İlLBER ORTAYLI İLE "ORTA ASYA'NIN BOZKIRLARINDAN AVRUPA'NIN KAPILARINA" TÜRKLERİN TARİHİNE YOLCULUK


22.03.2021

    

"Koca bir kavmin binlerce kilometreyi üç asır içinde geçtiğini düşünün... Bu, dünyayı değiştirmezse de ne yapar? İşte Türkler dünyayı böyle değiştirdi. Bu sebeple, bizim hayalî bir tarih ve kahramanlar üretmeye değil, yalnızca doğruyu öğrenmeye ihtiyacımız var..." ( Arka kapak)

 

Türklerin Tarihi - Prof. Dr. İlber Ortaylı | kitapyurdu.com

Kitabın Adı: Türklerin Tarihi
Yazarı: İlber Ortaylı
Timaş Yayınları
I. Baskı: Mart 2015, İstanbul
317 sayfa
Okuma Tarihi: 17 Şubat -18 Mart 2021

İLBER ORTAYLI HAKKINDA KISA BİLGİ:
"Türk tarihçi, akademisyen, yazar. Türk Tarih Kurumu Şeref Üyesidir. Ortaylı, Uluslararası Osmanlı Etütleri Komitesi yönetim kurulu üyesi ve Avrupa İranoloji Cemiyeti ve Avusturya -Türk Bilimler Formu üyesidir."

"1947 senesinde Avusturya 'da doğdu. 2 yaşındayken ailesiyle birlikte Türkiye 'ye göç etti. İlk ve orta öğrenimini İstanbul Avusturya Lisesinde tamamladı. 1965 yılında Ankara Atatürk Lisesinden mezun oldu. Akademik kariyeri 1969 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini ve Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinin tarih bölümünü bitirdi..."
Kaynaklar: Vikipedi, www.idefix.com

Eserlerinden Bazıları:
Bir Ömür Nasıl Yaşanır?
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Türkiye 'nin Yakın Tarihi
İlber Ortaylı Seyahatnamesi
Türklerin Tarihi

 

"Türk kimliği ve şuuru; tarih kitabı okutarak, tarihi piyes seyrederek, tarihi film çekerek veya şiirle, müzikle oluşmuş değildir. Doğrudan doğruya kan, ateş ve kavga ile oluşmuş." (29.s.)

           

  "ORTA ASYA'NIN BOZKIRLARINDAN AVRUPA'NIN KAPILARINA" TÜRKLERİN TARİHİNE YOLCULUK

     Tarihi bir eser okumak, geçmişe yolculuk yapmaktır. Okuduğunuz her satır, her bölüm sizi kendi tarihinizle, dünya tarihiyle buluşturur. Bir yandan bilgilenir bir yandan da tarihe olan bakış açınızın genişlediğini fark edersiniz. Bambaşka bir aydınlanma ve farkındalıktır bu okuma süreci. Eser, hem bir ders kitabı tadında hem de tarihe bakış açınıza katkı sağlayan sohbet havasında ilerliyor.
     Tarihin, geçmişi okumanın, kendine has bir cazibesi ve derinliği vardır. Geçmişi bilmek geleceğe bakışınızı da etkiler. Zaman kavramı; geçmişe ait detaylarda, sebep sonuç ilişkisinde, yaşanan olaylarda ve olaylara yön veren insanlarda somutlaşır. Kaynaklardan okuyarak ve alanında uzman kişilerden dinleyerek öğrendiğimiz “tarih” olgusu, kaleme alınmış tarihî eserlerle dopdolu bir anlam kazanır. Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın soru -cevap şeklinde kaleme aldığı eser, bizleri kendi tarihimizle ve bir taraftan da dünya tarihiyle buluşturuyor.

     Yolunuz; Türklerin devlet anlayışı, İslamiyetle tanışmaları, Türk yazısının geçmişiyle; Sasaniler, Karahanlılar, Gazneliler ve diğer devletlerle kesişiyor.Tarihteki yolculuğunuz, İlber Ortaylı Hoca’nın kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplar ışığında devam ediyor. Her soruyla biraz daha aydınlanıyor ama en değerlisi de tarih bilinciyle kuşatılıyorsunuz. Tarihe olan ilgi çok başka bir şey; tarihi eser okumak başka bir aydınlanma. Okuduklarınızın çoğunu aklınızda tutmak çok kolay değil elbette. Ama tarihe, geçmişe olan bakış açınızın genişlemesi başlı başına değerli bir kazanım.
       Kitabın soru-cevap şeklinde yazılmış olması, verilen bilgilerin daha iyi anlaşılmasını sağladığı gibi aynı zamanda kitaba bir sohbet havası katmış:
"... Sorunuzla çocukluğuma gittim. Hatırlıyorum; çocukluğumda Çorum şimdiki gibi sınai patlama yapıp zenginleşen bir yer değildi, fakat bir Anadolu kasabasıydı..." (24.s.)
       Sorulara verilen detaylı cevaplar bazen yoğun bir bilgi akışına yol açsa da gözünüzü satırlardan ayıramıyorsunuz. Geçmiş sizi bir kere almıştır avcuna. Arada bir akıp giden satırların anlatımında kaybolsanız da dert değil. Tarihin bir sayfasında geziniyorsunuz o sırada:
       "... Balkanların her köşesinde Osmanlı izleriyle karşılaşmanız mümkündür. Mesela Bulgaristan bölgesine baktığınızda Mithat Paşa gibi büyük bir valinin varlığını ve buradaki icraatlarını anlarsınız..."(27.s.)
        Ufuk açıcı bir eser okumanın ayrıcalığını yaşıyorsunuz. "Bilmediğim ne kadar çok şey varmış!" demekten alıkoyamıyorsunuz kendinizi. Ayrıca, bildiğimizi sandığımız birçok şeyin ezberletilerek öğretilmeye çalışıldığını da fark ediyorsunuz. Tarih bir dersten ötedir. Bir şuur, bir farkındalık, bir sorumluluktur. Geçmişini bilmenin sorumluluğu… Verilen mücadelelerin, yapılan haksızlıkların, kaybedilenlerin, kazanılanların, ödenen bedellerin, nice medeniyetlerin toplandığı geniş bir ufuktur.

        “Türklerin Avrupa’daki hâkimiyetinin çözülüşü açısından, hiç şüphesiz ki II. Viyana Kuşatması sonrası dönem önemli bir başlangıç noktasıdır. Hristiyanların çoğunluk olduğu vilayetlerin kaybından sonra; 1774’teki Osmanlı-Rus Savaşı’ndan itibaren İmparatorluğun Müslüman ve Türk eyaletlerinin de kaybıyla, bu çözülüş yeni bir evreye girmiştir…”(27.s.)
     Kitabı, deyim yerindeyse adeta bilgiye susamışçasına okudum. Öyle değil midir zaten! Edebi metinlerde estetik bir zevk uyandırılırken, öğretici metinlerde yaşanmışlıklarla, nesnellikle buluşur; öğrenmenin zevkiyle tanışırsınız. Tarihi, felsefi, bilimsel ve ilmi eserleri okurken farklı alanlara dair bir bilgi birikimiyle donanırsınız. Bir yandan da birçok yeni kelime, kavram ve terimle karşılaşırken ( tanassur, etnojenez, apostalik, semitik diller, mezkur, paleografi...) sözlüğe bakıp yeni kelimeler ekliyorsunuz kelime dağarcığınıza.
     İlber Hoca'nın verdiği cevaplarla hem bilgi edinme hem de tarih bilincine sahip olma yolunda önemli adımlar atıyorsunuz. Ne kadar çok şey bilmediğini fark etmek, kendine eleştirel bakmanın önünü açarak öğrenme isteğinizi artırıyor. Bilginin sonu yok ama edindiğimiz her bilgi küçük bir aydınlanmadır. Türklerin Tarihi’ni okurken tarihle ilgili birçok terim de öğreniyorsunuz: etnojenetik, historiyografik, kançılarya...

     “… 900 senedir Türkiye’de, küçük Asya’dayız ve bu aslında çok yakın bir tarih… Dünya tarihinde bir coğrafyada etnojenezi ve etnik yapıyı değiştiren böyle yerleşmeler vardır. Hangileridir bunlar? Neresi değildir ki… Koca Romalıların Avrupa’dan atılmasıyla yerine yeni Cermen kabileler geldi…” (58.s.) ( etnojenez: Yun. Bir etnik grubun yaratılması ve genişlemesi.

    Kitabın son sayfasına geldiğinizde tarihteki yolculuğunuz bitmiyor tabii. Sadece tarihteki yolculuğunuza bir mola veriyorsunuz. Daha öğrenilecek çok şey var geçmişimize, geçmişe dair. Kitabın kapağını kapatırken şunu düşünebilirsiniz: Bir müddet sonra okuduklarımı unutacağım. Evet, bilgiler unutulabilir ama farkındalığınız ve daha fazla aydınlanma, geçmişi öğrenme isteğiniz devam edecektir büyük bir olasılıkla. Tabii bu da tarihe, geçmişi öğrenmeye, okumaya ilgi duymanız ve okuma sevginizle ilgili. Öğrenmenin tadını aldığınızda okuma heyecanınız da artıyor. Konu tarih olunca başka bir merak sarıyor insanı. Farklı medeniyetleri, o medeniyetlerin siyasi yapılarını, kültürlerini, tarih yolculuğunda nasıl bir iz bıraktıklarını öğrendikçe merakınız artıyor. Bir de kendi tarihiniz söz konusuysa bambaşka bir okuma heyecanı duyuyor; aynı zamanda tarihini bilmenin sorumluluğunu duyuyorsunuz.

      “Şimdi düşününüz, Türkler aslında Anadolu’ya ne kadar da geç gelmiş… Üzerinde durmamız gereken bir husus var; Türkler çok gezdikleri için her zaman dünya tarihi içindedirler. Türk kimliğini anlamanız sadece etrafındaki bölgeyi değil, tüm dünyayı bilmeniz gerekiyor. ‘Roma bize ait değil.’ diyemezsiniz. Girdikleri medeniyet dolayısıyla böyledir. İslam medeniyeti dediğiniz Arap medeniyeti değildir. Dilinde Yunanca vardır, İbranca vardır; yani Yunan felsefesini, bilimini ölümden kurtaranlar Müslümanlardır, oradan girmişiz… Dolayısıyla ayrım yapamazsınız, tarihi tümüyle okumak ve bilmek zorundasınız…” (59.s.)

     Okuduğunuz satırlar, geçmişe açılan pencereler gibi. Tarihte yolculuk yaparken işte açılan bu pencerelerden geçmişe bakıyorsunuz satır aralarından. İlber Ortaylı’nın ne kadar derin bilgilere sahip bir bilim insanı olduğunu güçlü bir şekilde hissediyorsunuz. İlber Hoca’nın, bu kapsamlı tarih bilgisi, geniş bakış açısı, tarih bilincimizin gelişmesi açısından büyük bir değer taşıyor. Onun kaleminden tarihi okumak başka bir zevk! Onun geniş bakış açısıyla tarihinize, tarihe farklı bir yerden bakma fırsatı buluyorsunuz.

       “… Yine aynı şekilde 1920’lerin Avrupa’sını tetkik ve mütalaa etmeden hiçbir şekilde İstiklal Savaşı’nı ve savaşın dış politikasını anlayamazsınız. Zaten Ankara hükümetini tasavvur ve tasvir etmek mümkün değildir; yoksa yavan, hatta yanlış bilgilerle oyalanırsınız. Ya da İngilizler Mustafa Kemal’i iş başına getirmişler diye biri laf eder, inanılacak şey değil. Herkes kendine inanacak ve sözlerini tekrarlayacak safdillerini bulur. Enteresandır ve doğrudur, hafızası olmayan toplumların nerelere gideceğinin, sürükleneceğinin, dahası neler yapabileceğinin hesabı olamaz.” (63.s.)

       Her kitapta az ya da çok altı çizilmeye değer, yıldızlı satırlar vardır. İşte yukarıdaki satırlar bana göre öyle. Sizler de okurken o satırları keşfeder ve o satırların altını çizersiniz. Notlar alırsınız ve paylaşırsınız. Türklerin Tarihi’nde de bunun gibi altını çizdiğim birçok satır oldu. Bunlardan bir kısmını siz değerli okurlarla paylaşacağım yine. Bir eserin konusu tarihse, günümüze kadar farklı coğrafyalarda varlık göstermiş devletlerin maceraları ise işte o zaman daha önemli buluyorsunuz altını çizdiğiniz satırları. Tarihinizle, dünya tarihiyle, farklı medeniyetlerin bıraktığı izlerle hemhal oluyorsunuz çizdiğiniz her satırda İlber Ortaylı da tarihle hemhal olmuş değerli tarihçi ve yazardır. Adeta nefes alıp veren bir tarih kitabı, zengin ve derin bir kaynaktır. Onun ufkundan ve tarih birikiminden bir nebze olsun istifade edebilirsek ne mutlu bize! Tarih; sebep ve sonuçlardan, zaferlerden, yenilgilerden, zaman ve mekândan, tarihi şahsiyetlerden ibaret değildir.

     Tarih, bir ufuktur, insanlığın hafızasıdır. Kitaplara sığıyor gibi görünse de aslında farklı coğrafyaların ve o dönemleri yaşayanların hatıralarında nefes almaya devam eder. Farklı bakış açılarıyla ve yeni araştırmaların, keşiflerin ışığında hep canlılığını korur. Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşı’nda dile getirdiği gibi:

“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı:                                                                            Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.”

     Tarihimizi, dünya tarihini okuyalım ki yaşanılanlar, ödenen bedeller, kazanılan zaferler üzerinde daha geniş bir bakış açısı kazanıp geçmişle daha güçlü bir bağ kurabilelim. Tarihi metinlerin okunması bu açıdan büyük bir öneme sahiptir. Bu tarihi araştıranlar, bu tarihe dair eserler kaleme alanlar da ayrı bir öneme sahiptirler. Prof. Dr. İlber Ortaylı, işte bu önemli kalemlerden biridir. Aydınlatan, ufuk açan anlatımı ve engin bilgisiyle okuyuculara zengin bir tarihî birikimi sunuyor. Tarihimizi, geçmişi merak edelim ve bugünlere nasıl gelindiğinin biraz olsun farkına varalım ki bugünü de daha iyi anlayabilelim. Geçmiş, bugün ve yarın, bir zincirin halkaları gibidir. Her bir halkanın birbiriyle ilişkisi olduğunu, birbirini etkilediğini, etkileyeceğini düşünüyorum. İlber Ortaylı Hoca’nın ve diğer tarihçilerimizin ufkumuzu genişletmek için sundukları bilgilerin ışığında geçmişe, geçmişimize ve zaman kavramını anlamına daha yakından bakalım. Okuyalım ve tarihteki yolculuğun meraklı bir yolcusu olalım.

       Tarihin, geçmişin;  tozlu raflarda değil milletlerin, insanlığın hafızasında yeni bakış açılarıyla canlı kalmasını birlikte sağlayalım. Bir yazarın, bir bilim insanının ufkundan istifade etmenin ayrıcalığını birlikte yaşayalım. Okuyalım, okuyalım, okuyalım…

 

         Kitaptan Bazı Bölümler:

         “Türkler olmadan bir dünya tarihi yazmak da mümkün değildir.”( 13.s.)

         “ … maalesef Türk tarihçiliğine ilişkin Gürcü, Ermeni, Bizans, İran ve o asırların İtalyan kaynaklarını, özellikle de Papalık arşivini bilmiyoruz.”(17.s.)

         “Evet; Türkiye, bir göçle, bir fetihle, sonradan yerleşmeyle vatanını en geç kuran ülkelerin arasında yer alır.” (19.s.)

          “ Aslında ülkemizin böyle adlandırılması, tuhaftır ki bizim dedelerimizin değil, bu ülkeyi başlangıçtan beri çok iyi tanıyan İtalyanların işidir. Bizim dedelerimiz buraya ‘İklim-i Rum’ derlerdi.”(20.s.)

          “Vakıaları ve gerçeği olduğu gibi kabul etmeliyiz.”(25.s.)

           “Balkanların her köşesinde Osmanlı izleriyle karşılaşmanız mümkündür.” (27.s.)

           “ Yani her ailenin şehit verdiği, cemiyetin altüst olduğu, hakikaten toz dumanın ortalığı kapladığı söz konusu dönemlerde, vatan savunması denilen olayların etrafında insanların milli kimliği oluşur.”(28.s.)

         “… Türk’ün milli kimliği ise imparatorluğun parçalanması sırasındaki kan, barut, ateş, ter ve gözyaşıdır. Yani kaç asırdır oturduğu Rumeli’nin köylerinden birkaç günün içerisinde sökülüp atılması, perişan olması, yollarda ölmesi, mahvolmasıdır.” (29.s.)

         “Evet, tarih belki tekerrürden ibaret değil, çünkü ‘Aynı nehrin suyunda iki kere yıkanmıyoruz’ demiş İyonyalı bir filozof… Bazı şeyler tekerrür ediyor, her yerde aynı eğilimler var, bunun çok önüne geçemeyiz.” (30.s.)

          “Türkiye tarihçiliği maalesef tarih disiplinine çok uygun şekilde ilerlemiyor.” (36.s.)

          “… geçmişte büyük imparatorlukları besleyen yer Mısır’dır. Mısır’ın buğdayı, pirinci gelir.”( 43.s.)

 

         “İranlılar eliyle Müslüman olduk diye İranlılaştık mı? İran’da birçok Türk var; çok iyi Farsça biliyorlar, İran edebiyatına katkıları var ancak Türkçeyi de fevkalade konuşuyorlar.”(45.s.)

 

       “Hayret uyandıran bir husus, nasıl oluyor da bizim Orhun Yazıtları’nın tarihi 700’ler olabiliyor? 569 yılındaki bu olaya rağmen okullarda hâlâ bu tarih verilir.” (49.s.)

 

      “Bizim hayali Türk kahramanlara ihtiyacımız yok; her devirde, coğrafyanın her yerinde varız zaten.” (48.s.)

 

       “Anlayacağınız, iki günde Müslüman olmuş değiliz. Tarih yazımında müthiş bir tarih kirliliği var.” (53.s.)

 

       “Dandanakan Savaşı’ndan sonra bizimkiler Horasan’a yerleşti. Bu, tarihin önemli bir noktasıdır. Bazı insanlar, ‘Tarih hep savaştan ibaret’ diye savaşları küçümserler ama bizde tarih hakikaten hep savaştır. Batı’da ise evlenmedir. Orada hükümdarlar evlenme yoluyla hâkimiyet kurmuşlardır.  Savaş nasıl önemli olmaz ki? Mesela 1911 yılı sonbaharında, olayı rüyasında görse inanmayacak insanlar bir gün Bulgaristan tebaası olarak uyanıyorlar. Türkiye’nin insanları hâlâ o Balkan tramvasından kurtuldu mu, kurtulmadı mı, bilinmez. Belki orada zarar gören insanlar maddi anlamda kendilerini düzelttiler ama unutulmamalı ki düzeltilemeyen bir manevi taraf var. Bunları bilmeden tarih yapamazsınız.”( 57, 58.s.)

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


1 Yorum
23.03.2021 - 14:33
Böylesi paylaşımları ve paylaşanları kamuya fayda açısından çok takdir ediyoruz. Bu yazılar ayrıca neyi, niye, nasıl okuyacağım sorularına da cevap vermiş oluyor. Teşekküler Sevim Hanım.