TÜRKLERİN İCATLARI - islamiyet öncesi -

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 25 Mayıs 2011 Çarşamba aaa Beğen

 

 

TÜRKLERE AİT İCATLAR

 

( kültür, bilim, araç gereç madencilik, İslamiyet öncesi ) Pazırık kurganla Andropov, Anav ,Karasug , Pazırık kurganlarındaki arkeolojik buluntular şabak, halı, kilim, yün dokumacılık, tunç , demir, keçe işleme, koşum ve eğer takımlarını, kağnı tipi arabayı, üzerine çadırlarında kurulabildiği yüksek arabaları, üzengi ve eğer takımlarını , biranın atası sayılan arpa suyundan yapılmış mayayı, at sütünden yapılmış olan kımızı , tarak, ayna , çorap , kolye ,gibi alet ve eşyaları, gömlek ve pantolonu, kalpak ve pelerini, kollu ve uzun kaftanları,samur ve diğer hayvanların derilerinden kürkler yaptıklarını, yoğurt ve pastırmanın Türklerin icadı olduğunu ortaya koyan buluntulardır.

 

Kurganlardan çıkan eşyalara baktığımız zaman MÖ.6.yy civarından beridir. Türklerin atı, koyunu ehlileştirdiklerini, sulama kanalları inşa ettikleri ( Tötö Kanalı ), at koşum, üzengi, gem takımlarını icat ettiklerini, bakır, demir, tunç diğer metal işlerinde çağdaşlarından çok ileri oldukları anlaşılmaktadır. Üzerlerine çadırların açılabildiği yüksek arabalar yapmayı bilen Türklerin marangoz işlerinde de çağdaşlarından çok ileride olduğu yine bu kurganlardaki kalıntılardan anlaşılmaktadır. Hayvanları ehlileştiren Türklerin bu hayvanların derilerinden giysi, gömlek, pantolon, kürk, pelerin, kaftan, çorap, keçe, çadır örtüsü, yer ve duvar sergileri yaptıkları anlaşılmaktadır. Halı, kilim, yer ve duvar sergileri örtüleri yapan Türklerin hayvanların yün ve tüylerinden faydalandıkları anlaşılmaktadır. Atkuyruklarını, koyunların yününü kullanan Türklerin, yünü iplik haline getirmeyi öğrendiği belli olmaktadır. Yünü ip haline getirerek halı, kilim, keçe ürettiklerine göre dokuma tezgâhlarını buldukları, dokuma aletlerini keşfettiklerini de kabul etmek gerekecektir.

 

Kurganlardan çıkan ve bu gün Anadolu’daki pek çok halı ve kilimde gördüğümüz bitki hayvan, çiçek desenleriyle süslenmiş halı, kilim ve çadır, duvarlarını süsleyen sergilerdeki renk cümbüşünden Türklerin çok gelişmiş bir boyama koleksiyonuna sahip olduğunu savunmamak imkânsızdır. Ne şekilde olursa olsun boyama, desen verme dokuma tekniklerindeki düzey günümüzdeki el dokuma tekniğinden farklı değildir. Yukarıdaki resimlere baktığımızda bu gelenek ve tekniklerin o günlerden bu günlere kadar yaşadığını ve geçerliliğini koruduğu anlaşılır. Metal işleme alanında ulaşılan seviye, madeni pulların bir birine geçmesiyle, kemer yapabilme, maskeler yapabilme, altını iplik haline getirebilecek ve altın telllere elbise dokuyabilecek ( Telkari sanatı benzeri veya tamamen telkari işleme tekniği ile) düzeyde ince metal işçliğine ulaşabildikleri görülür ( Bkz Altın Elbiseli Teğin ). Bakır üzerine altın yaldızlı kabartmalar yapabildikleri, metal üzerine hayvan figürleri dökebildikleri veya kabartma yapabildikleri gözükür. Halı, kilim ve metal eşyalar üzerine yaptıkları desenlerin sanat tarihçileri açısından incelenmesi pek çok şeyi açığa çıkartacaktır.

 

Soyut fiğürlerin yanı sıra geyik, boğa, koç, kurt ve diğer yabani hayvanların mücadelerini anlatan fiğürlerde ulaşılan çizim, dokuma, kabartma ve işleme tekniğinde ulaşılan düzey bugün ki pek çok sanatçının okul bitirdiklerinde dahi çizemeyecekleri hareketleri tasvir etmeyi başarmış şekillerdedir.( Bkz yazı başındaki resimler) Bu motiflerde kimisi doğa dışı soyut varlıkları temsil eden, kimisi doğal hayattan alınmış hayvan figürlerindeki hareket çizimleri inanılmaz bir sanatçı ruhu, çizim ve hayal zenginliği gerektirir. Türklerin atalarından kalan bu miraslar hakkında derinlemesine - doktora tezi gibi- çalışmalar yapmaması ve üzerinde durmaması bu kuşağın en büyük ayıplarından biridir. Bir milletin ilk edebi mahsullerine ulaşmak mümkün olmayabilir. Hatta bu nerdeyse imkânsızdır. Fakat medeniyet ile edebiyatın irtibatını düşünürsek bir medeniyetin büyüklüğü, edebiyatının büyüklüğü ile doğru orantılıdır.

 

İslamiyet öncesi Türk kültür tarihinin uzantılarını ne kadar kavrayabilirsek Türk edebiyatının kökenini de o kadar kavrayabiliriz. Eski Türk edebiyatını karanlık dönemlerine ışık tutabilmek çok fazla mümkün olamamaktadır. Çünkü bu süreçte göçer bir hayat yaşayan Türklerin oluşturduğu numuneler bu yaşama biçimi şekli yüzünden günümüze ulaşma olanağı bulamamışlardır. Göçerlik sebebiyle, anıtlar, abideler, şehirler inşa edilememiş bu sebepten bu tip kalıntılar kanalıyla ulaşma zemini olmamıştır. Fakat hikaye ve destan anlatma geleneğiyle ozan geleneği sayesinde bir kısım destanlar günümüze ulaşmayı başarmıştır. Yazıyı çok önceden bulan ve kullanan göçer Göktürklerden günümüze bir kaç metin kalırken, yarı yerleşik yaşadıklarından köy, kent ve ibadethanelere sahip Mani ve Buda( Burkan) dinlerine inanan tarım yapan Türklerden çok sayıda belge kalması, göçer Türklere ait edebi belgelerin neden az olduğunu da ortaya koymuş olur. Orhun yazıtlarındaki edebi seviyeye birden bire gelinemediğini göstermek, edebiyatımızın Orhun yazıtlarıyla başlamadığını kanıtlamak amacıyla Türk Kültürünün Orhun yazıtları öncesindeki gelişme çağlarını belirlemek, işaretlemek uygun görülmüştür.

 

 

 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 

 

 

 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...