Attilâ İlhan’ın Kurtlar Sofrası Romanı ve Özeti

Günün Yazısı
Ekleyen : Cansu , 07 Ağustos 2019 Çarşamba aaa Beğen 1
 
 
 
Kurtlar Sofrası Attilâ İlhan’ın (1963-1964) ilk basımı 1963 yılında yapılmış olan bir romanıdır.
 
Atilla İlhan bu romanın sonuna düştüğü notlarında bu romanı 1954-1961 arasında yazdığını ve 1961 yılının Eylül ayında tamamladığını belirtmiştir.
 
Roman, Atatürk devrimi sonrasında ve 1954 yılındaki diktatörlük teşebbüsleri nihayetinde ülkenin üç kağıtçılar, karaborsacılar, çıkarcılar ve spekülatörlerin eline geçtiğini düşünerek bu romanını yazmış, eser bir anlamda Menders’in Marsall yardımlarını aldığı günlerde türeyen yeni tip kapitalist düzene başkaldırı niteliği taşımıştır.
 
Roman adından da belli olduğu  gibi ülkeyi Kurtlar Sofrası’na çeviren acımasız sermaye sahipleri ile buna göz yuman yöneticilere ve hükümete yapılan sitayişleri dile getirmektedir.  
 
Gerek tarihin yeniden değerlendirilişi, gerek toplumsal ve ekonomik olayların, kapitalistleşme süreci çevresinde verilmesi, teknik olarak her türlü bireysel etkileşim ve hatta sapıklıkları kapsayacak bir örüntü içinde, adeta bir Marx/Freud bireşiminin arayışını andırır biçimde işlenir.” - Emre Kongar- Arka Kapak
 
 
ŞAHIS KADROSU
 
Mahmut Ersoy: Romanın başkahramanıdır. Önemli bir gazetecidir. Ülkede yapılan yolsuzlukları ve kirli işleri araştırmaktadır. Ancak faili meçhul bir cinayete kurban gitmiştir.
 
Ümid: Mahmut’un kız arkadaşıdır. Mahmut’un ölümünden sonra olayların sis perdesini kaldırmaya çalışmıştır.
 
Mordohay ve Seyit Sabri: Her tür dümeni ve işi çevirebilecek yapıda iki arkadaştır. Birlikte kurdukları işler neticesinde kazandıkları paralar oluk oluk akmaktadır. Kirli işler yapan kişilerle ilişkileri vardır. Birçok konuda çok zıt fikirleri olmasına rağmen aynı şeyi düşündükleri tek alan ise para kazanmaktır.
 
 
ÖZETİ
 
 
Gazetecilik yapan Mahmud Ersoy, Kurtuluş Savaşı’na katılmış, Kuvayi Milliye ruhuyla dolu bir adamdır. Mahmud Ersoy, Hüsnü Faik Bey’in “1945’te diktatörlüğe dahi baş kaldıran n” Birlik gazetesinde çalışmaktadır.
 
Mahmut Bey, Kolaylık Yapı İnşaat Şirketi’ndeki yolsuzlukları halka duyurmak istemektedir.  Bunun için Kâtip Rıza ile buluşacaktır.  Fakat randevu yerinde kâtip yerine başkası vardır.  Kâtip Rıza’nın gönderdiğini söyleyen o adamlar Mahmut Bey’e saldırırlar. Mahmut Bey, kaçıp kurtulur ama Kâtip Rıza ile görüşemez.  Görüşmeyi duyan haydutlar Kâtip Rıza’yı da dövüp başına nöbetçi bırakmışlardır.
 
Rıza’nın yerini öğrenen Mahmut Bey onu haydutların elinden kurtarır ve bir Sabahçı Kahvesi’ne gidip konuşmaya başlarlar. Ülkedeki faili meçhul cinayetler git gide çoğalmaya başlanmıştır. Üstelik bilinmeyen güçler basını da susturmaya çalışmaktadır.  
 
Mahmut Bey, Sezai Yılmaz’ın adresini bulmak amacındadır çünki bu adama birbiri ile ilgisiz gözüken birçok olay açığa çıkacaktır. Sezai Yılmaz arsa spekülasyonları ve inşaat yolsuzluklarının da kilit simi gibi gözükmektedir. Mahmut Bey bu adamı bulabilmek için İzmir’e gitmesi gerekmektedir. Ama Mahmut Bey, İstanbul’dan ayrılmak ve gazeteyi ve kız arkadaşı Ümit’i bırakmak zorundadır. Buna rağmen İzmir’e gitmeye karar vermiştir.
 
Mahmut Ersoy, bu iş peşinde İstanbul’dan İzmir’e gideceği için Ümit ile vedalaşırken genç kızın kendisinde uzak ve kendi dünyasından farklı bir dünyanın kızı olduğunu da fark eder.
 
Mahmut Ersoy,  yolsuzluklarının peşine düştüğü Keleşoğlu’nun, cami vb yaptırtarak esas kimliğini gizlemeye çalışan bir tip olduğunu anlamıştır. Ne yazık ki Ümit de Keleşoğlu’nun önceki ve ölmüş bir karısı olan Maide’nin kızı olduğunu da bilmektedir. Lakin Ümit, Paris’te okumuştur ve Babası ile kumar ve içki ve kumar düşkünü üvey annesi Maide’ye hiç benzemeyen biridir.  
 
Gazetenin diğer çalışanlarından Ragıp tevkif edilme korkusu ile çalışmakta siyasetin kirli işleri yüzünden başına gelebilecek şeylerden korkmaktadır. Bun rağmen gazetecilik içgüdüsü ile duyduğunu, gördüğünü yazmak istemektedir. Çünkü eğer yazmazsa zaman el alam onu korktuğunu düşünecektir.
 
Ragıp, siyasetin ve siyasetçilerin iç yüzünü görüp anlamış ve onlardan tiksinmiştir. Bir iki seçimle hiçbir şey düzelmemekte gelen siyasetçi gideni aratmakta hatta yeniler eskilerden de daha da kötüsü olmaktadır.  “Sen, ben karşılarına dikilmezsek, bunca gayreti, bir iyimserliğe harcamış olmaz mıyız?”
 
Mahmut Ersoy’un araştırmaları onu İbrahim denilen adama kadar ulaştırır. Kirli işler çeviren İbrahim denilen adam Mordohay’ı ve Seyit Sabri ile her türlü karanlık işin içinden çıkmakta ve hadsiz hesapsız paralar kazanmaktadır.
 
Mahmut Ersoy,  İzmir’e gittikten sonra kaybolmuş ve balıkçılar denizde başsız bir erkek cesedi bulmuşlardır.  En sonunda bu başsız cesedin Mahmut ERSOY’ a ait olduğu anlaşılır. Fakat cinayeti işleyenler hakkında hiçbir ipucu bulunamadığından bu cinayet olarak kayıtlara faili meçhul olarak geçer.
 
Fakat Mahmut Ersoy’un kız arkadaşı Ümit, bu işin peşine düşer. İpuçları onu Mordohay ve Seyit Sabri’ye kadar götürür. Bu ikilinin ellerini uzatmadığı bir pis iş gözükmemektedir.  Bu tipler ithalat, ihracat işleri ile uğraşmakta Marsilya, Hamburg limanlarında,  bankalar caddesinde, Şişhane’ye en yakın, “ Akın İş Hanı ”nda vb dolaplar çevirmektedirler. Seyit Sabri ve  Yahudi Mordohay birbirleri ile alakasız adamlar gibi gözükseler de  ikisi de para avcısı iki canavar olmaktadırlar.
 
Bu iki canavar işlerine kim burnunu sokarsa onu yok etmektedir. Nitekim Mahmut Ersoy’u da bunların öldürttüğü şüphesi ortaya çıkmaktadır. Bunun üzerine Ümit Hanım kendi hayatı pahasına bu ikilinin üzerine gitmeye karar verir. ……
 
Roman Mahmut Ersoy’un bir zamanlar Ümit’e söylemiş olduğu şu sözle biter. “Memleket bir kurtlar sofrasına dönmüş ise isyan haktır.”


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...