Ergenekon Destanı'nın Türk Çin ve Mogol Varyantları ve Tam Metni

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 29 Temmuz 2012 Pazar aaa Beğen
 
 

Ergenekon Destanının  Göktürkler öncesinde oluşmuş olan ve Çin kaynaklarında sözü edilen üç adet varyant özetinin olduğu bilinmektedir. Ergenekon kelimesi ise Rus tarihçi Gumilev'in tarifine göre dik yamaç anlamını taşımaktadır. [1]

Göktürklerden sonra yazıya geçen iki tane  Ergenekon Destanı varyantlarından ilkini Moğol Tarihçisi Reşidüddin, Camiüt Tevarih adlı eserinde, diğerini ise aslında Moğol asıllı olmasına rağmen kendisini Türk addeden  Ebul Gazi Bahadır Han'ın  Secere i Türkî adlı eserinde nakledilen varyantıdır. Destan her iki kaynakta da Nekuz (Nüküz) ve Kayan (Kıyan) adlı kardeşler ile onların mensup olduğu aile Tatarlar tarafından yok edilir. Önce Ergenekon adı verilen dar ve sarp bir yere gitmişler, 400 yıl orada çoğalmışlar ve Ergenekon’a sığamaz olunca Ergenekon’dan çıkmışlardır. [2] Ancak bu metinde öykünün kahramanı Göktürkler değil, Moğollardır ve kurttan doğan çocuk motifi bu varyantta yer almamaktadır. Ergenekon'dan çıktıkları zaman yol göstericileri ise Börteçine’dir.

Bu iki kaynak dışında XVI. yüzyıl başında Türkçe yazılmış Tevarih-i Güzide-i Nusretname, XVI. yüzyıl ortasında Türkçe yazılmış olan Zübdetü’l Athar ve XVI. yüzyıl sonuna ait Farsça bir kitap olan Abdullahname gibi metinlerde de Ergenekon destanı yer almaktadır. [3]


Ergenekon Destan'ının Türklere ait bir destan olduğu gerçekleri yansıtıyor olsa da, ikisi de Moğol Asıllı olan Tarihçi Reşidüddin ve Ebu'l Gazi Bahadır Han, Ergenekon Destanını  Moğolların başından geçen bir destan ve olay olarak aktarmaktadır. 

Türk tarihçilerinin  düşüncesine göre Moğollara atfedilen bu destanlar Türklere aittir.[4] Çin kaynakları da bu destanı Türklerin türeyiş destanı olarak göstermekte, İlk öykü üç ayrı Çin vakayinamesinde Türklerin türeyiş öyküsü olarak anlatılmaktadır[5]

Batılı ve Rus tarihçilerine göre Destan ve içeriğindeki motifler Ortaasya'daki pek çok kavmin inanç ve kültürlerinde olan birçok ortak motifi taşımaktadır. Orta Asya tarihi profesörü Devin De Weese, bir mağara ya da vadideki tutsaklıktan kurtulma motifinin Orta Asya’daki pek çok halkta bulunan bir motif olguna değişik biçimlerde anlatıldığına dikkat çeker.

Bu yüzden Moğollar, Türkler hatta diğer Ortaasya uluslarında da buna benzer inanışlar, destan motifleri ve olaylar bulunmaktadır. 

Bu farklı görüşler ve  Ergenekon Destanın orijini ve hangi millete ait olduğu konusu daha sonra ele alınmak üzere bu yazımızda Çin Moğol ve Türk kaynaklarına göre Ergenekon destanların metinlerini  ele almayı uygun buluyoruz.




İLK ERGENEKON DESTANLARI  VE ÇİN VARYANTLARININ  ÖZETLERİ 



Göktürklerin Kurttan Türeyişlerine dair Çin kaynaklarında da geçen üç efsane vardır. Aslında bu efsanelerin hemen hemen aynısı M.Ö. 119'da Hunlar tarafından büyük bir yenilgiye uğratılan Wu - sunlar için söylenir.

Efsaneye göre Hunlar bir taarruz neticesinde Wu -sun kralını öldürmüş, onun oğlu Kun-mo küçük olduğu için Hun hükümdarı ona kıyamamış ve çöle atılmasını emretmiş. Küçük Kun -mo dişi bir kurt tarafından emzirilmiş ve bu olayı uzaktan seyreden Hun hükümdarı,  çocuğun kutsal biri olduğuna inanarak, büyüdüğünde onu Wu-sunların kralı yapmıştır. İçinden Göktürkleri de çıkaran,  Çinlilerin Kao -çı (Yüksek Tekerlekli Arabalılar) ve Tieh-li (Tolos) dedikleri, Orhun nehrinden Volga kıyılarına kadar geniş bir alana yayılan bu güçlü Türk kavimler topluluğu için de  kurttan türeyiş efsanesi motifi işlenmektedir.



Çin'deki Toba sülalesi devri kaynaklarında efsane özetle şöyle anlatılır:[6] 

Kao-çı kağanının çok akıllı iki kızı varmış. Öyle iyi kalpli ve akıllılarmış ki, babaları onların ancak tanrı ile evlenebileceklerini düşünerek, kızlarını bir tepeye götürmüş. Ancak tepeye ne tanrı gelmiş ne de onlarla evlenmiş. Kızlar burada beklerken ihtiyar bir erkek kurt tepede dolaşmaya başlamış. Küçük kız, kardeşine bu kurdun tanrının kendisi olduğunu söyleyerek tepeden inmiş ve kurtla evlenmiş. Bu suretle Kao-çı halkı bu kız ve kurttan türemiş” [7]


Bu efsanelerin tekâmül etmiş şekli, tarihi realiteye de uygun olarak, Göktürk menşe efsanelerinde ve Ergenekon Destanı'nda görülür. M.S.570'te ortaya çıkan Çin'deki Sui Sülalesi devrinde Göktürklerle yakın münasebet kuran Çinliler, Türklerden öğrendikleri efsaneyi tarih yıllıklarında not etmişlerdir. Efsane şöyledir:[8]

“ Göktürkleri ilk ataları Hsi-Hai, yani Batı Denizi'nin kıyılarında oturuyorlardı. Lin adlı bir memleket tarafından, onların kadınları, erkekleri, büyüklü-küçüklü hepsi birden yok edilmişlerdi. Yalnızca bir çocuğa acımışlar ve onu öldürmekten vazgeçmişlerdi. Bununla beraber onun da kol ve bacaklarını kendisini Büyük Bataklığın içindeki otlar arasına atmışlardı. Bu sırada dişi bir kurt peyda olmuş ve ona her gün et ve yiyecek getirmişti. Çocuk da bunları yemek suretiyle kendine gelmiş ve ölmemişti. (az zaman sonra) çocukla kurt, karı koca hayatı yaşamaya başlamışlar ve kurt da çocuktan gebe kalmıştı. (Türklerin eski düşmanı Lin devleti, çocuğun hâlâ yaşadığını duyunca) hemen kendi adamlarını göndererek, hem çocuğu hem de kurdu öldürmelerini emretmişti. Askerler kurdu öldürmek için geldikleri zaman, kurt onların gelişinden daha önce haberdar olmuş ve kaçmıştı. Çünkü kurdun kutsal ruhlarla ilgisi vardı. Buradan kaçan kurt, Batı Denizi'nin doğusundaki bir dağa gitmişti. Bu dağ, Kao-ch ang (Turfan)'ın kuzey-batısında bulunuyordu. Bu dağın altında da çok derin bir mağara vardı. (Kurt) hemen bu mağaranın içine girmişti. Bu mağaranın ortasında büyük bir ova vardı. Bu ova, baştanbaşa ot ve çayırlıklarla kaplı idi. Ovanın çevresi de 200 milden fazla idi. [9] 

Kurt, burada on tane erkek çocuk doğurdu. (Göktürk Devleti'ni kuran) A-şi-na ailesi, bu çocuklardan birinin soyundan geliyordu. “


Sözü geçen metinleri Vasily Vladimirovich Bartold (Wilhelm Barthold), N. Biçurin (Yakinev), A. Bernştam’dan başlayarak, M. Kazvini, Sergei Klyashtorny, Vladimir Livşits, Liu Mau-tsai ve Bahattin Ögel gibi pek çok bilgin yayımlamıştır. Türk geleneğinde uzun yıllar yaşayan bu destanın İslam muhitinde Arap harfli alfabeyle Reşideddin Tabip tarafından XIV. yüzyılda Farsça olarak; Hive Hanı Ebulgazi Gazi Bahadır Han tarafından ise XVII. yüzyılda Çağatay Türkçesiyle tespit edilmiş iki varyantı daha bulunmaktadır.[10]






Ergenekon Destanı  Türk  Varyantı 



İlhanlı tarihçisi Reşideddin tarafından nakledilen ve Türk Destanı olarak şekillendirilen varyantı 
 


Türk illerinde Türk oku ötmeyen, Türk kolu yetmeyen, Türk'e boyun eğmeyen bir yer yoktu. Bu durum yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Yabancı kavimler birleştiler, Türklerin üzerine yürüdüler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir araya topladılar; çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün savaştılar. Sonuçta Türkler üstün geldi.

Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları, beyleri av yerinde toplanıp konuştular. Dediler ki: Türkler'e hile yapmazsak halimiz yaman olur.

Tan ağaranda, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Türkler, “Bunların gücü tükendi, kaçıyorlar”. Deyip artlarına düştüler. Düşman, Türkleri görünce birden döndü. Vuruşma başladı. Türkler yenildi. Düşman, Türkleri öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını, mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri tutsak ettiler.

O çağda Türklerin başında İl Kağan vardı. İl Kağan'ın da birçok oğlu vardı. Ancak, bu savaşta biri dışında tüm çocukları öldü. Kayı (Kayan) adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Kağan'ın bir de Tokuz Oğuz (Dokuz Oğuz) adlı bir yeğeni vardı; o da sağ kalmıştı. Kayı ile Tokuz Oğuz tutsak olmuşlardı. On gün sonra ikisi de karılarını aldılar, atlarına atlayarak kaçtılar. Türk yurduna döndüler. Burada düşmandan kaçıp gelen develer, atlar, öküzler, koyunlar buldular. Oturup düşündüler: “ Dört bir yan düşman dolu. Dağların içinde kişi yolu düşmez bir yer izleyip yurt tutalım, oturalım.” Sürülerini alıp dağa doğru göç ettiler.

Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine sarp bir yoldu ki deve olsun, at olsun güçlükle yürürdü; ayağını yanlış yere bassa, yuvarlanıp paramparça olurdu.

Türklerin vardıkları ülkede akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, yemişler, avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı'ya şükrettiler. Kışın hayvanlarının etini yediler, yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye Ergenekon dediler.

Zaman geçti, çağlar aktı; Kayı ile Tokuz Oğuz'un birçok çocukları oldu. Kayı'nın çok çocuğu oldu, Tokuz Oğuz'un daha az oldu. Kayı'dan olma çocuklara Kayat dediler. Tokuz'dan olma çocukların bir bölümüne Tokuzlar dediler, bir bölümüne de Türülken. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon'da kaldılar; çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar. Aradan dört yüz yıl geçti.

Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon'a sığamaz oldular. Çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki: “ Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtla varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım, kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım.”

Türkler, kurultayın bu kararı üzerine, Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar; bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki: “ Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir.”  Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tanrı'nın yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu.

Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk'ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler, Bozkurt'un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon'dan çıktılar.

Türkler o günü, o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, Türklerin bayramı oldu. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk kağanı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Sonra öteki Türk beğleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar.

Ergenekon'dan çıktıklarında Türklerin kağanı, Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi. Börteçine bütün illere elçiler gönderdi; Türklerin Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki, eskisi gibi, bütün iller Türklerin buyruğu altına girene kadar. Bunu kimi iyi karşıladı, Börteçine'yi kağan bildi; kimi iyi karşılamadı, karşı çıktı. Karşı çıkanlarla savaşıldı ve Türkler hepsini yendiler. Türk Devleti'ni dört bir yana egemen kıldılar.




ERGENEKON DESTANI EBUL GAZİ BAHADIR HAN SECERE-İ TÜRKÎ VARYANTI [11]

Oğuz Han soyundan olan İlhan, Moğol iline hükümdar oldu. Bu sırada Tatarların başında Sevinç Han vardı. Aralarında savaş çıktı. İlhan daima galip geliyordu. Sevinç Han, Kırgız Hanına birçok adamlar ve hediyeler göndererek onu kendi tarafına çekti. Oralardaki kabilelerin en kalabalığı Moğollar olduğundan, bütün savaşlarda galip geliyorlardı. İdareleri altındaki insanlara kötü davrandıklarından, kabileler tarafından sevilmezler, hep kötülenirlerdi. Bundan dolayı bütün kabileler Moğollardan öç almak üzere anlaştı. Hepsi birleşerek Moğollar üzerine yürüdüler. Moğollar çadır ve sürülerini bir yere toplayıp etrafına hendek kazdılar. Beklemeye başladılar. Sevinç Han geldi ve savaş başladı. On gün savaşıldı. Hepsinde Moğollar kazandı. Bunun üzerine Sevinç Han, bütün beyleri toplayarak gizli bir toplantı yaptı. Ertesi gün tan yeri ağarırken çadırlarını kaldırıp, işe yaramayan mallarını bırakarak çekildiler. Moğollar bunların yenildiklerini ve kaçtıklarını sanarak kovalamaya başladılar. Tatarlar geri dönüp savaşmaya başladılar. Bu sefer Moğollar yenildi. Kaçanları da ordugâha gelinceye kadar kılıçtan geçirdiler. Çocuklarını esir ettiler.

Sevinç Han, Moğolları yendikten sonra ülkesine döndü. İlhan’ın oğulları ve bütün Türkler, bu savaşta ölmüşlerdi. Yalnız en küçüğü olan Kıyan kalmıştı. Kıyan, o yıl evlenmişti. İlhan’ın kardeşinin oğlu Nüküz de o yıl evlenmişti. Bunların ikisi de aynı bölükten iki kişiye esir olmuştu. Savaştan on gün sonra bir gece atlarına binip hanımlarıyla birlikte kaçtılar. Savaştan önce ordu kurdukları yere geldiler. Düşmandan kaçıp gelen deve, at, öküz ve koyunlar orada toplanmıştı. Onları da alarak daha emin bir yer aradılar. Sarp dağları aşarak, geniş ve bolluk bir vadiye varıp yerleştiler. Oraya Ergenekon ismini verdiler. Burada dört yüz sene yaşayıp çoğaldılar. Oraya sığmaz oldular. Toplandılar ve buradan çıkmanın yolunu aradılar. Bir demirci, dağın bir yerinde demir madeni olduğunu ve onu eritirlerse yol bulup çıkacaklarını söyledi. Orayı eriterek, bir deve geçecek kadar yol açıp geçtiler. Bu geçiş esnasında bir bozkurt gelerek kendilerine yol gösterebileceğini söyledi. Kurdun peşinden giderek Ergenekon’dan yol bulup çıktılar.

Ergenekon’dan çıktıklarında, Türklerin başında Börte Çene bulunuyordu. Börte, bütün boylara elçiler göndererek Ergenekon’dan çıktıklarını bildirdi. Tatarlar bunların üzerine yürüdü ve çok çetin savaş oldu. Tatarları kılıçtan geçirdiler. Mallarını zapt ettiler. Küçüklerini esir ettiler ve eski yurtlarına yerleştiler. O boyların en kuvvetlisi oldular. [12]




KAYNAKÇA 


 

  • [1] wikipedia.org/wiki/Ergenekon_Destanı
  • [2] Dursun Yıldırım, Ergenekon Destanı, Türkler, Vol. 3, Yeni Türkiye, Ankara, 2002,)
  • [3] Vikipedia'dan alıntı ile:  Devin A. DeWeese, islamization and Native Religion in the Golden Horde: Baba Tükıes and the Conversion to Islam in Historical and Epic Tradition, University Pank, Pennsylvania University Press, 1994, s. 273.
  • [4] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi Vol. I, Milli Eğitim basımevi, İstanbul, 1971., Türk Mitolojisi: Kaynakları ve Açıklamaları İle Destanlar, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1989, pp. 14-15. 
  • [5] İsa Özkan, Ergenekon Destanı Hakkında, Türk Yurdu, Cilt: 29, Sayı: 265, Eylül 2009, s. 43-47.
  • [6] Ersel Kayaoğlu -Deniz Banoğlu, Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri, Selenge Yayınları,  İstanbul 2006
  • [7] .msxlabs.org/forum/turk-edebiyati/14284-turk-destanlari-ergenekon-destan
  • [8] http://www.turkocagi.org.tr/index.php?
  • [9]  msxlabs.org/forum/turk-edebiyati/14284-turk-destanlari-ergenekon-destanî.
  • [10]  msxlabs.org/forum/turk-edebiyati/14284-turk-destanlari-ergenekon-destanî.
  • [11] Ebulu-Gazi Bahadır Han, Şecerem Türk, 1001 Temel Eser, Tercüman yayınları,
  • [12] Ebul-Gazi Bahadır Han, Şecerei Türk, 1001 Temel Eser, Tercüman yayınları,
 

 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 


 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...