GENÇ WERTHER'İN ACILARI J. Wolfgang von Goethe


5.02.2021

“Bir dillendirebilsem şu hislerimi! Onlara kâğıt üzerinde bir nefes verebilsem.  Sonsuz ve yüce bir varlığın aynası olan bu ruhum gibi, kâğıt da ruhumun aynası olabilse…” (7.sayfa)

Tilki Kitap

I.Basım, İstanbul, Eylül 2014

Dünya Tilki Kitap Klasikleri, Roman

125 sayfa

Okuma Tarihim: 2-4 Şubat 2021

Romandaki Kişiler: Werther, Wilhelm, Lotte, Albert, Yargıç S. , Kont C. , Uşak…

Yer: Wahlheim (Almanya’da)

Zaman:1771-1772

Yazar Hakkında Kısa Bilgi: 

J. Wolfgang von Goethe

(1749-1832 Almanya)

"Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri olan Goethe, yalnızca edebiyatla değil eğitim, doğa bilimleri ve felsefe de olmak üzere pek çok konuyla yakından ilgilenmiştir. 1774'te yazdığı ilk romanı Genç Werther'in Acıları, gerek anlatımı gerek duygularının coşkunluğu ve çağdaş gençliğin duygu ve düşüncelerini yansıtmadaki başarısıyla evrensel bir üne kavuştu. Bu yıllarda ilahiler, kısa ama özlü, pırıl pırıl şiirler yazdı. Roman, şiir, tiyatro, öykü türünde eserler kaleme almıştır."

                                                                                                                          Kaynak: turkedebiyati.org

                                             AŞKIN TUTKULU,  ACIKLI HÂLİ

                                           “GENÇ WERTHER’İN ACILARI”

 

     Alman şair yazar Goethe, mektup biçiminde kaleme aldığı romanıyla, okurları; aşkın tutkulu, acıklı hâliyle tanıştırmış hatta okuyucuya bunu derinden hissettirmiş. “Aşk”, yüzyıllardır birçok esere konu olmuş evrensel bir duygudur ve olmaya da devam edecektir. Aşka dair yazılan her eser, bu evrensel duyguyu farklı bir yönüyle ele alır. Goethe, şiirsel ve yüreklere derinden nüfuz eden üslubuyla Werther’in ruhunu acıtan ama acıtmasına rağmen kopamadığı, arasına mesafe koyamadığı aşkını dökmüş satırlara.

     “… Beni biliyorsun, o kadar kötü niyetli olamam. Ancak sadece kalbim zayıf, bir hayli zayıf! Bu da bir sorun oluşturuyor değil mi? Onun kutsallığı karşısında bütün kötü fikirler birden dilsizleşir…”

                                                                                                                               (16 Temmuz günü, 41.s.)

      4 Mayıs 1771 tarihli mektupla başlıyor genç Werther’in dünyasıyla tanışmamız. Her mektup, onun derin duygularına, hayata ve insanlara bakışına, Tanrı’ya olan bağlılığına, kısacası, iç dünyasına açılan birer pencere adeta. Arkadaşı Wilhelm’a yazdığı mektuplarda Werther’in duygu ve düşüncelerini, Wahlheim’de nasıl zaman geçirdiğini, ruhunu acıtan durumları, en önemlisi de tutkulu, umutsuz aşkını okuyoruz.  Her bir mektup, başkahramanımızın çevresindeki insanlarla olan yakın ve sıcak ilişkilerini ve en önemlisi de tutkuyla bağlandığı Lotte ile geçirdiği mutlu zamanları ve acı veren aşkını,  yoğun duygularını aktarıyor. Aynı zamanda her mektup, Werther’in sonuyla ilgili güçlü ipuçları da veriyor okura. Werther, evli olan birine duyduğu umutsuz ve tutkulu aşkın onu sürüklediği çaresizliğin içinde derin acılar yaşıyor. Arkadaşı Wilhelm’a yazdığı mektuplarda bu çaresizliği ve çektiği aşk acısını paylaşıyor. O, kendi ifadesiyle, “kara sevdanın derinliklerinde kaybolmuş” bir âşıktır. Tutkuyla, umutsuzca, çaresizce bağlanmıştır aşkına. Savunduğu fikirler de duygularını, içinde bulunduğu ruh halini açıklar niteliktedir. Lotte’ın nişanlısı Albert’la yaptığı tartışmalarda da düşüncelerinin arkasında durur.

         “… İnsanoğlu sınırları olan bir varlıktır. Sevince, üzüntüye ve acıya belli bir dereceye kadar dayanabilir. Bunun ötesini oluşturur. Yani sorun insanların güç seviyeleri değil acı eşiklerinin yüksekliğidir. Hayatını sonlandıran bir umutsuza korkaklığı yakıştırmakla, ateşler içinde kavrularak can veren bir kurbana zayıf denilmesinin farklı olduğunu sanmıyorum…”

                                                                                                                                                                    ( 51.s)

 “ … Ruhunun tükendiğini hisseden birini hayal et. Hayat onun üzerinde nasıl yaralar açar, düşüncelerini katılaştırır, sonunda tutulduğu kara sevdanın derinliklerinde kaybolur. Bu durumda aklı başında olan kimse böyle birine nasihatte bulunma cesaretini gösteremez…”(51.s.)

         Okur olarak Werther’in acılarına üzülebilir ama savunduğu düşüncelere katılmayabilirsiniz. Öyle bir durum kahramanın duygu ve düşüncelerini kuşanmak demektir. Okuduğumuz her kitabın kahramanlarından olumlu veya olumsuz çok fazla etkilenmemiz halinde, içinde gerçeği de barındırsa kurgulanmış dünyanın ve oradaki karakterlerin eksenine girmiş oluruz. Bu nedenle eleştirel okuma çok önemli. Kahramanla tartışalım demiyorum ama kahramanın dünya görüşüne ve ruh haline yukarıdan bakmayı da bilmeliyiz. Romanla ilgili şu tanımlama ve o tanımlamanın içindeki gerçek de buna dikkat çekiyor:  “Yazıldığı dönemde intiharları tetiklemiş bir dünya klasiği…” Nitekim romanın, kısa sürede büyük kitleler tarafından okunduğu ve okuyucuların kitaptan çok etkilendiği de ifade ediliyor. O dönemde “Werther gibi giyinme” modası da başlamış. Mavi ceket ve sarı pantolon giyen gençler sıklıkla görülmeye başlanmış. Dönemin Almanya’sında (1774), gençlerin intiharlarına sebep olduğu da ifade ediliyor. Aslında romanda alınabilecek çok değerli dersler ve güzel görüşler de var ve bunlara da dikkat çekmek gerekir. Werther’in insanlara karşı merhameti, yardımseverliği, insana verdiği önem, insanlarla kurduğu güzel ilişkiler, özellikle çocuklara karşı olan sevgi dolu tutumu dikkat çekiyor. Uzun bir süre iradeli davranması ve ahlâki yönden aşkını sorgulaması da önemli. Bunlara örnek oluşturacak satırlara da tırnak açmak gerekir.

          “…Bu kentin sıradan insanları artık beni tanıyorlar ve sevmeye de başladılar; en çok da çocuklar…”

         “… Üst tabakanın insanları, kendileri ile halk arasına her zaman soğuk bir mesafe koyuyorlar. Yanlarına birisi yanaşacak olursa, sanki kendilerinden bir şeyler kaybedeceklermiş gibi korkuyorlar. Bazı sığıntı ve kötü niyetliler de var ki, zavallı halkın seviyesine inmeye çalışıp, büyüklüklerini halka daha da yakından duyurmaya çalışıyorlar.

            Hiçbirimiz birbirimizin tamamen aynısı değiliz, hiçbir zaman da kimse eşit olmayacak, biliyorum. Ancak, saygınlıklarını korumak amacıyla halktan uzak durması gerektiğini düşünenler ile ölümden korktuğu için düşman karşısında gizlenenler arasında bir fark göremiyorum, ikisi de yerilmeyi hak ediyor…”(10.s.)

            Bu satırlardan da anlaşılacağı üzere, Werther, sadece aşkının peşinde koşan bir tutkulu bir âşık değil, toplumsal düzene, çeşitli kavramlar üzerine fikir yürüten, resim yapan, Yunanca bilen kültürlü bir genç. Kader, inanç, irade ve en önemlisi de aşk üzerine düşünüyor, tespitlerde bulunuyor. Kendi kişiliğinin, zayıf yanlarının da farkında.

           “… benimki kadar denksiz, daha sebatsız, uçarı bir yürek görülmemiştir…”(9.s.)

           “Sen eskiden beri beni tanırsın. Beğendiğim bir yer olursa, güvenli bir yerinde küçük bir kulübe kurar, orada bütün mahrumiyetle, masrafsızca, masrafsızca yaşarım…”(15.s.)

            “… Fakat o nişanlısından samimiyetle bahsederken, mertebesi ve bütün rütbeleri elinden alınmış, kılıcını çaresizce teslim eden bir askere dönüşüyorum.”(40.s.)

            “… Benim yerinde durmayan, rahatsız ruh yapıma karşı onun dingin haline saygı duymamak imkansız…”(45.s.)

            “… Gözlerime perde inmiş gibi, hayatın uçsuz bucaksız ufku adeta bir mezarlığa dönüşüyor…”(54.s.)

            Werther, içinde bulunduğu ruh halini, ruhunun acılarını dile getirirken, duygularını Lotte’ye belli etmemek için kendiyle verdiği savaşı çok uzun bir süre başarıyla sürdürüyor. Çünkü duygularını belli eder ve ona olan aşkını itiraf ederse “günah” işleyeceğini düşünüyor.  Yazar, kahramanının Tanrı’ya olan bağlılığını da etkili cümlelerle ifade etmiş.

         “İnancım yerindedir biliyorsun ve bu inancın zayıflara güç, acıdan yanan kalplere ferahlık getireceğine eminim. Ama dünyada kaç kişi bu gerçeğe hâkimdir?”(88.s.)

 

     “… Kendimi daha fazla tutamadım ve başımı öne eğip, yemin ettim: ‘ Meleklerin uçup dans ettiği o güzel dudaklar, asla size öpücük kondurma yürekliliğini göstermeyeceğim.’ Aslında bu arzuyla yanıp tutuşuyordum. Ama gördüğün gibi onu lekeleme korkusu karşımda aşılmaz bir duvar gibi duruyor. Nihayetinde bu günahı yaşamak var. Bu günahı…”(90.s.)

      Bazı aşkların ahlâki bir kaygıdan uzak bir şekilde yaşandığını düşününce Werther’ın aşkına saygı duymamak imkânsız! Tabii belli bir yere kadar. Öyle ya, her şeye ve herkese rağmen aşkının esiri olmak hiç de iyi sonuçlar doğurmuyor.

      Genç Werther’in Acıları, bunu da gösteriyor aslında. Yani romana sadece Werther’in aşk acısı noktasından baktığınızda da bunu tüm açıklığıyla görebiliyorsunuz. Mektuplarında yaşadığı acıları dile getiriyor her fırsatta:

       “… Yaşadığım acının eşsiz olduğunu söylüyorum kendime. Dertlerimin çaresiz olduğuna inanıyorum. Benden evvel böylesine büyük bir acı çeken olmuş mudur acaba?”(90.s.)

       “… Lotte! Lotte! Tükendim artık. Hislerim kör düğüm oldu. Sekiz gündür karanlık düşler içindeyim. Gözlerim kurumuyor, rahat bulabileceğim bir yer yok. İsteklerimin sonuna geldim. Benim için en iyisi kaybolmak…”(103.s.)

        “Sevgili Lotte, (…) Sadece senden bir ricam var, bana yazdığın mektubun mürekkebine kuruması için lütfen kum serpme zira öpmek için dudaklarıma götürdüğüm mektuptan dökülen kum taneleri dişlerimin arasında dolanıyordu.”(44.s.)

        Doğru bir çağrışım mı bilemiyorum ama yine de belirtmek isterim ki en son yaptığım alıntıdaki  duygu yoğunluğu ve inceliği Fuzuli’nin Su Kasidesi’ndeki( Peygamber efendimize duyduğu sevgiyi dile getiren kasidesi) şu beyti çağrıştırdı. Birinde manevi bir aşk diğerinde beşeri bir aşk söz konusu olsa da ikisi de aşktaki ruh inceliğini ortaya koyuyor. Ancak Fuzuli o büyük sevgiyle ruhuna bir güzellik katarken kahramanımız Werther aşkıyla acı bir sınav veriyor. Bir tarafta hayat veren bir tarafta hayatın akışını olumsuz bir yöne çeviren tutku dolu aşk... 

        “Dest- bûsI arzûsıyla ger ölsem dostlar

         Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su”

         (Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun.” (antoloji.com)  

 

         Werther, adım adım ruhundaki çırpınışları, kıvranışları, acıları, umutsuzluğu ifade ediyor arkadaşına yazdığı mektuplarda. Mektupları okurken şunu da düşündüm. Arkadaşının mektuplarına da yer verilseydi nasıl olurdu. Onun gözünden Werther’i tanımak da ilgi çekici olurdu belki.

          Okuduğunuz esere dair yazma mesainizi biraz daha detaylandırıp derinleşirseniz bu romanda olduğu gibi birçok romanda, karakterlere ve olaylara dair söylenecek çok şey olacaktır. Diyaloglar, olaylar, karakterler size çok şey anlatabilir. Çok değerli kazanımlarınız da olacaktır hayata ve insana, kendinize bakışınıza dair. Bu romana dair birçok yazı kaleme alınmıştır bugüne kadar ve daha yazılacaktır da. Bazı eserler, yüzyıllarca okunur, üzerine konuşulur ve bambaşka bir iz bırakırlar okurların dünyasında ve edebiyat tarihinde.  Genç Werther’in Acıları da yayınlandığı zaman çok ses getirmiş bir roman olmakla kalmamış bugüne kadar çok okunan romanlar arasında yerini almış.

       Şu hataya düşmeyelim lütfen!  Bir eserin çok ses getirmiş olması, o esere olumsuz eleştiri getirilecek bir yönü yok anlamına gelmiyor. Lotte, mükemmele yakın bir karakter olarak tasvir edilmiş ama sonlara doğru onun da zayıf taraflarını görmek daha gerçekçi bir izlenim oluşmasını sağlamış. Albert’le Werther’in arkadaşlığının da ilginç bir yönü var. Bir erkek karısına bu kadar yoğun duygularla yaklaşan bir erkeğin ilgisini hoş karşılamaz. Nitekim ilerleyen bölümlerde bunun böyle olmadığını görebiliyoruz. Aksini düşünmek gerçekçi olmaz. Hangi toplumda olursa olsun insanları buluşturan, uzlaşılan değerler vardır: Sadakat ve güven gibi.

       Lotte, Werther’i çok iyi tanıdığını ve duygularını doğru tahlil ettiğini de gösteriyor ancak onun nasıl büyük bir tutkuyla kendisine bağlı olduğunu hissetmesine rağmen daha farklı yaklaşım sergilemeliydi belki: “ Neden böyle diyorsunuz, siz ve biz görüşmeliyiz, Werther. Ama lütfen bu kadar hiddetlenmeyin. Tabiatınız neden böyle? Yakınlık hissettiğiniz en küçük şeye karşı dahi neden bu kadar yoğun bir bağlılık hissediyorsunuz?” Elini tuttu ve Werther’e bakarak devam etti, ‘Yalvarırım bu aşırılığın sonunu getirin… Hislerinizi dizginleyin ve size acıdan başka bir şey veremeyen bu kadına olan tutkunuzu dindirin artık!’.” (105.s.)

       İşte bu sözler aslında Werther’in içinde bulunduğu durumu ve karakterinin önemli bir yanını ortaya koyuyor. Werther’de aşkın ötesinde büyük bir tutku ve bağlılık var. Hislerini dizginleyememesi  bu yüzden ruhuna büyük acılar yaşatıyor. Bu nedenle değil midir ki günümüzde bazı aşklar tutkuya dönüşünce büyük acılara, yanlış adımlar atılmasına yol açabiliyor. Evet Werther, nazik, duygusal ve çevresine karşı çok duyarlı ama tutkulu aşkı, aşırı bağlılığı hayatı kendisine zehir etmesine yol açıyor.

   “… Wilhelm’in yazmış olabileceği, tarih atılmamış yarım bir mektuptaki ifadelerden kendi ruhunu nasıl tükettiği anlaşılabiliyor. ‘Varlığı, yaşadığı hüzün ve paylaştığımız acılar sahip olduğum son akıl zerreciklerini kurutuyordu.’(103.s.)

       Genç Werther’in Acıları, şiirsel anlatımıyla sizi alıp son mektuba kadar hüzün yüklü satırlarla buluşturuyor. Güzel bir atmosferde, tabiatın kendisi ve insanın tabiatı buluşmuş. İnsanın tutkuları, çaresizliği, kaderi, kimi zaman dizginlemekte zorlandığı ve ruhuna acı veren yoğun bağlılıkları ve nihayet kendi sonuyla baş başa kalması…

        Werther bir mektubunda Wilhelm’e diyor ki; “Aşksız bir dünyanın anlamı nedir, Wilhelm?”(42.s.)

Ben de soruyorum acı da verse insan neden aşktan vazgeçmiyor? İçinde az da olsa acı olmayan bir aşk var mı? Roman boyunca ruhunuz aşkın kanatlarında sanki… Evet, aşkının etrafında pervane olan, aşkıyla kavrulup duran birinin acılarını hissetmek, hissettirmek kolay değil ama yazar bunu başarmış diyebilirim. Zaman zaman aşkın bu kadar hayatın merkezine konulması size abartılı gelebilir hatta kaygılandırabilir. Ama âşığa, “aşkına gem vur” diyebilir misiniz? Mümkün mü aşkın acısını dindirmek?

        Yeni kitaplarda, yepyeni karakterle ve olaylarla buluşmak dileğiyle!

 

Not: Kitapta yer yer bazı kelimelerin yazımında hatalar yapılmış: için- içinde olacak(41.s.); bu düşünceler- bu düşüncelere sahip olacak(47.s.); demen o ki-demem o ki olacak(47.s.); korkularının biteceğine inan biri- korkularının biteceğine inanan biri olacak (47.s.) bir çok- birçok(50.s.); duydu(51.s.)- duyduğu olacak gibi.

Eserden Bölümler:

“ Bu dünyadaki anlaşılmazlığa hile ve kurnazlıktan ziyade, yanlış anlamalar sebep oluyormuş.”(6.s.)

 

“Nereye gitsen insan dediğimiz varlık hep aynı, pek tekdüze. Birçoğu, zamanının büyük bir bölümünü karın doyurmak için harcıyor ve geriye kalan ufak bir kırıntı özgürlükten de öylesine sıkılıyorlar ki, ondan kurtulmak için türlü türlü şeyler yapıyorlar. Ah şu insanların yazgısı!”(11.s.)

 

“Anlaşılmamak hepimizin kaderi.”(11.s.)

“ Bazılarına göre, hayat bir rüyadan ibarettir. Bu görüş benim de devamlı hayatımı meşgul ediyor. Bakıyorum da, insanın yaratıcı ve araştırıcı gücü dar bir çerçeve içine hapsedilmiş. Tek bir amacımız var: Şu zavallı varlığımızı idame edebilmek, olmazsa olmaz ihtiyaçlarımızı giderebilmek adına. Yaptığımız başka hiçbir şey yok. İçimizde duyduğumuz avuntu, düşsel bir tevekkülden, bir boyun eğişten ibaret.”(13.s.)

 

“Büyük sanatçıları yoğuran yalnızca tabiattır, zenginliği uçsuz bucaksız olan da bu.”(15.s.)

 

*“Kendi küçük dünyalarında tevekkülle yürüyen, rızkının peşinde günü birlik, tasasız yaşayan, yaprakların dökülmekte olduğunu gördüğünde, kışın kapıda olduğundan başka bir şey düşünmeyen bir varlıkla karşılaşmak tüm sıkıntılarımı hafifletiyor.”(18.s.)

 

“Aslına bakarsan, tüm mesele güzel olanı bulmak, bunu ifade etme cesaretinde bulunmaktır. Bunu da az kelime ile çok şey anlatarak yapmak önemlidir.”(19.s.)

 

*“Biz insanlar, iyi günlerin azlığından ve kötü günlerin çokluğundan yakınırız. Bana kalırsa bu konuda haklı sayılmayız. Yüce Tanrı’nın bize bahşettiği aydınlık günlerin tadına varmak için gönlümüzü rahat tutarsak, kötü zamanlar için ihtiyaç duyduğumuz dirayeti de kendimizde buluruz.”(34.s.)

 

*“Temiz bir kalpte tomurcuklanan sevinçleri yok edercesine zorbalık uygulayanlar lanetli kişilerdir. İyiliklerden nasibini alamamış insanların parçaladıkları o değerli anlar, yeryüzündeki hiçbir armağanla kıyaslanamaz.”(35.s.)

 

“Budalalık, insanın kendi isteği ve gereksinimi dışında fazlasıyla para kazanmak, birilerine yaltaklanma ihtiyacı duymak ve boşuna saygınlığını arttırmaya çalışmaktır.”(43.s.)

 

“Büyükannem, etkisi altına giren bütün metalleri kendine çeken, çivileri yerinden oynatan Mıknatıs dağından bahsederdi. Bu dağa yaklaşan gariban denizcilerin ölümü çivilerin sökülmesinin oluşturduğu tahta yığınından olurmuş.”(44.s.)

 

“İnsan için aşktan daha elzem hiçbir şey yok.”(53.s.)

 

“İnsanoğlu hemen her şeye inanabilecek yapıdadır, ancak aklına yerleşen en ufak şeyi yerinden etmek neredeyse imkânsızdır.”(53.s.)

 

*“Senin için masum bir kır gezintisinde sayısız böceğin hayatı son bulur, karıncaların zahmetle oluşturdukları yuvaları bir adımla mezara dönüşür.”(54.s.)

 

*“ İnsanın ihtiyacı olan şey yaşamak ve ardından dinlenmek üzere içine gireceği bir parça topraktır.”(74.s.) 

 

“Ah, yüce Tanrım! Eğer bu mutluluğa beni layık görseydin bütün hayatımı sana dua ederek tüketirdim. İsyan etmek istemiyorum, bu yaşlı gözlerden ve manasız arzularımdan ötürü bağışla beni.”(76.s.)

 

“Biliyor musun dostum, asıl sorun vicdanlı bir kalbe sahip olmamak.” (83.s.)

 

*“İnsanların var oldukları süre oldukça kısadır. Bu dünyadan hiç silinmeyecek dostluklar kurduklarına inandıkları anlarda bile hatıraları eriyip gitmeye başlamıştır bile. Hem de inanılmaz bir hızla!”(85.s.)

 

*“Ölüler çok derinlerde topraktan yastıklarına yaslanmış uyuyorlar. Sesin onu uyandırmaya yetmiyor. Ah, mezarda sabah olacak mı ki? Derin uykudaki bu adama ne zaman ‘Uyan!’ denilecek?”(114.s.)

 

“Ölümün çelikten kapısını çalmak öylesine zor ki!”(124.s.)

 

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış