Denizin Çağırışı Hakkında Konusu Özeti İnceleme Kemal Bilbaşar

Ekleyen : ESA , 17 Nisan 2019 Çarşamba aaa Beğen
 
 
 
Yazıda  “Denizin Çağırışı  , Kemal Bilbaşar ”  romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “Denizin Çağırışı  , Kemal Bilbaşar  ”    hakkında bilgiler “Denizin Çağırışı  , Kemal Bilbaşar ”  romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları,  “Denizin Çağırışı  , Kemal Bilbaşar  ”  adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
ROMANIN YAZIMI BASIMI İÇERİĞİ KONUSU HAKKINDA
 
Yer yer  Knuth Hamsun’un  Açlık romanındaki konuları çağrıştıran bir benzerlik taşıyan Denizin Çağırışı  adlı roman, Kemal Bilbaşar ’ın ilk yayımlanma tarihi 1943 yılı olan bir romanıdır.  Romanın ilk baskısı Yurt ve Dünya Kültür Yayınları, Ankara tarafından yapılmıştır[1].
"Psikolojik yabancılaşmanın Türk romanındaki ilk örneği[2] sayılan ve bu bağlamda yazılmış ilk psikolojik Türk romanı olma özelliği taşıyan bu roman, Yahya Kemal’in “Deniz Türküsü “şiirinin son dört mısraı ile başlar.
 
Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,
Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,
Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!...
“İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.”
 
Roman teknik olarak psikopat bir ilkokul öğretmenin hatıra defteri şeklinde yazılmıştır. Bu nedenle romanın anlatımcısı birinci tekil yani ben anlatıcısıdır. Ayrıca romanın ana kahramanı olan Öğretmenin adı da romanda yer almamıştır.
 
Bu romanında Kemal Bilbaşar ‘ın biyografisinden de birçok izler bulunur.  Romanın kahramanı tıpkı  Kemal Bilbaşar  gibi ilkokul öğretmenidir.  Romandaki öğretmen intihar etmiş olan babasının yaşadığı sorunlara benzer psikolojik sorunlar yaşamış, çocukluk yılları oldukça kötü geçmiş sorunlu bir öğretmendir. Nitekim Kemal Bilbaşar’ın  öz babası o çocukken ölmüş,  üvey babası tarafından büyütülen Kemal Bilbaşar   çocukluk yıllarında simit, şeker, sigara kâğıdı, kibrit, gazete satmış, terzi ve kavaf dükkânında çıraklık da yapmıştı.[3]
 
Kemal Bilbaşar  Vize ve Babaeski de ilkokul öğretmenliği yapmış, 1935 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü’den mezun olup Bedia Bilge ile evlenmiş ve İzmir'e yerleşmişti. Romandaki köy öğretmeni de  çalıştığı kasabadan gelip İzmir’e yerleşmiştir.
Romanlarında " genellikle küçük kasaba ve köylerde yaşayan, çok çalışan, az mutlu olan insanların hayatını yansıtan “ [4]romancı bu romanında da bu görülere uygun hareket etmiştir.  Askerlik hizmeti için gittiği Tuncelide Dersim İsyanında görev almış romancının en tanınmış romanlarından birisi de Cemo  adlı romanıdır.
 
Romanın Konusu:
 
İsmi verilmeyen öğretmen beş yıl boyunca küçük bir ilçede öğretmenlik yaparken iğrenç bir han odasında yaşamaktan bıkmıştır. Öğretmenin içinden bir ses İzmir’deki sarışın bir kadının onu çağırdığını söylemektedir. Karanlıkla kalma fobisi de olan öğretmen kendinde mevcut olan psikolojik sorunlarının intihar eden babasından miras kaldığı inancındadır.
 
 İçindeki sese uyan öğretmen kalkıp İzmir’e gelir. Orada bir kız ile nişanlanır.  Ama onu çağıran Sarışın kadını bulmuş ve nişanı da atmıştır. Lakin hiçbir şey umduğu gibi değildir.
 
ROMANIN ÖZETİ
 
Küçük bir kasabada öğretmenlik yaparken bunalan kahramanımız yaşadığı sıkıntılardan biraz uzak kalmak için İzmir’e tatile gelir. Beş yıldır küçük bir ilçede öğretmenlik yapmaktan bunalmış, kötü bir handa yaşamaktan bıkmıştır. Karanlıktan korkmakta ve bir sürü psikolojik sorunla boğuşmaktadır. Tüm bu sorunlar ise intihar eden babasından kendine miras kalmıştır. İzmir’e gidecek, biraz tatil yapacak, belki de biraz rahatlayacaktır. Hatta içinden bir ses sarışın bir kadının onu İzmir’e çağırdığını, bu sarışın kadının İzmir’de onu bulmak için beklediğini dahi söylemektedir.
Sözde bir arkadaşı onu karşılamaya gelecektir ama indiğinde onu bekleyen arkadaşını göremez. Öğretmende karanlıkta kalma korkusu vardır. Üstelik karanlık basmaya başlamıştır. Karanlıkta kalmamak için hemen bir araba bulur ve bir otele gitmek istediğini söyler.  Palas Otel’e gelip yerleşirken bu otelde sarışın bir kadın ile rastlaşmayı ummaktadır.
Otelde gezinirken kendisini İzmir’e çağırdığını hayal ettiği kadına benzer sarışın bir kadın ile karşılaşır. Bu kadın kıyafetine bakarak onu otel hizmetlisi sanmış;  bozulan zili tamir etmesi için odasına çağırmıştır. Bunun üzerine güzel kıyafetler giyip eline de bir çiçek alarak kadının odasına gider. Kadın da ona biraz bahşiş verip göndermiştir.
Otelden ayrılıp eskiden okul arkadaşı olan Hamit’in yanına gider. Hamit’in evinde kalması için ona ısrar etse de kabul etmez.  Bunun üzerine Halit onu otelden alıp bir pansiyona yerleştirir.  Pansiyon sahibi Hasan Bey ve eşi ona çok iyi davranır. Ev sahibesi ona evin en güzel odasını hazırlamış, bu esnada evin kızı da onunla ilgilenmiştir.  Kendine bu kadar ilgi gösterilince pansiyon sahiplerinin kızlarını kendisiyle evlendirmeyi kurguladıkları aklına gelmeye başlar.
Nitekim yerleştiği pansiyon sahibinin kızı ona ilgi göstermeye başlamıştır Pansiyonun sahipleri de ona alaka duymakta onu yemeğe dahi çağırmaktadır En sonunda yemekleri birlikte yemeye başlamışlardır. Ev sahibi Hasan Bey ve eşi Pakize Hanım onunla çok ilgilenmektedir. Evin kızı Zehra da sürekli olarak ona ilgi duyduğunu belli etmeye başlar. Kahraman da günden güne Zehra’ya yaklaşmaya başlamıştır.  Bir gün odasında Zehra’nın ona yazdığı notu bulmuştur. Kahraman da o deftere cevabi bir mesaj yazar. Bu defter artık bir birlerine duygularını yazdıkları bir mesaj kutusu olmuştur. İkisi arasında meydana gelen bu yakınlaşma sonuçta Zehra ile nişanlanmasına kadar gider.
Nişanlı olduktan sonra öğretmende büyük bir değişim başlar. Zehra nişanlısı ile gezmek dolaşmak, sinemaya vb gitmek istemektedir.  Fakat karanlıkta kalacağı için sinemaya gitmekten korkan öğretmen kendini zincire bağlanmış gibi hissetmeye, Zehra’nın isteklerine karşılık isteksiz davranmaya başlamıştır.
Hatta Zehra’dan veya onun isteklerinden kaçmak için eve dahi geç gelmeye başlamıştır. Fakat bir gün karanlıkta kalma fobisini yenmeye karar vermiştir.  Bunun için bir gün en güzel elbisesini giyip nişanlısı ve kayın validesini de alarak sinemaya getirir. Fakat karanlık korkusu ile baş edemeyen Öğretmen onları sinemada bırakarak içeriden çığlıklar atarak kaçıp kendini dışarı atar. Koşarak kendini bir banka atıp ağlamaya başlamıştır.
Artık o eve geri dönemeyecek Zehra’nın yüzüne bakmayacaktır. Bu sırada oturduğu banka gelip bir sarhoş oturur. Sarhoş, “ insanlar bir banka iki neden ile oturup ağlaşır. Bunun birisi ekmek, diğeri ise kadındır “diye konuşur. “Yoksul değilsin sen ekmek için ağlamazsın. O halde kadın için ağlıyorsun. Ama kadınlar için ağlamaya değmez “diye devam eder.  “Kadınları anladığım günden beri şaraba aşık oldum ben”  diyerek hayatını da anlatır.  Bir kız kardeşi her gün bu park gelerek ona içki parasını getirmektedir.  Adı Mahmut’tur ve aslında arabacıdır.  Ama borçları yüzünden arabası satılmıştır. Öğretmenin ağlamasına kızmış “ ağlayacak biri varsa o da benim “  demiştir.  
 
Bu sırada yanlarına bir kadın gelir ve Mahmut’a seslenmiştir.  Öğretmen kafasını kaldırıp baktığında şaşkınlıktan kalakalır. Bu kadın otelde kendisini tamirci diye çağıran ve eline çiçek alıp gittiği o kadındır. Bu kadın Mahmut’un sözünü ettiği, her gün ona içki parası getiren kız kardeşi ile aynı kadındır.  Mahmut parasını almış ve hemen uzaklaşmıştır.
Öğretmen bu kadın ile konuşmaya başlar. Kadının adı Adalet’tir.  Öğretmen ile Adalet uzun uzun konuşurlar. Sonunda öğretmen Adalet’in evinde kalmaya başlar.  Adalet ile arasında hiçbir sorun yok gibi gözükmektedir. Ancak Adalet’in istekleri çoğalmaya öğretmenin de parası tükenmeye başlamıştır. Hatta Adalet’in kardeşi Mahmut’a bir de araba almıştır.  Mahmut ile Zehra’nın nişan yüzüğünü de gönderir. Böylece nişandan dakurtulmuştur. Bundan sorumlu değildir. Çünkü o zaten İzmir’e kendisini çağıran sarışın kadın için gelmiş ve onu da bulmuştur.
 
Bir gün alış veriş yaparlarken bir satıcının Adalet’e “ Bu enayiyi nereden buldun” diye sorduğunu da duymuştur. Zaten kısa bir süre sonra parası bitmiş, başka birini bulan Adalet onu evinden kovmuştur.  Bir gün eve geldiğinde kapının açılmadığını görünce o gün gidip bir parkta yatar. Parklarda yatıp kalkarken orada bir arkadaş bulur.
Üstelik geldiği kasabadaki öğretmenlik görevinden de atılmış olduğunu öğrenir. Artık aç kalmamak için hamallık yapmaya bile mecbur kalmıştır.
 
Karnını doyurmak için hamallık da yapmış,  sonunda bir tütün fabrikasında iş bulup çalışmıştır. Diğer işçiler ile fabrikadan çıkarken eski nişanlısı olan Zehra’yı görmüştür. Fakat bir erkek eski nişanlısına kur yapıp taciz etmekte, Zehra ise adamdan kurtulmaya çalışmaktadır. Bunun üzerine öğretmen adamı dövmeye kalkar. Fakat Zehra adamın koluna girerek ondan uzaklaşmıştır.
 
Zehra ile o adamın arkasına bakakalan kahramanımız denizin kendini çağırmaya başladığını duymaya başlamıştır. Deniz onu çağırmaktadır.  Nitekim küçükken babasını da denizin çağırdığını duymuş nedenini o vakitler asla anlamamıştır. Demekki onu çağıran esasında denizdir. Demekki babasını da çağıran deniz, şimdi onu çağırmaktadır.
Bu yüzden de denize doğru koşmaya başlamıştır.
 
[2] Oktay Ahmet, Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı, 1993)
[3] Kemal Bilbaşar ( Otobiyografi) http://www.kemalbilbasar.com/ son erişim, 12-12-2014
[4] Kemal Bilbaşar ( Otobiyografi) http://www.kemalbilbasar.com/ son erişim, 12-12-2014


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...