18. yy Türk Edebiyatı Prof. Dr.Mengi


23.8.2016
Ana Kaynak : Prof. Dr.Mengi, Mine,Eski Türk Edebiyatı Tarihi
 

 

Not.:Yazıdaki , Noktalama,Yazım ve İmla Hataları Edebiyat Ve sanat Akademisi Editörlerine aittir.

 

Devrin başlıca simaları ENDERUNLU FAZIL , Fıtnat Hanım, Haşmet ,Koca Ragıp Paşa , Kâmî , Nahifi  , NEDİM, Neş'et , Seyyid Vehbi , Sâmî (Arpaemini-zâde) , Sümbülzade Vehb, İsmail Beliğ , İzzet Ali Paşa , Şeyh Galip'tir.

 

 

Enderunlu Fâzıl

 

https://www.kaosgl.org/resim/Sanat/Edebiyat/Kitap/Zenanname_Fazil01.jpg 
 
 Zenananame nüshası (ENDERUNLU FAZIL ) Akka'da doğmuş, İstanbul'a getirilerek enderunda yetiştirilmiştir. Asıl adı Hüseyin'dir.  Saray okulu olan enderunda çok iyi bir öğrenim görerek yetişen Fâzıl, zevk ve eğlenceye aşırı düşkünlüğü, çapkınlığı yüzünden bir süre sonra Saraydan çıkarılmıştır. Bundan sonra kendini kapıp koyuveren Şair 12 yıl kadar derbeder bir hayat yaşamış, sonunda bu durumunu anlatan Kasideleriyle dönemin padişahı III. Selim'in dikkatini çekmeyi başarmış ve kendisine Rodos'taki vakıfların idaresiyle ilgili bir görev verilmiştir.

Ardından görevli olarak Halep ve Erzurum'da bulunmuştur. Şiirlerinde hemen daima kendi hayatını anlatan  Şair Erzurum ve çevresinde başından geçenleri iki Kasidesinde dile getirmiştir. Ömrünün daha sonraki günlerini de sıkıntılı ve maceralı geçiren Fâzıl, 1810 yılında İstanbul 'da ölmüştür.

Bu düzensiz, sıkıntılı ve maceralı hayatına rağmen Fâzıl, Divan Şiirinin bol eser veren Divan Şairlrindendir. Oldukça hacimli divanının yanında edebiyatımızda asıl iz bırakan eserleri mesnevileridir.

ENDERUNLU FAZIL 'ın edebi kişiliğinin önemli yanlarından biri, hemen bütün eserlerinde çevrede gördüklerini ve yaşadıklarını anlatmış olmasıdır. 18. Yüzyılda NABİ , NEDİM, ve Şeyh Galip etkisi altında kalan ancak, onlar gibi varlık gösteremeyen şairlerin bazıları yaşanılan hayata ve topluma yönelik edebî geleneği izleme yoluna gitmişlerdir.

Fakat bunlar, özellikle NEDİM ve Bosnalı Sabit gibi ustalarla başarılı bir biçimde hayata ve çevreye yönelen edebi geleneği bozarak, dili sade, anlaşılır ancak, sıradan ve laubali şiir örnekleri vermişlerdir. Fâzıl bunlardan biridir. Onun, Divan Şiiri teknik ve estetiğine bağlı kalarak şiirde mahallilşeşme yolunu izlediği hemen bütün şiirlerinde açıkça görülür. Ancak, gerek anlatım, gerekse muhteva bakımından söz konusu bu şiirlerinde zevk düşkünlüğünü yansıtan laubalilik ve basitlik göze çarpar. Kısacası o, mahallîleşme akımının başarısız bir izleyicisidir.

Fâzıl'dan sonra kısa bir süre daha devam eden bu zevk düşkünlüğü klasisizme dönüş şeklinde bir tepki hareketi doğurarak sona erer. Fâzıl'ın edebi bakımdan en olgun eserinin Dîvân'ı olduğu söylenebilir.

Eserleri: Dîvân, Defter-i aşk, Hûbân-nâme, Zenân-nâme, Çengi-nâme

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.




FITNAT HANIM 

Koca Ragıp Paşa, Haşmet ve Fıtnat üçlüsünün üçüncü şairi Fıtnat Hanım'dır. Dönemin ünlü âlimlerinden Şeyhülislâm Esat Efendi'nin kızıdır. Nüktedan ve hazırcevaptır. Arapça ve Farsçayı iyi bilen bir şairdir. Şiirleri  Kadın Divan Şairi olarak farklılık göstermez, geleneğe sadık kalmıştır.

Eseri: Dîvân. 

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.

 

Koca Ragıb Paşa

 

 https://kapak.netkitap.com/170zk/3/06031895.jpg https://arsiv.ntvmsnbc.com/news/255898.jpg 

Sultan II.Mustafa

Koca Ragıp Paşa  1699'da İstanbul 'da doğmuştur. Babası Defterhane katiplerindendir. İyi bir medrese eğitimi görmüştür. Bilgin ve şair yaratılışlıdır. Medrese tahsilini bitirdikten sonra babası gibi defterhane katibi olmuştur. Derece derece ilerlemiş, İstanbul'da ve taşrada çeşitli görevler aldıktan sonra sadrazamlığa kadar yükselmiştir. Sanatçı III. Osman ve III. Mustafa dönemlerinde yaşamıştır. Özellikle III. Mustafa ile iyi ilişkileri vardır. III. Mustafa'nın kız kardeşiyle evlenmiştir. 1763'te ölmüştür.

Râgıp Paşa, başarılı bir devlet adamı ve devrinin önde gelen bilgin kişilerinden olmasının yanı sıra, Nedîm ve Şeyh Gâlib'ten sonra 18. yüzyılın en önde gelen şairidir. Bilim çalışmalarını desteklemiş ve kütüphane kurdurmuş olması, Hattatlığı, kitaba, okumaya düşkünlüğü onun kültür adamı olduğunun göstergesidir. 18. yüzyılda Nâbî'nin açmış olduğu Hikemi Tarzı devam ettiren en önemli şairdir. Nâbî yolunda yürümekle birlikte kendine özgü bîr üslûp yaratabilmiştir. Şiirleri didaktik ve ahlâkî içeriklidir. Eserleri lirik edalı değildir. Halk arasında Râgıp Paşa'ın ününü sağlayan mısra-ı berceste örneği olan dizeleridir. Bu dizeler halk arasında Atasözleri gibi dilden dile dolaşmıştır.

Eserleri: Dîvân, Münşeât, Tahkîk ve Tevfîk, Aruz Risâlesi, Mecmua-i Ragıb, Sefînetü-Râgıb.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.


 

 

Nedim

 

Asıl adı Ahmed olan Nedîmi'n doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir ancak 1681e doğduğu tahmin edilmektedir. İstanbulludur; Beşiktaş ’a yakın Tekerlek Mustafa Çelebi Mahallesinde evi vardır, Ümmü gülsüm Hanım ile evlidir. Annesi Saliha Hatun tarafından soyu Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar ulaşmaktadır. Babası kadılıklarda bulunmuş Mehmed Efendi, dedesi Sultan İbrahim devri (1640–1648) kazaskerlerinden Merzifonlu Muslihüddin Efendidir.

Ahmed Nedîm kültürlü bir aileden gelmiştir. İyi bir öğrenim görmüş, döneminin klasik ilimlerini Arapça ve Farsçayı bu dillerde şiir yazacak iyi öğrenmiştir. Tahsilini bitirdikten sonra hariç medresesi müderrisliğini elde etmiştir.

Lale Devri olarak anılan kültür, sanat, eğlence hayatının ve imar faaliyetlerinin zirveye ulaştığı dönemin başlangıcıdır. Damat İbrahim Paşa’nın hemen her faaliyeti Nedim’in dikkatini çekmektedir. Şair kıta ve Kasideler sunarak hamisine bağlılığını açıklamaktadır.

 

Damad İbrahim Paşa"nın hemen her faaliyeti için devrin diğer şahsiyetleri gibi Nedim de kıta ve Kasideler yazmış, paşa da kendisini kollayıp gözetmiştir. Hatta şair, mahlasını İbrahim Paşa"yla tanışıp, kendisini onun nedimi gibi farzederek almıştır. Paşa Nedim"i kendi kurduğu kütüphanesinin hâfız-ı kütübü yaptığı gibi, tercüme heyetlerinde de görev vererek meslek hayatında da çabuk ilerlemesini sağlamıştır. 1726"da hariç medresesi müderrisliğinden Mahmud Paşa Mahkemesi nâibliğine getirilmiştir.

Patrona Halil isyanı patlak verdiğinde Sekban Ali Paşa Medresesi"nde müderristir. Gölpınarlı"ya göre Nedim"in Mezar taşına bakarak onun onun Hamzavî tarikatına mensup olduğuna hükmedebiliriz. Ona göre, Hamzavîler Şehit Ali Paşa da Hamzavîler tarafından kutup olarak tanınmaktadır. Nedim, bu dönemde tarikata girmiş olabilir. Nedim divanının ilk iki baskısı çok eksiktir. Halil Nihad el yazması nüshaları karşılaştırarak Nedim"in bütün şiirlerini toplamış, yazmalarda Nedim"inkilerle karışmış olan Nedim-i Kadim"in şiirlerini ayırarak bunları da Divan"ın lügatçe kısmında Nedim-i Kadim maddesinde vermiştir. başı kesik, kolları ve ayakları kırık bir çeşit taş şekli kabul etmişlerdir. 

Tahsil hayatının bitmesiyle hariç medresesi müderrisliğine tayin edilen Nedim, daha sonra Mahmud Paşa Mahkemesi naipliğine getirilir. Müderrislikte çok çabuk ilerler. Molla Kırımî Medresesi’de, Nişancı Paşa-yı Atik Medresesi Müderrisliği’e yükselir. 1730’a Sekban Ali Paşa Medresesi müderrisi iken Patrona Halil İsyanı çıkar.

İsyan sırasında Nedim'in akıbetinin ne olduğu hususunda değişik bilgiler vardır. Kaynaklarda şairin, Patrona Halil İsyanı"nı takip eden günlerde "illet-i vehime"den veya içkiye düşkünlüğü ve afyon kullanması yüzünden titreme hastalığından öldüğüne dair bilgiler yer alır. Güvenilir biyografi müelliflerinden Müstakim-zâde Süleyman Sadedin, Nedim'İn isyan sırasında korkudan evinin damından düşerek olduğunu söylemektedir. Şairin terekesine dair hüccet 15 Rebiülahir 1143/28 Ekim 1730 tarihinde düzenlendiğine göre, şair bu tarihten ölmüştür. Kabri Üsküdar’da Selimiye civarındaki Miskinler Mezarlığı’ndadır. Bir zamanlar mezar şahidesinde kendisine ait 

Ey Nedîm ey bülbül-i şeydâ niçün hâmûşsun
Sende evvel çok nevâlar güft ü gûlar var idi 


Mısraları yer alırmış.

https://www.ilknokta.com/urun/N/9753383304.jpg https://www.turkedebiyati.com.tr/resimler/nedim.jpghttps://4.bp.blogspot.com/_Wdi6vLT3Esg/Se19olW-HxI/AAAAAAAAMtk/5biz2U-lf5I/s400/lale08.jpg

Patorna Halil

 

NEDİM'İN  EDEBİ KİŞİLİĞİ

Nedim, yaşadığı devirde, çağdaşları olan Osmanzâde Tâib, Seyyid Vehbi, Neylî, Nahifi vs. gibi ünlü Şairlerinden sayılmamıştır. O devirde "melikü"ş-şuar` unvanı padişah tarafından Osmanzâde Tâib"e uygun görülmüştür. Tâib de zamanınŞairlerinden bahsetmek üzere yazdığı kasidede Nedim"in adını dahi anmamıştır. . Bununla beraber, onu, devrinde, kenarda kalmış bir Şair saymaya da imkan yoktur. Salim tezkiresinde, "nedim-i tâze-zebân"diye övülmüştür. Çelebizâde Âsım, Nedim"in bir "nâ-refte râh"( geçilmemiş yol ) açmış bulunduğunu ve şiirlerine nazîre söylemenin mümkün olmadığını anlatır. Nedim"in başta FUZULİ   olmak üzere pek çok şaire nazireleri vardır. Ali Şir Nevai' nin bir gazelini tanzir etmiş ve ayrıca ÇAĞATAYca bir nazm söylemiştir. Râzî, Neşati  ve Tıflî"nin gazellerine tahmis ve Nedîm-i kadîm"in ile İzzet Ali Paşa"nın şiirlerine taştîr yazmış, Enverî, İbrahim Paşa ve Sultan Ahmed"in mısra ve beyitlerini tazmin etmiştir. Ayrıca,"gibi" redifli kasidesinde İran şairlerinden Buhterî, Ahtal, Tayyîb, Bebgâ, Sâib, Rüknâ, Utbî ve Vassâf gibi simalara âdetâ meydan okur. Türk şairlerinden kasidede NEFİ"yi, Gazelde BAKİ ve Şeyhülislam Yahya"yı, mesnevî tarzında Nev’izade Atai’"yi ve rübaide Azmizade Haleti"yi beğenir. Özellikle ilk kasidelerinde NEFİ etkisine sonuna kadar açık olan Nedim, gazelde de kendisini Baki”nin mirasçısı sayar.

 

Nedim, şair yaratılışı ve hayat anlayışı ile ne dine, ne Tasavvufa yönelmeyerek eski şiirimizin kalıplarını tekrarlamaktan kendisini kurtarmıştır. Felsefe yapmak, hikmetler savurmak mizacına uymadığı gibi, dinî şiirler yazmayı da yaratılışına karşı samimiyetsizlik saymıştır. Çünkü o, dünyaya bağlı, yaşamayı, eğlenmeyi seven, neşeli bir şairdir.

Nedim, mizacının samimiliği, duygularını serbestçe dile getirmesi yüzünden çevresini, devrinin yaşayışını şiirlerine geniş ölçüde yansıtmıştır. Şairin ilham kaynağı günlük zevkler, saz ve söz âlemlerinin hazları olmuştur. Mahalileşme"yi devrindeki hiçbir şair Nedim gibi işleyememiştir. Nedim"in değeri devrini anlatan değil, yaşayan şair olmasından kaynaklanır. Lale Devri"nin lâle adlarına, sürülen kokulara, kumaşlara, kürklere, kadın-erkek elbiselerine ve giyiniş tarzlarına, köşklerin, sarayların, çeşmelerin mimarî üsluplarına varıncaya kadar bütün hususiyetleri, Nedim"in şiirlerindedir.

https://img.webme.com/pic/k/karabudak/sadabat.jpg https://yazarlikyazilimi.meb.gov.tr/Materyal/eskisehir/laledevri/images/minyaturb3px0.jpg

 

Nedim, kaside tarzını Soyutluktan kurtarıp hayata bağlamaya çalışmış; çoğunu bahar, kış, ramazan gibi vesilelerle yazdığı bu şiirlerin nesîb ve tegazzül bölümlerinde tabiat güzelliklerini, yaşama zevkini, aşk duygularını ifade etmiştir, Kasidelerinin mehdiye bölümleri sönük kalmıştır. Nedim, asıl kişiliğini Gazel tarzında göstermiştir. Nedim, şarkılarında yerli hayat sahnelerini ve günlük hayat intibalarını daha geniş ölçüde anlatmıştır. Bestelenerek eğlence meclislerinde ve halk arasında okunmak maksadıyla yazılan bu şiirlerin dili, şairin öbür şiirlerinden daha sadedir ve yer yer konuşma diline yaklaşmıştır. Divan edebiyatında gerçek aşkın ilahî aşk olduğu kabul edilir, Aşk ve Beşeri Sevgili gerçek olmayıp mecâzîdir, ilâhî aşka götüren bir köprüdür. Divan edebiyatındaki bu anlayış, şairlerin duygu ve düşüncelerini olduğu gibi vermelerini engellemiştir. Divan şiirinde Aşk ve Beşeri Sevgili duyguları birtakım mecaz ve benzetmelerle ifade edilerek tabiîlikten ayrılır. Nedim ise, aşk duygularını samimî ve serbest bir şekilde ifade etmiştir.

 

Nedim"in şiirlerinde tasvir ettiği güzeller, hayattaki canlı güzellerdir. O sevgili konusunda da realiteyi şiire sokmuştur. Divan şiirinde genellikle siyah saçlı güzel vardır. Nedim"in güzelleri ise sarı saçlı, mavi gözlüdür: Nedim, içki ve eğlence âlemlerinin verdiği keyf ve neşe ile duygularını, çapkınlıklarını çekinmeden samimiyetle ifade etmiştir. Nedim, gazellerinde ve şarkılarında terennüm ettiği açık saçık duygularına samimiyeti, ince zevki, zarif ve esprili söyleyişi ile bir sanat eseri güzelliği vermiş, bayağılığa düşmemiştir: Boy, göz, kaş, ağız, yanak vs.yi servi, nergis, keman, gül vs. ile karşılamak gerekirdi. Gerçi Nedim de, bu klişeleri bol bol kullanmış olmakla beraber, düşünce ve duygularını bu mazmunlar dışında da yeni buluşlarla ifade etmiştir. Nedim, "bir tatlı dilli, cana yakın", "çek çevir kendin", bizim de canımız var", "unutma güzel başın için" gibi halk söyleyiş ve deyimlerinden hoşlanmış, medrese kültürüyle yetişen yüksek zümre edebiyatının belli kalıplar içinde donmuş ve sertleşmiş ifade şekillerini halk söyleyişleriyle yumuşatmak, canlandırmak, hayata bağlamak istemiştir. Daha da ileri giderek, bazı Arapça ve Farsça kelimeleri halk ağzında konuşulduğu gibi kullanmıştır. Bu dil anlayışından dolayı Nedim, XV. yüzyıldan beri görülen Mahallileşme akımının XVIII. yüzyıldaki en kuvvetli temsilcisidir.

 

Türkî nazımda böyle güşâyiş nedir Nedîm

Neyzen bezimde mutrıba hemvâre geç bakar

Nedim"in etkisi, daha ziyade kendinden sonraki şairler üzerinde görülmüş; bu etki zamanla bütün şairleri gölgede bırakmıştır. KEÇECİZADE İZZET MOLLA  ,ENDERUNLU FAZIL , Enderunlu Vasıf ve Osman Nevres"le, bir Nedim Mektebi oluşturabilecek bu etki, Tanzimat"tan günümüze kadar yeni edebiyatın temsilcileri üzerinde de kendini hissettirmiştir. Ziya PaşaNamık Kemal , Recaizade Mahmut Ekrem gibi şairlerin hayranlık duyduğu Nedim,TEVFİK FİKRET tarafından da edebiyatımızın en büyük şairleri arasında anılmıştır. Yahya Kemal"in divan şiirini yeni bir söyleyişle terennüm eden şiirlerinde de Nedim"e ayrılan yer küçümsenmeyecek derecededir. Günlük hayatın intibalarını ve gönlünün duygularını samimi bir dille ve zarif bir söyleyiş güzelliğiyle ifade etmek; hayatta yaşayan güzellere karşı duyulan sevgiyi çekinmeden, olduğu gibi, yer yer açık saçık bir şekilde ifade etmektir. Şiirimize realiteyi, gerçek insan sevgisini getiren, halk zevkini ve Türkçeyi aruzla en tabiî ve en güzel bir şekilde ifade eden şairimiz Nedim"dir. Divan şiirinde arayıp da bulamadığımız gerçek hayatın sesini, yaşadığı devrin ruhunu, Türkçenin aruzla en tabiî ve en güzel ifadesini nediminde buluyoruz.

Bütün bu vasıflarından dolayı Nedim, kendi devrinin insanları tarafından anlaşılamamış; fakat ölümünün üzerinden üç yüz yıl geçmesine rağmen, bu yüzyılda bile rağbet bulmuştur. Bu da Nedim"n ileri görüşlü bir şair olduğunu göstermektedir.

Kaynak: Özlem Demir, Nedim’in Hayatı, Eserleri ve Edebi Şahsiyeti,



 

Sünbülzade Vehbi,

18. yüzyılın ikinci yarısında yaşamıştır. Nedîm tarzında yazmakla birlikte onun kadar taklitte başarılı olamamıştır. Vehbî, şiirde daha çok şekle önem vermiştir. Şiirleri lirizm yönünden güçlü değildir. Açık, ancak kuru bir anlatımı vardır. Şiirlerinde, Sabit gibi yerel konulara yer vermiş, günlük hayatla ilgili daha doğrusu günlük hayatta kullanılan atasözleri ve deyimleri kullanmıştır. Şiirleri, çağın toplumsal yapısını yansıtması bakımından önem taşırlar.

Eserleri: Dîvân, Lutfiyye, Tuhfe (Farsça-Türkçe manzum sözlük), Nuhbe (Arapça-Türkçe manzum sözlük).

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.

 


 
İzzet Ali Paşa

18. yüzyılın ilk yansında özellikle Lâle Devri'nde yaşamış dönemin tanınmış şairlerindendir. İstanbulludur. Şairliğinden başka hattatlığı da vardır. İbrahim Paşa devrinde Nedim'den sonra dönemin zevk ve neşesini şiirlerinde başarıyla yansıtan en önemli şair İzzet Ali Paşa'dır. Nedîm ile çok yakın arkadaşlığı olduğu bilinir. Nedim'e yazdığı Nigâr-nâme adlı mektupla, Nigâr-nâme'ye karşılık olarak Nedim'in espiri yollu verdiği cevap Nedîm Dîvânı içerisinde yer alır. İzzet Ali Paşa Nedîm tarzında yazan şairlerin başında gelir ve onun en güçlü izleyicisidir. Nedim'in gazellerine nazireler yazdığı bilinir.

Eserleri: Dîvân, Nigâr-nâme.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.


 

 

Şeyh Galib

https://www.turkceciler.com/images/yazarlar_sairler/seyh_galip.jpghttps://static.ideefixe.com/images/244/244512_2.jpghttps://4.bp.blogspot.com/_HUomRzgFaLQ/RxX128oNlxI/AAAAAAAAADo/1dS6T_JPkMI/s320/DSC03957.JPG

 

Asıl adı Mehmed olan Şeyh Galip, 1757 yılında, İstanbul'da doğmuştur. Hümayûn kâtiplerinden şair Mustafa Reşid Efendi babası, Emine Hatun ise annesidir. Daha çok küçük yaşlarda büyük bir kabiliyet ve başarı gösteren şair, ilköğrenimini babasından görmüş, daha sonraları dönemin ünlü şairlerinden Farsça'nın inceliklerini öğrenmiştir. Ailesinin etkisiyle Mevlana Dergâhı'nda ( Konya ) çileye girdi, sonra yine ailesinin etkisiyle çilesini tamamlayamadan İstanbul'a geri döndü. İstanbul'a döndüğünde Yenikapı Mevlevihanesi'nde çilesini tamamlamıştır. Daha sonra, 1791'de Galata Mevlevihanesi Şeyhliği yapmıştır. Ansızın, 3 Ocak 1799'da, İstanbul'da ölmüştür; ölümünün nedeni bilinmemektedir.

Babası  Tasavvuf eğitimi almış, mevleviliğe ve melamiliğe bağlı şiirlerle uğraşmış, kültürlü bir kişidir. Şeyh Galip'in dedesi Mehmed Efendi de mevlevi tarikati aydınlarındandır. Hamdi adlı bir bilginden Arapça dersi almış ve kendisine Esad mahlasını veren Süleyman Neşet'ten de öğrenimi sırasında faydalanmıştır. Yirmi dört yaşındayken Divan'ını yazmıştır. 26 yaşındayken Türk Edebiyatı'nda mesnevi türünün en başarılı örneklerinden biri sayılan "  Hüsn ü Aşk " adlı eşsiz eserini yazmıştır. Bir yıl ilimle ve eserlerini yazmakla uğraştı. Bu tarihte Galata Mevlevihanesi sonra Konya'da MEVLANA dergahında çileye girmiştir. Fakat babasının isteği üzerine çileyi tamamlamadan İstanbul'a dönmüştür. Yenikapı mevlevihanesinde yeniden çileye girdikten sonra hücreye çıkmıştır. Sütlüce'deki evinde, 1791 yılına kadar şeyhlik yaptı. Sekiz yıl süren dergah şeyhliği sırasında Sultan III. Selim, Valide Sultan, padişahın kız kardeşi Beyhan Sultan'ın yakınları arasında yer aldı. Onların takdirlerini kazandı.


EDEBİ KİŞİLİĞİ:

Divan Edebiyatımızda tasavvufun özellikle Mevlevilik koluna en fazla bağlı olan şairdir. Galib tasavvufun mazmun, çağrışım ve fikir hazinesinden faydalanmıştır. Tasavvufun tek varlık inancını, ilahi aşk, insan yüceliği, hoşgörülülük ilkelerini benimsemiştir.İran'lı Şevketi Buhari'nin açtığı Sebk-i Hindi çığırının bizdeki en büyük mensubu Şeyh Galib'dir. Sebk-i Hindinin son güçlü şairlerini dahi 50 yıl geriden takip etmiştir. Şeyh Galib bu tarzda örneklerle, içiçe mecazlarla ve birşey söyler görünürken başka birşeyi kastettiğini bazen açıkça söyler. O bizde sembolizme benzeyen şiir çığırını açmıştır.

Sanatta yenilik özlemi duymuştur. Divan şiirinde yapmış olduğu başlıca yenilik, bambaşka bir üslub bulması, kendi deyimiyle bir başka lugat tekellüm etmiş olmasıdır. Kelime hazinesi çok zengindir; üslubu renk anlatan kelimlerle doludur. Şiirleri baştanbaşa mecazlar, görülmemiş kapalı ve karanlık hayallerle örülmüştür. Sembolik şiirlerdir.

Ş.Galip şiirden anladığını şöyle izah etmiştir. Yanağa ve dudağa tenezzül etmeyip görülmedik gül açmalıdır. Şiirin çıktığı bütün yollarda koşturduktan sonra “hayal şahini” şiir ceylanını avlamalıdır. Şair dedikodularla uğraşmamalı, fikir şarabının denizine dalarak inci çıkarabilmelidir. Aksi halde kaş göz kelimelerini bir araya getirerek, yerli yersiz Arapça kelimeler kullanmak şairlik değildir. Galib, böyle şairleri bir yumurta yumurtlayıp gıdaklayarak bütün köyü ayağa kaldıran tavuğa benzetir:

Mânende-i mâkiyân-ı garrâ

Yek beyzâ hezâr fahr ü da’vâ8

Şair, ağızlarda sakız gibi çiğnenen (hayide) sözlerle uğraşmak yerine “taze eda”ya el atıp9 “yeni bir yol” açarak, denenmemiş ve denilmemiş olanı bulup söylemeye çalışmalıdır:

Merd ana denir ki aça nev-râh

Erbâb-ı vukûfu ede agâh


 https://img124.imageshack.us/img124/4576/a27wi1.jpg

Galata Mevlevihanesi

Galib, “lafız”larının şişesinde hayal perisinin kanat çırptığını söyler. Onun sözleri, hayal gücünün ulaşabileceği en uç noktaya, sihir derecesine ulaşmıştır: Kelimeler şişe, hayaller ise peri çocukları. O, kelimelere yüklediği yeni anlamlarla onları büyüleyici bir söyleyişe ulaştırır: 

O’nun şiirdeki hedefi çok daha ötededir. Galib, şiirinin sadece yer yüzünde değil, gökte de melekler tarafından beğenilmesini sağlamak için çok uğraşmış, yeni zeminler yoklamış ve başarılı da olmuştur:

Ne tâze zemînler bulurdu Galib-i zâr

Sözün felekde melekler pesend edinceye dek.

Şiirde Mana yeni, örijinal ve kimse tarafından söylenmemiş olmalıdır. Diğer şairler gibi Galib de “bikr-i mana” ardından koşarken şiiri, “bikr-i mana”yı arama yolunda Leyla’nın düğününde feryat eden Mecnun’un mersiyyesi gibi olur:

Bikr-i ma’nâya tahassürle nevâ-yı suhanım
Sûr-ı Leylâdaki mersiyye-i Mecnûn gibidir.

( Alıntı: ŞEYH GALİB’İN ŞİİR ANLAYIŞI ,Mahmut KAPLAN )

Çok genç bir yaşta divan sahibi olan Şeyh Galip, hiç kuşkusuz Nedim 'den sonraki dönemin en önemli şairlerindendir. Sembolizm benzeri bir tarzın Türk edebiyatındaki öncüsü olmuş, bir çok buluşu ve yarattığı manzumlarla divan edebiyatının gelişmesinde büyük bir rol oynamış olmasına rağmen divan şiirinin geleneklerinden de kopmamıştır. Bugün Şeyh Galip'in şiirleri gösterdiği harika sembolizm ve betimlemelerle özellikle Batıda fazlasıyla beğeni toplamaktadır.

Hüsn ü Aşk (Güzellik ve Aşk) Şeyh Galip'in (1757-1799) başyapıtıdır. 2101 beyittir. Aruzun "mefulü-mefailün-feülün" kalıbı ile kaleme alınmıştır. Son dönem divan edebiyatının en güzel örneklerinden biri olmasının yanı sıra, tasavvufi alt yapısı ve sembolizmi ile genel olarak edebiyat ve spiritualizm açısından çok önemli bir eserdir. Eserin kahramanları güzellik (hüsn) ve güzelliğe yönelişin sonucu olan aşk'tır. Eserin her bir satırında tasavvufi simgeler bulmaktayız, kişi isimlerinden, yer isimlerine ve benzetmelere kadar. Sebk-i Hindî (Hint üslûbu) ile kaleme alınmış olan bu büyük eser, doğu edebiyatının zirvelerinden birisi olmuş ve bir çok dile çevrilmiştir, bugün hâlâ yeni baskıları yapılmaktadır.

Hüsn-ü Aşk’ını da Nabi’nin Hayr-âbâd’ına karşılık olarak, ondan daha güzel ve daha anlamlı yazabileceğini kanıtlamak için kaleme almıştır.



GAZEL

Gencinen olsam vîrân edersin
Âyînen olsam hayrân edersin

Tîr-i nigehden dâğ-ı derûna
Baksan ne işler seyrân edersin   

Sâkî kerâmet sende ya bende
Bahri habâba mihmân edersin

Nezzâre-i germ etdikçe ey çeşm
Âteşle âbı yek-sân edersin

Ey huşk zâhid dem urma meyden
Dest-i duâyı mercân edersin

Zâhid o meh-veş bir nûrdur kim
Büttür demezsin îmân edersin

Mâdâm uçarsın gözlerde ammâ
Rûyun perî-veş pinhân edersin

Tabl-ı tehîden gümdür suhanler
Bî-hûde Gaalib efgaan edersin

Etvâr-ı çerhe uy mevlevî ol
Seyrân edersin devrân edersin



 

NAZIM HİKMET'İN ŞEYH GALİP İLE İLGİLİ BİR ANISI:

Sovyet döneminin ünlü Gürcü şairi Mayakovski ile Nâzım Hikmet, Moskova’daki üniversite yıllarında zaman zaman biraraya gelerek şiir üzerine konuşur tartışırlarmış. İşte böyle bir karşılaşmalarının birinde, Mayakovski sormuş:

- Nâzım en ünlü şairiniz kimdir? Nâzım Hikmet hiç duraksamadan:
-Şeyh Galip’tir. yanıtını vermiş ve Şeyh Galip’in Muhammes’inden şu dizeleri okumuş:

Bir şu’lesi varki şem-i canın
Fân’usuna sığmaz âsm’anın
Bu sine-i berk âşiyânın
Sina dahi görmemiş nişânın
Efrûhte-i inâyetindir.*

( Can mumunun öyle bir alevi vardır ki göğün kubbesine sığmaz! Bu, yuvası şimşek olan bağrımın eserini Sina Dağı bile görmemiştir ve ondaki ateş senin lütfunla tutuşmuştur. )

Daha sonra da şiiri Mayakovski’nin anlayabileceği bir dille açıklamış. Şiirdeki mecazi anlatımların ve benzetme zenginliğinin farkına varan Mayakovski:
- Biz günümüzde şiire bu kadar anlam derinliği veremiyoruz, demiş.

FAYDALANILAN KAYNAKLAR

Prof. Dr. Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.

 

 

 

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 
Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış