İKİ KAPI ARASINDA MUHTEREM İNSAN "İBRAHİM SAĞIR"

Haftanın Yazısı
Ekleyen : Halil Gürkan , 14 Şubat 2017 Salı aaa Beğen 3
           İKİ KAPI ARASINDA MUHTEREM İNSAN ;  İBRAHİM SAĞIR
 
            Doksanlı yılların sonunda İbrahim SAĞIR adında son derece sakin, çok az konuşan, saygıdeğer, hobi olarak saatçilikle uğraşan, oldukça sevimli bir insanla tanıştım. Tabi ki tanışmamızın nedeni tamir edilmesi gereken bir saat değildi.
Şairim Kafdağı sırtımda yüküm,
Sırların tahtına kurulan benim.
Böylesi verilmiş ezelden hüküm,
Kurşunsuz, silahsız vurulan benim.
 
dörtlüğüyle başlayıp,
 
                                               Kalemim kılıçtır, şiirim kalkan,
                                               Köleyle köleyim, hakanla hakan,
                                               İçimde kaynarken binlerce volkan,
                                               Tasasız, kedersiz görülen benim.
 
dörtlüğüyle biten ŞAİRİM Şiirinde mükemmel bir şekilde anlatmaya çalıştığı şairliği idi tanışma nedenimiz. Ortak dostumuz Sayın Rasim KÖROĞLU anlatmıştı şairliğini. “Tanıdığım en iyi şair” demesini hiç unutmuyorum. O günlerde henüz kitabı yoktu. Ancak, her birisi en az bir kitap değerinde, yarım asırlık bir ömre sığdırılmış yüzlerce şiiri vardı. O şiirleri her okuyuşumda, benim zihnimdeki “şiir” kelimesinin üzerinde biriken tozlar silindi. Onunla şiiri yeniden tanıdım, yeniden sevdim. Onun teşvik ve destekleriyle şiirin inceliklerini yeniden öğrenerek şiirler yazmaya başladım. Söylemeye pek dilim varmıyor ama, yazdıklarımı okuyan, şiir dostu insanların dediklerine göre  şair oldum. Eh, şair olduğuma göre, ustam olmasından her zaman onur duyduğum bu güzel insanı şiirle anlatmam gerektiğine inanıyordum. Ancak bu işin zorluğunun da farkındaydım. Yüksek hoşgörüsüne sığınarak şu şekilde şiirleştirmeye çalıştım;
 
   DUYAR  İBRAHİM  SAĞIR
 
Kafdağı her zaman sırtında yükü,
Taşırken haz duyar İbrahim SAĞIR.
Sırların tahtına kurulup baki,
Karanlığı soyar İbrahim SAĞIR.
 
Şiirde ustadır, üslupta akış,
Kalplerde sevgidir, gözlerde bakış,
Akça gerdandaki ziynette nakış,
Hep yirmi dört ayar İbrahim SAĞIR.
 
Hoşgörüyle, sevgi, saygı işinde,
Yunus ile Mevlana’nın peşinde,
Aşkı yaşar hayalinde, düşünde,
Her gönüle uyar İbrahim SAĞIR.
 
Yüreğinde, dostu gören göz vardır,
Şiirinde keyif vardır, haz vardır,
Benliğinde her çiçekten öz vardır,
Güzellikler yayar İbrahim SAĞIR.
 
Amaç bilmiş husumeti yıkmayı,
Gönül tarlasına sevgi ekmeyi,
Dağıtır muhtaca, bölüp lokmayı,
Kalanıyla doyar İbrahim SAĞIR.
 
Veznin, kafiyenin bulur hasını,
Dinlenende siler gönlün pasını,
Muhabbetle yüklü dostun sesini,
Canına can sayar İbrahim SAĞIR.
 
Halil’im görmedim kula kastını,
Kalemi kılıçtır, kesmez dostunu,
Hem üstünü bilir, hem de astını,
Her canı bir sayar İbrahim SAĞIR.
 
                               HALİL  GÜRKAN
 
 
            İşte bu muhterem insanı, şiirlerini ve BİR KAPIDAN BİR KAPIYA adını taşıyan ikinci kitabını anlatmak istiyorum sizlere. Bir insanın eserlerinden söz etmeden, çok kısa da olsa özgeçmişinden bahsetmenin yararlı olacağı düşüncesiyle yetmiş üç yıllık yaşamını paylaşalım önce.
            Sayın İbrahim SAĞIR, 1936 yılında, her zaman gururla yad ettiği, Balıkesir İli, Gönen  İlçesi’nin Paşaçiftlik Köyü’nde  dünyaya gelir. İlkokulu bitirdikten sonra kader onu bir daha dönmemek üzere o güzel köyden ayırır. Bandırma’da ortaokulu okuduktan sonra Hava Astsubay Teknik Okulu’na girer. 1957 yılında okulu bitirip Hv. Asb. Çavuş. olarak Türk Hava Kuvvetleri’nde göreve başlar. 27 yıl başarıyla görev yaptıktan sonra, emekliye ayrılarak, görev yaptığı yerlerden biri olan  Eskişehir’e yerleşir. Halen Eskişehir’de ikamet ediyor.
           
                                                Kepeneği omzuma atardım,
                                                Yaz boyunca meralarda yatardım,
                                                Bazı keklik, bazı çulluk tutardım,
                                                Köz ateşte pişirir, yer doyardım.
 
diye çocukluğunu anlatan birisinin şair olması şaşılacak bir şey olmasa gerek. Ortaokul çağlarında başlayan sıla özlemini,
 
                                               Sıla ile yollarımız ıralı,
           Aramızda karlı dağlar sıralı,
           Felek kanadımı kırdı kıralı,
           Suya hasret, kuru çöle dönmüşüm.
kıtasının yer aldığı DÖNMÜŞÜM (sy. 128),
 
                                               Avare bir günün son saatinde,
                                               Gurubun seyrine dalıvermişim.
                                               Bir efkar basmış ki yaman mı yaman,
                                               Ellerim koynumda kalıvermişim.
 
kıtasının yer aldığı GURBETTE  AKŞAM şiirleriyle anlatan Sayın İbrahim SAĞIR ortaokul yıllarında tanışır şiirle. Türkçe Öğretmeni Sayın H.Nezihi OKAY’ın teşvik ve destekleriyle girer şiir bahçesine. Bu bahçede açan birbirinden güzel, nadide çiçekler misali şiirler dökülmeye başlar genç şairin gönlünden kağıtlar üzerine.
            İlk şiiri 1953 yılında zamanın en ciddi dergilerinden olan 20.ASIR’da yayınlanır. Hem de Üstat Behçet Kemal ÇAĞLAR’ın yönettiği “GENÇ ŞAİRLER” sayfasında. Daha sonra Hayat, Türk Edebiyatı, Çağrı, Size, Edebiyat Güncesi, Gülpınar gibi pek çok edebi dergi, antoloji ve gazeteler aracılığı ile sunulur şiir sevenlere. Şiirden anlayan önemli sayıda insan tiryakisi olur şiirlerinin. Gurbet üzerine şiirler yazar, aşk üzerine, vatan , millet üzerine şiirler yazar. Sevincini, tasasını, şikayetlerini, dinini, imanını, örfünü, adetini, kısacası bütün duygularını şiirlerle anlatır. Toplumda gördüğü çarpıklıkları ALİ’YE  MEKTUPLAR adı altında şiir dizisiyle dile getirir. Bu işi o kadar ustaca yapar ki ünü her geçen gün biraz daha yayılır, katıldığı şiir yarışmalarından aldığı ödülleri evinde koyacak yer bulamaz. Şiir dünyasında her gün isminden daha çok söz edilir.
 
            Sayın İbrahim SAĞIR’ın soyadı “duymaz” anlamına gelir. Kulakları ne kadar duyar, ne kadar duymaz bilemem, ama gönül kulaklarının son derece hassas olduğunu çok iyi biliyorum. Gönül alemindeki en ufak bir hareketliliği, en ufak bir dalgalanmayı en gelişmiş radar misali anında tespit eder, alır onu kendi gönül tezgahına, dağarcığındaki sihirli kelimelerle bezeyip, süsleyip, birer nadide eser olarak sunar bütün gönüllere.
                                                           ………..
 
                                               Bura sakinleri hepsi lal olmuş,
                                               Kalkmış sen, ben farkı, bir emsal olmuş,
                                               Geçmiş hayatları, hep masal olmuş,
                                               Ne nakit sordular, ne mal sordular.
 
                                               Bir küçük tümseğe dönmüş bedenler,
                                               Saklanmış toprağın altına tenler,
                                               Unutmuş dünyayı önce gidenler,
           Ne asır sordular, ne yıl sordular.
                                                            ………….
 
diye devam eden SESSİZLİK ŞEHRİ şiirinde kabristanları öyle güzel anlatır ki, okuyan hem ölümü hatırlar, hem de bir an evvel oraya gitmek isteme hissine kapılır.
            Yoğun meslek hayatında fırsat buldukça şiir yazan Sayın SAĞIR, 1984 yılında emekli olarak kendini tamamen şiire verir. Halk şiirini Divan lezzetiyle yazar.  Vatan, millet ve dini konular başta olmak üzere, sevda ve sosyal içerikli konularda şiirler dizilir peş peşe. Eskişehir’deki şairlerin bir bölümüyle bir araya gelerek şiir kozasını örmeye başlarlar. Bu koza zamanla bu bir avuç şaire dar gelmeye başlar. Yarıp çıkarlar kozayı dillerinde, gönüllerinde, zaman içerisinde ses getirecek şiirlerle. 1992 yılında, daha sonraları ŞİİR AKADEMİSİ diye bahsedilecek, ünü ülke sınırları dışına taşacak pek çok şairin yetişeceği ESKİŞEHİR ŞAİRLER DERNEĞİ’ni kurar birkaç arkadaşıyla. Kuruluşundan kısa bir süre sonra başkan olarak  hemen hemen bütün sorumluluğunu alır bu önemli örgütün. Bütün ekonomik zorluklara rağmen temin ettikleri Dernek bürosunu, görevine son derece düşkün bir memur titizliğiyle, Pazar günleri dışında haftanın altı günü açık tutar. Tatlı dili, güler yüzü, engin hoşgörüsü ve davetkâr davranışları kısa zamanda Dernek üye sayısının artmasını sağlar. Başlanır o çatı altında şair yetiştirilip, şiirler üretilmeye. Baş usta durumundaki Sayın İbrahim SAĞIR ve diğer üstatların teşvik ve destekleriyle, Ülke genelinde yapılan şiir yarışmalarında ödüllerin önemli kısmı, ESKİŞEHİR ŞAİRLER DERNEĞİ üyeleri tarafından Eskişehir’e getirilir.
            Üyeleri arasındaki birlik, beraberlik ve dayanışma nedeniyle, adını her geçen gün biraz daha duyuran bu emsalsiz derneğin aralıksız başkanlığını yapan Sayın SAĞIR, Şiirlerinin bir kısmını 2000 yılında DUYGU  KERVANI adını verdiği ilk kitabında toplar. İkinci kitabı ise;
                                              
                                               Bir kapıdan bir kapıya yürüdüm,
            Fâni tende bâki canı sürüdüm,
Hayat denen merdivende çürüdüm,
            İnsanoğlunu hep hüsranda gördüm        (S.104)
 
kıtasının  da bulunduğu Bir Kapıdan Bir Kapıya şiirinden ismini alan, 2006 yılında çıkardığı BİR  KAPIDAN BİR KAPIYA ‘dır. Bu kitap içerisindeki şiirleri incelerken, sanırım Sayın İbrahim SAĞIR’ın ne denli büyük bir şair olduğu daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır.
            Kitabın önsözlerinde Üstat Sayın Feyzi HALICI, “İbrahim SAĞIR kibir, gurur tanımayan, Anadolu toprakları kadar temiz, sevgi ve saygı dolu bir şair. O duygularını cömertçe sebil eder. Feragat sahibi, fedakar bir insan. Yunus Emre’nin aydınlık dünyasından aldığı güç ve ilhamla çevresindeki dostlarına, genç şairlere kabiliyetini mısra mısra dağıtıyor, onları güçlendiriyor.” derken, Yine ülkemizin ünlü şairlerinden Sayın Bekir Sıtkı ERDOĞAN da “…. Çıkardığı bu yeni kitap ile kendisini yalnız bize değil, kısa zamanda herkese tanıtacak. Çünkü bütün şiir sevenler bizim sanat kimliğimiz olan “Koşma” inceliklerinin O’nu nasıl ötelere ilettiğini fark edecekler.”  diye bahseder Sayın SAĞIR’dan.
 
                                               Şol ihlas sarayına varmaktır muradımız,
                                               Tasavvuf bağlarından ıtır taşır bâdımız,
                                               Felsefe çöllerinin yalancı Leyla’sına,
                                               Hakk-ı iman adına kapalıdır babımız.       (Sy. 1)
 
dörtlüğü ile başlayıp,
 
                                               Bırakıp gitmeseydin, bahçelerim solmazdı,
           Şu yaralı yüreğim böyle mahzun olmazdı.
 
                                               Böyle ani gidişin gelir miydi hatıra,
                                               Bir yarımı götürdün, giderken peşin sıra.  (sy. 160)
 
beyitlerin de yer aldığı SEVGİLİ EŞİMİN HATIRASINA  adlı şiirle biten kitap, benim, Sayın Fikret GÖRGÜN ve Sayın Kadir KAYA’nın, Üstat için, hanımının vefatı üzerine yazdığımız şiirlerle beraber 130 şiir, 21 dörtlük, 8 de beyitten oluşuyor.
            Sayın SAĞIR’ın  şiirlerinde Allah, Kur’an ve Peygamber sevgisi önemli yer alıyor.
 
                                               Varlığın mutlaktır, yokluğun muhâl,
                                               İdrake sığmayan haldesin Rabbim.
                                               Kısır akıl ile bilinmez bu hal,
                                               Tecelli tecelli kuldasın Rabbim.
 
                                               Nurun da, narın da kulların için,
            Hayatı kuşatır gönderdiğin din,
           Bilinmez, tanınmaz hazine idin,
           Lisan-ı Kur’an’la dildesin Rabbim.      (sy.  8)
 
dörtlüklerini de içeren RABBİM şiirinde Allah’ın varlığını, birliğini, yüceliğini, kainat denilen eserindeki mükemmeliyeti bildirirken, O’nun karşısında kulların güçsüzlüğünü, acizliğini anlatıyor, Kur’an-ı Kerim’in rehberliğine dikkat çekiyor.
 
                                               Bismillah diyerek girelim söze,
                                               Vasfını anlatmak zor Resulallah.
                                               Yaradan kolaylık getirsin öze,
            Aşkın can evimde kor Resulullah.      (sy. 2)
 
diyerek başlıyor iki cihan güneşi, Peygamberimiz, Hz. Muhammet için yazdığı ve  NAAT-I PEYGAMBERİ adını verdiği o muazzam şiire. Önce on bir heceli kıtalarla yazıyor, sonra kıtalardaki mısra sayısı üçe iniyor, daha sonra da yine on bir heceli beyitlere geçiyor. Evvela  Peygamberimizden önceki hali anlatıyor üzülerek. O kutlu doğuma ve O’nunla beraber meydana gelen mucizevi gelişmeleri, peygamberlik belirtilerini sıralıyor.  Son bölümde beyit ölçüsünü on dört heceye çıkararak muazzam bir şekilde  tamamlıyor  o Muazzam insanı methetmeyi ve
 
                                               Sunup havz-u Kevser’inden, kefil ol cennetlere,
            Sevgili ümmetini eyle şâdân Efendim.
 
            Bende-i hakirine lütfeyle şefaâtin,
            Sensin mahşer gününde şefaât kân Efendim.        (sy. 7)
 
diyerek kendisi ve tüm Ümmet-i Muhammet için o yüce insandan şefaat diliyor. Yüce dini İslam’ın gereklerini akıllarda kalacak şekilde şiirleştirerek gönüllere nakşediyor.
 
                                               Ecdadımı severim, tarihimi severim,
            Onlardır bu dünyada en mukaddes değerim.
                                               Bu cennet vatanımda huzurlu yaşıyorsam,
                                               Ömrümce milletimi yüceltirim, överim.      (say.  25)
 
dörtlüğüyle vatanına ve milletine olan sevgisini dile getiriyor. Asker olmanın da verdiği bir ayrıcalıkla  “vatan” denilen toprağın kutsallığını, bu kutsal toprak üzerinde özgür olarak yaşamanın önemini belirtirken ödenmesi gereken bedelden yani şehitlikten,
                                              
           Vatanı sularken tertemiz kanı,
           Melekler yüzüne güler şehidin.
           Daha ayrılmadan bedenden canı,
           Rüzgarlar terini siler şehidin.     (say.  40  Şehidin)
 
dizeleriyle başlayan ŞEHİDİN şiirinde bahsediyor. Şehitliğin Müslüman Türk Halkı için önemini anlatıyor. İSTANBUL’UN FETHİ şiiriyle, kumandanı ve askeri müjdelenen o kutlu zaferi, ÇANAKKALE ZAFERİ şiiriyle, Türkün imanını ve gücünü tüm dünyaya kabul ettiren, geçilmezliğini kanıtlayan o büyük zaferi anlatıyor.  
 
                                               Saçı gül kokulu yüzü gül gibi,
                                               Dudağı aratmaz balı güzelin.
                                               Bazı şendir, bazı küser darılır,
            Belli olmaz sağı, solu güzelin.        (say. 63   Güzelin)
 
diyerek önce güzeli tanıtıyor, sonrada o güzele karşı duyulan sevdayı da;
 
                                               Ben seni yıldızlardan kıskanırdım her gece,
                                               Seni mehtaba sarıp öyle sevdim gizlice.
 
                                               Gözlerinin rengini içerken yudum yudum,
            Sen varsın diye böyle bahtiyarım, mesudum.(sy. 86 Kederlenme Güz.)
 
diyerek anlatıyor. Tabi arkasından ayrılıklar, hasretler, hüzünler, ızdıraplar geliyor. Böylece aşk ortaya çıkıyor. Mantığı ortadan kaldıran, tahtları, taçları terk ettiren, sevgiliden başkasını göze göstermeyen, insanı yemeden, içmeden kesen, gece gündüz sarhoş eden o duygu. Sayın İbrahim SAĞIR’ı da yakıyor aşk ateşi.
 
                                               Ey deniz, yar üstünden geldi geçti geçende,
                                               Meltemine karışan nefesleri var sende.
 
                                               Adını fısıldadım dalgalar duyar diye,
                                               Dolaştım Üsküdar’ı ayak izin var diye.     (say.  87  Dolaştım Üsküdar’ı)
 
diyor göremediği, görmek için bütün Üsküdar’ı, bütün İstanbul’u dolaştığı sevgiliye.
 
          Sen ne füsunkar bir sır, ne onulmaz yarasın,
          Izdırabın bile hoş, bayram gibidir yasın.
 
          Bir kere girmeye gör kalbin bir kenarından,
          Top yekün duyguları sıyırırsın kınından.       (say. 94   Ey Aşk)
 
diye aşk karşısındaki çaresizliğini dile getiriyor. Tabii ki son derece haklı Üstat. Kimler çaresiz kalmamış ki aşkın karşısında. Ferhat’lar, Kerem’ler,  nice padişahlar, nice sultanlar hepsi aşka boyun eğmemişler mi ? Hepsi Aşkın kölesi olup hicran ateşleriyle yanmamışlar mı ?
            Sayın SAĞIR, yukarıda örnekler vermeye çalıştığım konularla ilgili şiirlerine öyle bir felsefi derinlik vermiş ki; Geçtik  (sy.9) şiirindeki Balçıktan ibaret amma yapımız,/ Mihnet potasında haddeden geçtik./ Her varlığa açık gönül kapımız,/ Mana sarrafıyız, maddeden geçtik. Kadir Gecesi (sy. 10) şiirindeki “Oynamaz bu gece dalında yaprak,/ Sır alır göklerden, sır verir toprak.” , Ben Türküm (sy. 26) şiirindeki “Yenisey’den Tuna’ya uzandı kanatlarım,/ Üç kıtada rüzgarla yarışırdı atlarım.” Zıtların Girdabı (sy.106) şiirindeki “Nefsim eline aldı vesvese fenerini,/ Aklım isyan eyledi, fikrim galeyan etti.” Dem Be Dem (sy. 130) şiirindeki “Gurbet değirmendi, acılar elek” Düşer  (sy. 143) şiirindeki Gecenin koynunda uyurken mehtap,/ Yıldızlardan yıldızlara renk düşer. mısralarına sıradan mısralar demek sanırım hem şiire hem şaire haksızlık olur. Çünkü bu ve daha bunlar gibi pek çok mısraya öyle anlamlar yüklenmiş ki, her birinin açıklanması sayfalarca sürer.
 
            Kendisinden şiir adına çok şey öğrendiğimi, gururla söylediğim Sayın İbrahim SAĞIR gibi bir ustanın şiirlerini, kitabını eleştirmenin haddim olmadığını yukarıda yazdığım her cümlede hissettim. Bunun için şiirler hakkında fazla bir şey yazmaya elim varmıyor. Ancak “ahde vefa” çerçevesinde bir şeyler yazmanın da görevim olduğu  bilincindeyim. Kendi deyimi ile “tanımakta geç kaldığım”a inandığım ender insanlardan olan Sayın SAĞIR’a, öncelikle yazdığı bu mükemmel şiirler için, sonra da bana şiiri, şiir yazacak kadar sevdirdiği için son derece minnettarım. Mevlâ’dan bu değerli Usta’ya sağlıklı ömür, Usta’dan da bizlere daha nice mükemmel şiirler vermesini diliyorum.
 
 
 
                                                                                                                          Halil GÜRKAN
                                                                                                                            Eğitimci-Şair


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Şerife Gündoğdu
14 Şubat 2017 Salı 11:46:04
Çok değerli kardeşim Halil bey İbrahim Sağır hoca' mı anlatan ve yazan bu değerli kalemi ve yazarını yürekten kutluyor tebrik ediyorum ellerinize yüreğinize ve kaleminize sağlık bir yazı ancak bu kadar güzel olabilir ancak bu kadar güzel anlatılabilir bir insan. bende İbrahim Sağır hocamın ve sizin üstadım olmanızdan onur duyuyorum biraz geç kalmış olsam da sizleri tanıdığım için çok mutluyum gururluyum iyi kii varsınız iyi ki tanıdım sizleri her ikinize de sağlıklı uzun ömürler diliyorum Allah sizin gibi değerli üstatları başımızdan eksik etmesin. en derin selam ve saygılarımla ...

Sevim Kınalı
21 Şubat 2017 Salı 13:33:44
Kıymetli Hocam, haftanın yazısı seçilen yazınızdan dolayı sizi kutluyorum. Son derece özenle ve akıcı bir şekilde kaleme aldığınız bu yazınız vesilesiyle değerli bir şairimizi tanıma imkanı buldum. Tanıyanlar da onu bu yazıyla daha yakından tanıma imkanı bulmuşlardır. Yazınız uzun da olsa akıcı anlatımınız ve aralara serpiştirdiğiniz güzel şiir örnekleriyle su gibi akıp gitti. Özellikle eser ve yazar üzerine yazı kaleme alanlara güzel bir örnek oluşturacak nitelikte bir yazı. Yazınıza her yönden güzel ve özel bir emek vermişsiniz. Bilgi birikiminizi, yazma heyecanınızı ve gönül zenginliğinizi, yazınızın her cümlesinde fark etmemek mümkün değil. Kaleminize ve gönlünüze sağlık! Siz değerli yazarımıza ve sizin vasıtanızla sayın İbrahim Sağır'a selam ve saygılarımı iletiyorum.

Kadir Kaya
21 Şubat 2017 Salı 19:28:18
Selam. Halil Gürkan hocam sağ olsun. İbrahim Sağır Başkanımızı , Hocamızı çok güzel anlatmış. bizler Eskişehir Şairler derneğinde yetiştik .üzerimizde emeği çoktur. Rabb'imden sağlık, huzur ve mutluluklar dilerim hocamıza

Halil Gürkan
27 Şubat 2017 Pazartesi 07:47:06
Teşekkürler hemşehrim.

Fikret Görgün
21 Şubat 2017 Salı 22:09:53
Halil Bey, Eskişehir Şairler Derneğinin bir mensubu olarak, hislerimize tercüman olduğun için çok teşekkür ediyor, İbrahim Abiye ben de sağlıklı, hayırlı ve feyizli uzun bir ömür diliyorum

Halil Gürkan
27 Şubat 2017 Pazartesi 07:46:46
Teşekkürler hemşehrim.

İbrahim Sağır
26 Şubat 2017 Pazar 21:41:20
Halil emek vererek hakkımdaki düşüncelerinizi kaleme almak zahmetine katlandığınız için Teşekkür ederim. Değerli şairlerimizin de bu vesile ile duaları her fani gibi beni de sevindirdi.Sağ olsunlar, Allah hepinizden razı olsun.

Halil Gürkan
27 Şubat 2017 Pazartesi 07:46:08
Usta, sizin için bu yaptığımız ne ki ? Keşke elimizden gelse de ahde vefa anlamında daha çok şey yapabilsek. Ellerinden öpüyorum Usta.

Seferi (Nurcan Bedir Ören)
26 Şubat 2017 Pazar 23:14:36
Eskişehir'i çok kıskandım. Oraya mı taşınsam acaba... Gönlünüze sağlık... Şahsınızda bütün Eskişehir Şairler Derneği'nin değerli mensuplarını kutluyorum.

Halil Gürkan
27 Şubat 2017 Pazartesi 07:44:30
Başımız üstünde yeriniz var. Buyurun Nurcan Hanım.

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...