Ashab-ı Kefhimiz Hakkında Konusu Özeti Ömer Seyfettin


11.1.2020
 
 
Ashab-ı Kefhimiz, Ömer Seyfettin
 
 
Ashab-ı Kefhimiz, Ömer Seyfettin’in 1918’de kaleme almış olduğu uzun bir hikâyesidir.  Bu hikâye yazarın sağlığında da 1918 yılında basılmıştır. [1]Ömer Seyfettin bu öyküsünü Türkçe , Turancı Milliyetçi düşüncelerinde yumuşama yaşamaya başlamış olduğu  1918 yılında yazmış,  Birinci Dünya savaşının bittiği ve Osmanlı’nın yıkılma durumuna geldiği bu günlerde  Osmanlıcılık düşüncesinin tamamen çıkmış olduğunu fark ettiği günlerde kaleme almıştı..
 
Bu yıllarda Osmanlıcılık düşüncesinin yaşayacağına inanan bir takım aydınlar “Osmanlı Kaynaşma Kulübü” adı ile bir kulüp kurmuşlardı.  Yazar bu eserinde bu kulübe mensup olan aydınları  “Ashab-ı Kehf” Yedi Uyurlar’a benzeterek Osmanlıcılık düşüncesinde olanları devrin ve tarihin gerçeklerinden habersiz yedi uyurlara benzetmişti.
 
Türkçülüğün kurucularından birisi olan Ömer Seyfettin, 1918 yılından sonra Türkçe ve Turancı düşüncelerini hayallerden arındırarak gerçekçi bir çizgiye taşımaya başlamış,  “Efruz Bey ”  adlı eserinde Türkçülük ve Turancılık fikirlerini ütopik bulduğunu ifade etmeye çalışmıştı.  Ömer Seyfettin,  “Ashab-ı Kehfimiz” adlı eserinde ise  bu defa Osmanlıcılık düşüncesine inanmanın ve savunmanın  ne kadar hayali  bir düşünce olduğunu , tarihi ve siyasi gerçeklerden ne kadar uzakta kalan bir inanç olduğunu bir Ermeni gencinin ağzından göstermeye çalışmıştır.  
 
 Ashab-ı Kehfimiz adlı eser, Dikran Hayıkyan adlı bir Ermeni gencinin hatıraları şeklinde düzenlenmiş,  Dikran Hayıkyan’ın  günlüğüne kaydettiği notlar şeklindeki bir uzun hikaye tekniği ile yazılmıştır.
 
Ömer Seyfettin, Ashab-ı Kehfimiz adlı eserinin ön sözünde Osmanlıcılık düşüncesinde olan aydınların hayal dünyası içinde yaşadıklarını, dini, dili, terbiyesi, tarihi, kültürü ayrı olan ahalilerden bir millet yaratılamayacağını savunmuştur.  Katılmış olduğu Balkan Savaşlarında Osmanlılardan kopan azınlıkların Osmanlı ile savaşmaları gerçeğini bizzat yaşamış olan Ömer Seyfettin böylesi somut gerçeklere karşın  artık Osmanlıya bile mensup olmaktan kopmuş olan azınlıklardan Osmanlı Milleti yaratmanın  gülünç bir hayalden öteye gidemediğini  savunmuştur.
 
Ömer Seyfettin, Osmancılık hayali ile yaşayan aydınları asırlar boyunca uyuduktan sonra uyanan Yedi Uyurlar  “Ashab-ı Kehf”  hikâyesindeki kişilere benzetmiş  “Osmanlı Kaynaşma Kulübü üyelerini” olandan bitenden habersiz hayal uykusundan uyanmayan yedi uyurlar gibi olmakla eleştirmiştir.  
 
Balkan Savaşlarında Osmanlıcılık düşüncesinin ne kadar gerçek dışı bir ütopya olduğunu, Bulgarlar, Sırplar, Yunanlılar ile savaşa savaşa anlayan Ömer Seyfettin,  Osmanlıcılık Ülküsü’nün nasıl bir hülya olduğunu alaylı bir dil ile göstermeye çabalamıştır.  Osmanlı Dayanışma Kulübü’nde toplanan çeşitli milliyetlere mensup Osmanlı vatandaşlarının Osmanlıcılık fikirlerini işte bu alaycı bakış açısı ile bu eserinde kaleme almıştır.
 
Bu hayale inananlar sadece Türklerdir ve azınlıkların hepsi kendi planlarını uygulamakta karalıdır. Bu uzun hikaye “ 17 kişinin çevresinde 17 yıllık olaylar zincirinden bahsedilmesine rağmen vak’a, bir kısa hikâyedeki kadar kısa tutulmuştur.”[2]
Bu uzun öyküde mekân betimlemeleri bulunmaz. Öykü tamamen mesaja odaklıdır ve anlatım Ermeni Komiticacısı Dikran Hayıkyan’ın  bilincinden ve günlüklerinden  aktarılmıştır.
 
Öğretmen Bağdaseryan...“Çocuklarım, siz her gün değişeceksiniz. Her gün siz büyürken, zihinleriniz, fikirleriniz de büyüyecek, her gün erdeme yaklaşacak, idraksiz, şuursuz geçen günleriniz için üzüleceksiniz. Düşündüklerinizi, duyduklarınızı beş on dakikaya acımayıp yazınız. Yarın yazdığınızı öbür gün bilmeyeceksiniz. Bir sene evvel yazdığınızı öbür sene okurken ne kadar değiştiğinizi anlayarak hayretler içinde kalacaksınız...” ( Ashab-ı Kehfimiz, Ömer Seyfettin, Sayfa 60 )
 “Osmanlılık, ortak bir milliyettir. Osmanlılık ne yalnız Türklük ne de yalnız Müslümanlık demektir. Osmanlı devletinin idaresinde yaşayan her fert, soy ve inanç farklılığı olmaksızın, Osmanlı milletine mensuptur!” Hâlbuki bu fikir, gayr-i millî Tanzimat eğitiminin yetiştirdiği şuurlarda doğmuş bir vehim, bir ham hayalden ibaretti. Dini, lisanı, terbiyesi, tarihi, millî kültürü, gurur kaynakları ayrı olan fertlerin toplamından “müşterek bir milliyet” oluşturmak imkânı yoktu.”
“Osmanlıyım. Osmanlı kalacağım. Elveda ey eski ihtilalci Hayıkyan elveda sana…”[3]
 
ASHAB-I KEHFİMİZ ÖZETİ [4]
 
YENİ DERNEK I. BÖLÜM
 
Hayıkyan’ın hatırlarının 1. 30 Ağustos 1908 - 11 Mayıs 1910 tarihleri arası Yeni Dernek başlığıyla 20 aylık bir dönemi anlatır. Ermeni Komitacı Hayikyan, ihtilalci olmaktan vaz geçip Osmanlıcı olmuştur. Ermeni Hayikyan da bu kulübün üyesidir.  Hayıkyan, ticaretten kopmadan siyaseti sürdürmek amacındadır. Türkçülük fikrine karşı çıkan Niyazi Bey, Hayıkyan’a Osmanlılık idealini savunacak bir kulübün kurulacağını söyler.
 
1908 den sonraki bu süreçte  “Osmanlıcı “ aydınlar  “Osmanlı Kaynaşma Kulübü”nü kurarlar. Kulübün temel anlayışı “bilâ tefrik-i cins ü mezhep”tir. Bu kulübe üye olan pek çok azınlık aydını da vardır.  Ermeni, Rum,  Bulgar, Ulah, Sırp, Arap, Kürt, Arnavut vb. Fakat bu kulübü kuran azınlık aydınları milliyetlerini terk etmeyeceklerinden kulüpten ayrılırlar. Fakat Türk üyeler Türklüklerini bir yana bırakarak çabalarına devam etmeyi sürdürürler.  Osmanlıcılık amacına ulaşmak için dil, din ve milliyet kavramlarının ortadan kalkması gerekmektedir. Yahut da bunların yerine yenileri konulmalıdır.  “İdare heyetinde Rum, Yahudi, Levanten, Arab, Bulgar da var. Ben idare heyetine, encümene Ermeni olarak sizin girmenizi arzu ediyorum”[5]
 
HAYİKYAN’IN GÜNLÜĞÜ II. BÖLÜM
 
D, 2. 23 Nisan 1912 - 15 Nisan 1913 tarihleri arasında Osmanlı Kaynaşma Kulübü’nün çalışmaları ele alınır.  Milliyetlerini unutma kararı alan Türk asıllı aydınlar Osmanlıcılık düşüncesini gerçekleştirmek için çeşitli çözümler aramaktadırlar. Bunların başında milliyetleri unutturmak için en büyük engel olan anadil meselesine kati çözüm bulmaktır.  Önerilen çözüm Osmanlı Milletini yaratmak için, Esperanto dilini orta dil kabul edip herkes öğrettirmek ve Müslümanlığın yerine de İbrahimî dinini yerleştirmek şeklinde ortaya çıkar. Esperanto, Latince, İbranice, Osmanlıca, Volapük, Ido, Ermenice gibi dillerin hangisinin Osmanlıcıların dil olacağı tartışması hayli uzar. Sonunda bu ortak dilin Osmanlıca olması gerektiğinde karar kılınmıştır. Fakat Türk üyeler dışında herkes bunlara itiraz eder. Bu tartışmaların devamında azınlıklara mensup üyeler, toplantılara katılmamaya başlar.
Nihayet şimdilik dinsizlikte karar kıldılar Rum, Bulgar, Sırb, Arnavud, Arab, Ermeni hasılı bütün Osmanlılar yavaş yavaş dinlerini terk edecekdiler.”
 Derneğin yayın organı İnsaniyet  dergisi protesto edilir. . İz’an gazetesi, durumu “Ashab-ı Kehf uyandı.” yorumuyla özetler.  Bu olayı alaya alan  gazete “Ey Ashab-ı Kehf! Sizin Türkiye’de dilinizi anlayan yokdur. Yine mağaralarınıza kapanınız, ezeli uykunuza dalınız!” (Seyfettin, 2011: s. 118)
 
HAYİKYAN’IN GÜNLÜĞÜ III. BÖLÜM
 
3. 29 Ocak 1925 günü
 
Dikran Hayikyan ,Hayganoş’la evlenip çoluk-çocuk sahibi olmuştur.  Hanikyan’ın karısı Hayganoş, Ashab-ı KehfImIz günlüğünün  Türkçe yazılmış olmasına itiraz etmiştir. Eşi  Hayganuş, sürekli olarak  Hayıkyan’a “Milletini sev!”  diye telkin etmektedir. Hayıkyan’da tekrar bir Ermeni Milliyetçisi haline gelir ve  Osmanlılık düşüncesinden de jkopmuş olur.
 
 
 
 
 
[1] Nazım Hikmet Polat, Ashab-ı KehfImIz Ömer Seyfettin, Ötüken,
[2] Nazım Hikmet Polat, Ashab-ı KehfImIz Ömer Seyfettin, Ötüken,s.16
[3] Ömer SEYFETTİN Yayına Hazırlayan: Yılmaz KURT, Genesis Kitap, Ankara, 2011,s.15
[4] Ömer SEYFETTİN Yayına Hazırlayan: Yılmaz KURT, Genesis Kitap, Ankara, 2011,
[5] Ömer SEYFETTİN Yayına Hazırlayan: Yılmaz KURT, Genesis Kitap, Ankara, 2011,s.49

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış