MEMLUK ( Kıpçak ) SAHASI EDEBİYATI


23.8.2016
https://www.kafkasevi.com/uploads/memluk-katliami-e-j-vernet.jpg

 

Günümüzün Kıpçak grubuna ait Türk dilleri şunlardır

* Başkurtça

* Karaimce

* Karakalpakça

* Karaçay balkarcası

* Kazakça

* Kıpçakça

* Kırgızca

* Kırım Tatarcası

* Kumanca

* Kumukça

* Nogayca

* Tatarca

* Terekemece (Karapapakça)

* Pomakça

Kıpçaklar, tarih sahnesine IX.-XI. asırlar arasında, İrtiş boylarında Kimeklerle iç içe çıkmışlardır. Bunlar daha VIII.-IX. asır civarında Orta Asya’dan Urallara geçmiş ve burada üstünlük kurmuşlardır. Sonra onları Siriderya boylarında, Oğuzlarla yan yana ve Orta Asya’ya dağılmış hâlde görüyoruz. Kıpçaklar, Moğol istilasından önce de Siriderya, İdil ve Don arasında, Kafkas ve Kırım dağlarında, Hazar’ın kuzey düzlüğü ile bugünkü Kazakistan’ın orta ve kuzeybatı kısmında yaşayıp pek çok Türk kavmi ile karışmışlar ve İran, Suriye, Rusya, Doğu Avrupa ve Bizans ile askerî, ticarî ve iktisadî ilişkiler kurmuşlardır. Önceleri “Mafazat Al-guz” (Oğuz bozkırı) diye bilinen topraklar da, artık XIII. asırda Deşt-i Kıpçak adıyla anılmağa başlanmıştır. Çin’den Don nehrine, Ural’dan Karadeniz’e kadar olan alana yayılan Kıpçaklar, bu devirden sonra da büyük bir hareketlilik içindedirler.

Türklerin Kıpçak kesimiyle ilgili genelde bir “sarışın”lık durumu söz konusudur. Bu durumun sebebinin; bazı bilim çevrelerince, Kıpçakların, hem tarihte hem de bugünde Türklerin daha açık renkli tene sahip, sarı veya sarıya kaçan saçlı, mavi veya açık renkli göze sahip bir kesimi vasfında olmalarıyla alakalı olduğu düşünülmektedir. Görüşlerden bazısıysa polovets adının Slav dillerinde hep sarı değil, bazen mavi rengi de bildirdiğini belirtir. Kazakların ünlü bilginlerinden Olcas Süleyman, bu adın pol “düzlük, boş yer, bozkır” sözünden mensubiyet ekiyle yapılmış bir sıfat olduğunu ve geniş anlamda, Rusların komşuları olan bozkırlı kavimlere (Kıpçaklara) ad olarak verildiğini tespit eder.

Kuman (Macarca Kun) kavim yapısının, Kunlar ve Sarıkların yanı sıra en önemli üçüncü halkı olan Kıpçaklar bu devirde birleşmişler ve kaynaşmışlardır; sonraları çok meşhur olan Kuman kavim adı da, işte bu devirde ortaya çıkmıştır. Bu devirde görülen Kuman-Kıpçak kavimler birliğinden evvel, Kuman halkı daha doğuda yaşarken, Sarı Uygurları yenip ülkelerini işgal etmişler ve bu halkın bir kısmını kendilerine bağlamışlardır. İşte bu Kuman-Sarı Uygur birleşmesi, X. asrın ikinci yarısında, Kıtaylar ve komşuları Kayların sıkıştırmasıyla, batıya, Oğuzların ve Karlukların topraklarına yönelmişlerdir. Bu göçün devamıyla, yukarıda zikredilen Oğuz bozkırı, artık, tarih kaynaklarında Kıpçak bozkırı olarak yer almaya başlayacaktır. Onların tarihte az görülen bu yürüyüşleri, XI. asırda Rus beyliklerine karşı kazandıkları bir dizi galibiyetten sonra, Karpatlar’a, Balkanlar’a kadar sürecektir. Böyle gelişen Kıpçak-Kuman varlığı, XIII. asrın sonlarına kadar, bu bölgenin tayin edici bir gücü olagelmiştir. Bilhassa XIII. asırda, Moğol akınları önünde, Avrasya bozkırlarında çok geniş bir alana yayılan Kıpçaklar, dinamik bir güç olarak komşu devletlerin bazen korkulu düşmanı ve bazen de güvenilir müttefikleri olmuşlarsa da çok parçalanmışlar ve tarihte, kendi adlarıyla anılan bir devlet bırakamamışlardır.

Bölgeye Kumanlar’dan yadigâr kalan bir isim de kemençe’dir. Kemençe Kumanlar da şahıs ismi olarak ta kullanılmıştır. 1290 da Macar Kralı IV. Laszlo’yu öldüren Kumanlardan birinin adı Kemenche idi. Kemençe ismini Kumanların yayıldığı sahalarda da görmek mümkündür. Kırım yarımadasında Kemençe, Küçük Kemençe, Murzatar Kemençe isimli köyler bunlardan bazılarıdır. Gagauzlarda Kemençe kelimesinin anlamı Keman olup Kemençe çalıp oynanan oyunun adı da horondur.

1237’de Moğol İmparatorluğu'nun saldırısına uğramış ve 1239'da tamamen yenilgiye uğramıştırlar. Bu yenilginin ardından Kıpçakların bir kısmı bugünkü Rusya, Ukrayna ve Kazakistan toprakları üzerinde kurulan Altın Orda'nın egemenlik sahasında kaldılar. Diğer kısımları ise Deşt-i Kıpçak topraklarından değişik bölgelere yayıldılar. Kubasar önderliğinde bir kısım boylar Doğu Karadeniz’i yurt edinmişlerdir. Bu durum aynı zamanda Osmanlı fethinden önceki ilk Türkleşme hareketlerindendir.

Moğol istilası ve Batuhan’ın seferi Kıpçak Türklerinden bir bölümünün Mısır’a yönelmesine yol açması sonucunda bazı Kıpçaklar Mısır’a gitmişlerdir.

“Memlûk" sözü Arapça’“satın alınmış köle" manasına gelmektedir. Kara ve Akdeniz havzalarında esir ticaretinin inkişaf ettiği o asırlarda memlûk ismi, Türkiye yeniçerileri usulünde teşkil edilmiş Mısır sultanlarının hassa alayına verilen bir isimdi.

Bu alayı teşkil eden Eyubî sülalesinin son hükümdarı Melik-es-Saleh’dir. Bu ordu bilhassa Moğolların esirlerinden ibaretti. O sıralarda Moğollar Batıya seferler icra eder ve esir aldıkları insanları köle pazarlarında satarlardı. Kıpçak Türkleri Memlûklar arasında Kafkasyalılar, bilhassa Çerkezler—Adıgeler ekseriyet teşkil etmekte idi. Kafkaslardaki Kıpçak egemenliğini yıkan Moğol dalgası Kafkasya’dan geçmiş ve orayı tahrip etmişti. Kafkaslardan ve Kıpçak ülkelerinden getirilen esirler arasından Melik-es-Saleh Rivayete göre 1230 yılında 12.000 bin Kıpçak ve Çerkez almış ve onlardan Yeniçerilere benzer bir ordu oluşturmuştu.( Naşa Tsel (Bizim Dilek), No: 5, Ocak 1937, Warşova”)

https://www.tulumba.com/mmTULUMBA/Images/bk/zBK332698AH869_250.jpg

Fakat Melik-es-Saleh tarafından teşkil olunan memlûk askerî teşkilatı beklenilen faydayı vermedi. Bu kuvvet yalnız düşmanlar için değil, Eyyubî sülalesinin kendisi için dahi tehlikeli olmağa başladı. Melik-es- Salehi'nin oğlu zamanında Memlûklar isyan ederek sultanı öldürdüler, hâkimiyeti ellerine aldılar ve 16'ncı asrın başlarına kadar Mısır'ı idare ettiler.( “Naşa Tsel (Bizim Dilek), No: 5, Ocak 1937, Warşova”)

1250’de Kıpçak Türk Devleti’ni kurarlar. Merkezi Mısır olan bu devlet, güçlü zamanlarında Suriye ve Libya’yı da topraklarına katmıştır. Mısır’a köle veya asker olarak getirilen Kıpçakların burada devlet kurması birçok kaynaklarda Memluk devletine Kölemenler Devleti de denmesine de sebep olmuştur. İşte bu vesilelerle Kıpçakların esas sahalarının dışında olan Mısır bölgesi, onların savaşçı güç ve köle (Ar: memlûk) olarak geldikleri bir bölgedir. Zamanla bu bölgede hâkimiyeti ele geçirip Memlûk Devleti veya Bahriye Memlûkları olarak bilinen hanedanı kurdular. Memlûkler'in en önemli hükümdarı olan Sultan Baybars, Kırım yarımadasında doğmuştur.

Memluk devletini kuran Kıpçak asıllı asker ve köleler Mısırda Emevi, Abbasi, Fatımi devletlerinden boşalan siyasi iradeyi yeniden sağlayan bir güç olarak şekillenir. 12 yy sonlarından itibaren gücünü göstermeye başlayan Memluk iktidarı Yavuz’un Mısırı ele geçirmesine kadar devam eder.

 
 

Memluk devleti sahasında oluşan Türk edebiyatı mahsullerini o yüzden Kıpçak veya Memluk sahası edebiyatı olarak adlandırmak gerekir. Bu sahada yetişen en önemli Türk edipleri Seyf-i Serâyi, Ebû Hayân ve Hüsam Kâtib’tir.

KIPÇAK TÜRKÇESİ DÖNEMİ ESERLERİ

Türk Memlûk Devleti'ni kuran Kıpçakların telif ve tercüme eserleri daha çoktur. Bunların arasında en önemli olanları, Kıpçak lehçesini Araplara öğretmek için yazılanlardır. İdarecileri Türk olduğu için Arap olan halka Türkçeyi öğretme ihtiyacı doğmuştur. 14. asırdan itibaren bu nedenden dolayı birçok sözlük ve gramer yazılmıştır. Başlıca Kıpçak - Memluk sahası eserleri şunlardır.

Codex Cumanicus

Her ne kadar Memluk Kıpçakları sahasına ait bir eser olmamasına rağmen sonuçta Kıpçak sahasına ait olması ve Kıpçak dili ile yazılmış olmasından burada da zikredilmesi uygun bulunmuştur. Codex Comanicus, Kuzey ve Kuzey Batı Avrupa sahasına doğru yayılan Kıpçak- Kuman Türklerine ait bir eserdir.

Anlamı ‘Kuman Külliyatı’dır.9 14. asrın basında Karadeniz’in kuzeyinde yasayan Alman ve İtalyan rahipler ile tüccarlar tarafından derlenip düzenlenmiştir. Bundaki amacın ilki misyonerliktir. Diğer amaç ise ticareti kolaylaştırmak ve Kıpçakların günlük dillerini öğretmektir. En çok kullanılan kelimelerin, ilahilerin ve bazı bilmecelerin tercümeleri yer almaktadır. Kıpçak ağzına ait bir eserdir. Bu eserin diğer bir özelliği ise, eserdeki tüm kelimelerin Latin harfleriyle yazılmış olmasıdır. İtalyan sairi Petrarca eserin bir nüshasını Vatikan Kütüphanesi’ne vermiştir. Bu nüsha eserin istinsah edilmiş tek nüshasıdır. Kaare Grönbech, 1936 yılında eserin tıpkıbasımını, 1942’de ise sözlüğünü yayımladı. Gabain, “Codex Cumanicus’un Dili” adlı çalışmasıyla eser üzerinde incelemelerde bulunmuştur. Bir Roman Türkolog olan Vladimir Drimba “Kuman Sentaksı” adlı eserini Budapeşte’de yayımlamıştır. ((KAYNAK: İsa SARI / Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Ders Notları / www.isa-sari.com / Sayfa: 2/23)

https://img2.blogcu.com/images/h/a/z/hazirtarih/yavuz_m__s__r_seferi.jpg
Yavuz Sultan Selim'i Mısır seferinde Gösteren bir Tablo

Kitâbü’l _drâk li-Lisâni’l-Etrâk

(Kaynak: İsa SARI / Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Ders Notları / www.isa-sari.com / Sayfa: 2/23)

“Türklerin Dilini Anlama Kitabı”dır. Endülüslü Ebu Hayyam tarafından yayımlanan eser, Türkçe kelimeleri Arapça olarak açıklamaktadır. 14. asırda yazılmıştır ve üç nüshası bulunmaktadır. A.Caferoglu ve Melek Özyetgin (Kitâbü’l _drâk’taki fiiller üzerine doktora çalışması gibi) eser üzerinde çalışmalarda bulunmuşlardır. Tercüman-ı Türkî ve Acemi

Halil bin Muhammed tarafından 14. asırda yazılmış gramer ve sözlük niteliğinde bir eserdir. Recep Toparlı ve arkadaşları, kitabı Arapçadan Türkçeye çevirmiş ve bu çeviri 2000 yılında TDK tarafından yayımlanmıstır.

Et-Tuhfetü’z-Zekiyye fi’l-Lûgati’t-Türkiyye

(Kaynak: İsa SARI / Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Ders Notları / www.isa-sari.com / Sayfa: 2/23)

‘Zekilerden Türk Dili İçin Bir Hediye’ anlamındadır. 15. asrın baslarında yazılmış Arapçadan Türkçeye sözlük ve gramerdir. Eserin 1425’ten önce yazıldığı 9 Külliyat, bir konudaki bilgileri ve eserleri toplayan kitaptır. Kuman ise Bizans kaynaklarında Kıpçak Türklerine verilen isimdir. Varsayılan tek nüshası vardır ve o nüsha 1945’te Besim Atalay tarafından neşredilmiştir.

Bulgatü’l Müstâk fî Lûgati’t-Türk ve’l-Kıpçak

( Kaynak: İsa SARI / Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Ders Notları / www.isa-sari.com / Sayfa: 2/23)

15. asrın baslarında yazılmıs bir Arapça-Türkçe sözlüktür. Cemâleddin Ebû Muhammed tarafından yazılmıs ve günümüze gelen tek nüshası vardır ve o nüsha da Paris’te bulunmaktadır. Zajaczkowski10 tarafından eserin ilmî nesri yapılmıstır. Kavânînü’l Külliye 15. asrın basında yazılmıs Türk dilinin genel kurallarını içeren bir gramerdir. _İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan tek nüshası

Vardır. Recep Toparlı tarafından 1999’da Türkçeye çevrilip yayımlanmıştır.

İrsâdü’l-Mülûk ( Berke Fakih )

(Kaynak: İsa SARI / Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Ders Notları / www.isa-sari.com / Sayfa: 2/23)

Bir fıkıh kitabı ve satır-altı tercümedir. Berke Fakih bu eserin mütercimi ya da müstensihi olabilir. 14. asrın sonlarında _İskenderiye’de istinsah edilmiştir. Tek nüshası _İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. İlmi nesri Recep Toparlı tarafından 1992’de yapılmıştır.

Gülistan Tercümesi ( Seyfi Sarayi)

Sirazlı Sadi’nin 1258’de yazılmış Gülistan adlı eserinin Kıpçak Türkçesine tercümesidir. Asıl adı Kitâb-ı Gülistan bi’t-Türkî (Türkçe ile Gülistan Kitabı) olan eser, Seyf-i Sarâyî tarafından tercüme edilmiştir. Eser, tercümeden çok adaptasyon niteliğindedir; sade ve temiz bir dille yazılmıştır. Eserin tek yazması Seyf-i Sarâyî’nin elinden çıkmıştır ve Hollanda İlimler Akademisi’nde bulunmaktadır. Eser, ilk olarak Feridun Nafiz Uzluk tarafından 1954 yılında tıpkıbasım olarak yayımlanır. Gülistan Tercümesi’nin ilmî nesirleri ise ayrı ayrı A. Bodrogligeti ve Ali Fehmi Karamanlıoglu tarafından yapılmıştır. Karamanlıoglu, çalışmasında eserin transkripsiyonlu metnini ve gramatikal dizinini verir. Ayrıca Bodrogligeti, eserin sonunda yer alan ve yazara ait olan şiirlerle nazireleri de yayımlamıştır. Bunların haricinde Emir Necib, Hatib Usmanov ve Zeyneb Maksudova’nın da eser üzerinde önemli çalışmaları olmuştur ((Kaynak: İsa SARI / Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Ders Notları / www.isa-sari.com / Sayfa: 2/23)

Münyetü’l-Guzât

14. veya 15. asırda Arapçadan Türkçeye çevrilen ata binmeyi öğretici bir eserdir. Dili sadedir. Mustafa Ugurlu’nun çalışması 1987’de Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanmıştır. Kurtuluş Öztopçu, 1989’da Amerika’da bu eser üzerine çalışmış ve çalışması Harvard Üniversitesi tarafından yayımlanmıştır

SEYFİ SARAYİ

Onlar artık Türk dilini o kadar iyi biliyorlardı ki, hatta Fars klasik şiiri ile yarışmaya cesaret ediyorlardı. Bu devir şairleri insan idealini aşk ve adil hâkim aracılığı ile bulmaya çalıştılar (Kutb’ın “Husrev ve Şirin”i, Harezmî’nin “Muhabbetname”si). Ayrıca sıradan bir insanın ihtiyaçlarını bir hâkim ihtiyaçlarından daha üstün gördüler.

Seyfi Sarayî Altın Ordu Devleti'nin başkenti Saray şehrinden gelen bir Kıpçak Türk'üdür. Yazar bu kitaba kendi şiirlerini de eklemiştir. Tercümede çok sayıda Farsça ve Arapça kelime vardır ama Kıpçak lehçesinin özelliği de çok bellidir.

Seyfî Sarayi’nin hayatı hakkında yok denecek kadar az bilgi vardır. Bir şiirinde o "kamışlı yurt benim doğduğum yer idi", diye yazar. Türk memleketlerinde Kamışlı isminde pek çok köy ve şehir vardır. S. Sarayi’nin İdil boyunda bu isimle anılıp daha sonra Kamışlıya çevrilen şehri kastettiği sanılmaktadır. Bu şehir ise Altın Ordu Devleti'nin başkenti Saray şehri olmalıdır. Saray Mahlasının Sarayî olması da Saray şehri şairlerinden biri olmasıyla açıklanabilir. 14. yy da İdil boyları hanları sürekli savaş halinde olduğundan Seyfi Sarayi’nin Mısıra giden İdil Türklerinden olduğu tahmin edilmektedir. Sadi'nin meşhur Gülistan adlı eserini Farsçadan Türkçe’ye tercüme etmiştir 1391. Yazar, esere Gülistan bi't-Türkî adını verir.Şair 1396 yılında vefat ettiği anlaşılmaktadır.. Yadigârname adlı el yazma bir eseri daha vardır. Gülistan bi't-Türkî adlı eserin el yazma nüshası Hollanda'da Leyden üniversitesi kütüphanesinde muhafaza edilmektedir.

Seyfi Sarayi’nin eserleri ise bu devrin en çok okunan eserlerindendir. “Gülistan bi’t-Türkî”(1391) kitabı Sadi’nin meşhur “Gülistan”ının Türkçe’ye yarı tercüme, yarı orijinal nitelikli bir eseri olup, mektep ve medreselerde ders kitabı olarak okutulmuştur. Şiirin fikir bakımından zenginleşmesinin örneği olan “Süheyl ve Güldirsin” adlı eserinde ise Seyfi Sarayi dünyanın güneşin etrafında dönmesini Kopernik’ten daha önce söylüyor.( Çulpan Zaripova-Çetin, Tatar Edebiyatının Gelişimi, Akademik Bakış.Derg., Sayı,9).Bu eser, Altın Ordu’da ilim alanında büyük gelişmelerin olduğunun ve bu fikirlerin şiire girdiğinin bir misalidir. Ayrıca, Seyfi Sarayi “Süheyl ve Güldirsin” adlı eserinde kendi devrinin zalim hâkimlerini ve onların yağmacılık siyasetini eleştirmeden de çekinmemiştir.( Çulpan Zaripova-Çetin, Tatar Edebiyatının Gelişimi, Akademik Bakış.Derg., Sayı,9,dan Minnegulov 1993: 383).

Yadiğarnamede Ebu'l ibni Kadir adlı bir zatın mukaddimesi bulunmaktadır. Mukaddimede söz konusu şahıs Mısır'a nasıl geldiğini ve orada bu eseri nasıl yazdığı konusuna temas eder. Mukad-dimeden sonra Tuğlu Hoca ve Mevlâna İshak'tan birer gazel, Mevlâna Ahmet Ürgenci'den üç parça şiir bulunmaktadır. Yadigârnâme'nin dört ve on ikinci varaklarında Seyfi Sarayî'nin üç rubaisi, iki beyit ve "Süheyl ve Güldersin" başlıklı şiirleri vardır.

SEYFİ SARAYİ'NİN GÜLİSTAN TERCÜMESİNDEN;

Ey cihanı Hm ü üstadı hüner

Marifetning menbaı sâhibnazar

Gül tilese hatırmg tolı tabak

Bu gülistanımdan okı bir varak.

Gül cemali bir nice künde kiçer

Bu gülistan dayima köngül açar.

Ol acayip kim garayib munda bar

Hüsrev ü Şirin içinde kanda bar?

Bu lâtayif bağı bûstanı durur

Bülbüli ma'nî gülistanı durur.

Bu sıfatlar birle közlerge tolıp

Ni aceb bolsa mesabihu'lkulûp

Türkige kaytıp acemden bu kitab

Marifetke açtı sekkiz türlü bâb.

BUGÜNKÜ TÜRKÇE İLE;

Ey ilmin dünyası, hüner ustası

Marifetin kaynağı, nazar sahibi,

Gül dilese gönlün bir dolu tabak

Bu Gülistanımdan oku bir yaprak

Gül güzelliği bir nice günde geçer,

Bu Gülistan (ise) daima gönül açar.

O acayip ve garip (şeyler) bunda var

Hüsrev ve Şirin'de (böylesi) nerde var?

Bu, latifeler bağı, bostanıdır,

Mana bülbülünün gülistanıdır.

Bu sıfatları ile gözlere dolup

Ne hayret, gönüller aydınlansa?

Türkçeye Acemceden çevirip bu kitabı

Marifete açtım sekiz türlü kapı

 

Kaynaklar

 

  • İsa Sarı / Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Ders Notları / www.isa-sari.com / Sayfa: 2/23
  • Çulpan Zaripova-Çetin, Tatar Edebiyatının Gelişimi, Akademik Bakış.Derg., Sayı,9).
  • Seyfi Serayî., Gülistan Tercümesi, TTK basımevi, Ankara 1954 (faksimile)
  • Sarayî Sayfi., Şerlar Gülustan., Taşkent, 1968
  • Sarayî Seyfî., Gülistan Tercümesi, MEB, İstanbul 1968
  • Kitabi Gülistan bi't-Türkî, (iki bölüm Yayına hazırlayanlar: H. Osman, Z. Maksudova) KDV neşriyatı, Kazan 1980.
  • Tatar Poeziyasi Antologiyasi, birinci kitap Kazan 1992, s. 98–108
  • Köprülüzade M.F, Türk Edebiyatı Tarihi, birinci baskı, İstanbul 1926
  • Nacip E. N Tyurkoyazıçlıy pamyatnik 11. veka "Gülistan"
  • Seyfa Sarai i ego yazık. V 2-h çastyah. Alma-Ata, Nauka.-1975.
  • Minnigulov, H. Y, Seyf Sarai, Tormışı hem İcatı, Kazan, 1976.
  • Tatar Edebiyatı Tarihi, I. Tom, Kazan 1984 s. 246-
  • Ebû Ĥayân. Kitâbu'l- drâk li Lisâni'l-Etrâk. Fiil: Tarihî-Karşılaştırmalı Bir Gramer ve Sözlük Denemesi. Ankara: Köksav. Radloff, Wilhelm (1960).
  • https://www.gozlemci.net/6028-kuman-kipcak-dili-ve-edbiyati.html
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/kıpçak
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/kıpçak_grubu
  • https://kurgun.com/plugins/content/ders_notu/i_sari/HKT.pdf

 

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 

 


 
Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış