JEAN-JACQUES ROUSSEAU, ÉMILE


16.1.2021

                                     

Emile Ya Da Eğitim Üzerine, Jean-Jacques Rousseau, Türkiye İş Bankası  Kültür Yayınları - Konusu, Yorumları ve Fiyatı ile Kitap Sepeti'nde.

                                         İNSANA VE HAYATA DAİR 

                                       JEAN- JACQUES ROUSSEAU

                                                          EMILE

 

“Her şey, Yaratıcı’nın elinden çıktığında iyidir; insanoğlunun elinde bozulur.”

                                                                                                     (Birinci Kitap, 5.s.)

 

JEAN-JACQUES ROUSSEAU

            EMILE

YA DA EĞİTİM ÜZERİNE

Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları, VIII. Basım Ocak 2017, İstanbul, 758 sayfa

Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi

Fransızca Aslından Çeviren: Yaşar Avunç

Kitabı okuduğum tarih: 2020 Temmuz- 2021 Ocak

İçindekiler:

Önsöz

Birinci Kitap

İkinci Kitap

Üçüncü Kitap

Dördüncü Kitap

Beşinci Kitap

Notlar

Yazar ve Eser Hakkında Kısa Bilgi:

“Jean Jacques Rousseau (1712 – 1778), 18. yüzyıla damgasını vuran, eserleri ve düşünceleri ile topluma yön veren en önemli filozoflardan birisidir. Fransız devriminin etkisi ile bu yüzyılda yaşayan filozof ve düşünürler, hem Fransa’da hem dünyada “Aydınlanma Çağı” olarak adlandırılan bir dönemin mimarları olmuşlardır. Rousseau da düşünceleri ve eserleri ile bu çağda toplumu etkileyen, yönlendiren ve aydınlatan özgürlükçü ve ‘eşitlikçi’ bir düşünür ve yazardır. Gerek siyaset teorisinde gerekse eğitim felsefesinde ortaya attığı görüşlerle birçok felsefeci ve düşünüre esin kaynağı olmuştur.

Rousseau eğitime dair düşüncelerini ve eğitim anlayışını ayrıntılı ve sistemli olarak ‘Emile’ (Türkçesi: Emile – Bir Çocuk Büyüyor) adlı kitabında belirtmiştir. 1762 yılında henüz ‘pedagoji’nin olmadığı bir dönemde yazar, hâlâ tartışılan düşünceleri ile eğitime önem verdiğini ortaya koymuştur. ‘Emile’ adlı kitap J.J. Rousseau’nun Emile adında hayali bir erkek çocuğu alarak onu yetiştirmesini konu edinmiştir. Emile beş bölümden oluşan bir kitaptır: Bunlar ilk çocukluk yıllarından itibaren yetişkinliğe dek Emile’in hayatının evrelerini, gelişme özelliklerini ve her evrede nasıl ‘iyi’ bir eğitim verilebileceğine dair önerilerin yer aldığı bölümlerdir.”

Kaynak: egitimpedia.com

        

 

       J. Rousseau, Emilé adlı geniş kapsamlı, uzun soluklu eserinde, okuyucuya eğitime dair çok değerli bilgiler veriyor. Eğitim, her zaman önemini koruyan ve koruyacak olan bir konudur. İnsanoğlu için eğitim bir ihtiyaçtır ve temel ihtiyaçlardan biridir. Sadece beslenme ve barınmadan ibaret olabilir mi insanın ihtiyaçları? Hayatın zorlukları karşısında takınacağımız tavır, sergileyeceğimiz davranışlar da çok önemlidir. İnsanlarla, yaşadığımız toplumla, hayatla ilişkimize dair öğreneceğimiz çok şey var. İnsan olmayı başarmaya çok çok ihtiyacımız var son nefesimizi verene kadar. İnsan olarak var olmak yetmiyor; insanca, insana yaraşır bir kişilik inşa edebilmemiz de her zaman önemini koruyacaktır. Bunun içindir ki eğitime dair yazılmış eserler okumaya, o yazarların, düşünürlerin fikir dünyalarıyla tanışmaya gereksinim duyarız, duymalıyız da. Bildiğini okuyan, geleneksel bakıştan bir an uzaklaşıp farklı seslere kulak vermeye, farklı bakış açıları edinmeye yönelmeliyiz.

       Bakın, yazar, önsözde bu eseri yazma nedenini nasıl açıklıyor: “Bu sırasız, neredeyse düzensiz düşünce ve gözlemler kitabını yazmaya, düşünmeyi bilen iyi bir anneyi mutlu etmek için başladım… İyi bir eğitimin öneminden pek az söz edeceğim, uygulanmakta olan eğitimin kötü olduğunu kanıtlamanın üstünde durmayacağım; birçokları bunu benden önce yaptı, ben de bir kitabı herkesin bildiği şeylerle doldurmayı hiç sevmiyorum… Söylendiğine göre yalnızca kamu yararını amaçlayan bunca yazıya karşın, tüm yararların en başta geleni olan insanları yetiştirme sanatı hâlâ unutuluyor…”

                                                                                                                                                                 ( 1 ve 2. s.)

       Her kitabı okurken altını çizdiğim satırlar olur mutlaka. Bu okuma tarzı, elbette sadece bana özgü değildir. Belki de böyle yaparak okuma sürecini daha kalıcı ve anlamlı bir sürece dönüştürmüş oluyoruz. O satırları, sevdiklerimizle, arkadaşlarımızla paylaşma imkânını da bulmuş oluyoruz. Bana göre bir başka güzelliği de yıllar sonra o satırları okuyarak kitaba dair anılarımızı tazelemiş oluruz. İşte Emilé’de de altını heyecanla çizdiğim satırlar oldu. Bunların bir kısmını sizlerle paylaşacağım tabii ki ama size ne ölçüde hitap eder bilemiyorum. Herkesin aynı satırlarda buluşması, aynı satırlardan etkilenmesi her zaman mümkün olmayabiliyor. Aslında bu durum bir kitabın bütünü için de geçerlidir. Her okurun iç dünyası, kitap seçimi ve kitaptan etkilenme düzeyi farklılık gösterir ama söz konusu olan “eğitim” ve “insan” ise üstünde düşünmeden reddetmemek gerekir söylenenleri. Tabii tersi de söz konusu. Yani hemen reddetmek gibi hemen onaylamak ve kabul etmek de doğru değildir. Düşünmek ve anlamaya çalışmak çok önemlidir. İşte burada eleştirel okuma önem kazanır. Rousseau da düşünce ve tavsiyelerini ortaya koyarken okuyucuya saygı duymayı, samimi davranmayı elden bırakmıyor:

          “…Yanılmaz olduğuma inanmak gibi bir kendini beğenmişliğim yok…”(435.s.)

          “  … Olayların doğal akışına kapılarak ilerliyorum, ama okurlarımın düşüncelerine kendi fikirlerimi dayatmıyorum. Uzun süredir onlar beni düşler ülkesinde görüyorlar, ben de onları önyargılar ülkesinde…”(349.s.)

         Çocuk eğitimine, hayata hazırlanmalarına dair çok değerli tavsiyelerin yanında elbette size ters gelebilecek önerilere de rastlayabilirsiniz. Yazar açıkçası onaylanma kaygısı içinde değil, sadece okuyucusunun bakış açısını genişletmeye çalışıyor. Sadece çocuk eğitimine dair öneriler yok kitapta. İnanca, doğaya, kadın erkek ilişkilerine, evlilik hayatına ilişkin dikkat çekici görüşleri var Rousseau’nun.

       Her cümlesiyle, sözünü ettiğim kavram ve konulara farklı bir yerden bakmamıza yardımcı oluyor. Anne babalara, öğretmenlere, kadınlara, erkeklere, gençlere söyleyecek çok sözü var. Bazen geleneksel değerlere verdiği değer bazen de özgürleşmeye verdiği önem sizi etkiliyor. Her şeyden önce insan olmanın önemine dikkat çekiyor her fırsatta:

       “… Öğrencim ister askerlik mesleğine, ister papazlık ya da avukatlık mesleğine yönlendirilsin, önemi yoktur. Ana babanın eğiliminden önce, doğa onu insan olarak yaşamaya çağırır. Yaşamak benim ona öğretmek istediğim meslektir. Benim elimden çıktığında eminim ki ne yargıç ne asker ne de papaz olacaktır; önce insan olacaktır…”(12.s.)

         Rousseau, önce insan olmanın önemine dikkat çekiyor. İnsan olmayı başarmanın önemini vurguluyor. Öyle ki hayali kahraman olan ve hayali olarak eğittiği Emile’e hep bunu öğretmenin çabası içinde. Asıl çabamızın da bu olması gerektiğini dile getiriyor:

       “… Bizim asıl inceleme konumuz insanlık durumudur. İçimizde bu yaşamın iyiliklerine ve kötülüklerine katlanmayı en iyi bilen kişi bana göre en iyi yetiştirilmiş kişidir. Buradan gerçek eğitimin kurallardan çok uygulamalara dayanması gerektiği sonucu ortaya çıkıyor…”  ( 12.s.)

       “… İnsanlar, insan olun; bu sizin ilk görevinizdir: Her durumda, her yaşta, insana yabancı olmayan her şeyde insan olun. Sizin için insanlık dışında hangi bilgelik vardır?..”( 68.s.)

       Kitabın hemen hemen her sayfasında altının çizilmesi gerektiğini hissettiren o kadar önemli cümleler var ki! Yazımda hangilerine yer vereceğime de karar vermekte zorlanıyorum. Umarım siz değerli okuyuculara ışık tutacak, ufkunu açacak alıntılara yer verebilirim. Eğitim, inanç, özgürlük, ölüm, tabiat, sevgi, aşk, evlilik, aile ve daha birçok önemli konu başlığına dair dikkat çekici görüş ve önerileri var Rousseau’nun. Her birisi insanı yakından ilgilendiren önemli konu ve kavramlar.

        “… Herkesin asıl görevine dönmesini istiyorsanız, işe annelerden başlayın. Neden olacağı değişiklikler sizi şaşırtacaktır. Her şey art arda bu ilk bozulmadan gelir: Tüm tinsel düzen bozulur; yüreklerde doğallık yok olur; evlerin içi canlılığını yitirir; doğmakta olan bir ailenin dokunaklı görünümü artık kocaları bağlamaz, yabancılar saygı duymaz…”(18.s.)

       “… Ailenin oluşturduğu tablodan daha hoş bir tablo yoktur…”(23.s.)

       “… Eğer ölümsüz olsaydık çok mutsuz insanlar olurduk. Kuşkusuz ölmek acı bir şey; ama hep yaşamayacağımızı ve daha iyi bir yaşamın bu dünyadaki yaşamın acılarını erdireceğini ummak da hoş bir şeydir. Bize bu dünyada ölümsüzlük önerilmiş olsaydı, bu can sıkıcı armağanı kim kabul etmek isterdi? Yazgının sertliklerine ve insanların adaletsizliklerine karşı elimizde hangi çare, hangi umut, hangi avunma kalırdı?..”(73.s.)

        Yukarıdaki satırlarımda dile getirdiğim birçok konu ve kavrama dair satırları yeniden bir elemeden geçirerek sizlerle paylaşıyorum. Hangi satırlar umutsuzluğa, içinde bulunduğunuz çıkmazlara daha çok çare olabilir diye düşünüyorum. Çünkü öyle sözler vardır ki bir anda size yepyeni bir bakış açısı kazandırabilir ve hayatınızdaki, içinizdeki karanlık noktaları ışığa kavuşturabilir. Bazen okuduğumuz kitaplar bize işte böyle tesir edebilir ya da içimizdeki karanlığı da büyütebilir. Onun içindir ki aydınlığı, umudu, dürüstlüğü, samimiyeti güçlendiren eserleri paylaşalım ki içimize iyilik tohumları ekmeye çalışalım.

       Benim için her eleştiri yazısı bu anlamda değerlidir, önemlidir. Birkaç satır yazıp bir kenara çekilemiyorum. Eserdeki iyi, güzel ve de olumsuz bir kanı oluşturabilecek yönleri kendimce keşfettiğimde bunlara dikkat çekmem gerektiğini düşünüyorum. Eleştiri ve kitap tanıtım yazıları bu yönden çok çok önemli. Elbette öznel yanı ağır basıyor ister istemez. Ama elimden geldiğince ve yüreğimin, vicdanımın sesine kulak vererek yazılarımı kaleme almaya gayret ediyorum. Bu süreç benim için başka yazılara harcadığım mesaiden daha farklı bir öneme sahip. Öznelliğin etkisine kapılmamaya çalışarak ve nesnelliğimi de korumaya çalışarak her satırı iyi tartmaya çalışıyorum.

       Emilé, o kadar konu ve kavramı barındırıyor ki bu yüzden eseri iyi okumak gerekiyor.  Bitirmek için de acele etmemek gerekiyor. Yazarın bazı tespitlerine katılmayabilir ve onaylamayabilirsiniz. Bundan doğal bir şey olamaz. Her eser için geçerlidir bu yaklaşım. Örneğin yazarın kadınlarla ilgili bazı görüşleri size ters gelebilir ama kendi döneminin ve de yaşadığı toplumun gerçeklerine göre kadının önemine dikkat çekiyor. Genç kızların, kadınların, annelerin davranışlarına, yaşantısına çok özen gösteriyor; ayrı bir önem veriyor:

          “…Dolayısıyla kadının yalnızca sadık olması değil, kocası, yakınları ve herkes tarafından da böyle görülmesi gerekir. Kadın alçakgönüllü, dikkatli, ihtiyatlı olmalı ve kendi vicdanında olduğu kadar başkalarının gözünde de erdeminin kanıtını taşımalıdır… Erkek ile kadının eşit, görevlerinin de aynı olduğunu belli belirsiz bir biçimde ileri sürmek, tumturaklı boş laflar etmek, buna yanıt verilmedikçe, hiçbir şey söylememiş olmak demektir… Kadınlar güçlenirlerse erkekler daha da güçlü olurlar; erkekler gevşerlerse, kadınlar daha da gevşek olurlar…”(518, 519.s.)

           “… Kadın, kadın olarak daha değerlidir, ama erkeklik tasladığında değeri azalır; haklarını değerlendirdiği her noktada üstünlük ondadır…” (521.s.)

           “… Çocukların sağlıklı bir bünyeye sahip olmaları önce annelerin sağlıklı bir bünyeye sahip olmalarına; erkeklerin ilk eğitimi de kadınların gösterdikleri özene bağlıdır. Ayrıca ahlakları, tutkuları, zevkleri, hatta mutlulukları da kadınlara bağlıdır. Böylece kadınların her türlü eğitimi erkeklerin eğitimi ile ilişkilidir…”(523.s.)

          Yazarın kadınlara, erkek kadın ilişkisine, kadının toplumdaki yerine dair her görüşü dikkat çekici. Kadın ve erkeğin cinsel kimliğine yönelik tespitleri de öyle. Kısacası, Rousseau’nun insana dair her şeyi düşündüğünü ve buna ciddi bir mesai harcadığını, toplumu, insan ilişkilerini dikkatli, titiz bir gözle izleyip gözlemlediğini görüyorsunuz. Rousseau, titiz, iyi bir gözlemci ve insana dair birçok konuyu –ahlâk, inanç, eğitim, aile, evlilik gibi- irdeleyen, görüşlerini samimi ve cesur bir şekilde ortaya koyan bir yazar, bir eğitimci ve bir düşünür. Kurallarını, ilkelerini açık bir şekilde ifade ediyor. Hayali çocuğu Emilé, Emilé’e uygun gördüğü, yakıştırdığı hayali eş, kadın Sophie… Özellikle, Sophie’yi betimlediği bölüm çok uzun ve yoğun bir anlatımla okuyucuyu biraz sıkabilir. Ayrıca Emilé ve Sophie için kurduğu hayallerin olduğu bölüm de bana çok uzun geldi ama bir yandan da kurguladığı aşk ve mutlu evlilik hayali esere romantik bir boyut katmış. Evlenecek gençlere güzel tavsiyelerde bulunuyor. Yazar öyle samimi ki okuyucusuyla sohbet ettiğini ve onun nabzını ölçtüğünü açıkça dile getiriyor:

          “… Genç dostlarımın aşklarının öyküsünü ayrılışlarına kadar uzatmaya çok hevesliyim, ama okurların hoşgörüsünü de uzun süredir kötüye kullanıyorum. Bu yüzden bitirmek üzere kısa keselim…”( 667.s.)

          “…Evlilikte mutluluk sürdürülebilseydi, cennet yeryüzünde olurdu diye sık sık düşündüm. Bu şimdiye kadar hiç görülmedi. Ama tümüyle olanaksız olmasa gerek ki, her ikiniz de hiç kimseden almamış olacağınız ve pek az karı kocanın taklit edebileceği bir örnek oluşturmaya pekâlâ layıksınız…”( 710.s.)

           “… Baskı ile aşk pek bağdaşmaz, haz da ısmarlama olmaz…”( 710.s.)

           Bu bölümden önceki sayfalarda inanca, manevi değerlere dair düşüncelerini de etkili ve samimi bir dille ortaya koymuş. Kendi inanç dünyasını, Yaratıcı ile olan bağının çok derin ve sağlam olduğunu hissettiriyor. İnanç dünyası size tüm yönleriyle uymayabilir ama okurunun manevi dünyasına dokunabiliyor. Kendi inancını dayattığını düşünmedim ama insanın manevi tarafına da ciddi bir şekilde eğilmiş. Kullandığı kelimeler çok güçlü ve derinden etkileyebiliyor sözleriyle. Bakın kendini okurlarına nasıl tanımlıyor yazar:

           “… Okurlar, size hitap edenin bir bilgin ya da bir filozof değil, gerçeğin dostu, yansız, sistemsiz, basit bir insan olduğunu her zaman anımsayın; insanlarla birlikte pek az yaşayan, kendi köşesine çekilmiş yalnız bir adamın, onların önyargılarıyla kafasını karıştırmak için daha az, onlarla ilişkide olduğunda ilgisini çeken konularda düşünmek için daha çok zaman bulma fırsatı olur…”( 120.s.)

          “…Okurlar, kimi zaman kendimden örnekler verdiğim için beni bağışlayın, çünkü bu kitabı, iyi bir kitap olması için keyif alarak yazmam gerek…”(161.s.)

           “… Her şeyi kuşatan, dünyayı devindiren ve tüm varlıklar sistemini oluşturan o anlaşılmaz Varlık’ı ne gözlerimizle görebiliriz ne de ona ellerimizle dokunabiliriz; tüm duyularımızdan kaçar bu Varlık. Yapıt görülüyor, ama işi yapan saklanıyor. Onun var olduğunu anlamak basit bir iş değildir ve bu noktaya gelip de kendi kendimize, ‘Kimdir o, nerededir?’ diye sorduğumuzda, zihnimiz karışır, şaşırır ve artık ne düşüneceğimiz bilemez oluruz…”(352.s.)

           O kadar yoğun ve çok yönlü bir bakışı var ki Rousseau’nun, her cümlesinde sizi bazen derin düşüncelere yönlendirirken bazen de onun derinliğinde kayboluyorsunuz. Açık konuşmam gerekirse bazı yerleri çok anlamaya çalışmadan hızlı bir şekilde okuyup ilerledim. Aksi takdirde kitapta ilerleme şansınız olmaz. Bu, bazı kitaplarda yaşadığımız bir durumdur. Hızlı bir şekilde okuyup geçersiniz ve derinleşemezsiniz. Ama öyle satırlar da var ki tekrar tekrar okumak istiyorsunuz. Altını çizerken farklı bir heyecan duyuyor ve başkalarıyla paylaşmak istiyorsunuz. O satırlar kitabın can damarıdır adeta. İşte o satırlardan birkaçı:

        “…Bilmediğimiz tek şey, neyi bilebileceğimizi bilmemektir…”(372.s.)

         “…Dünya kendi kendine hareket eden büyük bir hayvan değildir; öyleyse hareketlerinde kendine yabancı bir neden vardır ki ben bunu anlamıyorum; ama içimden gelen inandırıcı bir duygu bu nedeni benim için öyle belirli kılıyor ki güneşin hareket ettiğini onu iten bir gücü düşünmeden göremiyorum ya da dünya dönüyorsa onu döndüren bir eli hissettiğimi sanıyorum…”(379.s.)

        “… Onun var olduğunu nerede görüyorsun, diyeceksiniz bana. Yalnızca gürleyen göklerde, bizi aydınlatan yıldızda, yalnızca bende değil, otlayan koyunda, uçan kuşta, düşen taşta, rüzgârın alıp götürdüğü yaprakta da görüyorum…”(382.s.)

         “… Cehennemi başka bir dünyada aramaya ne gerek var? Cehennem zaten bu dünyada kötülerin yüreğindedir…”(397.s.)

          “… Vicdan ruhun, tutkular da bedenin sesidir…”(400.s.)

          Yazar, kendini beğenmişlik, yanılmaz olduğuna inanma gibi bir tavır içinde olmadığını dile getiriyor: “Yanılmaz olduğuma inanmak gibi bir kendini beğenmişliğim yok.”(435.s.)

Tanrı’ya olan inancını bir cümlede şöyle ifade etmiş: “Tanrı’ya yüreğimin tüm yalınlığıyla ibadet ediyorum… Tanrı’ya, ona yaraşır biçimde ibadet etmeleri koşuluyla tüm dinlerin iyi olduklarına inanıyorum. Asıl ibadet yürekten yapılan ibadettir. Tanrı, ne şekilde yapılırsa yapılsın, içtenlikli ise, kendisine yapılan bu ibadeti reddetmez…”(437.s.)

          Rousseau’nun; eğitimcilere, anne babalara, gençlere, kadınlara, erkeklere, kısacası toplumun her kesimine söylediği çok şey var. Eğitimcilere tavsiyelerinin yanında anne babalara, kadınlara, erkeklere, evlenecek olanlara da hem geleneksel anlamda hem de insan haklarını göz ardı etmeyen tavsiyelerde bulunuyor. Eğitimin ne kadar hassas, ne kadar çok boyutlu bir konu olduğunun altını çiziyor her sözüyle. Kadınların annelik görevlerini çok önemsiyor ve bunu her fırsatta vurguluyor. Tabii baba olmanın sorumluluklarını da göz ardı etmiyor:

         “… Kadınlar yeniden anne oldular mı, erkekler de az sonra yeniden baba ve koca olacaklardır…”(19.s.)

           “… Babalık görevlerini yerine getiremeyen kişinin baba olmaya hakkı yoktur. Ne yoksulluk, ne işler, ne insanlığa saygı, onu çocuklarını kendisi besleyip yetiştirmekten bağışık tutar. Okurlar, bana inanabilirsiniz. Yüreği olup da bu kadar kutsal görevleri ihmal eden herkese, yaptığı yanlış yüzünden uzun süre acı gözyaşları dökeceğini ve asla teselli bulamayacağını önceden haber veriyorum…” (24.s.)

        İnsana dair ne varsa Emilé’de karşınıza çıkıyor: Eğitim, ahlâk, toplumsal yaşam, tabiat, inanç, aşk, kadın –erkek ilişkisi, aile, gelenek… Üç noktayı hak eden kitaplardan biri Emilé. Bazen anlatılanların derinliğinde kaybolup bir an için kitaptan uzaklaşır gibi olsanız da yazar yine bir anda sizi etkili tavsiyeleri ve özgün bakış açısıyla kitapla bağınızı güçlendiriyor. Çünkü öyle sözleri var ki heyecanla çevirmeye devam ediyorsunuz yeni sayfaları. Sözler akıp gidiyor, kendinizi, insanı ve hayatı daha iyi tanımaya, anlamaya, keşfetmeye devam ediyorsunuz. İnsanı, hayatı anlamak ve insan olmaya, insanlık için güzel işler yapmaya çalışmak kolay olmasa gerek! Rousseau, okurunu ince ince ve detayları atlamadan hayata hazırlamaya çalışıyor. Çünkü en temel sorunumuz insan olmak ve insanca yaşamak, yaşatmak. İnanıyorum ki sizler de bu geniş kapsamlı ve derinliği olan eseri okuduğunuzda birçok şey katacaksınız duygu ve düşünce dünyanıza. Yaşam bir yolculuktur. Hakkını vermek gerekir. Rousseau’nun dediği gibi: “En çok yaşamış olan insan en çok yıl saymış olan değil, yaşamı en çok hissetmiş olandır.”

            Yeni kitaplarda yeni anlamlar keşfetmek üzere buluşmak dileğiyle!

 

ESERDEN YILDIZ VERDİĞİM SATIRLAR:

* Aile yaşamının çekiciliği ahlaksızlığa karşı panzehirdir. (19.s.)

* Acıyı bilmeyen insan ne insanlığa acımayı ne de acımanın tadını bilir. (81.s.)

* Adaletli, iyiliksever, yardımsever olun. Yalnızca sadaka vermeyin, hayır yapın; hayır işleri acıları paradan daha çok dindirir; başkalarını sevin, onlar da sizi seveceklerdir; onlara yardım edin, onlar da size yardım edeceklerdir; onların kardeşi olun, onlar da sizin çocuklarınız olacaklardır. (96.s.)

* Çocuklara saygı gösterin ve onlar hakkında iyi ya da kötü diye yargıda bulunmakta acele etmeyin.(115.s.)

*İnsanın güçsüzlüğü nereden ileri geliyor? Gücüyle arzuları arasındaki eşitsizlikten. Bizi güçsüz kılan tutkularımızdır, çünkü onları tatmin etmek için doğanın bize verdiğinden daha çok güç gerekiyor. Öyleyse arzularınızı azaltırsanız, gücünüzü artırmış gibi olursunuz. (207.s)

* Tahtını kaybeden ve bunu umursamayan kişi o tahtın üstündedir.(257.s.)

* Doğa bizi hiçbir zaman yanıltmaz; onu her zaman yanıltan biziz. (271.s.)

* Özgür yaşamak ve insanlarla ilgili şeylere pek az bağlanmak, ölmeyi öğrenmenin en iyi yolu budur.(279.s.)

* Sevilmek için, insanın kendisini sevilmeye değer kılması gerekir. (287.s.)

* Gerçek bir iyilik insanı nankör yapmaz. (319.s.)

* Tam bir mutluluk dünyada yoktur, ama mutsuzlukların en büyüğü ve de her zaman kaçınılabilir olanı, insanın kendi hatası yüzünden mutsuz olmasıdır.(584.s.)

* İnsan bağlılıklarını çoğalttığı ölçüde üzüntülerini de çoğaltır. Dünyada her şey gelip geçicidir. Sevdiğimiz her şey er geç elimizden gidecektir, ama biz bunlara sanki sonsuza dek süreceklermiş gibi bağlanıyoruz. (658.s.)

* Ölüm, kötü insanın yaşamının sonu, doğru insanın yaşamının başlangıcıdır. (662.s.)

* O kadar soylu meslekler vardır ki bunları para için yapamazsınız, yaparsanız buna layık görülmezsiniz. Savaşçılık mesleği böyledir; öğretmenlik mesleği böyledir. (24.s.)

 

 

                “İşte, ortaya çıkan tüm güçlükler içinde yapmaya çalıştığım şey. Kitabı boş yere kalınlaştırmamak için, herkesin gerçekliğini hissettiği ilkeleri ortaya koymakla yetindim.”  (26.s.)

 

16.02.2021

(2021’deki ilk yazım)

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


5 Yorum
17.01.2021 - 14:22
Özellikle alıntıların bolluğu, değer katan değerlendirmeler ile her kesin istifade edeceği bir inceleme olmuş. Elinize sağlık. Tebrik ediyorum, Sevim Hanım... 🙂

17.01.2021 - 14:31
Değerli hocam, takdir ettiğiniz puan, beğeni ve güzel yorumunuzdan dolayı çok teşekkür ederim. Sizlerin yorumu benim için ayrı bir öneme sahip. Selam ve saygılarımla...

17.01.2021 - 14:40
İyi ki bu değerli siteyle tanıştım diyorum her yazımı kaleme alıp sitede yer verdiğimde. Altıncı yılıma girdim. Daha üretken olmama, farklı kalemlerle ve en önemlisi de sizin gibi değerli bir meslektaşımla tanışmama vesile oldu. Uzaktan eğitimin yoğunluğu ve sorumluluklarımdan dolayı editör olarak çok katkı sağlayamadığım için bunun eksikliğini duyuyorum. Umarım daha iyi katkı sağlayabilirim. Sağlıklı ve mutlu günler diliyorum.

23.01.2021 - 21:44
Kendi adıma çok teşekkür ederim ve eminim ki pek çok kalem dostum da benimle aynı fikri paylaşıyordur. İçten ve duru ve su gibi bir aktarım ve anlatım kaleminizden bizlere ulaşan. İş Bankasının yayınları gerçekten de çok faydalı ve seçkin kitapları okuyucu ile buluşturuyor ve sizin sayenizde bilgi dağarcığımıza nice güzellik ve nive duygu ekledik. Dikkatle okudum yazdıklarınızı. Var olsun kaleminiz ve güzel yüreğiniz, değerli Sevim Hanım ve gerçekten de çok değerli bir platform içinde bulunduğumuz hele ki edebiyatı ve dostluğu ve bilgiyi elbette sevgiyi katık ettiğimiz her güzel şey gibi bizi güzelliklerle ve kaliteli edebiyat ile buluşturan ve bunda öyle büyük katkınız var ki, canım hocam. Tüm yüreğimle kutluyor ve saygımla selamlıyorum. En içten ve yürek dolusu sevgilerimi gönderiyorum kıymetli yazarım... Var olunuz

24.01.2021 - 01:12
Gülüm Hanım merhaba. Kıymetli değerlendirmeniz, takdiriniz, ayrıca her zaman olduğu gibi sevgi, içtenlik dolu sözleriniz için çok teşekkür ederim. Siz değerli okurlara küçük bir katkı sağlayabiliyorsam ne mutlu! Bu değerli, içten yorumlar, heyecanla, şevkle yazma isteğimi güçlendiriyor. Selam ve sevgilerimle... Yeni kitaplarda buluşmak dileğiyle!