Habibi ( 16. Yy) Azerbaycan


 

HABİBİ - 15. YY Azerbaycan Divan Şairi 

Habibî, XV. yüzyılın sonu ile XVI. yüzyılın başlarında yaşayıp eser vermiş Azerbaycan sahasının en önemli divan şairlerindendir.

Habibi’nin adı  farklı kaynaklarda  Acem Habîbî (Tuman 2001: 188), Habîbî-i Azerbaycânî (Hayyâmpûr 1368: 248), Habîbî-i Bergüşâdî (Sâm Mîrzâ Safevî yty.: 357) ve Habîbî Çelebi (Mehmed Süreyyâ 1308: 109) olarak anılmaktadır. [1]

Tahminen 1470 yılında  İran Azerbaycan’ında (Güney Azerbaycan) Tebriz’e bağlı Göyçay'm  nahiyesine bağlı [2]Bergüşad köyünde doğmuştur.    Onun həyatı hakkında ilk bilgiler  Şah İsmayıl Hətayi'nin oğlu Sam Mirzənin (1517-1576) 1550 de yazdığı “Töhfeyi-Sami” təzkirəsində bulunmaktadır. Bu eserdekilerin dışında İran’daki hayatı hakkında çok ve sağlam bilgiler yoktur. Onun hakkında en iyi kaynaklardan biri olan Sâm Mirza, Azerbaycan’ın Bergüşâd kasabasında doğduğunu, fakir bir ailenin çocuğu olduğunu, küçük yaşlarda çobanlık yaparken Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ın  ikinci oğlu olan Yâkub Bey’le bir av esnasında karşılaştığını yazar. Sonunda  onunla sohbet ettiğini, Hükümdar Yakup onun çok zeki bir çocuk olduğunu anlayınca  onu himayesine alarak sarayında yetiştirdiğini nakleder (Tuĥfe-i Sâmî, s. 340).[3]

Bu hadise onun bir şair olarak yetişmesinde önemli rol oynamış,  Akkoyunlu sarayında bir şair olarak yetişmiştir. Şah İsmail Akkoyunluları mağluop edip başkentini Tebriz'e taşıyınca Habibi 'de Şah İsmail'e intisap etmiş ve Şah İsmail'den de iltifat görmüştür.


Habibî, Safevî hükümdarı Şah İsmail'in ve Osmanlı Sultanı Sultan Selim'in sarayında saygıyla karşılanmış devrinde şöhret bulmasına olanak sağlamıştır.

Yâkub Bey’in ölümünden (896/1490),  sonra Şah İsmail’in Safevî sarayına girdiği 907 (1502) yılına kadar geçen hayatı hakkında bilgi yoktur.  Şah İsmâil’in (Hatâyî) ona “melikü’ş-şuarâ” unvanını vermiş böylece devrinde çok tanınmış bir şair olmuştur.[4]

 

Yavuz ile  Şah İsmail’in mezhep çatışmalarına girdiği yıllarda, Şia mezhebine bağlı olmasına rağmen Habibi’nin  Şah İsmail’in  melikü’ş-şuarâ”  sı olduğu halde  neden Safevi Sarayından ayrılıp İstanbul’a geldiği bilinmemektedir.  Fakat Kınalızâde Hasan Çelebi (Tezkire, I, 279) ve Aşık Çelebi (Meşâirü’ş-şuarâ, vr. 86a)  Habîbî’nin,  1512 yılarında II Bayezıd devrinde İran’dan Anadolu’ya geldiğini yazmaktadırlar. [5]

Habibi’nin İstanbul’a geliş nedeni sadece seyahat etmek zevkine sahip olmasına bağlayanlar da vardır. [6]  Üstelik Latîfî (Canım: 2000: 221), Habîbî’nin Osmanlı ordusuyla “Kızılbaş Seferi”ne katıldığını yazmıştır.[7]

Devrin tezkerecileri ve Evliya Çelebi’  Habib’nin Osmanlı Sarayında da iltifat gördüğünü, Yavuz Sultan Selim tarafından da himaye edildiğini yazmaktadır. Fakat Habibi’nin İstanbul’daki hayatı hakkında kaynaklar pek bilgi vermemişlerdir.Devrin kaynakları tezkireler ve Evliya Çelebi, Habibi’nin, tahminen 1520 yılında İstanbul'da ölmüş olduğunu,  Sütlüce’de Câferâbâd Tekkesi’ne defnedildiğini kaydetmişlerdir. [8]

Habibi’nin Akkoyunlu ve Safevi saraylarında yaşarken bir divan tertip edip etmediği bilinmemektedir.  Fakat mevcut halde ele geçen bir eseri yoktur. Fuat Köprülü ile başlayan şiirlerini derleme çalışmaları neticesinde onun yazmış olduğu 47 şiir tespit edilebilmiştir.

M.F. Köprülü, Habibi’nin şiirlerini toparlamaya çalışmış.  Daha sonraki çalışmalarla,  Habibi’nin 42 âdete ulaşan şiiri derlenmiş bu şiirlere E.Memmedov 5 şiir daha ekleyerek hepsini birden 1980 yılında Baku'da yayımlatmıştır. "XII-XVI. Asırlar Azerbaycan Şiiri" adlı antolojide (Baku, İlim,1984)

Azerî araştırmacılar, Habibi’nin halk şiirine yakın bir şair olduğunu halk şiiri kaynaklarından beslendiğini ve bu özelliklerini de gazel kaside ve yazmış olduğu divan şiir tarzındaki şiirlere yansıttığı görüşündedirler.  Dolayısı ile Habibi’nin divan şiirine,  halk şirine duyarlı bir yaklaşım getirdiğini kabul etmektedirler.  Habibi’nin gazel ve kasidelerindeki dili ve zevki geraylı, tecnis ve koşmaların sadeliğine ve şiir zevkine sahiptir.

Habibi, Seyyit Nesimi ve Fuzuli’den sonra Azerbaycan Edebiyatının en eski ve en önemli üç divan şairinden birisi olarak kabul edilmektedir.  Nesimi’den sonra Azerbaycan şairlerini en çok etkilyen şairlerin başında gelmektedir. Pek çok araştırmacı Habibi’yi Fuzuli’yi hazırlayan şairlerin en başında gösterirler.

Habibi, bir Azerbaycan şairi olarak sade samimi, sıcak sade “Acem şivesine sahip, ancak kendisine has ve başka şairlerden farklı üslubu olan  (Kutluk 1989: 279; Dehhudâ 1998: 8674). “ bir şairdir. Tezkireciler onun üslubunu Acemâne üslup olarak nitelendirmişlerdir.  “Âzerî Türkçesi ile yazıldığı için tezkire yazarlarının “Acemâne üslûplu” diye nitelendirdikleri şiirleri sade ve samimi bir ifade taşımaktadır.  “ ……”Habîbî’nin şiirlerinde yer yer Hurûfîlik’le ilgili mazmunlara da rastlanmaktadır. M. Fuad Köprülü Nesîmî, Hatâyî ve Fuzûlî arasında bir geçiş dönemini temsil eden Habîbî’yi yaşadığı dönemin en önemli Âzerî şairlerinden biri olarak kabul eder.”[9]

 

Habibi,  özellikle Akkoyunlu ve Safevi saraylarında ve edebiyat dünyasında oldukça itibar görmüş bir şair olmasına rağmen Osmanlı sahasında o denli önemli kabul edilmemiş bir şairdir.  Şah İsmail’in "melikü'ş-şuara" sı,   Şia mezhebinden olmasına rağmen İstanbul’a gelip Bayezid ve Yavuz’a sığınmış olması da manidardır. Üstelik sebebi de bilinmemektedir.

Habibi şiirdeki kuvvet ve kudret yönünden Fuzuli ile Nesimi arasında bir köprü gibidir. Gazellerinde aşıkane ve safiyane bir eda vardır. “ Şia olması yanı sıra şiirlerinin bazılarında Hurufilik inancının da izleri gözükmektedir.  Bu nedenle şiirlerinde dini tasavvufi konular “aşk, âşık, mâşuk, harâbat, meyhâne, câm, Hz. Âdem’e secde, vahdete erme gibi tasavvufî kavramlar “  bulunmaktadır.

Habîbî, nazım tekniğine hâkimiyet bakımından Osmanlı şairlerinin seviyesine ulaşamamıştır. Çâkerî Sinan Çelebi, Sâfâyî Çelebi, Celâlzâde Mustafa Çelebi, Hayâtî Çelebi ve Tutmacı gibi XVI. yüzyıl şairlerinin Habîbî’ye nazîre yazmaları, onun Osmanlı sahasında belli bir şöhrete ulaştığını göstermektedir. Ancak bu yüzyılda Fuzûlî ve Bakî gibi önemli iki şairin bu dönem şairlerini derinden etkilemesi sonucunda Habîbî de diğer şöhretler gibi tesirini kaybetmiştir.”[10]

Azerbaycan ve Tüm Türk edebiyatının en önemli Divan şairlerinden birisi olan Fuzuli onun şiirlerine nazireler yazmıştır. Sadece bu işaret bile Habibi’yi, Fuzuli’nin hazırlayıcısı olarak görenleri haklı çıkarmaya yetmektedir.

 

Şiirleri

KASİDE - Müavin mana ol Sübhan olursa,

KASİDE Əla, ey dilbərim, yarım, xərabat,

Tevhid Ədəmdən ta ki, aləm oldu peyda,

Dərdi-eşqə hər ki, ol dəmsaz ola

Hər kimə həmrah Fəzlullah ola,

Sünbül saçın gül yüzünə çünkim niqab olur, şəha,

Türreyi-tərrarını sən edəlidən piçü tab,

Şu kafər çeşmi gördüm İstefadə,

Erdi qulağıma səhər çün hayü huyi-meykədə,

Bir dəm salınsa çün ol sərvi-rəvan çəməndə,

Dur səhər, ey saqiyi-can, bir qədəh mey sun bizə,

Dur uru, ey saqiyi-məhru bizə,

Şol mübarək zatına işim sənadır, ya nəbi,

Billah, ey sərvi rəvan, durgil səhər, gül şən degül,

Fəzli-fəyyazi-əzəl çün eylədi feyzini am,

Dur uru, ey saqi, billah, xoşxiram,

Bir səhər piri-muğani çün ziyarət eylədim,

Ey dustan, (ey dustan) yarım mənə uymaz, nedim?

Şol fitneyi-dövri-qəmər, eyni bəladır kim məgər?

Can alıcı xuni gözün bir dəm aman verməz, nedim?

Müstədam olğıl həmişə, ey gözəl xanım mənim,

Mən ki, ləlin can yerində görmüşəm,

Saqi, səhərdir, sun bərü, cami-Cəmi nuş edəlim,

Çün bu siyahkasə cəhan bir dəm bizə verməz aman,

Can içində dərdi-eşqin olalı, cana, müqim,

Mana mehri ermədi sən məhliqanın, neyləyim,

Gər səninçün qılmayam çak, ey büti-nazik bədən.

Gözüm eydür könlümə: şol huri-məhvəşdən saqın,

Xabi-qəflətdən oyansun eşqi-dildar istəyən,

Könlümü həm dəmbədəm edər pərişan saçların,

Qamu cövri ki, cana, cana etdin,

Nə kövkəbdir bu, ya rəbb kim, Gün əşdən nuri rövşəndir,

Tapun kim, canların cananəsidür,

Kainatın varlığından mənə sən şafi yetər,

Pərtövi-hüsni-cəmalın aləmi pürnur edər,

Nigara, zülfi-şəbrəngin ki, əyyamın siyah eylər,

Məgər badi-səba zülfin ucundan key pərişandır

Gül yanağun üzrə çün ol sünbüli-sərkəş yatur,

Çin elindən çin səhər çün şol büti-ziba gəlür,

Aşiqə məşuqinin cövrü səfası xoş gəlür,

Dur, ey mürği-səhər, billah, ağaz et,

Ey afitabi-dövlət, vey kövkəbi-hidayət,

Görəldən zülfi-ənbərbarın, ey dust,

Dil saçından oldu sevdayi mizac,

Müsəddəs Dün gördüm ol nigari

Qitə Səfa həngamıdır, işrət dəmidir

 


[1] DOÇ. DR. İSRAFİL BABACAN, HABÎBÎ, Acem Habîbî, https://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=

[2] DOÇ. DR. İSRAFİL BABACAN, HABÎBÎ, Acem Habîbî, https://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa

[3] Sâm Mirza, Tuĥfe-i Sâmi, Tahran 1313, s. 340;

[4] Sasani Çingiz Sadıkoğlu, HABÎBİ, DİA, cilt: 14; sayfa: 375

[5] Sasani Çingiz Sadıkoğlu, HABÎBİ, DİA, cilt: 14; sayfa: 375

[6] Canım, Rıdvan (hzl.) (2000). Latîfî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (İnceleme-Metin). Ankara: AKM Yay.

[7] Canım, Rıdvan (hzl.) (2000). Latîfî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (İnceleme-Metin). Ankara: AKM Yay.

[8] Evliya Çelebi Seyahatnâme, I, 411).

[9] Sasani Çingiz Sadıkoğlu, HABÎBİ, DİA, cilt: 14; sayfa: 375

[10] Sasani Çingiz Sadıkoğlu, HABÎBİ,                DİA, cilt: 14; sayfa: 375

 

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış