DÜNYA EDEBİYATINDAN SEÇME ŞİİRLER GOETHE


18.04.2021

                             Dünya Edebiyatından Seçmeler

                                       Seçme Şiirler

                                          Goethe

Çeviren: Selahattin Batu

MEB, İstanbul,1990

165 sayfa

Okuma tarihi: 24 Mart-14 Nisan 2021

DÜNYA EDEBİYATINDAN SEÇME ŞİİRLER - GOETHE, GOETHE

 

“…

  Ve genç, yaşlı hepimiz

  Mutlu, sonsuz, ölümsüz

  Yasalara uyarak

  Bitirmek zorundayız

  Hayat denen bu yolu,

  Yalnızca insanoğlu

  Başarır olacağı:

  O seçer, ayırdeder

  İyiliği kötüden,

  Odur geçen bir ânı

  Yalnız ölümsüz eden.

   …” ( İnsanda Tanrısal Olan, 16.s.)

 

JOHANN WOLFGANG VON GOETHE KİMDİR?

“Johann Wolfgang Von Goethe, Alman hezarfen; edebiyatçı, siyasetçi, ressam ve doğa bilimcidir. Aynı zamanda çeşitli doğa bilimleri alanlarında araştırmalar yapmış ve yayınlar çıkarmıştır. 1776 yılından itibaren, Weimar dukalığının bakanı olarak çeşitli idari ve siyasi görevlerde bulunmuştur.” (Vikipedi)

 

“Johann Wolfgang Von Goethe (28 Ağustos 1749, Frankfurt – 22 Mart 1832, Weimar), Alman edebiyatçı. Aynı zamanda çeşitli doğa bilimleri alanlarında araştırmalar yapmış ve yayınlar çıkarmıştır. 1776 yılından itibaren, Weimar dukalığının bakanı olarak çeşitli idari ve siyasi görevlerde bulunmuştur.

Goethe, şiir, drama, hikâye (düzyazı ve dörtlük şeklinde), otobiyografik, estetik, sanat ve edebiyat teorisi, ayrıca doğa bilimleri olmak üzere birçok esere imza atmıştır. Bununla birlikte, zengin bir içeriğe sahip olan mektup çeşidi, önemli edebi eserlerindendir. Fırtına ve Coşku (Sturm und Drang) döneminin en önemli öncüsü ve temsilcisi olmuştur. 1774 yılında Genç Werther'in Acıları adlı eseri ile bütün Avrupa'da ün yapmıştır. Daha sonra, 1790 yılından itibaren, Friedrich Schiller ile birlikte ortak ve dönüşümlü bir şekilde, içeriksel ve biçimsel olarak, Antik kültür anlayışı üzerinde yoğunlaşarak, Weimar Klasik'in en önemli temsilcisi olmuştur. Goethe, aynı zamanda, yurtdışında da Alman edebiyatının temsilcisi olarak kabul edilmiştir.


     Değeri, ölümünden sonra azalmaya başladığı sıralarda, Goethe, 1871 yılından itibaren, Alman ulusal kimliğiyle, Alman Kraliyeti’nde taçlandırılmıştır. Sadece eserlerine yönelik değil, aynı zamanda örnek alınacak yaşantısına yönelik de bir hayranlık oluşmuştur. Goethe, bugüne kadar, en önemli Alman edebiyatçı olarak kabul edilmiş, eserleri ise dünya edebiyatı zirvesinde yerini almıştır.” ( https://www.dr.com.tr/yazar/johann-wolfgang-von

goethe/s=244805)

 

  KİTAPTAN: GOETHE VE ŞİİRLERİ (I-IX. s.)

“… Eserleri genel olarak üslûp ayrımlarına göre üç çağ içinde incelenmektedir. Her çağı, bütün ayrıntılariyle betimliyen bir tablo karşılar.

   Birinci tablo, gelişme çağını gösterir… Kendisi duyguludur, coşkundur, en sert fırtınalardan bile korkmaz, şarkısını söyliyerek yürür. Kılavuzu Shakespeare’dir. Onun gibi bütün varlığıyla doğaya bağlanmıştır.

   İkinci tablo, ‘Klasik Goethe’ adını taşır… Artık doğadaki güzelliğin tadını tatmıştır. Onu şimdi sessizlik içinde karşılar…

      Üçüncü tablo, romantiktir. İhtiyat Goethe, burada kendi dünyası içindedir…

      Hayatın en güzel görülerini çizen, yazdığı eserlerle her birinde bir çağını gösteren bu üç tablonun belirttiği anlar, Goethe’nin yaşadığı hemen her anı için de gösterilebilir; çünkü o; yürürken düşünmüş, düşünürken dinlenmiş, dinlenirken hayal etmiştir… Duyma yeteneği Goethe’ye doğuştan verilmişti. Doğanın içinde kendi benliğini duyuyor, bu duygu ile günün ve anın verdiği mutluluk içinde yaşıyordu.

       Goethe’nin yetişmesi, Almanya’nın her konuda kalkınma çağına ve din özgürlüğünün uyanmakta olduğu bir zamana raslar… Böylece Alman edebiyatı yatağını değiştirmek zorunda kaldı. Ülküsü, kişilerin ülküsü oldu. Sevgi, dostluk, yurt ve insanlık duygusu, doğa karşısında hayranlık, o yüzyılın havasını doldurdu.

      Goethe, 1749 yılında dünyaya gözlerini açtığı zaman, Frankfurt bu çeşit edebiyatın baharı içindeydi. Okul düzenine sokulmaksızın, edebiyatın bu bahar havası içinde, kendisine verilen özel, ama düzenli bir öğretim, Goethe’nin düşünce ve güçlerinin özgür gelişmesine yardım etti… Hayatında kendisini sevindiren, uğraştıran, ya da herhangi bir biçimde ona acı veren şeyleri erkenden şiirleştirmeğe başladı, gözyaşlarını sanatlı dizelere döktü.

       Goethe’nin şiir anlayışı: ‘Şiir özü, hayat özüdür.’ anlayışına dayanır. Şiir, içten doğar, iç hayatın deyişidir… Gerçekten de Goethe’nin bütün şiirleri duyguludur… Hikâye, dram, müzik, felsefe ve yergi öğeleri birbirine karışmış, içiçe dolanmıştır.

        Şiirlerinin başında Lied’leri gelir. Bunlar, müziklerini kendilerinde bulmuş, kolaylıkla ezgilenebilen şarkılardır… Goethe’nin:’Ben şiirleri değil, şiirler beni yapıyor’ cümlesinden de bu anlaşılmaktadır.

        (…)

        Onun daha birçok şiirlerinde de halk türkülerinin sesleri duyulur…

        (…)

        Goethe’de, duygulu şiirin, bir olayı alıp anlatan biçimi de ‘balad’dır. Goethe, balad biçimine özel bir ilgi göstermiştir. (…)

         … Biz, tanrıyı ancak doğa araciyle tanırız. Var olan her şey, zorunlu olarak tanrının bir parçasıdır ve tanrı var olan biricik varlıktır.(…) Kişi, ancak durmadan bir çalışma, akla uygun bir hayat biçimi ve sönmiyecek, yıkılmayacak eserler yaratmakta olgunlaşabilir.

    Böylece Goethe, gençliğinin coşkunluklarını atlatmış, olgunlaşmış olduğu için, her şeyi daha açık, daha dengeli görmeğe başlamıştır…” Prof. Dr. Melâhat Özgü

 

Not: Alıntı metindeki bazı yazılışlar (söyliyerek, içiçe, sönmiyecek, yıkılmayacak gibi.) günümüz yazım kurallarına göre doğru olmasa da metnin o günkü yazılışına bağlı kaldım.

 

                        GOETHE’NİN TANRI, İNSAN VE HAYATA BAKIŞI

 

            Alman şair Goethe’nin şiirlerini okumaya başladığımda bende oluşan ilk his, bir tiyatro sahnesinde seslendirilen mısraları dinliyormuşum gibi oldu. Derin anlamlar, son derece anlamlı mesajlar ve güçlü bir sesleniş… Ahenkli, akıcı ve güçlü bir söyleyiş hâkim birçok şiirinde. Güçlü ve duygusallık yüklü mısralarla seslenmiş okurlara. Daha ilk şiirinde bunu hissettiriyor.

        

         “İnsanoğlunun ruhu

           Bir damla suya benzer;

           Düşer göklerden yere,

           Yine yükselir göğe,

           Tekrar toprağa iner,

           Değişerek durmadan,

           Mahkûm, yere inmeğe.

           …” (Sular Üstünde Ruhların Şarkısı, 1.s.)

 

           Sonsuzluk duygusu, ilahi güç ve inanç dünyası... Şair, hem ahenkten hem de etkileyici bir üsluptan ödün vermemiş. Kısa mısralar, derin anlamlar yüklenerek akıp gidiyor ve sizi felsefeyle, inançla, kainatın değişmez döngüsüyle buluşturuyor.

          “…

           Nedir ayıran

           Tanrıyı kişiden?

           Sayısız dalgalar,

           Durmadan değişen

           Ölümsüz bir akış:

           Bir dalga kaldırır,

           Bir dalga yok eder

           Ve bizi batırır.

 

           Küçücük bir çember

           Sınırlar bu ömrü.

           Sayısız nesiller

           Durmadan dizilir

           Daima varolan

           Bu sonsuz zincire.” (İnsanlığın Sınırları, 14.s.)

           

       Yer yer Tanrı’ya sesleniş ve onunla söyleşi halinde gibi. Tanrı’ya (Tanrılara) seslenişi, içten yakarışı onun Tanrı’yla kurduğu güçlü bir bağın mısralara yansımış hali.

            “…

             Ey Ulu Tanrı, yardım et ki

             Hür saymayayım kendimi ben de

             Yücelikten, sevgiden!” (Kıralın Duası, 18.s.)

 

             “Ey sonsuzlukta, göklerde duran

              Tanrılar, Yüce Tanrılar!

              Kara toprakta, yerde oturan

              Bizlere güç verin, yürek verin!

              Size bıraktık derin göklerin

              Sonsuzluğunu, mutlu Tanrılar!”

                                                (İnsanın Duygusu,18.s.)

 

              Şiirlerinin çoğunda “ey”ünlemini çok kullanmış. Bu da şairin hep bir sesleniş içinde olduğunu gösteriyor.

              “Ey pencerenin önüne gelen/ Ey soylu insanoğlu!/ Ey dost, gerçek mutluluk…”

 

                Kimi şiirlerinde hoş bir söyleyişi var. “Portakal” adlı şiiri bunlardan biri. Tabiata dair unsurları güzel bir akış içerisinde okura sunmuş.

               “Görüyor musun, bir portakal

                 Sallanıyor henüz dalda;

                 Çok oldu geçeli mart ayı

                 Yeniden çiçekler açmada.

 

                 Yürüyorum ağaca doğru

                 Şöyle diyorum ona varınca:

                 Sen, ey güzel, olgun yemiş

                 …”                          ( 19.s.)

 

            “Sevgilinin Yakınlığı” adlı şiiri aşka dair güzel bir şiir. Oldukça zarif tabiat betimlemeleri eşliğinde ve güzel bir ahenkle sevgilisine duyduğu özlemi dile getirmiş. Öyle bir tablo çizmiş ki hem tabiatın varlığını hem de sevgilisine duyduğu özlemi yoğun bir şekilde hissediyorsunuz.

             “Seni hatırlarım, sulara günün

                             Şavkı vurunca

               Seni hatırlarım, dalgalara ay

                             Işık verince

               Seni görür gözüm, uzak yolların

                              Tozu kalkarken,

               Derin gecelerde, dağ yollarında

                              Yolcu titrerken.

                …”                                       (63.s.)

 

            Kimi şiirleri imge yüklüyken ( Sevinçle uçan bir kurdele/ Üstünde küçücük tanrılar, bahar/ Ve çiçekler, yapracıklar/ Serpiyor üstüme ince ellerle… “Resimli Kurdele”, 78.s.) kimi şiirlerinde de çok açık ve anlaşılır bir dil kullanmış. Mesela “Mayıs Şarkısı” böyle bir söyleyişe sahip.

            “Buğdaylar, başaklar arasında

             Çalılar, dikenler içinde;

             Ağaçlar çayırlar ortasında

             Sevdiğim, yolun nereye?

             Açıklasan a!

 

             Geldim aradım güzelimi

             Yoktu evinde;

             Dedim ki sevdiceğim

             Çıktı herhalde.

             …”                           (79.s.)

 

            Güçlü mesajlar, didaktik özelliği ağır basan mısralarla karşılaşıyorsunuz. İnsanoğluna sesleniyor Goethe. Güçlü bir hitabet seziliyor her mısrada. Hitabet sanatı ve şiirin gücü buluşmuş adeta. Bir ünlemler zinciri şeklinde akmış mısralar.

             “…

              Ey soylu insanoğlu!

              Yiğit ol, yardımcı ol!

              Kur, yarat yorulmadan!

 

              Sapmasın tuttuğun yol

              Değerliden, doğrudan!

              Hepimize örnek ol,

              Mutlu varlıklar gibi.”( İnsanda Tanrısal Olan, 17.s.)

 

              Tabiata çoğu şiirinde bir dekor olarak yer vermiş. Ama bu dekor duygu yüklü ve zarif bir söyleyişle farklı bir anlam katmış şiirlere. Somut ve soyut unsurlar buluşmuş.

               “…

                Bir ışık, pırıl pırıl

                Çağıldar yamaçlardan

                Sarp kayalar üstüne.

                Tül tül uçar, dağılır.

                Bulutlar dalgalanır

                Doruklar üzerinde.

                (…)

                Ey ruh, ey insan ruhu!

                Akan sele benzersin.

                Ey baht, insanın bahtı!

                Esen yele benzersin!” ( Sular Üstünde Ruhların Şarkısı, 1.s.)

               Mevsimler, aylar, hayvanlar, meyveler, bitkiler şiirleşmiş. Şiirde yer bulmuşlar kendilerine: Kışın Harz Yolculuğu, Mart, Mayıs Şarkısı, Kartal ve Güvercin, Portakal, Bulduğum Çiçek… Manzum hikâye biçiminde kimi şiirleri Farklı bir duygu ve düşünce seli, farklı şiir biçimleriyle akıp gidiyor sayfalarda.

               “Bir genç kartal açtı kanadlarını

                 Uçup avlanmak için;

                 Fakat avcının oku,

                 Kesince bir vuruşta sağ yanını,

                 Mersinler arasına düştü yuvarlanarak.

                 …” ( Kartal ve Güvercin, 7.s.)

 

                “Şöyle bir gezmek için

                  Kırlara çıkmıştım

                  Bir şey aramak değil

                  Dolaşmaktı maksadım.

 

                  Yerde bir çiçek gördüm

                  Kuytuya gizlenmişti

                  Yıldızlar kadar güzel

                  Gözlerde şavk gibiydi.

                   …”        (Bulduğum Çiçek, 43.s.)

 

                    “Taze bir kar düştü gökten

                      Çünkü vakti değil henüz

                      Bütün açılan tomurcuklardan

                      Bütün açılan tomurcuklardan

                      Sevinç duyması için gönlümüz.

                      …”                     (Mart, 99.s.)

 

                Goethe, hayatı her yönüyle, her unsuruyla almış şiirlerine. Şiirleriyle hem evreni hem de bu evrenin ötesini kucaklamış, şiirleştirmiş: Tanrı’nın varlığı, insanın tabiatı, doğanın çeşitli manzaraları ve aşkı… Gerçek ve düş bir arada. “Gölde” adlı şiirinde bunu dile getirmiş bir bakıma:

              

               “Taze yemişler, taze can

                 Emiyorum bu hür dünyadan

                 Öylesine hoş, tatlı ki yaşamak

                 Beni aşk kollarında tuttukça.

                (…)

 

                  Gözlerim, gözlerim açılmıyor

                  Ey altın düş, sen misin gelen?

                  Çekil, ne kadar güzel olsan da

                  Karşımda hayat, sevgidir gülen” (80.s.)

              Mevsimlerin güzelliğiyle buluşuyor ve konuşuyor. “Er Gelen Bahar” (81.s.), “Güz Duyguları” (83.s.) gibi şiirlerinde bu buluşmaya ve söyleşiye tanıklık ediyorsunuz.

 

               “Daha koyulaştır yeşil rengini

                 Ey yaprak, bağ yamacında!

                 Ey asma dalı, pencereme çık!

                 Daha çok, daha çok, kabarsınlar

                 Dolgun göğüsleri pırıl pırıl

                 Olgunlaşan sık salkımlar!

 

                 Bir ana gibi basar bağrına

                 Güneş, ağırlaşan dalları

                 Oldurur sizi de cıvıldadıkça

                 Çevrenizdeki gök ışığı.

                  …”             ( Güz Duyguları, 83.s.)

 

              Aşka, sevgiye çok değer veriyor. Aşkı hayatın merkezine koyuyor kimi zaman hatta çoğu zaman. Hayatın anlamını sevgide, aşkta buluyor.

               “Bakmadan kara, yağmura,

                 Göğüs vererek rüzgâra,

                 Kayalar içinde ıslak,

                 Sisleri aşıp koşarak,

                 Sevmek, bıkmamak sevgiden!

                 Dinlenmeden, ara vermeden!

                 …

 

                 Nereye kaçayım, nereye?

                 Ormanlara mı, ırağa mı?

                 Boşuna her şey, boşuna!

                 Tek sevinci var, yaşamanın

                 Ey aşk! Sensin Her şeyin başı!” (Dinmiyen Aşk, 84.s.)

 

                “Çobanın Ağıdı” adlı şiiri; yalın, sıcacık bir pastoral şiir örneği.

                

                 “Şu karşıki yüce dağlara

                  Çıkarım belki bin kere;

                  Dayanıp yere değneğimle,

                  Dalarım uzak vâdilere.

 

                  Sonra yürürüm köpeğimle

                  Peşinden yayılan sürünün;

                  İnerim aşağı tepelerden

                  Ben de bilemem nasıl, niçin?

                  …”                (85.s.)

               Kimi şiirlerini diyaloglardan kurmuş. (“Niçin bu kadar kederlisin?/ Bak dört yönün neşeli/ Islanmış gözlerin yaşla/ Ağlamışsın besbelli…” Gözyaşındaki Teselli, 87.s.)

Günün her vaktini şiirleştirmiş: “Ah, o yattığın yumuşak yastıkta/ Şöyle kulak ver bana rüyanda,/ Başucunda çaldığım şarkıyla/ Uyu rahatça, ne istersin daha?..”  Gece Şarkısı, 89.s.)

              Farklı sözcükler kullandığı da olmuş. Mesela, “mutlulamada” ( “Gece Şarkısı”şiirinde) sözcüğü gibi. Tüm duyularımıza seslenmiş bu şiirinde ve başka şiirlerinde.

“Gezginin Gece Şarkısı” adlı şiirinde (91.s.), Tanrı’nın varlığını hissetirmiş. “Tanrı” dememiş olsa da onunvarlığını duyurmuş:

              “…

               Sen ki göklerden gelensin

               Bütün sevinci, acıyı dindirensin

               Kat kat kederli olana

               Kat kat umut verensin.

               Ah, bıktım artık sürüklenmekten!

               Bütün bu acılar, sevinçler niye?

               Ey tatlı sessizlik!

               Gel, ah, sen gel artık göğsüme!”(91.s.)

 

             “Ay’a” (93.s.) adlı şiirinde Ay’a seslenmiş. Kafiye tarzı hoş ve dikkat çekici.

“Ak, durmadan ak, sevimli ırmak!” Şair, geçmişe özlem, yaşadığı ana hayranlık duyar kimi zaman.

              “…

                Tattım bir zaman, eski günlerde

                Duygularımın en tatlısını

                İşte bugün de sızlıyor yüreğim

                Unutmam sevginin acısını.” (“Ay’a”)

 

                Farklı bir inanç sistemi yansımış kimi şiirine. “Paria’nın Teşekkürü” ( 97.s.) şiirinde olduğu gibi.

                 “Yüce Brahma! Görüyor gözlerim

                    Bu evrenleri yaratan sensin!

                    Kendime üstün tanıdım seni

                    Çünkü her şeye değer verensin.

                    …”

            “Kulak ve Göz” adlı şiiri, aşkın, hangisiyle (kulak mı göz mü) daha inanılır, güvenilir olduğuna dair özgün bir aşk şiiri.

                   “Nasıl görünürse gözlerimize

                    Gördüğümüz şeye tam inanırız;

                    Fakat ne gelse kulağımıza

                    Aynı inanla bel bağlayamayız

                    Onun’çün tatlı sözlerin senin

                    Haz verir bana birçok defa,

                    Fakat yerinde bir bakışın

                    Şüphe bırakmaz ruhumda asla.” ( 108.s.)

             Şair, somutlamada, imge oluşturmada oldukça başarılı. “Karşılıklı” adlı şiirinde bakın nasıl bir anlam katmış mesafelere: “Sallayıp duruyor kollarında/ Kucağına almış mesafeleri.”(109.s.)

              Goethe’ye göre ruhun mutluluğu sevgidedir. Sizce de öyle değil mi?

“Seven bir ruh/ Mutlu olur ancak.” (“Sevinçle Aciyle Dolu”, 112.s.)

 

              “Menekşe” adlı şiirinde bir menekşenin dili olmuş. Öyle zarif, öyle duygu yüklü ki!..

            

               “Çayırda bir mor menekşe

                 Büzülmüş bir kıyıcığa,

                 Yalnız sevinç, yalnız neşe.

                 Derken bir genç çoban kızı

                 Koştu çayırdan oynıyarak

                 Bir şarkiyle dudağında.

                

                 …

                Ama geçti çoban kızı

                Çiçeğin farkına varmadan

                Ezdi zavallı bahtsızı.

                …

                Ölüm bir kader nasıl olsa,

                Gam yemem, dedi, hiç gam yemem.

                Sevdiğim ezdi beni madem!” (Baladlar, 115.s.)

 

              “Peri Padişahı”(116-117.s.) şiiri, masalımsı, duygu yüklü bir şiir. Baba oğul arasındaki konuşma hüzünlü bir sonla bitiyor.

              “Ölülerin Raksı” (124-125.s.), gerilim-korku filmi tadında bir şiir. Benzetmeler ve betimlemeler çok özgün ve etkileyici.

                

                 “Bir kule bekçisi, gecenin içinden

                   Bakıyor aşağ’daki sessiz mezarlara;

                   Gökte ay, ışıklara boğmuş her şeyi,

                   Mezarlık, güneşle parlayan bir oba.

                   …”

                  

              Kimi şiirleri çok etkilememiş olsa da çoğu şiirinde sizi o kadar etkiliyor ki o etkiyle kitaptaki son şiire farklı bir ruh hali ve duygu zenginliğiyle, derinliğiyle ulaşmış oluyorsunuz. Goethe’nin şiirleri, hem anlam hem biçim hem de söyleyiş yönünden özgünlüğü yakalamış ve şiir severlerin gönlünde taht kurmuştur. Ancak sanatın her dalı için geçerli olan prensip şiir için de geçerlidir. Farklı şiir zevklerine sahibiz elbette. Bu yüzden; sizi kucaklayan, size derinlik katan şiirleri olabileceği gibi siz de belki de hiçbir iz bırakmayan şiirleri de olacaktır. Sadece şiir zevkinizin gelişmesine değil şiire dair bilgi birikiminizin de artmasına vesile olacak.

            

 

        Goethe’nin veya bir başka şairin şiirleri için de geçerlidir bu izlenimler ve kazanımlar. Ama şu bir gerçek ki Goethe eserleriyle, yaşamıyla, sanatçı kişiliğiyle dünya edebiyatında büyük yankılar uyandıran, hakkında çok konuşulan ve yazılan bir isim olmaya devam edecektir. Genç Werther’in Acıları (roman), Faust(oyun) gibi eserleriyle gelecek kuşakların da kitaplıklarında yer alacaktır. Birçok şiiri de şiir severlerin kulaklarında yankılanacaktır. Güzel mısraları keşfetmeye devam edeceklerdir.

         Yeni kitaplarda buluşmak dileğiyle!

 

          “…

            Sevgisi kendine yetmiyen,

            Dünyada ancak kendini yer.”

            …

            Ve yardım et yıllar boyunca

            Korunmak için çalışanlara,

            İşlenen bütün haksızlıkların

            Öcüne hasret duyanlara.

            …”  (Kışın Harz Yolculuğu)

 

           “Ey dost, gerçek mutluluk

            Kanaattir, bil bunu.

            Kim ki kanaatlıysa

            Toktur nerede olsa.” (Kartal ve Güvercin)

 

Not: Bazı kelimelerin yazımı standart yazımın dışındadır. Çevirinin aslına uygun bir biçimde yazdığımı belirtmek isterim.

 

 

18 Nisan 2021

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


1 Yorum
20.04.2021 - 15:29
Günün yazısı olması da elbette mutlu etti. Teşekkürler. Ancak bu tür yazılara yani kitap eleştirilerine özellikle çok farklı bir mesai verdiğimi düşününce daha farklı bir yerde görmek istiyorsunuz yazınızı. Kitap eleştirileri, çok farklı bir yazma disiplininin ve emeğin ürünü. Kitabı okuma süreci, not alma ve aldığınız notları uygun bir kompozisyon içinde ifade etmek gerçekten çok ciddi bir emek ve zaman gerektiriyor. Ama hiç takdir edilmemesi halinde de- günün yazısı bile seçilmemiş olsa da- bu mesaiye gönül verenler yazmaya devam ederler. Çünkü bir kitabı okumak ve o kitaba dair bir yazı kaleme almak çok anlamlı ve değerli bir mesaidir. Selam ve saygılarımla. Zaman ayırıp okuyanlara ve yazımı "günün yazısı" olarak seçenlere teşekkürü bir borç bilirim.