Dayanın Yurttaşlarım Öyküsü Konusu ve Özeti Aziz Nesin


 
 
Memleketin Birinde
 
Dayanın Yurttaşlarım adlı öykü Aziz Nesin ’in ilk baskısı 1958 yılında yapılmış olan daha sonra da 1971 yılında 12 Mart Muhtırasından sonra güncellenerek yeniden basılan Memleketin Birinde adlı öykü kitabındaki masalımsı öykülerinden birisidir.
Aziz Nesin toplamda 40 civarındaki eserlerinde mizahi hikâye, roman ve oyunlarında mizahtan hiç vaz geçmemiş j hikâye ve romanlarında, yer yer, masal, fabl ve halk hikâyelerinin motiflerini, tekniklerini ve özelliklerini kullanmış bunları meddah anlatıcının anlatım tekniği ile yoğurarak aktarmıştı.
 
Aziz Nesin , “Memleketin Birinde  ”  adındaki mizahi masallar kitabındaki öykülerini masal ve fabl tekniğinde yazmış ama alegorik bir yaklaşımla güncel siyasete ve sosyal hayata toplum ve politika sorunlarına kara mizah yoluyla acımasız bir şekilde hicvetmişti.  Bu eserindeki öykülerinde alegorik bir yöntemle özenti tipler,  ahmaklar, cahil halkın sırtından geçinen açıkgözler, siyasi tipler, politikacılar vb yi taşlamalar, eleştiriler ve hicivlerle yerden yere vurmuştu.
 
Aziz Nesin Dayanın Yurttaşlarım adlı öyküsünde varoluşçu yazarlardan da esinlenmiş, F. Kafka ‘nın “Dönüşüm “ (Dönüşüm ve Özeti F. Kafka)  , S. Becket’ın eserleri  ( bkz Godot'yu Beklerken ve Özeti Samuel Beckett)  ve Ionescu’nun  “Gergedan”  ( bk Gergedan İnceleme ve Özet Eugen Ionescu ) adlı eserlerinden de ilham alarak 1950 li, 1960 yıllardaki Türk Siyasi hayatını masalsı, fablsı ve varoluşçu yöntemler, teknikler ve bakış açıları ile ağır bir şekilde eleştirmiştir.
 
Bir masal ülkesi gibi anlatılan ülke Türkiyeyi sembolize ederken öyküdeki, çıyanlar, yılanlar, akrepler ve onların zehirlerine alışan ahali ülkedeki çeşitli siyasi akımları ve görüşleri temsil eden kesimler olmaktadır.
 
 
ÖYKÜNÜN ÖZETİ
 
“Çok eskiden, kavanoz dipli koca dünyanın bir yerinde, dört bir yanı dağ, ortası bağ, suları şırıl şırıl, gökleri pırıl pırıl bir ülke varmış” Bu ülkede tıpkı diğer ülkeler gibi dağı denizi, yılanı, kertenkelesi olan bir yermiş,
 
Bu ülkenin başında bulunan kişiye "Başbay" denirmiş ve ülkedeki Başbaylar seçimle Başbay olurmuş.   Başbay olmak isteyenler aday olur kimin oyu çok olursa ülkeye o Başbay olurmuş.
 
Lakin bir gün bu ülkede çok garip şeyler olmaya başlamış. “Sürüngenler, zehirli böcekler günden güne çoğalmaya başlamış. Yılanlar, çıyanlar, kırkayaklar, akrepler, örümcekler, kertenkeleler, hem her gün biraz daha çoğalıyor, hem de her gün biraz daha büyüyüp irileşiyorlarmış, Yılanlar, kavak kadar uzayıp boylanmış, kavak gövdesi kadar en almış. örümcekler büyüye büyüye ev kadar olmuşlar.”
 
Lakin işler bununla kalmamış bu zararlı yaratıklar hem çok çok büyümeye hemde, “...insanları sokmaya, ısırmaya, zehirlemeye başlamışlar. “  Üstelik gelişip büyüyen ve irileşen bu mahlûkların soktuğu insanlar ölmüyorlar aksine zehre alışarak bu zehirlerin müptelası oluyorlarmış. Yılan, çıyan, akrep gibi bu devasa yaratıkların ısırıp zehirlediği kişilerin beyinleri uyuşuyor bu zehirler onlara tatlı b,ir uyku ve sarhoşluk veriyormuş.  “Bu öyle bir keyifmiş ki, kanına bir kere bu zehirden karışan, hemen bu zehire alışırmış Bikere bu zehire alışanlar, onun verdiği keyfi hiçbir zaman yeter bulmazlar, hergün daha çok, daha çok isterlermiş. Haftada bir kendilerini zehirletenler, giderek iki günde bir, hergün, daha sonra da günde bikaç öğün kendilerini zehirletmeye başlamışlar.”
 
Lakin devasa boyulara ulaşan bu yaratıkların zehirlerine maruz kalan zehir müptelası insanlar “kanlarına karışan zehirin etkisiyle gündengüne yılanlaşmaya, çıyanlaşmaya, yarasalaşmaya, solucanlaşmaya, sürüngenleşmeye başlamışlar
Fakat bu sürüngenlerin sokmadığı aklı başında olan akıllı insanlar da varmış. Bu insanlar bu ülkenin neden bu hale geldiği üzerinde kafa yoruyorlar bu durumdan kurtulmak için çareler arıyorlarmış.  “  Nasıl etsek de insanoğlunu şu yılan çıyan zehirinden kurtarsak diye bir yol aramışlar. Ama öbür yandan, kendilerini ille zehirleterek keyiflenmek isteyenler böyle düşünenlere karşı dururlarmış. zehire alışanlar gündengüne çoğalıyor, öbürleri hergün biraz daha azınlıkta kalıyorlarmış.”
Aklı başında adamlar ahaliye sesleniyor: “ İnsanlığınızı koruyun, örümcekleşmeyin, akrepleşmeyin!.. “ desler de bu sözlerini kimse dinlemiyormuş.  Üstelik bu zehirlere alışanlar  aklı başında adamların üzerlerine yürüyorlar, onları vatan haini vb ilan edip “  - Hainler, alçaklar!.. diye bağırır, üzerine yürürlermiş.”
 
Öyleki zehre alışanların sayısı zehirlenmeyenlerden çok fazla hale gelmiş. Başbaylık seçimi zamanı da gelince “ …kamuoyu da onlardan yana olduğu için, yılan, çıyan, yarasa, örümcek biçimine girmiş olanlar kimi seçerlerse, o ülkeye Başbay oluyor .” hale gelmiş. Ülkenin Başbayları dahi yılan, çiyan veya akrep seçilir olmuş.
 
Lakin yılan, çıyana, akrebe veya  diğer zehirli böceklere dönüşenlerin çocukları insan doğdukları için hala da umut varmış, Bunun üzerine ülkenin insan kalan adamları  “Başımıza gelenler nedir? Bundan yurttaşlarımızı nasıl kurtarırız, koruruz?" diye düşünmeye başlamışlar” Bu insanların buldukları çareler arasınd insan gibi davranmayı özendiren, ütü, yapmak, banyo yapmak, kravat takmak vb gibi  halleri özendirmek istemişler. Fakat bunlar da hiç çözüm olmuyormuş.  En sonunda “ Başka ülkelerden örnek insanlar getirmek “  çaresine de bakmışlar.
 
Buda işe yaramayınca akıllı insanlar bu yaratıklar ile savaşmaktan başka yol kalmadığını görmüşler. Ülke yılancılar, çiyancılar, akrepciler insanlar gibi çeşit çeşit fırkalara da bölünmüş. İnsanlığa inanalar bu yaratıkların neden çoğaldığını da anlamışlar. Doğudan gelen rüzgârlar estiğinde bu yaratıkların çoğaldıklarını fark etmişler. Doğudan gelen rüzgârların önünü kesip, sürüngenlere de bir savaş açmışlar. “Ama inananlar işi sıkı tutup, zehirli sürüngen, örümcek, kertenkele, yarasa biçimindekilerle savaşa girmişler. Bu ölüm kalım savaşı çok kanlı olmuş. Çünkü o zamanın Başbayı da, çoğunluktan yanaymış.
 
Sonunda sürüngenlere karşı bir zafer kazanılmış, Doğu kapıları kapatılmış ve sürüngenlerin çoğalmasının da önüne geçilmiş. Başa insan bir Başbay seçilmiş. “Başbay adaylarının hiçbiri, yeniden insanların örümcekleşmesini, akrepleşmesini istemiyorlarmış. İstemiyorlarmış ama, ne yapsınlar, oy kazanmak gerek. O zamanın Başbayı, düşünmüş taşınmış, öbür adaydan üç oy daha çok alsa seçimi kazanacak.”
“  İşte o zamandan beri o ülkede doğu kapısı fır fır döner, ama Başbaylar da, hiç durmadan,
    -Dayanın yurttaşlarım, dayanın!.. diye bağırırlarmış.”

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış