CEZMİ ÖZETİ NAMIK KEMAL


Esa
15.11.2016

 

CEZMİ ROMANI’NIN ÖZETİ
 

Yazıda “Namık Kemal- Cezmi ”   romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “Namık Kemal- Cezmi ”    hakkında bilgiler “Namık Kemal- Cezmi ”    romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları,  “ Namık Kemal- Cezmi”    adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
 
 KİTAP HAKKINDA

 Cezmi-(1880, yeni harflerle 1963) Namık Kamal'in iki romanından ikincisidir.  Türk Edebiyatı tarihinin ilk edebi ve tarihi romanı olarak kabul edilen Cezmi, Gülnihal  ( 1875)  , İntibah (1876, yeni harflerle 1944)  Hurriyet Kasidesi   , Tahrib-i-Harabat gibi eserlerin yazarı ve şairi olan Namik Kemal'in en çok bilinen eserlerinden birisi olmaktadır. 

 
 Kitap Türk edebiyatının ilk  tarihi ve edebi romanlarındandır. Romantizmin izlerini taşıyan bu romanda yazarın duygu ve hayalleri önemli bir yer kaplar.  Dili günümüz Türkçesinden bir hayli ağır olmasına Arapça ve Farca sözcüklerle dolu olmasına rağmen yazıldığı zamanın anlayışına göre sade sayılabilecek bir anlatım özelliği taşır. Akıcı ve heyecan verici bir roman olarak kabul edebileceğimiz Cezmi İntibah adlı romanıyla birlikte Tanzimat Dönemi edebiyatının en başarılı iki romanından biridir. Namık Kemal, İran, Tatar ve Osmanlı devletleri şahsında oluşan bir aşk öyküsü çerçevesinde  İslam birliği fikrine ulaşmak ve yeryüzündeki İslamların birleşip bütünleşmesi ülküsünü işlemek için yazmıştır. 
Namık Kemal bu eseri Midilli adasında yazmış  parça parça yayınlanmıştır. İkinci ciltlini de yazmak istemişse de bu istek gerçekleşememiştir. Romanın kahramanı olan Cezmi  mücadeleci dirayetli bir savaşçı, ata iyi binen iyi silah kullanan özellikleriyle Namık Kemal’in genliği ile örtüşen özelliklere sahiptir. Namık Kemal bir anlamda yarattığı Cezmi karakteriyle kendisini anlatmış sayılabilir.
Cezmi romanı Türk edebiyatının ilk özgün romanlarından birisi olması dolayısıyla bazı teknik, kurgu vaka dizilişi, planlama ve anlatım kusurlarına sahip olmasına rağmen Türk edebiyatının ilk başarılı romanlarından ve Edebiyatımızın ilk tarihi romanı olmasıyla dikkat çeker. 
 İlk basımı 1880'de yapılan roman, Türk edebiyatının ilk tarihi romanı olma özelliği taşır.  Kitap iki cilt olarak düşünülse de ikinci cildi yazılmamıştır. 
Romanda Osmanlı Devleti’nin onuncu padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptığı savaşlar ve 2.Selim döneminde İranlılarla yapılan savaşta yer alan vatansever asker Cezmi’nin başından geçen olaylar anlatılmaktadır.
 

KONUSU: 
Adil Giray’ın İran ile Osmanlı arasında yapılan savaştan sonra esir düşüp, orada Perihan, Şehriyar ve Cezmi ile olan ilişkilerini anlatmaktadır. Romandaki olaylar l Sokullu Mehmet Paşa'nın zamanında, İstanbul’ da başlayarak, Azerbaycan’dan, İran’ da doğru gelişen serüvenler  halinde sürüp gider ve Tebriz Sarayında  sona erer. Romanda “Osmanlı-İran savaşları, Adil Giray-Perihan aşkı  ve Şehriyar’ın yaptığı kötülükler” anlatılmaktadır. Romanda XVI. yüzyıl sonlarında Osmanlı ile İran arasında yapılan savaşlarda ortaya çıkan “cesaret, kahramanlık, vatanseverlik” duyguları belirgin bir şekilde öne çıkar
Romandaki kahramanlık konusu “aşk" “çaresizlik, hasretlik, kıskançlık, tutsaklık, cinsellik” temalarıyla iç içe işlenmiştir
Türk askerlerinin gösterdikleri destansı kahramanlıklarla, Kırım Hanı’nın esir düşen kardeşi ile İran Şahı’nın kız kardeşi arasında yaşanan imkânsızlıklarla dolu bir aşk öyküsü Cezmi romanın temel kurgusunu oluşturmaktadır.

KİTABIN ANAFİKRİ:
Birbirlerini gerçekten seven iki insanı devletler savaşlar, hatta mezar dahi biribinden ayıramaz. Osmanlı devletinin parlak günlerinde Osmanlı'nın ve askerlerinin önünde durabilecek bir güç yoktur. 

ROMANDAKİ KAHRAMANLAR VE TİPLEMELER
 
Osmanlı:  Cezmi, Sokullu Mehmet Paşa, Ferhat Ağa, Nev’î, Mustafa Paşa, Sinan Paşa, Derviş Paşa, Özdemiroğlu Osman Paşa…
İran: Şah Tahmasp, Şah II. İsmail, Şah Muhammed Hüdabende, Begüm Şehriyar, Perihan, Hamza Mirza, Vezir Mirza Süleyman…
Tatar (Kırım Hanlığı): Mehmet Giray, Adil Giray, Gazi Giray.

OSMANLI

Sokullu Mehmet Paşa: XVI. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti’nin en önemli devlet adamıdır. Keskin zekası ve üstün yeteneği sayesinde, Kanunî Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra onun ihtişamını sürdürmüş, devleti her türlü tehlikeye karşı ayakta tutmayı başarmıştır.

Cezmi: 1546 yılında dünyaya gelen Cezmi, asker bir ailede yetişmiştir. Eğitiminde asker olan babasının ve amcasının katkıları büyüktür. Cezmi, amcasından “cesaret, kahramanlık, vatanseverlik” gibi duyguları öğrenir. Binicilikte ve silah kullanmada olduğu kadar şiir yazmada da son derece yeteneklidir. İranlılarla yapılan savaşlara katılır, cesareti ve silah kullanmadaki ustalığı sayesinde kısa sürede komutanlarının sevgisini kazanır. Cezmi, aynı zamanda iyi niyetli, merhametli, yardımsever bir insandır. Savaş sonrasında can çekişen İranlılar üzerinde nişan talimi yapan askerleri görünce çok sinirlenir, onları azarlayarak oradan uzaklaştırır. Dönüş yolunda nehirde boğulmak üzere olan bir İranlıyı canı pahasına kurtarır. Yine bir gün, Osman Paşa’nın İranlı esirlerin idam edilmesi emrini verdiğini duyar, ısrarlı konuşmalarıyla Osman Paşa’yı ikna etmeyi başarır. Esirler, idam edilmekten kıl payı kurtulurlar.

Yakın arkadaşı olan Adil Giray’ın İranlılara esir düştüğünü  öğrenince çok üzülür. Adil Giray bir mektup yazar, arkadaşından yardım ister. Adil Giray, Perihan ve Cezmi kurtuluş planı yaparlar. Saraydan kaçıp şehri terk edecekleri günün öncesinde Cezmi, Şehriyar’ın yakın adamlarından olan Cafer adlı bir koruyucunun tüfeğinden çıkan hain bir kurşunla yaralanır, olduğu yere düşer, baygın bir halde yatar. Bu sırada Perihan ile Adil Giray koruyucularla göğüs göğse kılıç savaşı yapmaktadırlar. Fakat sayıca fazla olan koruyucular, genç âşıkları kılıçla öldüremeyeceklerini anlayınca tüfeklerine sarılırlar. Aynı anda ikisini de öldürürler. Cezmi, ayrıldığında her şeyin bitmiş olduğunu anlar. Abbas tarafından diğer cesetlerle birlikte saray dışına çıkarılır. Cezmi, birkaç gün sonra derviş kılığına girerek Türkiye’ye doğru yol alır.

Ferhat Ağa: Saraya ait atların bakımından ve atlara binen kişilerin eğitiminden sorumlu olan kişidir. Zamanının en usta binicisidir. Cezmi’nin biniciliğe olan yeteneğinden çok etkilenir, bu başarısından dolayı onu takdir eder.

Nev’î: Saraya mensup bir şairdir. Ferhat Ağa ile içten bir dostlukları vardır. Cezmi’nin arkadaşlarıyla girdiği bir bahis sonrasında Fuzûlî’nin bir beytine yazdığı nazireyi okur ve çok beğenir. Cezmi’nin şiir yazma konusunda çok yetenekli olduğunu söyler.

Mustafa Paşa: Osmanlı ordusunun genelinden sorumlu olan komutandır. Ağırbaşlı, saygılı, adımlarını dikkatli atan bir askerdir. Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa, İran’a yapılacak sefer öncesinde iki komutan arasında kararsız kalır. Önce Sinan Paşa’yı çağırır. Sinan Paşa’nın kendini beğenmiş tavırlarını, ölçüyü aşan fikirlerini pek beğenmez. Bunun yanında Mustafa Paşa’nın saygılı davranışlarından ve gerçekçi fikirlerinden çok etkilenir. Sefere gidecek ordunun başına Mustafa Paşa görevlendirilir.

Sinan Paşa: Ordunun başında pek çok sefere katılmış, türlü başarılar elde etmiş bir komutandır. Fakat son derece aksi, sinirli, saygısız, palavra atmayı seven, kendini beğenmiş bir komutandır.

Derviş  Paşa: Diyarbakır Beylerbeyi olan Derviş Paşa, Sokullu soyundandır. Binicilik konusunda çok ustadır. Temiz yürekli, cesur, askerlik konusunda yetenekli, genç bir komutandır. Çıldır Gölü’nde İranlılar tarafından sıkıştırılan küçük bir müfrezeyi kurtarma görevi Derviş Paşa’ya verilir. Savaşın kritik bir anında Derviş Paşa atından düşer. Derviş Paşa’nın düştüğünü gören Cezmi, süratle Paşa’nın yanına gelir, kendi atını ona verir ve saygısını göstermek adına Paşa’nın bindiği atın üzengisini öper. Daha sonra yanına yaklaşan bir İranlı askeri, usta bir hamleyle yere düşürür ve onun atına binerek savaşmaya devam eder. Savaş sonrasında Derviş Paşa, Cezmi’yi savaşta gösterdiği gayret ve başarısından dolayı takdir eder.

Özdemiroğlu Osman Paşa: Askerlik ve savaş bilgileri bakımından üstün bir komutandır. Savaş sırasında uyguladığı ustaca taktikler sayesinde, elindeki kuvvetlerin sayıca az olmasına rağmen çok sayıda başarıya imza atmış genç bir komutandır. Dağıstan Beylerbeyi ve aynı zamanda Perihan’ın dayısı olan Şemhal’in yeğeni Mihridil ile evlenir.


İRANLILAR

Şah Tahmasp: iran’da 1524-1577 yılları arasında tahtın başında bulunan şahtır. Perihan, İsmail ve Muhammed Hüdabende’nin babasıdır. 53 yıllık uzun bir saltanattan sonra 1577’de ölmüştür.

Şah II. İsmail: Şah Tahmasp’ın 1577’de ölümünden sonra, Perihan’ın yardımı ve desteğiyle tahta çıkan kişidir. Şah Tahmasp’ın oğlu, Perihan’ın kardeşidir. Tahta çıkmadan önce İsmail, yapmacık tavırları sayesinde Perihan’ın sevgisini kazanmış, fakat tahta çıktıktan sonra aslına dönmüş, ortalığı kırıp geçmiştir. Kendisine tehlike olarak gördüğü çoğu kişiyi öldürtür, çoğunun da gözlerine mil çektirir. Şah II. İsmail’in yaptığı kötülükler yanına kalmaz. Nihayet tahta çıktıktan bir buçuk yıl sonra bir gece, odasında ölü olarak bulunur.

Şah Muhammed Hüdabende: Şah Tahmasp’ın oğlu, Begüm Şehriyar’ın kocasıdır. Şah II. İsmail döneminde gözlerine mil çekilmiş zavallı bir âmâdır. Şah II. İsmail, odasında ölü olarak bulununca, tahtın başına Muhammed Hüdabende geçer. Kör olduğu için hayata küsmüş, her şeyden elini eteğini çekmiştir. Devlet yönetimiyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Yönetimde söz sahibi olan kişiler, kız kardeşi Perihan, karısı Şehriyar ve veziri Mirza Süleyman’dır.

Begüm  Şehriyar: Şah Muhammed Hüdabende’nin karısıdır. Romanın kötü kahramanıdır. Acımasız, kötü kalpli, ahlâksız, şehvet düşkünü bir kadındır. Arzuladığı bir şeyi elde etmek için her türlü kötülüğü ve rezilliği yapar. İçindeki şehvet ateşini söndürmek düşüncesiyle oğlu yaşındaki Adil Giray’a göz koymuştur. Kendisinden daha genç ve daha güzel olduğu için Perihan’ı kıskanır, kendisine rakip görür. Adil Giray ile Perihan arasındaki ilişkiyi öğrenince tüm hayalleri suya düşer. Her ikisini de öldürterek içindeki kıskançlık ve intikam ateşini söndürmek ister. Fakat işler planlandığı gibi gitmez. Şehriyar kendi kazdığı kuyuya kendi düşer; koruyucular tarafından linç edilerek öldürülür.

Hamza Mirza: Şah Muhammed Hüdabende ile Şehriyar’ın oğludur. Hiçbir tehlikeden çekinmeyen, gözünü budaktan esirgemeyen, son derece cesur bir gençtir. Can yakmaktan, kan dökmekten zevk alan biridir. Askerlik konusunda oldukça yeteneklidir. Savaş konusunda çok istekli ve başarılı olmasına karşın, devlet yönetimiyle pek ilgilenmez.

Perihan: Şah Tahmasp’ın kızıdır. Adil giray’ın sevgilisi ve Begüm Şehriyar’ın rakibidir. Genç ve güzel bir kızdır; bunun yanı sıra gerektiğinde bir erkek gibi at binip kılıç kullanan bir kızdır. İran Devleti’ne esir düşen Adil Giray’a ilk görüşte âşık olur. Adil Giray da Perihan’dan hoşlanır. Onun hem kalp hem de yüz güzelliğinden çok etkilenir, ona derin bir aşkla bağlanır. Fakat Begüm Şehriyar, birbirine delice tutkun olan bu iki genç âşığın arasına kara çalı gibi girer, mutluluklarına engel olur.

Vezir Mirza Süleyman: Yılların verdiği tecrübeyle tehlikeleri önceden sezebilen, zeki, kurnaz bir adamdır. Devlet yönetiminde söz sahibidir. Perihan’ın bir isyan çıkarıp sevgilisi Adil Giray’ı Şah ilan edeceği haberini Şehriyar’dan öğrenir. Şehriyar’ın ısrarı üzerine genç âşıkları öldürmek için plan yaparlar. Fakat vezir, Adil Giray’ı Şehriyar’ın da sevdiğini bilir. Bu şehvet düşkünü azgın kadının Adil Giray’dan sonra da rahat davranacağını, bu sebeple devletin geleceği için Şehriyar’ın da öldürülmesi gerektiğini düşünür.

Şemhal: Çerkez beylerinin reisi, Dağıstan’ın hakimidir. Perihan’ın dayısıdır. Şemhal, Perihan’ın destekçisidir.

Cafer: Sarayda görev yapan koruyuculardan biridir. Gizli kapaklı konuşmaları işitme konusunda son derece ustadır. Gözünü para hırsı bürümüştür. Şehriyar’dan aldığı yüzlerce altın karşılığında, Adil Giray, Perihan ve Cezmi arasında geçen konuşmaları nakleder. Şehriyar’dan aldığı emir doğrultusunda Adil Giray’ın kaldığı köşkün önünde gizlenerek nöbet tutar, Cezmi’ye nişan alır ve onu vurur.


KIIRIM HANLIĞI (TATARLAR)

Mehmet Giray: Osmanlı İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarında kurulmuş olan Kırım Hanlığı’nda Devlet Giray’dan sonra başa geçen kişidir. İslâm birliğinden çok Cengiz töresine bağlıdır. Veliaht tayin ettiği kardeşi Adil Giray’dan çekindiği için, hain planlarını gizler.

Adil Giray: Kırım hanı Mehmet Giray’ın kardeşi, Perihan’ın sevdiği erkektir. İranlılarla yapılan bir savaşta Osman Paşa’nın kuvvetleri zor durumda kalır. Adil Giray, emrindeki kırk bin Tatar askeriyle Osman Paşa’nın yardımına gider. Cezmi ile Adil Giray bu savaştan sonra birbirini çok seven iki yakın arkadaş, iki candan dost olurlar. Adil Giray ve kardeşi Gazi Giray, yanlarındaki az sayıda askerle at çayırlatmaya çıktıkları bir sırada kalabalık İran ordusuyla karşılaşırlar. Uzunca bir süre kahramanca savaştıktan sonra esir düşerler.

Şah’ın karısı Begüm Şehriyar, Adil Giray adındaki genç şehzadeden çok etkilenir. Rahatça görüşebilmek düşüncesiyle onu sarayın tenha bir köşesine yerleştirir. Çok geçmeden içindeki ateşi söndürmesi için Adil Giray’ı sıkıştırmaya başlar. Fakat Adil Giray, annesi yaşındaki Şehriyar’ı değil, Perihan’ı sevmektedir. Adil giray, Perihan’ı çok sever, onunla evlenmeyi düşünür. Fakat Şehriyar, bu genç âşıklara çok acı çektirir.

Gazi Giray: Adil Giray’ın kardeşidir. Şehriyar, kardeşiyle yaşayacağı gönül macerasında kendisine engel olabilir düşüncesiyle Gazi Giray’ı Kahkaha Kalesi’ne hapsettirir. Âşık olduğu Adil Giray’ı ise sarayda konuk eder.

 
Cezmi 1546’da hayata gözlerini açmıştı.1566 yılında topluma karışan Cezmi, genç bir insan olarak erken vakitte olgunlaşan bir meyve gibi, aklının ve beyninin gücü sayesinde, vakti zamanında çok daha önceleri büyük işler başarmaya başladı. Devletin güçlü paşaları o dönemde vefat etmişlerdi. Cezmi, topluma karıştığı sıralarda bu kadar büyük devlet adamlarının hayattan olmalarına rağmen büyük devletler henüz hizaya getirilmemiştir. Bu dönemde savaşlar meydana gelmişti. Hükümdarın çevresini sarmış olan menfaatlerine son derece düşkün birtakım dalkavuk ve asalağın bu tip tavırları nedeniyle devletin içyapısında ufak tefek çürüme işaretleri görülmeye başlandığı halde, Sokullu’nun çabaları sayesinde devlet, dışarıya karşı eski güç ve ihtişamını en azından korumaya çalışıyordu. Kırım Naibi Adil Giray, bizim Cezmi’den birkaç ay evvel, güzel bir bahar sabahında, tanyeri ağarırken dünyaya gelmiş ve doğduktan bir müddet sonrada sanki kıyametin kopacağını ve insanların kötü yollara düşeceğini önceden biliyormuşçasına, ağlamaktan başka hiç bir şey gelmiyordu.
Öyle ki, onun ağlaması Şeyh Galip’in Hüsn-ü Aşk adlı eserinde yazdığı ninnisinin tercümesi gibiydi. Cezmi’nin yaratılışı da Adil Giray’ın yaratılışı tamamen farklı olduğu izlenimi uyandırıyorsa da, aslında herkesten daha çok ona yakındı. İran Şahı Tahmasp’ın sekiz erkek evladını toplasan hepsi bir adam etmezdi; hepsi birbirinden şahsiyetsizdi. Fakat kızlarından biri ile gelini siyasette, bir torunu da savaş meydanlarında en az kendisi kadar şan ve onur kazanabilecek yetenekteydi. Bunlar Tahmasp’ın kızı Perihan, gelini ve en büyük oğlu Mehmet Hüdabende’nin kadısı olan Begüm Şehriyar ve torunu Hüdabende ile Şehriyar’ın çocukları Hamza Mirza idi.
               Cezmi’nin dünyaya geldiği ve büyümeye başladığı yılları anlatmıştık. Şimdi de ailesinden, gençliğinde ve çocukluğunda almış olduğu eğitimden bahsedelim. İstanbul yakınlarında oturan bir sipahinin oğluydu. Daha iki yaşındayken, annesi vefat etti. Anne şefkatidir; insanda ne kadar ince duygular varsa, hepsi bu şefkat sayesinde gelişir ve daha küçükken eserlerini göstermeye başlar. Babası asker olduğu için, çocuğunu tabi ki askeri şekilde eğitecekti. Cezmi daha sekiz dokuz yaşlarında iken korkusuz ve her türlü davranışı hoş gören bir karaktere sahip olmak yeteneğini göstermişti. Güçlü bir yapısı vardı, gençliği bir ilkbahar güneşi gibiydi. Başkalarından görüp öğrendiği ¨dünyayı bir misafirhane saymak¨ fikri de gönlüne başka türlü kabiliyetler, başka türlü istekler vermiştir. Amcası da aynen babası gibi, bir sipahi idi. Amcası ona eğitimi verirken ve sipahiliğe ait bilmesi gerekenleri anlatırken, bir taraftan da askerlikle ilgili düşünceleri onun kafasına sokmaya çalışıyordu. Cezmi’nin derinlerindeki duygularını coşturmaya çalışırken o da amcasının dediklerini kafasına yazıyordu. Fakat ne çare ki, on beş on altı yaşlarındayken amcasını ve yirmi yaşındayken de babasını ahrete göçtüler. Cezmi aldığı eğitimden sonra dünyayı, her tarafı ölü dolu bir savaş meydanı olarak hayal ederdi. Bu nedenle hiçbir şeyden çekinmez, ölümden ve beladan hiç korkmazdı. Cezmi’nin genel tavrı;
                 ¨Bir safa ağzı açmış, sanki her kabarcığı
                  Kâinatın haline gülümser şarabımızın.¨

 beytindeki anlama canlı bir örnek olabilecek gibiydi.1568’de ve şevval ayının ilk Cuma günü Mirahur Ferhat Ağa, Padişah’ın bazı teşekkürlerini ulaştırmak için Sokullu Mehmet Paşa’nın konağına gelmiş, At Meydanı yönünü bakan divan odasında bir pencere önüne oturmuştu. O gün Cezmi de, İkinci Vezir Ahmet Paşa’nın konağında, paşanın adamlarından bir tanıdığını görmeye gelmiş, aynı meydana bakan başka bir odada iki arkadaş olarak konuşmaya başlamışlardır. O sırada saray erkânı Ayasofya tarafından, vezirlerin hane halkı da konakların kapısından belirdiler ve sonra meydanda at oynatmaya, cirit oynamaya başladılar. Cezmi bir müddet seyrettikten sonra Ferhat Ağayla cirit oynamaya başladılar. Ferhat Ağa Cezmi’yi sıkıştırdı ve bir şeyler söyledikten sonra oradan ayrıldılar. O döneme bakarsak Cezmi paşa, ağa ve o dönemdeki şair ve yazarlarla yetenekli olduğu ve başardığı mesela; cirit oynamakla, edebiyatı çok sevdiği için şairlerle karşılaşmasıdır. Cirit’i çok sevdiği için ve usta olduğu için Ferhat Ağa onu yemeğe çağırdı ve ona övgüler yağdırdı yemekte Cezmi’den bir şey istemişlerdi kısa bir müzik söylemelerini rica ettiler, Cezmi bir müzik parçasını zevkle dinlemeyi isterdi ama Cezmi de biliyordu sesinin Müzik’e ve musikiye müsait değildi. Cezmi kısa bir beyit söyledi.
 
       O dönemde bazı savaşlar olduğu için Cezmi de vatanını sevdiği için o savaşlara katıldı. Cezmi o savaşlardan birinde sol bacağına kılıç yarası almış ama onun da acısına alışmış olduğundan harbi artık hiç ciddiye almamaya başlamıştır. Cezmi bu cesaretine ödül aldı. İranlılar yüzünden Cezmi’nin başına gelen kalmadı ama Osmanlı Devleti Cezmi’yi çok sevdikleri için ona çok güveniyordu. Bu savaşlar bitmek üzereyken Cezmi askere gitti. Cezmi askerden döner ve Gazi Giray Cezmi’yi Kahkaha kalesine hapseder ve Adil Giray’ı sarayda ağırlar. Adil Giray saraydayken Şah İsmail ölmüştü. Şah İsmail Perihan’ın sevgilisiydi herkes Perihan’dan şüpheleniyordu. Perihan ben öldürmedim diyerek karşı çıktı. Adil Giray Perihan’ı suçsuz bularak ona aşık olmuştu. Adil Giray haksız yere Perihan’ı suçlarken kendisini de affettirmişti. Adil Giray Perihan’a aşkını anlatacak biçimde bir uzun şiir yazdı ve bu şiiri Perihan’a vermeye karar verdi. Şiirin adı
¨AŞKIM ve Hayatımdı. Tüm bu hadiselerden sonra Perihan bir gece tesadüf eseriyle Adil Giray’ı bu şiiri temize çekerken gördü. Perihan Adil Giray’ın şiirini okurken her satırında aşkını buluyor, okudukça içi açılıyor, gönlü inanç ve mutlulukla doluyordu. Perihan’da buna karşılık Adil Giray’a yollattı. Adil Giray bu mektubu okumaya başladı. Adil Giray bu mektubu odanın bir tarafına yığıldı kaldı, saatlerce yerinden kıpırdayamadı. Adil Giray bazı işlerle uğraştıktan sonra Perihan’a haftada bir defa ya da on beş günde bir mektup yazarak aşklarını birbirlerine haykırıyorlardı. Şemhal’de Adil Giraya çok aşık olmuştu ve ona bir mektup yazdı. Adil Girayda ona karşılık verdi. Lala Mustafa Paşa Adil Giray’ın mektubunu gördü ve Cezmi’yi çağırdı. Cezmi bu olayın gizli kalmasını İran’a güven içinde gidebilmesi için Şemhal’den Perihan’ın mektubuna cevap alması gerektiğini bunun içinde zaman gerektiğini söyledi. Adil Giray bir savaşa katıldı ve o savaşta Cezmi’yi gördü. Bu savaşa birlikte hazırlandılar. Savaş bitmişti ama Adil Giray esir düştü. Cezmi Şehriyar adı verilen bir hanıma gönül vermişti. Âmâ Şehriyar Adil Giray’ı seviyordu. Sürekli ona mektuplar yazıyordu. Bunun üzerine Adil Giray Perihan’ın aşkından hastalanma aşamasına geldi. Adil Girayla Perihan kavuşamayacaktı. Cezmi savaşlar bittikten sonra Abbas’la tanışır. Abbas Adil Giray’ın yanındaydı. Abbas Cezmi ve Adil Girayın yanından hiç ayrılmazdı. Cezmi bir savaşa girdi ve o savaşta yaralandı yarası çok ağırdı. Abbas sürekli Cezmi’nin yanında olduğu için hemen Cezmi’nin saklanmasını istedi ve o savaştan derviş kıyafeti giyerek ayrıldılar ama Cezmi’nin yarası çok ağır olduğu için sürekli kanıyordu. Adil Giray ve Perihan ölmüşlerdi. Cezmi de onların yanından ayrılmak istemedi ve Abbas’la geri döndüler Cezmi eline bir tahta parçası alarak uzun bir şiir yazdı. Abbas arkadaşlarının arasına karışarak izini kaybettirdi. Cezmi de derviş kıyafetiyle Anadolu yollarına düşerek ortadan kayboldu.
 

Kaynakça: 
  • NAMIK KEMAL, CEZMİ,  Özgür Yayınları /İstanbul, 2010, 1. Basım
  • NAMIK KEMAL'İN HAYATI VE EDEBİ KİŞİLİĞİ: edebiyadvesanatakademisi.com/edebiyad/
  • NAMIK KEMAL'İN ŞİİRLERİ:https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/edebiyad/468-namik_


 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, tez, yazı, İnceleme, ve araştırmalarınızı sitemize üye olarak ve bize başvurarak ESA da paylaşabilirsiniz.
 
 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 



 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış