BİR DELİNİN HATIRALARI NİKOLAY V. GOGOL


17.02.2021

“Artık her şey ortaya çıktı. Önceden dünyayı sanki sisli bir perdenin arkasından seyrediyordum. Çünkü beynimizi kafatasımızın içinde sanmak gibi bir hata yapıyorduk. Kafatasının içine tıkılmış bir beyin nasıl düşünebilir ki? Oysa beyin, elle tutulmaz, gözle görülmez bir rüzgârdır…”(32. s.)

 

Bir Delinin Hatıraları

Kitabın Adı: Bir Delinin Hatıraları

Yazarı: Nikolay V. Gogol

Türü: Öykü

1.Basım, İstanbul, Ağustos 2014

Tilki Kitap,111 sayfa

Okuma tarihi: 9-13 Şubat 2021

 

Yazar Hakkında Kısa Bilgi:

Nikolay Vasilyeviç Gogol (31 Mart 1809- 4 Mart 1852)

Ukrayna asıllı Rus roman, öykü ve tiyatro yazarı. En çok tanınan eseri Ölü Canlar’dır. Realizmin etkisindedir ve Rus realizminin kurucusudur. Rusya’nın küçük kasabalarında yaşayan halkın sorunlarını başarıyla anlatmıştır. Mizahta da usta bir sanatçıdır.

Eserlerinden Bazıları: Masallar, Burun, Portre, Fayton, Palto… ( Hikâye)

Taras Bulba, Ölü Canlar… (Roman)

Bir Evlenme, Müfettiş, Kumarcılar… (Tiyatro)

 

 

                                           GOGOL’DAN ÜÇ SIRA DIŞI HİKÂYE

    Ünlü Rus yazardan üç sıra dışı öykü: Bir Delinin Hatıraları, Burun, Palto. Sıra dışı olaylar kadar gerçek hayattan da kesitler var her üç öyküde. İnsanın iç dünyası, çevresiyle ilişkileri, hayal dünyası ve acı yazgısı…İnsanı anlamak zordur. İç dünyasındaki fırtınaları, aşkları, özlemleri görebilmek için insana derinden bakmak gerekir. Sıradan görünen insanların, sakladıkları, peşinden "delicesine" sürüklendikleri, savruldukları aşkları olabilir.  Alışılagelmişin dışında kaygıları, korkuları, özlemleri…

    Gogol, sıra dışı üç öyküsünü bir araya getirmiş Bir Delinin Hatıraları adlı öykü kitabında. Her biri sizi şaşırtıyor. Bazen "bu kadar da olmaz" dedirtiyor bazen de derinden etkiliyor. Üç ilginç karakterin hikâyelerini şaşırarak, tebessüm ederek, biraz da hüzünlenerek okurken sanki Gogol'un çizdiği o karakterlerin dünyasına giriyorsunuz. 

         Karşılıksız aşkından akıl sağlığını yitiren bir memurun içinizi acıtan ve bazen de tebessüm ettiren hikâyesinden sonra kayıp burnunun peşine düşen Binbaşı Kovalev'in burnunu arama macerasını, en sonunda da yine bir memurun yeni diktirdiği paltosuyla kurduğu duygusal bağı üzüntüyle, şaşkınlıkla okuyorsunuz. Aslında bütün bu sıra dışı durumlar, olaylar ve karakterler; okuru, insanın yalnızlığı, anlaşılmazlığı, karmaşık iç dünyasıyla tanıştırıyor. Hayali aşkından aklını yitiren Aksenti Ivanovic; burnunu bulmak için her kapıyı çalan Binbaşı Kovalev; yeni paltosuna tutkuyla bağlanan Akaki Akakiyevic... Üçü de birbirinden ilginç karakterler... Karakterleri ve olaylarıyla dikkat çeken öyküler kaleme almış Gogol. Elbette abartılı durumlar var ama yazar da bunu kabul ediyor ve okuruna samimi bir açıklama yapma ihtiyacı hissediyor:

   "... Fakat şunu anlamadım, İvan Yakovleviç'in sabah kahvaltısı için kestiği taze ekmeğin içinde burnun ne işi vardı ki? Haydi öyle bir şey oldu, bir yazar böyle gereksiz bir şeyi niye yazar? Böyle bir şeyi yazmanın vatana millete ne faydası var? Üstelik ne gereği var? Doğrusunu söyleyeyim mi, bunu ben de bilmiyorum. Ama her şeye rağmen, dünyada böyle saçma olaylar hemen hemen her yerde yaşanıyor. Onlar oluyor da bu niye olmasın? Aman canım, kim ne derse desin, dünyada bazı bazı böyle tuhaf şeyler de oluyor..." ( 73. sayfa)
      Yazar adeta okurun zihninden geçenlerin farkına varır gibi bu açıklamayı yapıyor. Kimine abartılı gelebilir ki benim de abartılı bulduğum durumlar oldu. Ama hikâyelerin özgünlüğü de burada saklı. Biraz mizah, biraz insan psikolojisi, biraz da hüzün serpiştirmiş hikâyelerine Gogol. Bir Delinin Hatıraları’nda, kahramanın günlüklerinde anlattıkları sadece onun iç dünyasına ışık tutmuyor. Aynı zamanda dönemin çalışma hayatına, memur-amir ilişkisine, toplumsal hayata dair gözlemlerini de yansıtmış. Bu hikâyedeki ilgi çekici durumlardan biri de kahramanımızın, sokakta gördüğü iki köpeğin aralarında konuştuğunu düşünmesi. Meci ve Fidel adındaki köpeklerin aralarındaki konuşmalar, başlarda keyifle okunsa da bir süre sonra abartılı gelebilir okurlara. Aslında bu konuşmaların şöyle bir güzel yanı da var. Hayvanların zihninden geçenleri okuyan, onların yaşam şartlarını, duygularını tahlil eden Gogol, insanın duygularını çözümlemekle kalmıyor hayvanların da ruh hallerini tahlil etmeye çalışıyor.

       “… Bu iki fino gerçekten insanların diliyle mi konuşuyorlardı; yoksa ben köpeklerin dilini mi anlamaya başlamıştım? Vay anasını! Hav hav…”(9.s.)

      “… İnsanlar, köpeklerin yeteneklerinin tamamının farkına varsalardı, hayat ne kadar da kötü olurdu. Bırakalım insanlar, ev köpeklerini eğlencelik bir şeyler sanmaya devam etsinler. Böylesi bizim için en iyisi, hayatımız rahatça ve bollukla geçiyor. Küçük hanım benim için ölüyor, babası da hep sırtımı okşuyor. Sütüm, çayım hiç eksik olmuyor; hem de bol kremalı. İyi ki sokak köpeği olarak doğmamışım. Şu bizim kalın kafalı Polkan’ın koca koca kemikleri kemirdiğini gördükçe ona içim acıyor…”(22.s.)

        Gogol, sadece insanın değil hayvanların da duygularını anlamaya çalışmış. Kahramanları arasında hayvanlara da yer vermesi dikkat çeken bir özellik. Gelelim kahramanımız Aksenti İvanovic’e. Genel müdürün kızına bir görüşte âşık olması, onun ruh sağlığını, akıl sağlığını oldukça olumsuz bir biçimde etkiliyor.

          “… Yeryüzündeki cennet işte onun odası olmalı. Yatağından kalkarken ayağını taburenin üzerine koyuşunu, bembeyaz çorabını giyişini düşündükçe… Daha fazla hayal kurmamalıyım, yoksa aklımı yitireceğim…”(17.s.)

          Üç hikâyeyi de sadece başkahramanların yaşadıkları olağan dışı olaylar özgün kılmıyor. Hikâyelerin ortak özellikleri de var. Her üç karakterin de sakin ve uyumlu bir kişiliğe sahip olmaları, üçünün de devlet memuru olması ve çevreleriyle olan ilişkilerde sorunlar yaşamalarıdır. Kısacası çok güçlü karakterler yok her üç hikâyede de. Ancak yazar bu zayıf karakterleri başarıyla hikâyeleştirmiş. Onların başlarından geçen sıra dışı olayları okurun ilgisini çekecek bir tarzda kurgulamış. Bu da Gogol’un hikâyeciliğini özgün kılan bir kurgulama tarzı.

         “… Binbaşı Kovalev, aklını kaçıracak gibiydi. Bu olayı neye yoracağına karar veremiyordu. Daha düne kadar yüzünde duran sıcakta soğukta hemen kıpkırmızı kesilen güzelim burnu, üniformalı giymiş ve bir arabaya kurulmuş yolculuk yapıyordu…”

                                                                                                        ( Burun, 54. s.)

         Üç öyküde de akıl ve mantığı zorlayan durumlar var ama işte bu duygu hali hikâyeleri ilginç kılıyor. Birinci hikâyede, hayvanların konuştuğunu duyar gibi olan bir kahramanla; ikinci hikâyede burnunu bulmaya çalışan bir başka kahramanla ve son hikâyede de çalınan yeni paltosunun izini süren bir başka ilginç kahramanla tanışıyorsunuz. Özellikle “Palto” hikâyesi çok farklı bir yere sahip. Her ne kadar olağan dışı olaylar ağır basıyor olsa da içinde farklı bir hüznü barındırıyor.  Okurda iz bırakacak bir hikâye “Palto”…

         “ … Üç beş adet tüylü kalem, bir tomar antetli beyaz yazı kağıdı, üç çift çorap, iki takım iç çamaşırı, bir gömlek, bir eski pantolon ve duvarda asılı duran süklüm püklüm bir palto. İşte devlet memuru Akakiki Akakiyeviç’den geriye kalan mal varlığı…”(Palto, 106.s.)

        “…Hayatında en mesut günü, büyük ihtimalle yeni paltosunu giyip daireye gittiği gündü. Namussuz soyguncular, onun bu neşesini kursağında bırakmışlar, bu garibi hayata bağlayan paltosunu üzerinden sıyırıp almışlardı…” (107.s.)

          Hemen hemen her okur, okuduğu kitapta farklı güzellikler keşfedebilir ya da başkasının gözünden kaçan olumsuzlukları fark edebilir. Aslında bana göre her kitap farklı dünyalara açılan bir kapıdır ve hayata farklı gözlerle bakmamızı sağlar. Şunu da belirtmek isterim ki edebi eserlerde ele alınan konudan ve anlatılan olaydan çok konuyu işleyiş ve olayı anlatış tarzı önemlidir. Gogol’un hikâyelerinde her ikisi de başarıyla bir araya getirilmiş. Hem konu seçimi hem olayların kurgulanışı hem de özgün bir anlatım tarzı… Hikâyelerde anlatılanlara “saçma” deyip kitabı değersizleştirmeyin lütfen!

        Gogol; biri karşılıksız aşktan, biri kaybettiği burnunu bulma arayışından, biri de heyecanla ve birçok şeyden fedakârlık yaparak diktirdiği paltosunun çalınmasından dolayı sıra dışı olaylar yaşayan üç karakterle tanıştırıyor okurları. Bazen gülümseten bazen hüzünlendiren bazen de “o kadar da olmaz” dedirten üç hikâyenin yer aldığı Bir Delinin Hatıraları’nı okumaktan pişman olmayacağınızı düşünüyorum. Mizah, macera, gerilim ve acıklı durumlar... Her üç hikâyede de bunları hissettiriyor yazar. 

         Bu arada yayınevine de iletmek istediğim bir husus var. Yer yer bazı yazım hataları var: gelincek (gelinecek), ble (bile), uyuya kalmışım (uyuyakalmışım) gibi. Bu konuda daha dikkatli olunması gerektiğini belirtmek isterim.  

           Yazarın şu cümlesini hatırlatarak hepinize iyi okumalar diliyorum.

         " ... Aman canım, kim ne derse desin, dünyada bazı bazı böyle tuhaf şeyler de oluyor…” (73.s.)

 

 

KİTAPTAN BÖLÜMLER:

“Tiyatroya bayılırım. Cebimde birkaç para varsa hemen tiyatronun yolunu tutarım. Memur tayfasında pek öyle para verip de tiyatroya gidecek adam bulamazsınız. Hayatında hiç tiyatro sahnesi bile görmemiş çok memur vardır. Çünkü tiyatro asil bir eğlencedir.”(15.s.)

“Fikirlerini ve hislerini başkalarıyla paylaşmayanlar, zevksiz yaratıklardır.”(22.s.)

“Ay hakkında bir şeyi daha söylemeliyim. Bu lekeli tepsi, insanların düşündüğü kadar uzak değildir.”(40.s.)

“Dünya aklın alamayacağı kadar tuhaflıklarla dolu bir yer. Bunların bir çoğu inanılacak gibi değil.”(71.s.)

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış