Binboğalar Efsanesi Hakkında Konu Özet İnceleme Yaşar Kemal

Günün Yazısı
Ekleyen : ESA , 27 Şubat 2019 Çarşamba aaa Beğen 3
 
Yazıda “Yaşar Kemal'in   Kuşlar da Gitti,”   romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “Yaşar Kemal'in  Kuşlar da Gitti ” hakkında bilgiler “Yaşar Kemal'in  Kuşlar da Gitti “   romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları,    “Yaşar Kemal'in  Kuşlar da Gitti  “   adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
 
ROMANIN BASIMI KONUSU İÇERİĞİ ÖZELLİĞİ HAKKINDA
 
Binboğalar Efsanesi Yaşar kemal tarafından ilk kez1971’ de Cumhuriyet gazetesinde tefrika ettirdikten sonra yine 1971 yılında Can Yayınları tarafından kitap halinde yayımlanan bir romanıdır.  Türkmenlerin Binboğa olarak ifade ettikleri Toros dağlarında yaşayan Yörüklerin yaşantısını konu edinen bu roman Fransızcaya ’da çevrilmiş, 1979’ da Fransa’ da “Fransa Büyük Jüri “ si tarafından   “Yılın En İyi Kitabı” seçilmiştir.
29 bölümden oluşan romanın bölümlerinin başında özetler verilmiş, tekerlemeler, kısa halk söylenceleri ile konu başlıkları aktarılmıştır.
Romanın hareket noktası yörede anlatılan bir efsaneye dayanır. Bu Efsaneye göre Toros Dağları sevenlerin bir birine kavuşmadıklarını görmüş buna öfkelendiği için bin tane boğaya dönüşüp Çukurova'nın üzerine yürümüştür. Bu efsaneye göre de Toros Dağlarına Türkmenlerin ve Yörüklerin Binboğa dediği izahı da çıkmış olur.  
Yaşar Kemal zaten elli altmış sene önce göçer hayattan yerleşik düzene geçen bir Türkmen köyü olan Kadirli’ye bağlı Hemite köyünde doğmuştu.  Hatay’dan Sarız’a kadar uzanan kadim göçer Türkmen Yörük yolları üzerinde kurulu olan Hemite köyü dahi 1865 te Fırka-ı Islahiye ile iskân edilmişlerdi. [1]Lakin 1865 teki Fırka-ı Islahiye ve devam eden kontroller bütün Yörüklerin ve Türkmenleri iskan etmekte Muaffak olamamış, bu iskan hamleleri cumhuriyet dönemin de devam etmiş, buna rağmen Çukurova ve orta Toroslar da dahi göçerliği sürdüren bazı gruplar kalmıştı.
Buna rağmen Yaşar Kemal’in çocukluluk yıllarında Hemite köyüne yakın Anavarza kalesi ve civarına, Hemite köyünün güneyine düşen Tatarlı köyü ve civarına, Tatarlı’nın güneyindeki Toprakkale ve Erzin Lecelik civarına Yörükler konup göçüyorlardı. Bu gün dahi kalıntılarının görüldüğü ve üç beş çadırlık göçerlerin bulunabildiği bu mıntıkalarda yetişen Yaşar Kemal bu nedenle Yörüklerin yaşantısı hakkında doğal gözlemlerde bulunmuş,  çocukluk yılları zaten Türkmen köyünde geçmişti.  Kısacası Yaşar Kemal bu kültürü biliyordu.  Yörükleri gözlemlemiş, Türkmenlerle büyümüştü.
Bu nedenle Yaşar Kemal ‘in romanlarının çoğu az zaman önce yerleşik hayata yeni geçen Türkmenler ile  göçerliği devam ettiren Yörükleri anlatmıştır.  Nitekim, İnce Memed, Ölmez Otu , Orta Direk, Yer Demir Gök Bakır , Demirciler Çarşısı Cinayeti , Yusufçuk Yusuf , Yılanı Öldürseler  gibi romanları hep bu coğrafyadaki olayları ve hep bu coğrafyada yaşayan Türkmenleri anlattığı romanlardır.
Bu sebeple Kürt kökenli bir aileden gelen Yaşar Kemal,   Dünyada ve Türkiye de Türkmenler ve Yörükler hakkında en çok roman yazan romancı olmak şerefine de haizdir.  Nitekim Yaşar Kemal bu kısıtlı olsa bile şu bilgileri vermiştir. “….Bu tükenen Yörük obası Koca Osmanlıyı, Selçukluyu, daha nice nice devletleri kurmuşlardı. Kendi deyimlerince Osmanlının babası olurlardı. Ve dölleri tükeniyordu, şu yeryüzünden namları, şanları siliniyordu, yeni, başka bir şey oluyorlardı. Tükeniyorlar yeni bambaşka, belki daha mutlu, belki daha mutsuz bir dünyaya uyanıyorlardı. Yepyeni bambaşka. Bu belki de en gerçekçi romanımın adı. “Binboğalar Efsanesi’ nden başka ne olabilirdi?” Yaşar Kemal
Binboğalar Efsanesi, romanında Göçer Türkmenlerle ilgili bir takım detay bilgilere ulaşabilmek mümkündür. Nitekim bu roman Hıdırellez ile birlikte göçerlerin kışlak yerlerine doğru göç hazırlığı da başlar. Roman, geleneksel takvimlerine göre kışlak ve yazlık obalarına yönelen göçmenlerin kışlak ve yazlık obaların gide gide yerleşik düzene geçenler tarafından işgal edilmesi, o bölgelerin tapulu arazilere dönüşmesi,  ekili, dikili alanlardan geçerken yerleşik ahaliler ile girdikleri çatışmalar, gördükleri baskılar, kendilerinden ayakbastı parası veya otlak kirası isteyenlerle uğraşmaları konuları üzerinde de durmuştur.
Romanda Karaçullu Obasının 1865 teCevdet ve Derviş Paşa ile giriştikleri mücadele ve iskâna mecbur bırakılması konusu Türkmen isyanı imiş gibi yanlış bir bilgi ile ve kısaca anlatılmıştır. Bu hadise bir isyan değil, göçerleri iskana mecbur bırakmak isteyen devlet güçlerine karşı göçerlerin karşı koymaya çalışması veya gönüllü olarak kabul etmesi  şeklinde bir nizam hareketidir.
Yöredeki Türkmenler, Horasan’dan geldiklerini bilmekte lakin, Horasanın neresi olduğu ve oradan buralara nasıl geldiklerine dair 9 asır öncesi ve Katvan Savaşı’na kadar uzanan tarihi süreçleri elbette bilmemektedir.  Günümüzde Urfa’dan Anamur’a kadar uzanan Cenup’taki Türkmenlerin Malazgirt Savaşı ile Anadolu’ya giren Türk kitlelerinden çok farklı mecraları ve tarihsel öyküleri bulunur. Cenup’taki Türkmenler Sultan Sancar’dan sonra Irak ve Suriye’ye yönelen, Memluk Sultan’ı Baybars ile Ayn Calut savaşında Mogolları püskürten daha sonra da Dulkadir Oğulları ile Ramazan Oğulları beyliği idaresinde Osmanlı’ya en son bağlanan Azerbaycan’dan Anadolu’ya kadar tüm batı Türkleri içinde 1865 e kadar kitleler halinde göçerliği sürdüren yegâne Türkmen boyları, aşiretleri, cemaat ve obaları olmuşlardır.  ( Konu hakkında geniş bilgi. Şahamettin Kuzucular, Çukurova Gavurdağı Tarihi ve Türkmenleri, Akademisyen AŞ. Adana 2018 )
 
HAKKINDA NE DEDİLER 
 
Yazar da bu tarihi süreci çok irdelememiş, Karaçullu obasını ve Horasan’dan gelen bir Türkmen obası olarak tanıtmakla yetinmiştir.
“Yaşar Kemal bir kültürün nasıl yittiğini Binboğalar Efsanesi ile sarsıcı bir biçimde betimledi.” Allan Sandström, Wasterbottes Kurriren, (İsveç)
“Yaşar Kemal’in yazdıkları, bu evrenin çöküşünü, ondokuzuncu yüzyılda başlatılan ve yirminci yüzyılda ansızın piyasa ekonomisine geçilmesiyle sonuçları şaşırtıcı boyuta ulaşan zorunlu yerleşik yaşamın getirdiği tarihsel çöküşü anlatır.” Jean-Pierre Deleage, (Fransa)[2]
 
KONUSU VE İÇERİĞİ
 
Karaçullu obasının ahalisinden her biri Hıdrellez gecesinde Hızır’dan bir dilek dilemiştir. Çoğunluğunun dileği Çukurova’da bir kışlak, Aladağ’ da ise bir yaylak yeri bulmaktır.
Karaçullu Obası 1865 Cevdet ve Derviş Paşalara karşı isyan etmiş, yerleşik hayata geçmek istememiştir. Karaçullu obası Demirci Haydar Usta’ nın babası bir kılıcı Binbaşı Ali Bey’e vererek iskândan kurtulmuş, bu oba yörük kalmaya devam etmiş ancak Karaçullu Obası kışlak bulamaz olmuştur.
Karaçullu obası, nereye giderse gitsin bir sahibi çıkmakta ya kendilerinden ayakbastı parası istemekte ya da kendilerinden otlak için kirasını isteyen çıkmaktadır.  Para vermek istemezlerse kendilerine baskı yapılmakta bu araziden çıkın diyenler olmaktadır.
Eğer gittikleri yerde aşiretin kızlarına göz koyanlar olur ise o güzel yörük kızlarını almak için yer gösteren olmaktadır. Nitekim obadaki güzel Ceren’e göz koyan biri olmuştur. Eğer oba, Ceren’i, Hasan Ağa’nın oğlu Oktay’a verirse Hasan Ağa, Karaçullu obasına ovadan yer verecektir.  “Herkes Çukura inince geçen yılki gibi sürünmemek, rezil perişan olmamak için bir şey düşünüyor, bir çare arıyordu. (5.56) Fakat Ceren, Halil adında bir genci istemekteHasan Ağa’nın oğlu Oktay’a varmak istememektedir.
Hasan Ağa’nın Oktay Bey ise Ceren’e çok sevdalıdır. Ancak Ceren'in gönlü Halil'dedir. Ceren, Oktay Bey'in aşkına karşılık vermez.
Ceren’e âşık olan birçok kişi daha vardır. Onlardan birisi olan Kel Musa,  ilk önce Ceren’in peşinde koşan Osman Ağa’nın oğlu Fahri’yi öldürüp dağa kaçmıştır. Kel Musa, Ceren’i izlemeye devam etmekte olduğundan bu defa Ceren’in sevdalısı olan Halil’i de vurmak için Mustan’la görüşmektedir.  Yaralı olan Mustan iyileştikten sonra obaya inip Ceren’in tek sevdiceği Halil’i vurup öldürür. Halil’in kanlı gömleği obasına yetişmiş ama Halil’in cesedi çıkmamıştır.
Ceren’e sevdasından dolayı Osman Ağa’nın oğlu Fahri’yi öldürüp dağa kaçmıştır.
Karaçullu Obası, Deliboğa hüyüğüne gelmiş ama Derviş Hasan, Yörüklerden iki bin lira toprak kirası almıştır.  Ardından Fehmi Ağa da kira istemiş, onun arkasında Köse Ali Ağa’da gelerek aynı yeri aynı satmayı teklif etmiştir. Yörükleri aldatarak üç bin lira para alır. Bir Arzuhalci onlara birçok kişinin yıllardır Yörükleri bu şekilde kandırdıkların anlatır. Karaçullu obası,  resmi makamlara dilekçe yazmış ama bir sonuç çıkmamıştır. O yaz boyu birçoğuyla kavgaya da girmişlerdir.
Obanın gençlerinden Kerem’in şahinine karakolun uzatmalı onbaşısı göz koymuş, oba bu şahini Kerem den alıp onbaşıya teslim etmek zorunda da kalmıştır. Fakat Kerem çok üzülmüş şahinin peşini bırakmak istememiştir.
Halil’i vurmaya giden Mutsan, Halil’i öldürecekken Çoban Resul’ Mustan’ı vurmuştur.   Haydar Usta, Adana’ da oturan Ramazanoğlu’ na götürüp bir kılıç vermek, bu sayede bir obalık bir yer elde etmek ister.  Ramazanoğlu Hurşit Ağa bu istekle ilgilenmez.  Bu defa Haydar Usta, kılıcı İsmet Paşa’ ya götürmeye karar verip Ankara’ nın yolunu tutar. Çünkü Karaçullu obası Horzum Obası ile oradan oraya sürülüp durmaktadırlar.  
 
Karaçullu obasına Hükümet de çare olmaz Karaçullu obası, sonunda Sarıçam’a geldiğinde 60 çadırdan 49’ a inmiştir. 11 ev obadan ayrılıp başının çaresine bakmıştır. Oba, yavaş yavaş dağılmaktadır.
 
En sonunda obadakiler Ceren’ i Oktay’ a vermeye razı olurlar. Fakat bu defa da Oktay’ın babası yer vermeye razı olmaz. Halil, obaya dönünce  Ceren, Halil’ in çadırına gelir ve birlikte kaçarlar.
 
İLGİLİ BAŞLIKLARI TIKLAYIN
 
 
[1] Şahamettin Kuzucular, Çukurova Gavurdağı Tarihi ve Türkmenleri, Akademisyen AŞ. Adana 2018 )
[2] https://www.cerezforum.net/konu/yasar-kemal-binbogalar-efsanesi-kitap-ozeti.89795/





Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Mehmet Aluç
28 Şubat 2019 Perşembe 01:17:59
İnsanlar doğarken yaşarken aklıselim düşüncesiyle, paylaşmayı bilince huzura ermiş gönülden gülmüştür ve bunu bilmiştir. Uzlaşmayan, kendi dünyalık gücüne güvenen, bir hırka bir lokma için çalışanı isteyeni hor görerek ona huzur vermeyerek, manevi değerlerine birlik beraberliğine izin vermeyenlerin hali, her zaman hüsranla bitmiştir biliriz… Ahirette de onu hüsran bekliyor biliriz… Araştırmaya gerek yok bizimde köklerimiz, obalarda yaşayan atalarımız dedelerimiz yaylalarda yaşamış, daha sonrasında yerleşik düzene geçen geçmiş, geçemeyenler de kazançlarını yine sömürge güçleri dediğimiz, bugüne uzanan sömürgeci zihniyetli zalim insanlara vererek yaşamaya devam etmiştir. Obalar, yaylalarda otağ kurarken buna büyük bir sekte vuran, yerleşik düzen yerleşim ilk başta kabul edilmez olsa da, çoğu obalar kabul etmiş yerleşik düzene köylere yerleşmişlerdir. Osmanlı imparatorluğunu çadırda kuran, Ertuğrul oğlu Osman Gazi’nin geleneği olan çadırda yaşama şeklini geleneğini devam ettirenler karşı çıkmıştır. ....................... “ Romanın hareket noktası yörede anlatılan bir efsaneye dayanır. Bu Efsaneye göre Toros Dağları sevenlerin bir birine kavuşmadıklarını görmüş buna öfkelendiği için bin tane boğaya dönüşüp Çukurova'nın üzerine yürümüştür. Bu efsaneye göre de Toros Dağlarına Türkmenlerin ve Yörüklerin Bin boğa dediği izahı da çıkmış olur. “................ Birbirin sevip de kavuşamayanlar, ağa kızını seven çobanın çektiği zulüm işkence, bey kızın seven yanaşmanın hor görülerek aşağılanması her zaman olmuştur ve sevenleri, dünya malı sevdası yüzünden ayıranlar hep çıkmıştır ve çıkmaya da devam edecektir. Efsanede anlatılmak istenilen insanların aşka karşı olması, aşkla sevenlere yani aşka karşı çıkarak zulüm ederek ayrılmalarına hissiz sandığımız dağlar dayanmaz parçalanırken, insanoğlu bir parça his duymadan, pişman olmadan hayatlarına devam etmelerinin isyanına karşı parçalanmıştır. İşte bu zulme karşı davranışların sona ermesi niyetiyle kalıcı bir yaklaşım sergilemeleri için dağlar parçalanmıştır, yani bu zulme dağlar parçalanırken insanoğlu kalıcı bir yaklaşımdan uzak yaşamasına karşı bir uyarı ikazdır, tabi ki anlayana… Yazarımız Yaşar Kemal bu amaçla ortak bir noktada buluşmak sevenlerin her daim kavuşması için manzaranın genelini göz önünde bulundurması için yazmıştır “Bin boğalar Efsanesi” romanını............... Sevenlerin ayrılması aşka karşı çıkılması, ağa kızı bey kızı yanaşmaya çobana layık değil mantığı ve bunun en temel sebebi ortaya çıkış açısından aynı ortak bir geleneğe dayanmaması, zenginlerin fakirleri hor görmesi, dünya malına düşkünlük safsatası içinde, insanları zengin fakir olarak vasıflandırmasından geçer. Dinin bozulması dinden uzaklaşılmasının sonucunda ortaya çıkan bu çarpık yaşamı da gözler önüne serilmektedir. Zenginlerin kendine göre bir hayat tarzı sürmeleri, bunun dışında kalanların, kendilerine hizmet etmek için yaratıldığı savı yanlışlığı hala günümüzde de devam etmektedir. Sömürü düzenin uşakları dünya malına tamah edenlerin anlayışları, zulmü konu edilmektedir ince bir anlatımla satır aralarındaki mesajlarla… Mehmet Aluç

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...