A. H. Tarhan Duhter-I Hindu Ve Diğer Oyunlarının Özeti

Ekleyen : ESA , 15 Kasım 2016 Salı aaa Beğen
DUHTER-i HİNDU
 
Abdülhak Hâmid Tarhan’ın beş perdelik oyunu olan “Duhter-i Hindu”, 1875 yılında[1] nesir olarak yazılmıştır. Oyunda tenaggum başlığını taşıyan bir kısım da bulunmaktadır.
Hâmid’in elli yıl boyunca yanında  taşıdığı bir Hintli kız biblosu, Hamid’in dostlarına göre, bu oyunun ilham kaynağıdır.
Bu eserin esin kaynağı Recaizade Mahmud Ekrem’in “Atala” adlı piyesindeki Hıristiyan Atala ile putperest Saktas’ın aşk konusudur. Hamid’in bu eserinde yer alan Tomson Hıristiyan bir sömürge subayı iken Sürücey, putperest Hintli bir kızı canlandırır. Dini inançlar bu iki gencin aşkına engel olmaktadır. Sürücey’in kocası ölmüştür ve Brahmanlık inançlarına göre naaşı, Tomson’un ölüsüyle beraber yakılacaktır.
Sahnelenmekten ziyade okunmak için yazılan bu eser Burhanettin Tepsi ve Benliyan tarafından birkaç kez sahnelenmiş bir eserdir. Hâmid Hindistan’ı görmemiş olmasına rağmen bu oyunu yazmıştır. Oyunlarında açıkça fark edilen Hintli ve Hindistan takıntısı, Hâmid’in, hayatının ilerleyen yıllarında uzunca bir süre Hindistan’da kalmasına sebep olmuştur.
 
OYUNUN KISA ÖZETİ
 
Hindistan’da görev yapan İngiliz subayı Tomson, Hint asıllı olan Sürücey adlı bir kız ile aşk yaşamaktadır. Tomson bir süre sonra İngilizlerin yüksek rütbeli subaylarından Bortel’in karısı Elizabeth ile aşk yaşamaya başlayıp Sürücey’i ihmal eder. Hintliler bu ilişkiyi bilmektedir ve Bortel’in zehirlenmesi için karısı Elizabeth ile anlaşma yaparlar. Bir süre sonra Elizabeth Tomson ile evlenir.  Sürücey ise yaşlı bir Hindu ile evlendirilir. İhtiyar öldüğü zaman Hintli kızın da onunla beraber yakılması gerekmektedir. Tomson ‘un bu durumu önleyecek gücü vardır; ancak o kızdan kurtulma çabasında olduğundan işi ağırdan alır. Bunun üzerine Hintliler Tomson’un kızla birlikte yakılmasına karar verirler. Tomson halka karşı, bundan sonra adaletli ve dürüst davranacağı sözünü verince  kendisi ve kızı yakılmaktan kurtarır.
 
DİĞER OYUNLARI KISA ÖZETLERİ
 
MACERÂ-Yİ AŞK
 
1873 yılında yayımlanan “Macera-yı Aşk”, Tahran yolculuğunun bir hatırası olarak İstanbul dönüşünde yazılmış ve bu eserle Hâmid’in uzak ülkelere karşı özlemi başlamıştır. Eser karmaşık ve kalabalık bir aşk hikayesidir. Bu sebeple Hâmid, eserine “Macerâ-yı Uşşak” adını vermiştir. Eserin ana fikri Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” adlı eserini andırmaktadır. Evlenecek çiftlerin birbirlerini görüp tanıdıktan sonra evlenmelerinin uygun olacağı fikri eserin bütününe yayılmıştır.
Bu eser dört perdelik bir eserdir. Bu perdeler sırasıyla otağlarda, dağ kulübesinde, kırlarda ve 16. Yüzyılda Keşmir yakınlarında soyları Aksak Timur Han’a dayanan bir beylikte geçmektedir.
Eser dördüzlü bir aşk hikayesine dayanır.  Safevi hükümdarı Şah İsmail’in torunu Haydar Mirza, Keşmirli Sakibe Sultan’a âşık olur.
Sade bir Türkçe ile yazılmaya çalışılan “Macera-yı Aşk”, Namık Kemal’in makalelerini andıran bir şekilde ağır ve ağdalı bir dil ile yazılmıştır.
 
SABR U SEBAT
 
1875 yılında yazılan oyun, Ahmet Vefik Paşa’nın Abdülhak Hâmid Tarhan’a, oyunlarında atasözlerinden faydalanması gerektiği fikrini söylemesi üzerine kaleme bu fikirle alınmıştır. Dil bakımından sade olan oyunda biraz aşırıya kaçılmaktadır.
 
NESTEREN
 
Bu oyun 1978 yılında yazılmıştır. Corneille’nin “Le Cid” adlı oyunu ile konu açısından benzerlik taşıyan  eser, şairin basılmış ilk manzum tiyatrosu olma özelliğini taşır. Kabil şahlığında iken süt annesi Nesteren’e Şah babasının Husrev’i beğendiğini ve onunla evlenmelerine müsaade ettiğini söyler. Nesteren, Kabil Hükümdarı Gazanfer Şah’ın kızıdır. Babası ile Behram arasında süregelen bir rekabet vardır. Husrev’e bu konu açılır. Halkın kışkırtmalarını Behram’dan bilen Gazanfer, Behram’ı suçlayıp tokatlar. Behram bu durumu kabullenmez. Husrev de durumu bilenler arasındadır.
Husrev bir gece Şah’ın odasına zorla girerek Şah ile kılıç kavgasına tutuşur ve Şahı öldürür. Şah’ın karısı Nesrin de Husrev’e âşıktır. Bu ölüm Nesrin’in başına kalacaktır. Gerçekleştirilen mahkemede Nesrin’in boynunun vurulmasına karar verilir; ancak Husrev yetişip gerçeği itiraf eder ve Nesrin’i kurtarır. Nesteren Husrev’e düşmanlık beslemeye başlarve onu öldürmesi için Bender isimli bir adam tutar. Husrev Bender’i ormana çağırır. Bender, Nesreten’in Husrev’i sevdiğini anlar ve ona kanlı bir bıçak gösterir. Nesteren hatasını anlayıp Husrev’i bağışlar. Bu arada sınır düşmanlar tarafından geçilmiş bir durumdadır. Husrev sınıra gider ve düşmanları püskürtür. Nesteren ile evlenirler. Babasının ölümünü kabullenemeyen Nesteren, zifaf gecesinde kendini zehirler. Husrev de bunun üzerine kendini hançerleyerek hayatına son verir.
 
TARIK YAHUT ENDÜLÜS’ÜN FETHİ
 
1879 yılında yazılan eser birçok dile çevrilmiştir. Ziya Paşa’nın “Endülüs Tarihi”nin bu esere ilham veren kaynak olduğu söylenebilir.
Musa Bin Nazir kızı Zehra’yı Tarık’a vermeyi kabul eder; ancak karşılığında Kral Rodrik’in başını istemektedir. Eser sonunda Rodrik’in başı gelir; fakat Musa sözünü tutmaz. Halife’nin araya girmesiyle Zehra ile Tarık evlenir. Ancak Tarık’a âşık başka bir kadın olan Salha’nın kendisi öldürmesi Zehra’nın aklını yitirmesine sebep olur. Tarık başka seferlere doğru yola çıkar.
Tarık da Vatan piyesi gibi İslam birliğini ve ideolojisini güden bir eserdir. Hâmid bu eserinde bir Arap destanı meydana getirmiş ve bu ideolojiyi oldukça ileri götürmektedir.
 
TEZER YAHUT ABDÜRRAHMANİS-ÂLİS
 
1880 yılında yazılan ve basılan bu eser aruzla yazılmış, manzum bir ser olarak karşımıza çıkar. Konusunu Tarık adlı eser gibi Ziya Paşa’nın Endülüs Tarihi’nden aldığı söylenebilir.
929’da halife olan Abdurrahman, sevdiği bir Hıristiyan güzeli olan Tezer ile halk istemediği için birlikte olamaz ve onu öldürmek zorunda kalır. Çok geçmeden kendi canına da son verecektir.
 
ZEYNEP
 
Londra’da kaleme alınan eser 1908 yılında basılabilmiştir. Üçte ikisi manzum olan eserin kalan kısmı nesir olarak şekillendirilmiştir. Bazı noktalarda Batılı tarzda nazım şekillerine de rastlanmaktadır. Birçok nazmın bir arada kullanılması eserin önemini artırmaktadır. Eserin konusu aşktır.
 
İLHAN
 
Bazı yerleri heceli bazı yerleri aruzlu olan bu eser, on perdelik bir eserdir ve 1913 yılında yazılmıştır. Tarihten alınan gerçek bir olaya dayanan konusu, İlhanlılar döneminden alınmadır.
 
TURHAN
 
1916’da yazılan bu eser konusunu Türk tarihinden alır. 1908 yılından itibaren giderek ivme kazanan Türkçülük hareketine Hâmid bu eseriyle destek verir. İlhan eserinin devamı olan bu eserde Türkçülük ve İslamcılık hareketleri birleştirilmeye çalışılmıştır.
 
FİNTEN
 
1916 yılında Londra’da yazılmış olan bu eserde zengin yaşlı bir Avustralyalı ile evli, Kanadalı olan bir kadının İngiliz sosyetesine girme çabaları anlatılmaktadır.
 
İBN MUSA YAHUT ZÂTÜ’L-CEMÂL
 
1917 yılında basılan bu eser konusunu Endülüs tarihinden alır ve Tarık adlı piyesin devamıdır.
 
SARDANAPAL
 
Yazar kısa sürede yazılmış olduğu bilinen bu eserdeki hatalarını Paris’te yeniden gözden geçirir. 1917 yılında yayımlanan eserin baş kişisi Sardanapal bir Asur hükümdarıdır. Onun baskıcı rejiminden bıkan komutanlar ve valiler ona isyan eder. Hâmid’in ilk manzum eseri olan Sardanapal, Şahnâme vezniyle kaleme alınmıştır.
 
TAYFLAR GEÇİDİ
 
Bu eserde ünlü kişiler kıyamet gününü beklemektedir. Onların ruhlarının yaptığı konuşmalar bu eserin diyaloglarını oluşturur. Yayım tarihi 1917’dir.
 
NAZİFE
 
İki günde yazılan bu eserde Nazife adlı Endülüslü bir Arap kızı, İspanya Kralı Ferdinando ile aşk yaşamaktadır. Eser, aruzla yazılmış tek perdelik bir eserdir.
 
YADİGÂR-I HARP
 
Çanakkale Zaferi’nin yurt içi ve yurt dışı izlerini taşır. Eser Hâmid’in İngiliz politikası hakkındaki görüşlerini de içerir. Hâmid bu eserde diplomatlığını göstermeye çalışmıştır.
 
RUHLAR
 
1922 yılında yazılan eser Tayflar Geçidi’nin sonudur. Turhan’daki kahramanlarla göklerde bulunan peygamberlerin manzum sohbetlerini içerir.
 
YABANCI DOSTLAR
 
Eser 1924’de yazılmıştır. Londra’da yaşlı bir Türk ile güzel bir İngiliz kızı arasındaki aşkı anlatır. Bu aşk evlilik ile sonuçlanacaktır. Eserin ilk kısmının duru bir Türkçe ile yazıldığı görülür.
 
ARZÎLER
 
 İstiklâl Harbi’nin tesiri altında oluşturulan bu eser, Ruhlar ile birlikte İlhan, Turhan ve Tayflar Geçidi serisinin sonuncusudur.
 
HAKAN
 
1935 yılında yazılan bu eser Hâmid’in hayatında basılan son eser olma özelliği taşır. Konusu Türk tarihinden alınmadır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaygın olan Akın, Öz Yurt ve Çoban piyesleri gibi tarih tezimizle ilgili olan bir eserdir.
 
LİBERTE
 
Paris elçiliği yıllarında yazılan Liberte, 1998’de yayımlanmıştır. Liberte Fransızcada Hürriyet anlamına gelmektedir. Türk Yurdu dergisinde tefrika edildiği İnci Enginün tarafından belirlenen bu eser döneminde kitap olarak çıkamamış bir eser özelliği taşır. 1. Meşrutiyet’in engellenmesi ve gelişimindeki olaylar ile Mithat Paşa’nın sürgününü konu alır.
 
CÜNÛN-ı AŞK
 
1998 yılında yayımlanan bu eser Hâmid’in yaşlılık dönemi eseridir. 1. Dünya Savaşı yıllarında yazıldığı hâlde ancak 1925 yılında Vakit Gazetesi’nde tefrika edildiği Enginün tarafından belirlenmiştir.  Konusu Hint tarihinden alınma bu eser sahne dili sağlam bir eserdir. Hâmid için de en önemli eseri olarak kabul edilen bu eser hem nesir hem nazım şeklindedir.
 
[1] AÇIKLAMA: Eserlerin yazılış tarihleri:
 “Enginün, İnci, Yeni Türk Edebiyatı Tanzimat’tan Cumhuriyet’e, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2012.”
İsimli kaynak aracılığıyla belirlenmiştir.





Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...