Fehîm'le birlikte Kâmî ve Nâzım gibi kendisinden sonra gelen bazı şairleri etkilemiştir.
ESERLERİ
Dîvân, Hilye, Edirne Şehr-engîzi, Şerh-i Müşkilât-ı Urfî.
Divanı 1933'te Nüzhet Ergun tarafından yayınlanmıştır.
GAZEL
Gitdin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile
 
Devr-i meclis bana girdâb-ı belâdır sensiz
Mey-i zehrâb-ı sitem sâgâr-ı gerdânı bile
 
Bağa sensiz bakamam çeşmîme âteş görünür
Gül-i handânı değil serv-i hırâmânı bile
 
Sineden derd ile bir âh edeyin kim dönsün
Aksine çarh-ı felek mihr-i dırahşanı bile
 
Hâr-i firkatinle Neşâtî-i hazînin vâ-hayf
Dâmen-i ülfeti çâk oldu giribânı bile
 
ŞEYHÜLİSLAM YAHYA (1553-1644)
Zekeriyazade Yahya Efendi, 16. yüzyılın son yarısında ve 17. yüzyılın ilk yarısında çok uzun yaşamış Sultan I. Mustafa, Sultan IV. Murat ve Sultan I. İbrahim devirlerinde üç defa Şeyhülislamlık yapmış olan bir şairimizdir.
Babası III. Murat devrinde şeyhülislamlık yapmış olan Bayramzade Zekeriya Efendi’dir.[12]  Mükemmel bir medrese eğitiminden sonra, Hicri 994 yilinda babası ile  hacca gitmiş, döndükten sonra Hicri 995'de Atik Ali Paşa Medresesi, Hicri 998de Haseki Sultan medresesinde müderrisliğe atanmıştır. İstanbul'da  diğer medreselerde de müderrislik yaptıktan sonra  Hicri 1004de Halep Kadısı tayin edilerek İstanbul'dan ayrılmış,  sırasıyla Şam, Bursa ve Edirne kadılığı görevlerinde de bulunmuştur.  Bu kadılık görevlerinden sonra Kasim 1603'de İstanbul Kadılığına atanmıştır. Bu görevindew bir yıl kaldıktan sonra  İstanbul kadılığından azledilen şair ; 1605'de Anadolu Kazaskeri  olaraqk görfevlendirilir. Nisan 1606-1607'da bu defa da  Rumeli Kazaskerliği  görevine atnmıştır. . Rumeli Kazaskeri görevini Ocak 1610-Subat 1611 doneminde ikinci kez ve 1617-1619 doneminde üçüncü kez yeniden yapacaktır.
Sultan I. Mustafa’nın salatanatının son yılı olan  1622'de ilk defa şeyhülislam olur. Mere Hüseyin Paşa'nin azledilip edilmeme meselesine karışmış, bir yıl sonra yeni Sadrıazam olan Kemankeş Ali Paşa ile geçinmediği için bu makamdan azledilmiştir. 1624'de Sultan IV. Murad'in velayet altında olduğu yıllarda ikinci defa şeyhülislamlık makamına atanmış ve 7 yıl bu makamda  kalmıştır. 1632de Sadrıazam Hafız Ahmed Paşa’nın katliyle son bulan isyan sonrasında görevinden çekilmek zorunda kalır. 1633'de IV. Murad yeni bir ayaklanmayı ve eski ayaklanma elebaşılarını ortadan kaldırıp idareyi eline aldıktan sonra Yahya Efendi üçüncü defa şeyhülislamlık makamına atanmış ve ölümüne kadar bu makamda kalmıştır.[13]
Uğur getirir inancı ile IV. Murad'ın Revan Seferi ve Irak Seferi (ve Bağdat'in Fethine) iştirak ettirilmiştir.
Şeyhülislamlıginin son yilinda Cinci Hoca’nın ortaya çıkması, Cinci Hoca’nın  I. İbrahim uzerinde tesirli olması Yahya Efendi'nin  bir kenara atilmasina neden olmuş ve makamı ve kişiliği rencide edilmiştir.  1644 te ölen şairin cenazesi eller uzerinde tasinmis babasinin mezari yanina gomulmustur.
Hoşsobhet, nüktedan, mütevazı, kerim bir zat olarak tanınan şair Özellikle Sultan IV. Murad zamanında sevgi ve saygı görülmüş; hatta padişah Şeyhülislam Yahya Efendi'nin elini bile öpmüştür. Dönemin şairleri Nef'î, Atâyi ve Nâ'ilî, Şeyhülislâm Yahya'ya gösterdikleri saygıyı ona yazdıkları şiirlerde dile getirmişlerdir. Yahya, IV. Murad'a yazdığı bir methiye dışında kaside yazmamış ancak, kendisine bir devlet büyüğü olarak kasideler sunulmuştur.
 Baki'nin ölümünden sonra gazelde üstat sayılmıştır. Dili temiz, hayalleri ince lirizmde derindir. Yahya, edebiyatımızda gazelleriyle ün kazanmıştır.  Gazellerinde zevk, eğlence ve rindane konulara yer vermiş,  bu konuları sade ve temiz Türkçe ile dile getirmiştir.  Gazellerinde ve şiirlerinde çoğunlukla aşk, doğa ve rindlik konularını işlemiş olmasından ,Şeyhülislâm olmasına  rağmen şaraptan ve meyhaneden sıkça söz açması hoş karşılanmamış, hattâ küfürle suçlanmıştır.
Şiirlerinde İstanbul Türkçesini başarıyla kullanmıştır. İçten , külfetsiz , samimi rahat söyleyişi ile divan edebiyatının en büyük gzael ustalarından sayılmış, döneminde ve döneminden sonra büyük bir ün sağlamış ve divan şiirinin gazel ustaları arasında yer almıştır. Onun bu yönleri nedeniyle bazı kaynaklar onu Bakî ile Nedîm arasında "köprü"  olarak görmektedir.  Yer yer tasavvufî  konulara da değüinmiş olsa bileşiirlerini dindışı konularda yazmıştır.[14]
Yahya çağdaşı Nef'î'yi beğenmiş onunla dostluk da kurmuştur.
Eserleri: Dîvân, Sâkî-nâme, , İbn-i Kemâl'in Nigâristâ'ının tercümesini de yapmıştır. Muhsin-i Kayserî'nin Ferâiz adlı eserinde şerhi bulunur. 
Dr. Hasan Kavruk, Şeyhülsilam Yahya Divanı,  Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1991
----------
 
NEV'Î ZÂDE ATÂYİ (1583 - 1635)
Asıl ismi Atâullah olan Nev'îzâde Atâyî, Nev'î Yahyâ Efendi'nin oğlu olduğu ve şiirlerinde Atâyî mahlâsını kullandığı için böyle anılmıştır. Öncelikle babasından daha sonra dönemin bazı önemli isimlerinden ders aldı. Eğitimi sonunda müderris oldu. Daha sonraları çeşitli beldelerde kadılık yaptı ve sonunda 1635'te İstanbul'da vefat etti. En önemli manzum eseri Hamse-i Atâyî'dir. Bu eser beş uzun manzumeden oluşmuştur. Birçok önemli divan şairinden övgü almıştır. Bunun dışında Heft-hân ve Nefhatü'l-Ezhâr isimli iki manzumesi vardır.
 
FEHÎM-İ KADÎM (1627- 1648)
Asıl adı Mustafa Fehim 'dir. Fehim'e 19. yüzyıl başlarında yaşayan diğer divan şairi Fehim dolayısıyle Fehim-i Kadim ünvanı sonradan verilmiştir. 1648 yılında vefat etmiştir. İran edebiyatını yakından izlemiştir. Lirik bir söyleyişi olan şairin karamsar bir yapısı vardır. Leskofçalı Galib, Namık Kemal, Hersekli Arif Hikmet, Kazım Paşa, Avni Bey, Üsküdarlı Hakkı Bey, Fehim-i Kadim'in takipçileri olmuşlardır.
 
[1] Nef'i. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi. ss. 8581-8582.
[2] Nef'i. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi. ss. 8581-8582.
[3] http://tr.wikipedia.org/wiki/Nef'i
[4] Gazanfer TUFAN, Nâilî Kimdir? Hayatı, Sanatı, Eserleri, http://www.bilgiustam.com/naili-kimdir
[5] Gazanfer TUFAN, Nâilî Kimdir? Hayatı, Sanatı, Eserleri, http://www.bilgiustam.com/naili-kimdir
[6] Haluk İpekten, Naili Divanı, Akçağ Yayınları / Türk Klasikleri / Divanlar Dizisi
[7] Yard. Doç. Dr. , Şener Demirel, 17. Yüzyıl Sebk-i Hindî Şairlerinden Nâilî ve Fehîm’in Şiirlerinde
Somutlaştırma veya Alışılmamış Bağdaştırmalar, http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYAT
[8] http://tr.wikipedia.org/wiki/Ne%C5%9Fati
[9] Ömer SAVRAN, NEŞÂTÎ DİVANI'NDA SÖZ KALIPLARI .turkishstudies.net/dergi/cilt1/sayi6/sayi6pdf/
[10] Ömer SAVRAN, NEŞÂTÎ DİVANI'NDA SÖZ KALIPLARI .turkishstudies.net/dergi/cilt1/sayi6/sayi6pdf/
[11] Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.
[12] Cengiz, Halil Erdogan (1983) Divan Siiri Antolojisi, Ankara: Bilgi Yayinevi say.490-
[13] Cengiz, Halil Erdogan (1983) Divan Siiri Antolojisi, Ankara: Bilgi Yayinevi say.490-
[14] Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...