"KİTAPLARLA SÖYLEŞİ" BİZE NE KAZANDIRIR?

Ekleyen : Musa Serin , 24 Mart 2017 Cuma aaa Beğen 3
“KİTAPLARLA SÖYLEŞİ” BİZE NE KAZANDIRIR?
Okumak bilgi birikiminin vazgeçilmez bir parçasıdır, kitap ise en çok katkı sağlayan araçtır. 
Okumak uzun bir yolculuktur; beşikte başlar, mezarda biter. Okumak iğneyle kuyu kazmaktır; ama kararlılık ister, sabır ister. Okumak bir arayıştır, hakikati, doğruyu ve güzeli arayış. Umut ve heyecan, okumanın ayrılmaz iki sadık dostu, iki sadık arkadaşıdır.
Okumak kitabın yazarıyla sohbet etmek, yazara faydalı olamadan ondan faydalanabilmektir.
Okumak bazen de geçmişteki başarılı şahıslarla sohbet etmek, onlardaki başarının sırrını yakalama belki de keşfetmektir.
Okumak tarihin sahifeleri arasında gezinmek, başarılarla gururlanmak, başarısızlık karşısında hayıflanmaktır.
Her kitap ayrı bir hayat, her kitap ayrı bir insan demektir.
Her kitap ayrı bilginin kaynağı ve ayrı bir güzelliktir.
Kitap okumak bilginin bilgi küpüne dolması, bilgi küpünden zamanı gelince faydalanılmasıdır.
Kitap okumak; kanunları, töreyi, ananeyi bilmek, nasıl uyulması gerektiğini anlamak ve uygulamaktır
Ve her kitap arı bakış açısının, karakterin, nezaketin güzelleşmesine yardımcı bir kaynaktır.
Bunları niçin yazdığımı sorabilirsiniz ama sizler sormadan ben söyleyeyim.:”KİTAPLARLA SÖYLEŞİ” diye bir kitabı yeni okudum ve bayağı da zevk aldım. Aslında zevk alarak okudum demeliydim. Kitabı okurken bazen BAŞARI HİKAYELERİyle başarıların sırrını öğrenmeye çalıştım. Belki başarının sırını keşfedemedim ama en azından başarıların sırrı hakkında ufacıkta olsa ipucu yakaladım. Başarıların sırrı hakkında ip uçlarını yakalarken BATININ GÖZÜYLE kendime bakmayı, Batının bana nasıl baktığını öğrenmeye çalıştım. “Batı dün bana nasıl bakıyordu, bugün nasıl bakıyor?” sorusunu kendi kendime sorarak Batının dünkü bakışıyla, bugünkü bakışı arasında bir farkın olmadığını fark ettim. Batının bana bakışındaki değişikliğin olmadığını fark ederken OSMANLI ÇÖKERKEN nelerin yaşandığını kavramaya çalıştım. Hiç duymadığım bilgileri bilgi küpüme koyarken, eski bilgilerimi de tazelemiş oldum. Osmanlı Çökerken ve Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda “DOST ACI SÖYLER” sözünün ne kadar doğru olduğunun farkına vardım. Birileri benim üzerime çöreklenmiş bir kâbus gibi üzerime çökerken, birileri de benim nasıl bu hale düştüğümü görüp beni uyarmaya çalıştığını anladım.
“KİTAPLARLA SÖYLEŞİ l” kitabının yazarı Oğuzhan SAYGILI. Oğuzhan SAYGILI bir ilkokul öğretmeni ve tam bir kitap kurdu. Şimdiye kadar okuduğu kitapların bir çetelesini tutmuş, okuduğu kitaplarla ilgili notlar almış olmalı ki güzel bir eser meydana getirmiş. Kitabın sunuş yazısını ülkemizin güzide bilim adamlarında, Milliyetçi Mukaddesatçı camianın ağabeylerinden Prof. Dr. İskender ÖKSÜZ yazmış. Bu sunuş yazısı da kitabın ehemmiyetini arttırıyor bence.
“KİTAPLARLA SÖYLEŞİ”  dört bölümden oluşuyor. Bölümler arasında kısa bir gezinti yapacak olursak:
 Birinci bölüm “BAŞARI HİKAYELERİ”ne ayrılmış. BAŞARI HİKÂYELERİnde on altı değişik başarı hikâyesi var. HER hikâye ayrı bir başarının nasıl kazanıldığını anlatıyor. Tarihçilerin piri Halil İNALCIK, ünlü tarihçimiz Kemal KARPAT, yine tarihçi Orhan KOLOĞLU başta olmak üzere Nuri DEMİRAĞ, Hayrettin KARACA, Sakıp SABANCI, Ahmet Nazif ZORLU vs. bilgiler verilirken bu bölümde “BİR ULTRA MARATONCUNUN(HAYAT) HİKÂYESİ: YALNIZDIR”  Başarı hikâyesi benim en fazla dikkatimi çeken yazı olduğunu belirtmeliyim. Tabi bu benim dikkatimi çeken yazı ama sizlerin dikkatiniz bir başka “BAŞARI HİHKÂYESİ” çekebilir.
Kitabın ikinci bölümü: “BATINI GÖZÜYLE” Bana bakışı yansıtıyor. Bana derken şahıs olarak kendimi kastetmiyorum Türk milletine bakış demek istiyorum. Bu bölümde dokuz değerlendirme yazısı yer alıyor. Bu demek ki dokuz kitapla başbaşasınız. Oğuzhan SAYGILI ile sohbet ederken aynı zamanda dokuz ayrı kitapla baş başa olduğunuzu düşünün. Oğuzhan SAYGILI ile sohbet ederken Batının bize bakış açısının nasıl olduğunu konuştuğunuzu da belirtmeliyim. Bu bölümde bütün yazılar birbirinden güzel ve akıcı. Öyle bilgi kırıntıları var ki belki de daha önce hiç duymadığınız bilgiler. Mesela, şanlı ordu savaşa giderken “İstanbul doğumluların askerlikten muaf olması” şimdiki söylemle “İstanbul doğumlulara “ pozitif bir ayrımcılık değil mi? Meşrutiyetle gelen yeniliklerin Batılı gözle niçin başarılı olamadığının sebepleri, plevne’de Osman paşanın verdiği şanlı mücadele ve son zamanlarda gündeme gelen Nazizm garabetinden( Hitler’den demeliydim) kaçan bilim insanlarına Türkiye’nin kucak açması ve bu bilim adamları tarafından hazırlanıp çıkarılan “ATATÜRK’Ü KORUMA KANUN” diye bilinen “ATATÜRK ALEYHİNDE İŞLENEN SUÇLAR HAKKINDAKİ KANUN”  hakkında bilgi sahibi olacaksınız. Türkiye’nin kucak açtığı bu bilim insanlarına birlikte çalıştığı diğer bilim adamlarından daha fazla para verilmesini, bu bilim adamlarının üniversitede kütüphane kurmak için nasıl mücadele ettiklerini de bulacaksınız. Bu bölümde illa bir yazı beğenilmek gerekirse “TARİH FELSEFECİSİ ARNOLD J. TOYNBEE’NİN TECRÜBELERİ”  ve “AVRUPALI KARİKATÜRİSTLERE GÖRE ABDÜLHAMİD VE OSMANLI DEVLETİ”  yazılarını dikkate değer buluyorum.
Kitabın üçüncü bölümü:” OSMANLI ÇÖKERKEN” ara başlığını taşıyor. Bu bölümde birbirinden güzel on iki değerlendirme yazısı bulunmaktadır. İbn-i Haldun “MUKADDİME” adını verdiği muhteşem eserinde “milletlerinde insanlar gibi doğup, büyüyüp, günü gelince de öleceğini” söyler. Tam altı yüz sene dünyaya hükmetmiş muhteşem imparatorluk çatırdamaya başladığında birçok tedbirler alınır ama İbn-i Haldun haklı çıkar ve muhteşem imparatorluk çökerken çok şükür ki küllerinden TÜRKİYE CUMHURİYETİ doğar. Osmanlı Türk Devleti son günlerinde dış düşmanlarla savaşırken bir de iç düşmanlar çıkar ortaya. Yıllarca kanımızdan, canımızdan beslenen; yemeyip yedirdiğimiz, giymeyip giydirdiğimiz zavallılar güruhu başımıza musallat olur. İşte bunlardan birisi de ERMENİ adı verilen, bir zamanlar “MİLLET-İ SADIKA” adı verilerek devletin her şeyini güvendiğimiz insanlar bizi içten, başka bir tabirle arkadan vurmaya kalkar. Arkadan vurmaya kalkarlar ama yıllarca başımızı ağrıtan ve hâlâ da ağrıtmaya devam eden TEHCİR olayı zuhur eder. Oguzhan SAYGILI tehcir olayını Cemal PAŞA’nın hatıralarından bizlere aktarmaktadır. Cemal PAŞA tehcirde en önemli kişidir ve en önemli kaynaktır da. Tehcir hakkında önemli bilgiler verirken hemen kitabı bulup daha güzel bilgileri oradan öğreniniz der gibi bir hal sezmemek mümkün değil okuyucunun kendisinde.
ll. Meşrutiyet hakkında; o zaman zuhur eden fikir akımlarını temsilen üç dergi üzerinden bizlere bilgi sunulmuş. “İctihat, Sebül’r Reşat ve Türk Yurdu” dergileri üzerinden fikir akımlarının birbirlerinden ayrıldıkları ve varsa ortak yönleri gösterilmiş. “Osmanlı gömleğinin” nasıl parçalandığı belirtilirken yerine ikame edilmeye çalışılan Türkçülük, Batılılaşma ve İslamcılık akımları hakkında bilgi verilmiş. Bugünde hâlâ devam eden bu çekişmede nasıl bir adım yol alamadığımız kısır çekişmelerin temelinin o zamanlarda atıldığını göstermiş. Abdullah Cevdet’den ll. Abdülhamid Han’a kadar bir çok zevat hakkında bilgiler verilmiş. Kimlerin Abdülhamid Han’a ne dediğine kadar detaylara girilmiş. Bu bölümde:” ll MEŞRUTİYET’İN KLASİK PARADİGMALARI”,  “OSMANOĞULLARI VE AYDINLARIN ANLATIMIYLA İMPARATORLUĞUN YÜZÜK TAŞI ll. ABDÜLHAMİD” ve “SEFERBERLİK HİKÂYELERİ” dikkat çeken değerlendirme yazıları olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kitabın dördüncü ve son bölümü: “DOST ACI SÖYLER” alt başlığını taşımaktadır. Bu bölümde bütün yazılar birbirinden çekici durumda. İlla bir tercih yap dense ben tercih yapamadım. Adını duymadığımız Fatih KERİMÎ’yi bu bölümde tanıyacak ve “DOST ACI SÖYLER” başlığını da Fatih KERİMÎ’nin dostça uyarılarına borçluyuz. Bu bölümdeki bütün yazılar( üç değerlendirme yazısı) altları satır satır çizilerek okunmalı. Okunmalı ki; Fatih KERİMÎnin dün söylediklerinin sanki bugün için de söylenmiş gibi olduğunu, kendimizi düzeltmemiz, kendimize çeki-düzen vermemiz gerekirken ilerleme dahi kat edemediğimizi görüp üzüleceksiniz belkide.
Son söz olarak Oguzhah SAYGILI Beye bir de biz “DOST ACI SÖYLER” babında birkaç şey söyleyelim teşekkür etmeden.
1-“Osmanlı Devleti” veya “Osmanlı İmparatorluğu” derken “Osmanlı Türk Devleti” veya “Osmanlı Türk İmparatorluğu” denemez mi? Osmanlı’nın ayrı bir milletmiş gibi önümüze konulmaya çalışıldığı şu günlerde Osmanlının Türk olduğunu haykırmamız gerekmez mi?
2-Kitapta “Tatar” ve “Tatarca” isimleri geçiyor da bunlara da: “Tatar Türk’ü” ve “Tatar Türkçesi” eklinde söylense ve yazılsa olamaz mı?
3- Kitapta genellikle yaşayan Türkçeye dikkat edilirken “yaşam”, “yaşam öyküsü” vb. benim kulağım rahatsız eden garabet kelimeye dikkat edilmemiş. “Yaşam” yerine “hayat” ve “yaşam öyküsü” yerine “hayat hikâyesi” yazılsa güzel olmaz mı? Yoksa “hayat” öldü, “hayat hikâyesi” kabire girdi de bizim haberimiz mi yok?
Tabii bu kadar kusur k…. K… bulunur deyip Oguzhan Beye şükranlarımı arz ediyorum. Kitabı okurken; hem kendisiyle sohbet ettim, hem tanıttığı kitapların yazarlarıyla, hem kitapların kahramanlarıyla hem de tarih dedeyle sohbet etmektem zevk aldığımı belirtmek isterim.
Teşekkürler Oguzhan SAYGILI, hem de binlerce teşekkürler.
Musa SERİN, 24.03.2017





Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...