Kuzey Kıpcak-Kuman Sahası ve Codex Cumanicus


23.8.2016
https://resim.hunturk.com/rsm/f2c76e372d.jpg

Kuzey Kıpcak-Kuman Sahası ve  Codex Cumanicus

Kıpçaklar, tarih sahnesine IX.-XI. asırlar arasında, İrtiş boylarında Kimeklerle iç içe çıkmışlardır. Bunlar daha VIII.-IX. asır civarında Orta Asya’danUrallara geçmiş ve burada üstünlük kurmuşlardır. Kıpçaklar, Moğol istilasından önce de Siriderya, İdil ve Don arasında, Kafkas ve Kırım dağlarında, Hazar’ın kuzey düzlüğü ile bugünküKazakistan’ın orta ve kuzeybatı kısmında yaşayıp pek çok Türk kavmi ile karışmışlar ve İran, Suriye, Rusya, Doğu Avrupa ve Bizans ile askerî, ticarî ve iktisadî ilişkiler kurmuşlardır. Önceleri “Mafazat Al-guz” (Oğuz bozkırı) diye bilinen topraklar da, artık XIII. asırda Deşt-i Kıpçak adıyla anılmağa başlanmıştır. Çin’den Don nehrine, Ural’dan Karadeniz’e kadar olan alana yayılan Kıpçaklar, bu devirden sonra da büyük bir hareketlilik içindedirler.

Kuman-Sarı Uygur birleşmesi, X. asrın ikinci yarısında, Kıtaylar ve komşuları Kayların sıkıştırmasıyla, batıya, Oğuzların ve Karlukların topraklarına yönelmişlerdir. XI. asırda Rus beyliklerine karşı kazandıkları bir dizi galibiyetten sonra, Karpatlar’a, Balkanlar’a kadar sürecektir. Böyle gelişen Kıpçak-Kuman varlığı, XIII. asrın sonlarına kadar, bu bölgenin tayin edici bir gücü olagelmiştir.

13. yüzyıl başlarında cereyan eden ve tüm dünyayı etkisi altında bırakan Moğol istilâsı, Orta Asya’da, Kuman-Kıpçak Türklerinin yaşadığı sahalarda hem siyasî hem de coğrafî bakımdan büyük değişikliklere sebep olmuştur. Batu Han’ın kumandasındaki Moğol ordusu, 1237’de İdil Bulgarlarının üzerine yürümüş ve bunun sonucunda İdil-Bulgar ülkesi büyük ölçüde yıkıma uğramıştı. Bu güzergâhta yapılan seferlerde birçok Kuman-Kıpçak Türkü de Moğol ordusunun önüne katılmış, yerlerinden, yurtlarından edilmişti.
Müslümanlar tarafından “Kıpçak”, Avrupalılar tarafından “Kuman” adı verilen kavim veya kavimler birliği, sonradan birleşen iki ayrı Türk kavmidir. Kumanlar 1017 yılında Kara Kıtaylıların zorlamasıyla batıya doğru göç ederek Doğu Avrupa’ya yerleştiler. Hâkimiyetlerini 1103 yılındaki Rus yenilgisine kadar sürdürdüler. Bu tarihten sonra yerlerini doğudan gelen Kıpçaklara terk ettiler. Böylece buraya gelen Türk boyları “Kıpçak” adı altında birleştiler. Kuman ve Kıpçak adı da aynı halk için kullanılmaya başlandı.

RUSLARIN IGOR DESTANI VE KUMANLARIN ETKİSİ

Rus Knyazlarinın 1103–1185 arasındaki savaşlarını anlattığı Rus edebiyat tarihinin ilk eseridir.

Igor destanı’nın konusuna ve anlattığı olayların gelişimine baktığımız zaman Destan’ın Rusların küçük Knezlikleri’nin birleşerek Devlet ve millet haline gelişlerinin öyküsünün anlatıldığı ortaya çıkmaktadır. Kuman tehlikesini bertaraf etmek isteyen Knezlerin Kumanları yenmek için yaptıkları mücadeleler ve yapılan savaşların hepsi sonuçta Rusların millet ve devlet olabilmesine olanak sağlayan en önemli faktör olmuştur. Bu mücadeleler sonucunda Rusların ilk destanı oluşmuştur. Bu destanın Rus Knezlerini Rus milleti haline getiren manevi bir maya olduğu anlaşılmaktadır.

Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlarda yaşayan kuman-kıpçaklar ile bu coğrafyada hâkimiyet mücadelesine girişen ve kuvvetli bir devlet olma yolunda ilerleyen Ruslar yaklaşık iki buçuk asır süren bir komşuluk münasebeti içerisinde bulunmuşlardır. Özellikle Ruslar 1054 tarihinden itibaren güney bozkırlarını tamamen kumanlar' a terk etmek zorunda kalmışlardır. Ruslar kendileri için en amansız düşman olarak gördükleri Kumanları bir yandan küstürmemek için dostluklarını kazanmaya çalışmışlar, diğer yandan da bu güçlü kavme karşı ellerindeki bütün imkânları seferber etmişlerdir. Küstürmeme sebepleri ise aralarındaki iç çekişmelerde daima onların yardımına müracaat etmiş olmalarıdır. 1054'den 1250'kadar süren bu dönemde kumanlar birkaç savaş istisna genelde Rusları yenmişlerdir. Kumanların aleyhlerine ilerlemeleri ve topraklarını almaları Rusları onlara karşı bazı tedbirler almaya sevk etmiştir. Bu tedbirlerin başında da Rus Knyazları’nın birleşerek hareket etmeleridir. Rusların birleşerek yenmiş oldukları savaşlardan biri de 1184'de yapılan savaştır. Ancak bu savaşa isteyerek katılmayan Novgorod-Seversk Knyazı İgor Svyatoslaviç kazanılan bu başarıyı kıskanarak, böyle bir zaferi kendisi de 1185 tarihinde yaşamak istemiştir. Ancak kumanlar 1184'de hazırlıksız yakalandıkları Ruslara bu sefer fırsat vermemişler, İgor’u ve Rusları darmadağın etmişlerdir. İşte Ugor destanı bu seferi konu alır ve milli Rus edebiyatının ilk örneği olarak kabul edilir. Destanın orijinalliği konusunda Rusya’da oldukça ilmi tartışmalar yaşanmıştır ancak ilim adamları hadiseye hep Ruslar açısından bakmışlar ve öyle de değerlendirmişlerdir. Ancak destanın kumanlar için de iki büyük bir önemi vardır. Birincisi Kumanların Ruslar üzerindeki etkisini açıkça göstermesi, ikincisi de böyle bir destanla kuman adının ve gücünün asırlara taşınması yani kuman gücünün ebedileştirmesidir.

 

Destan, Kuman tehdidine karşı kendi başına hareket eden Prens’in hazin öyküsünden yola çıkarak Knezlerin birleşmesi ve birlikte hareket etmesi gerektiğini temel mesaj olarak iletir.

 

Dosya:Igorsvyat.jpg

Knez Igor'un Kumanlar karşı yenilgisi- Igor Destanı, Ressam: Viktor Vasnetsov

Başka bir taraftan da Moğolların İdil bölgesine yaptıkları akınlarda önlerine kattıklarım pek çok Kıpçak-Kuman Türkünün Orta İdil’e Bulgar topraklarına kadar geldikleri ve buradaki İdil-Bulgar halkı ile kaynaşarak, bu sahanın bütünüyle Kıpçaklaşmasında büyük rol oynadıkları görülmektedir. Ayrıca, bu sahada Bulgar Türkçesine karşılık Kıpçak Türkçesinin nüfuz kazandığı ve yaygınlaştığı görülür. Kıpçak Türklerinin gittikleri yerlerde oynadıkları kolonizatörlük rolü ve bulundukları sahaların Türkleşme sürecine olan katkılarını başka bir sahada, Kafkasya’da da görmek mümkündür. Moğol akınlarından sonra bir kısım Kıpçak Türkü Kuban boylarından ve Kafkas dağları eteklerinden Dağıstan’a kadar gitmişlerdir. Buradaki Türk zümrelerinin sayısını çoğaltmış ve bölgenin Türkleşme sürecini hızlandırmışlardır. Dünyanın dört bir tarafına doğru olan bu mecburî göçlerin bir kısmı da batıda Macaristan ve Balkanlara doğru olmuştur. Bugün Avrupa’da ve Kafkaslarda bulunan Kıpçak varlığı, bu tarihî ve siyasî nedenlere bağlı gelişmelerin sonucudur.  Büyük bir kısmı Macaristan’da olmak üzere Bulgaristan, Romanya, Rusya ve Gürcistan’da Hristiyanlığı benimseyerek onların içinde eriyip gittiler.

Kıpçak Türklerinin bu göçleri sonucunda Kıpçak Türkçesi dediğimiz bir dil dönemi oluşmuştur.

13. ve 14. yüzyıllar, Altın Orda’nın en parlak devirleri olmuştur. Türk kültürünün en önemli merkezlerinden biri olan Harezm’in de siyasî olarak Altın Ordu’ya bağlanmasından sonra Altın Ordu Devletinin dili, kültürü daha da zenginleşmiş; tarih sahnesinde Kıpçak Türklerinin medeniyetlerini gösterdikleri, varlıklarını sürdürdükleri yer Harezm ve Altın Ordu sahası olmuştur. Harezm sahasında gelişen Türk dili ve kültürü, Altın Ordu’da 14. yüzyıldan sonra hızla gelişmeye başlayan Altın Ordu-Kıpçak edebî diline nüfuz etmiştir.

Kıpçakların geniş sahalara yayılmaları, tarihî Kıpçak Türkçesinin birden çok kolda, birbirinden nispeten uzak coğrafyalarda, farklı dil ve kültür çevrelerinde gelişmesine neden olmuştur. Tarihî Kıpçak Türkçesi 13–16. yüzyıllar arasında güney Rusya steplerinde ve Mısır-Suriye olarak sınırlarını çizebileceğimiz Ön Asya’da, yani Mısır-Suriye bölgesinde konuşulan ve yazılan bir yazı dili olmuştur.

Dosya:Polovtsy.jpg

Kıpçaklara ait olan- Ukraynada bulunan Balballar
Kıpçakların esas sahalarının dışında Mısır bölgesi, onların savaşçı güç ve köle (Ar: memlûk) olarak geldikleri bir bölgedir. Zamanla bu bölgede hâkimiyeti ele geçirip Memlûk Devleti’ni kurmuşlardır. Böylece, Mısır'da Bahriye Memlûkleri olarak bilinen hanedanı kurdular. Memlûkler'in en önemli hükümdarı olan Sultan Baybars, Kırım yarımadasında doğmuştur.

Yerleşik bir devlet ve medeniyet kuramayan Kıpçaklardan kalma tek eser iki yabancı millete mensup şahıs tarafından tertip edilen ve sonradan bir araya getirilen iki defterden oluşan Codex Cumanicus’tur. İtalyan tüccarlar ve fransisken tarikatına bağlı Alman rahipler tarafından yazılmış olduğu sanılmaktadır.

Bu eserin dışında Kıpçak Türkçesiyle meydana getirilen eserlerin büyük kısmını Memlûk Kıpçakçası ile yazılan eserler oluşturmaktadır. Suriye ve Mısır gibi Memlûk hâkimiyetinin söz konusu olduğu bölgelerde ortaya konan bu eserler öncelikle Arapça konuşan yerli halka hâkim unsurun dili olan Türkçeyi öğretmek üzere kaleme alınan sözlük ve gramer kitaplarıdır.

 

Codex Cumanicus


Codex Cumanicus , Kıpçak Türkçesi’nin en önemli eseridir. Kesin tarihi belli olmamakla birlikte 1303–1362 yılları arasında yazıldığı tahmin edilmektedir. nonim bir eser olan Codex Cumanicus'un, İtalyan tüccarlar ve Kıpçak Hanı Özbek'in izniyle, aşağı Volga bölgesinde kendilerine tahsis edilen bir manastırda yaşayan on yedi Fransiskan misyoner tarafından 1303–1362 seneleri arasında yazıldığı tahmin edilmektedir.
Venedik'te, St.Marcus Kütüphanesinde bulunmaktadır. Bir zamanlar Floransalı şair Petrargue'ın kitapları arasında bulunduğu için, bu mecmuaya Codex de Petrargue ismi de verilmiştir.
Bu mecmua iki defterden ibarettir:
1. Defter: Latince, Farsça, Kumanca bir sözlüktür. Bu defterin Latincesi, daha çok İtalyancaya uygun şekiller gösterdiği için, bu bölüme Codex'in İtalyan bölümü denir.
2.Defter: Almanlar tarafından tertiplenmiştir. Bir Kuman-Alman sözlüğü bulunmaktadır. Bu bölüm de Latin harfleriyle yazılı, Kumanca metinler, Hıristiyanlığa dair Kumanca dualar, ilahiler ve Kıpçaklara ait bilmeceler vardır. Ayrıca Kumancaya ait gramer bilgileri bulunur

Macar Türkolog Hermann Vambery(1832–1913) bu eser için ‘bir dil abidesi’ demiş. İnsanlığa hala hizmet ettiği için demek ki bu doğru bir deyimdir.

Codex Cumanicus sadece bir dil kitabı değil, aynı zamanda Kıpçak Türklerinin dini, sosyal ve ekonomik yaşamları hakkında bilgiler veren bir Türk mirasıdır.

Bu eser başlıca iki bölüme ayrılmaktadır:

1-Latince, Farça ve Kumanca sözlük.
2-Hıristiyanlığa dair Kumanca dua ve ilahiler.

Sözlükte Kumanca’ya dair bazı gramer kuralları ve çeşitli cinsten oluşan sosyal hayata dair kelimeler bulunmaktadır.

Birinci bölüm, üç sıra üzerine düzenlenmiş Latince-Farsça-Kıpçakça sözlükle başlar. Burada 1560 sözcük vardır. Sözcükler Latince abece sırasına göre dizilirler. Ardından sözcüklerin anlamlarına göre öbeklere ayrıldığı ikinci bir sözlük gelir. Her öbeğin başına, söz öbeğinin türüne göre bir başlık bulunur. Bu bölümde 1220 sözcük bulunur. Böylece İtalyan bölümü, biri alfabetik, diğeri anlam öbeklerine ayrılmış iki bölümden oluşur. İki bölümdeki 2680 sözcükten 200’ünün Farsça ve Kumanca karşılığı verilmez. Bu bölümün Latince yazım yanlışları İtalyan yazıcılarca yazıldığını gösterir. Bu nedenle söz konusu bölüme ‘İtalyan bölümü’ de denir.

Eserin Almanlar tarafından hazırlanan ikinci bölümünde ise bir Kuman-Alman sözlüğü bulunmaktadır. Kumanca kelimeler bakımından bir hazine değeri taşıyan bu bölümde Latin harfleriyle yazılmış Kumanca metinler, hıristiyanlığa dair Kumanca dualar, ilahiler ve Kıpçak Türklerine ait bilmeceler vardır. Yine burada Kıpçak Türklerinin dini, sosyal ve ekonomik yaşamları üzerine bilgiler vardır.

İkinci bölüm daha değişik, çok renkli gereçleri içerir. Bu bölüm Kıpçakça-Almanca sözlükle başlar ve Kıpçakça-Almanca, Kıpçakça-Latince dizinler yer alır. Bunu Kıpçakça dua ve ilahilerle 47 bilmece izler. Kıpçakça metinlerin üzerinde Latince çevirileri bulunur. Yer yer Kıpçakça dilbigisi kurallarına değinilir.

Alman bölümü otuza yakın dilimi içerir. Son on dilim Kıpçakça’nın eklerine ayrılır. Bu içriği ile Alman bölümü, İtalyan bölümünden daha değerlidir.

Günümüze kadar gelen bu Türk mirasından faydalanılarak birçok kitap yazılmış ve değişik çalışmalar yapılmıştır.

Burada bu önemli çalışmalardan birinin adını vermek isterim:

Alman yazar Dagmar Drüll’ün yazdığı ‘Der Codex Cumanicus, Geschichte und Gesellschaft’ (Codex Cumanicus, Tarih ve Toplum) adlı kitapta, hem bu Türk hazinesi, hem de o eserin yazıldığı çağ gayet geniş olarak ele alınmış.

Dileğimiz odur ki, Türk Dili ve kültür tarihi bakımından çok önemli bir eser olan Codex Cumanicus üzerine Türkçe çalışmalar da yapılsın. Bu konuda 1940’lı yıllarda A. Caferoğlu ve Fuad Köprülü çalışmalar yapmışlar, ancak günümüzde de bunun devam etmesi gerekir.

Bu gün Codex Cumanicus’u merak eden genç nesil, bu konuda sadece bazı kitaplarda ve ansiklopedilerde kısa yazılar bulabilir.

Yazıyı bitirirken, elimdeki kitaplardan faydalanarak Codex Cumanicus’tan bilmece ve ilahi örnekleri vermek istiyorum:

Bilmeceler:

Kıpçakça:
Salp keğim
Sansız ohum

Bu günkü Türkçe:
Ulu tirkeşim
sayısız okum(var)

Cevap:
(Gök ve
Yıldızlar)

****************

Bu bardı izi yok

Bu gitti, izi yok

(Gemi)

*****************
Tap artında kap

Tap(sesi) sonra
Kap(sesi)

(Kapı)

*******************
Kepçecik üstü-
de keğçecik

Fıçıcık üstünde
Fıçıcık

Kamış

******************

İlahiler:

Codex Cumanicus, sayfa 186, asıl nüsha sayfa 137

ave kız kim küsenç öze
kıçkırıp sen tengrige
soyurgatıp işittirding
sözin tenge biriktirding

ave tengrining sen övi
yazuklınıng sığınçı
ol kuttulur sanga kertlep
kim sığınır yek tuşmandan

ave kız kiming tuğanı
iç közimizning yarığı
erip azamnı kutkardı
ölüminde uyutmadı

ave bizni çığarıpturgan
ölümning kabakından
Syonda biz kim duralım
Öygünç irin saa aytta(lım)

ave sende kim yaşındı
baldan tatlı tengri sözi
anı bize sen tatırgıl
yüz yarkınında yaşırgıl

Hüdai Ülker 

 


Kaynak:
 

  • * Resimli Türk Edebiyetı Tarihi (N.S. Banarlı)
  • * Türklerin Dili (F. Bozkurt)
  • * Türk Lehçeleri (S.Ş. Çağatay)
  • * Der Codex Cumanicus (D. Drüll)
  • * .wikipedia.org/wiki/Kıpçaklar
  • * Brıtannıca: bkz, Kıpçak, Kuman, Memlük maddeleri
  • * Bugünkü Kıpçak Türkçesi, Mustafa Öner, TDK, Ankara, 1998
  • * Doğu Karadeniz Bölgesinin Etnik Tarihi üzerine, Mehmet Bilgin, Serender Yayın Evi, * * * Trabzon, 2007
  • * Artvin ve çevresi Kıpçak Türk Tarihi:(Kurat ,Akdes Nimet-Türk kavimleri ve Türk * * * * Devletleri,s83,84.Kırzıoğlu,Kıpçaklar s.148-
  • M.Fahrettin Kırzıoğlu).-- Çoruh boyu kıpçak Türkleri kitabı-
  • M.Fahrettin Kırzıoğlu ,Yukarı kür ve Çoruh boylarında
  • Murat Adji, Kaybolan Millet, Deşti Kıpçak Medeniyeti, Çeviren, Dr. ZeynepBeğüm Özer, Page yayınları

 

 

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış