Haldun Taner'in Sersem Kocanın Kurnaz Karısı Hakkında Konu Özet İnceleme

Ekleyen : ESA , 03 Kasım 2019 Pazar aaa Beğen
 
 
Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971)
 
Yazıda “Haldun Taner , Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”  hakkında bilgiler, özeti,   konusu, ana fikri, kahramanları, olay örgüsü,   yazarı,  “Haldun Taner , Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” hakkında bilgiler “Haldun Taner , Sersem Kocanın Kurnaz Karısı “  şahıs kadrosu  , “Haldun Taner , Sersem Kocanın Kurnaz Karısı “   adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,   anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
OYUN VE HALDUN TANER HAKKINDA
 
Sersem Kocanın Kurnaz Karısı adlı eser Haldun Taner’in “Üniversitelerin Tiyatro Bölümlerinde verilen eğitimin içinde yer alan  “ [1]bir tiyatro oyunudur.
 
Sersem Kocanın Kurnaz Karısı adlı oyun, hem bir tiyatro oyunu hem de  tiyatro tarihimizi ortaya koyan bir metin halinde yazılmıştır.  Oyun  Mollıere’nin George Dandin adlı eserini ortaya koymaya çalışan gayri Müslim oyunculardan kurulu bir tiyatro topluluğunun karşılaştığı zorlukları trajik komik bir çerçevede ele alırken, geleneksel yapı ile değiştirilmek istenen Avrupai düşünme önermelerinin  çatışmalarını mizahi ve eleştirisel bir bakış açısı ile aktarma amacı taşımaktadır.
Oyun, tiyatro tarihimizin 19 yy. daki en ünlü simaları olan Ahmet Vefik Paşa, Küçük İsmail Efendi ve Ermeni asıllı oyuncu Tomas Fasülyeciyan gibi tiyatro gönüllüsünün “yaşama” ve “var olma” serüvenini hikaye etmekte aynı zamanda tiyatro tarihimize mizahi bir bakış açısıyla   ışık tutan belgesel bilgiler de içermektedir.  
 
Haldun  Taner eserin önsözünde bu oyununu hakkında şu açıklamaları yapar: “Gelin, Melekzad Bahçesi’ndeki provalarına girelim. Molière nam Fransız edib-i şehirinin, “George Dandin” komedyasını nasıl kotardıklarını birlikte görelim. Bu oyunun ilk iki perdesi Bursa şehrinde geçer. Ahmet Vefik Paşa’nın Hüdavendigâr Valisi olduğu yıllarda. Son perde ise paşanın Rumelihisarı’ndaki evinde ve Göksu mesiresinde. Bu oyunun kahramanları hep tiyatroculardır. Devir, çevre, koşullar değişse de ortak nitelikleri hep aynı kalan tiyatrocular. Üç perde boyu sizlere tiyatrocu milletinin duygusal, dolayısıyla değişken ve çelişken, yoksul ama iyimser, renkli ve hareketli, canlı ve coşkulu ve bütün bunlara karşın, yahut bütün bunlardan ötürü, her zaman sıcak ve sevimli yaşamını, sahne üstü çalışmalarını, sahne dışı çatışmalarını ve her gece ramp ışığında, on dört on beş metrekarelik, sahne denen bir yükseltide, üç yüz kişiden gelen alkışla sefaletlerini nasıl bir mutluluğa dönüştürdüklerini yansıtmak isteriz”[2]
 
Haldun Taner bu oyununda tiyatro tarihimizin başlangıç süreçlerini ele almış bu süreçte tiyatromuzun kendisini topluma kabul ettirme ve ayakta kalma savaşını mizahi bir yaklaşımlar trajik komik olaylar çerçevesinde dile getirmiştir.
İstanbul Üniversitesini bitiren ( 1950) Sanat Tarihi Bölümünde asistanlık yapan, tiyatro tarihi dersleri veren,  Viyna’ya giderek iki yıl 1955- 1957 yılları arasında tiyatro bilimi derslerini alan Haldun Taner, hem bir akademisyen hem de oyun yazarı olarak kendisisini çok iyi yetiştirmiş bir akademisyen olmaktadır. [3] Yazar bu oyununu yazarken akademik bilgilerini de kullandığı gibi, tiyatro tekniği konusundaki teknik birikimini ve oyun yazarı olarak da becerilerini sergilemiş olmaktadır.
Diğer oyunlarında ve öykülerinde ikiyüzlü, çıkarcı, hiçbir marifeti olmadığı halde hazıra konmaya ve sınıf atlamaya çalışan tipleri ele almış, kolay yoldan zengin olmayı hayal eden asalak yapılı tipler ile alay etmiş, bu yazısında ise tiyatroculuğumuzun ayakta kalma mücadelesini böylesi bir yaklaşımla dile getirmektedir.
Yazarın eserlerindeki toplumsal hiciv bireysel tipler üzerinden de yapıldığı gibi ( bkz Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım ) toplumsal olarak da vurgulanır. ( bkz Keşanlı Ali Destanı )  Toplumu at gözlüğü takmakla suçlayan yazar[4],  kel olduğu halde kendini sırma saçlı gören, cahil olduğu halde, kolay yoldan sınıf atlamaya çabalayan, kurnaz, üçkâğıtçı, hazırlopçu, yiyici, sömürücü, ahlaksız ve sahte kahramanları eleştirmiş toplumu bu tip yozlaşmalara açık olmakla suçlamıştır.  
Eserlerinde halk yardakçısı kişileri hiciv yoluyla eleştiren Haldun Taner,  kara mizahı ortaya çıkaracak vaka kurmacalar bulmakta oldukça ustalaşmış, geleneklerden faydalanırken de batılı teknikleri de mükemmel kullanan oyunlar ve öyküler kaleme almıştır. [5] Fikirlerini ve iletilerini izah etmekten ziyade olaylar içinde ve aksiyoner bir biçimde göstermek konusunda hayli yetenekli olan [6]Haldun Taner izahtan ziyade görünür kılma ve somutlamaya önem veren yöntemler icat etmiştir.
Sersem Kocanın Kurnaz Karısı adlı oyun başlığı ile Mollıere’nin tiyatro tarihimiz üzerindeki etkiyi ifade edebilen bir ad ile üç perdelik bir oyundur.  Bu üç perdenin üçü de tiyatro tarihimizin üç dönemini ortaya koyacak şekilde tasarlanmıştır.
 
 
Öykünün Konusu
 
Oyun 19. yüzyıl sonlarında, İstanbul'da geçer.   Tomas Fasulyeciyan Tiyatro topluluğu Moliere'in George Dandin adlı eserini prova etmekte ve sahneye koymaya çalışmaktadır. Karşılaştıkları sorunları çözemeyen topluluk Bursa'da valilik yapan Ahmet Vefik Paşa'ya sığınır ve orada da birçok trajik komik olaylarla karşılaşırlar.
 
ANA FİKRİ
Oyunun ana fikri oyunun en sonunda Ahmet Vefik Paşa’nın söylediği son cümle olmaktadır.” Doğru yol Garb’ı ne taklit ne de adapte. Doğru yol, galiba, Türk insanından, Türk şartlarından, Türk mevzularından hareket edip hem öz hem biçim bakımından bir Türk tiyatrosuna varmak.”
 
ÖYKÜNÜN KİŞİLERİ
 
Tomas Fasülyeciyan:
Ahmet, Vefik Paşa:
Küçük İsmail Efendi:
 
ÖYKÜNÜN ÖZETİ
 
  1. PERDE
 
Tomas Fasülyeciyan Topluluğu oyuncuları, Meşrutiyet’in ilk yılında Molıere’nın George Dandin adlı oyununu sahnelemek istemekte bu nedenle de provalar yapmaktadırlar.
Fakat bu topluluk hem maddi sıkıntılar yaşamakta hem de prova yapacak ve oyunu sahneleyecek bir yer bulamamaktadırlar. Topluluk son çare olarak Bursa Valisi,  tiyatro sevdalısı, tiyatro eseri tercüme ve adapte yazarı
Ahmet Vefik Paşa’nın onlara yardı edeceği umuduyla Bursa’ya gelmişlerdir. Ahmet Vefik Paşa onlara Melekzat Bahçesi’nin şanosunu onlara tahsis eder.
 Moliere’in eseri, George Dandin’i “Kıskanç Herif” adıyla ve Ermeni oyuncuları Fasülyeciyan’ın yönetiminde prova etmeye başlarlar. Fakat George Dandin adlı eseri tercüme eden  Fasülyeciyan komedi konulu olan bu eseri türüne uygun olmayan bir şekilde tercüme etmiş oyuncularını da oyunun ruhuna aykırı ve aksi bir yönde çalıştırmaktadır.
Oyunculuk ve sahneleme anlayışı Mınakyan tarzının taklidine dayalıdır ve ciddi bir oyunmuş gibi oynana bu oyunda komedi içinden başka komediler de çıkmaktadır.
 
II.PERDE
 
 Eserin ikinci perdesinde Ahmet Vefik Paşa’nın bu oyuna getirdiği yeni tercümesi ve yorumu sergilenir. Ahmet Vefik Paşa ilk oyundaki yanlışları görerek oyunu kendi ruhuna uygun hale getirmeye çalışmış prova edilen oyunun adı “Yorgaki Dandini”  adını almıştır.
A.Vefik Paşa, Mollıere’ye ait bu telif eseri bir adapte haline getirmiş,  özgün eserdeki mekân Paris iken A.Vefik Paşa konuyu İstanbul’a taşımış eserdeki kişilerin isimlerini de İstanbul’daki Rum muhitinde yaşayan kişilere aktarmıştır. Ayrıca tiyatro topluluğu, yönetmeni ve oyuncuları ile A. Vefik Paşa arasında oyunun sahnelenme ve oynanma yöntemleri arasında da görüş ayrılıkları vardır.  Paşa,  oyunun Paris’te izlediği örneklerine benzetilerek sahnelenmesi konusunda ısrarcı olmaktadır.
Oyunun ikinci perdesinde tiyatromuzun emekleme dönemindeki sorunlar trajik komik bir şekilde ama çok başarılı olarak aktarılır.
 
III. PERDE
Oyunun III. perdesi İstanbul’da geçer.  A. Vefik Paşa sürgün edilmiş, topluluk dağılmış, oyuncular ise hükümet tarafından sorgulanmaktadır.
 Küçük İsmail’in kurduğu, “Handehane-i Osmani Kumpanyası” aynı eseri üçüncü versiyonu ile sahneye koymak kararı almıştır.  Oyunun üçüncü versiyonunun adı bu defa “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” adını almıştır.
Oyun Göksu Gazinosu’nda sergilenmekte Ahmet Vefik Paşa ve Vizental Efendi de Fasülyeciyan’ın eşliğinde bu oyunu izlemeye gelmişlerdir. Bu oyundaki mekân yine İstanbul’dur ama İsmail Efendi bu oyunun mekânını İstanbul’daki Rum mahallesinden alıp İstanbul’daki bir Türk mahallesine getirmiştir. Üstelik de özgün oyundaki Fransız simlerinin yerine Türk isimleri konmuştur.  
Eser, bu kez Küçük İsmail’in seçimiyle Müslüman Türkler arasında geçer. Oyun, tuluat tarzında sunulur. Üçüncü yorum halka ve oyunculara daha samimi gelmiştir.
Temsile gelen Vefik Paşa bu durumu şu şekilde özetler. “ Doğru yol Garb’ı ne taklit ne de adapte. Doğru yol, galiba, Türk insanından, Türk şartlarından, Türk mevzularından hareket edip hem öz hem biçim bakımından bir Türk tiyatrosuna varmak.”


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...